T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1605
KARAR NO: 2024/2171
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01.03.2024
NUMARASI: 2022/916 Esas 2024/159 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 19.12.2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 19.12.2024
Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 01.03.2024 tarih ve 2022/916 Esas 2024/159 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacılar vekili, müvekkillerinin ... İli, ... İlçesi, ... ada, ... parselde kayıtlı, ... Sitesi A1, A2, B1, B2 ve C Bloklarda bulunan bağımsız bölümlerin sahipleri olduğunu; bağımsız bölümlerin bulunduğu ... Sitesinin 30.10.2020 tarihinde İzmir'de meydana gelen depremde ağır hasar aldığını, ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından A1, A2 ve C Bloklar için "az hasar", B1 ve B2 Bloklar için "orta hasar" tespitinin yapıldığını, gözleme dayalı bu hasar tespitinin gerçeği yansıtmadığını, ... Sitesi sakinlerinin 6306 sayılı kanun kapsamında riskli yapı tespit raporu aldıklarını, bu raporlarda tüm binalar için “'riskli yapı olarak tespit edilmiş olup, can güvenliği koşulunu sağlamamıştır” şeklinde tespit yapıldığını, müvekkillerinin konutunun bulunduğu ... Sitesi sakinlerinin isteği üzerine İzmir 10. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/49 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da; "tespite konu olan ... ... sitesi ve tapunun ... İlçesi, ... ada I parselde kayıtlı taşınmazların 30.10.2020 tarihli İzmir depremi sonrası, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan gözlemsel incelemeler sonucu hafif-orta hasar seviyesinde hasar durumu verilmesine karşın, binaların yüksek bilgi düzeyine göre yapılan performans analizi ve zemin parametreleri dikkate alındığında riskli bina olarak kabul edilebileceği, bu haliyle binalarda yaşam sürmenin, eldeki bilgi-belge ve afad raporu değerlendirmelerine göre can güvenliği açısından riskli olduğu anlaşılmıştır." dendiğini; tüm bloklarda deprem nedeniyle oluşan çatlakların tespitinin yapıldığını ve sitedeki taşınmazların ağır hasarlı olduğunun ortaya konduğunu, İzmir İnşaat Mühendisleri Odası'nın 16.07.2021 tarihli raporu ile de hem uygulama hem de imalat hatasının tespit edildiğini, yine Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından atanan ekspertizlerin müvekkillerinin konutunun bulunduğu ... Sitesi içinde bulunan binaların tamamı için pert yani ağır hasarlı olduğu tespitini yaptığını, sitede DASK sigortası yapan maliklerin sigorta bedelinin tamamının ödediğini; sitenin ... Kooperatifi tarafından emanet usulü ile yaptırıldığını, davalıların ise bu kooperatifin yöneticileri olduğunu, müvekkillerin kooperatifin üyeleri olduklarını, kooperatifin terkin edilerek ferdileşmeye geçildiğini, meydana gelen haksız eylemden sorumlu olan kişilerin taraflarınca sınırlı bir şekilde belirlenebildiğini, yapılacak olan bilirkişi incelemesinde kusuru olduğu belirlenecek diğer sorumlulara dava açma haklarının saklı olduğunu; meydana gelen depremde davalıların kusurlu eylemleri nedeniyle müvekkillerinin ve yakınlarının can ve mal güvenliğinin tehlikeye sokulduğunu, tüm konut sahiplerinin evlerini yıkıp yeniden yaptırmak zorunda olduklarını, binanın, yapım döneminde dahi yürürlükte olan deprem yönetmeliğine aykırı şekilde inşa edildiğini, TBK'nın 49. maddesinin "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarara veren bu zararı gidermekle yükümlüdür." şeklinde düzenlendiğini, davalıların haksız fiilleri sonucu meydana gelen zarar ile davalıların eylemleri arasında nedensellik bağının bulunduğunu, TTK'nın 553. maddesinde; "(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." dendiğini, davalıların ağır kusurlu olduklarını, müvekkilleri taşınmazlarını dava dışı olan 3. kişilerden almış olsalar dahi, davalıların taşınmazların ayıplarından TBK'nın 470 ve devamı maddelerine göre sorumlu olduklarını; müvekkillerinin tamamının taşınmazı depremde ağır hasar gördüğü için tahliye etmek zorunda kaldıklarını, deprem sonrasında eskisi gibi olmasa da ortalama bir yaşam sürmek için yeniden ev kurmak zorunda kaldıklarını ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın gözleme dayalı "az ve orta hasar" tespiti nedeniyle 7269 sayılı kanundan kaynaklanan haklarından yararlanamadıklarını, tahliye nedeniyle müvekkillerinin kira külfeti altında kaldıklarını, üstelik hiçbir kira yardımı alamadıklarını, her şeyi tek başlarına yapmak zorunda kaldıklarını, müvekkillerinin yaklaşık 1,5 yıldır kira ödediklerini, ne kadar süre daha kirada kalacaklarının belirsiz olduğunu, müvekkillerinin çoğunun taşınmazlarda lüx tadilatlar yaptırdığını ancak deprem nedeniyle boşaltmak zorunda kaldıklarını, tadilat tutarlarının her bir müvekkili için ayrı ayrı 100.000-120.000-TL civarında olduğunu, Bayraklı bölgesinde taşınmazların yeniden yapım bedeli için hiçbir müteahhitin 900.000-1.000.000-TL'nin altında fiyat teklifi vermediğini, müvekkillerinin deprem nedeniyle uğramış oldukları zararın karşılanması için taşınmazların yeniden yapım bedellerinin ödenmesi gerektiğini, yaşanan depremin davalıların kusurlu eylemleri nedeniyle müvekkilleri için ömür boyu unutulmayacak bir travma haline geldiğini, maddi ve manevi kayıpların yaşandığını, 29/02/2000 tarihli 4539 sayılı Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümüne ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun'un afete maruz kalanlar için adli yardımın nasıl olacağı hakkında düzenleme yaptığını, gelir durumuna bakılmaksızın afete maruz kalanın isteminin yeterli bulunduğunu, müvekkillerinin deprem sebebiyle mağdur olduklarını belirterek, 4539 sayılı kanun uyarınca adli yardım isteklerinin kabulüne; HMK'nın 389 ve devamı maddeleri gereğince davalılara ait tüm taşınır ve taşınmaz malları ile 3. kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir, bu istekleri kabul görmez ise ihtiyati haciz ve/veya ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı verilmesine, ileride arttırılmak ve belirsiz alacak niteliğinde olmak üzere, her bir taşınmaz için ayrı ayrı 100,00-TL olmak üzere toplamda 9.300,00-TL maddi tazminatın ve ayrı ayrı 30.000,00-TL olmak üzere toplamda 2.790.000,00-TL manevi tazminatın; toplamda 2.799.300,00- TL'nin zararın meydana geldiği 30.10.2020 tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
CEVAP : Davalı vekili, kooperatifin davalı olarak gösterilmemesi, buna ilişkin prosedürün işletilmemesi, müvekkillerinin şahsi olarak davalı gösterilmesi ve sorumluluğun TBK’nın 49. maddesine dayandırılması nedeniyel Asliye Hukuk mahkemesinin görevli olacağını, davaya Kooperatifler Kanunu ve buna bağlı olarak TTK’nın 553. maddesi üzerinden devam ediliyorsa bu kez husumete ilişkin sorunların gündeme geleceğini, Kooperatifler Kanunu’nun 59. maddesi gereğince yönetime veya temsile yetkili kişilerin kooperatife ait görevlerini yürütmeleri sırasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatifin sorumlu olacağını, müvekkillerinin doğrudan sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığını, davanın yüklenici olarak sorumlu olan ... Kooperatifi’ne karşı açılması gerektiğini, yargı kararlarına göre öncelikle kooperatifin ihyasının gerçekleştirilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde sözü edilen bağımsız bölümlerin tamamının kooperatif tarafından inşaa edildiğini, müvekkillerinin değişen yönetim kurulu üyelerinden ikisi olduğunu, kanun, ana sözleşme ve genel kurulun kendilerine verdiği yetki çerçevesinde görevlerini yürüttüklerini, müvekkillerinin dairelerin yüklenicisi olmadığını, ayrıca davacıların kooperatif üyesi olup olmadıkları ve bağımsız bölümleri kooperatiften satın alıp almadıkları hususunun belli olmadığını, dava konusu edilen alacak kalemleri yönünden zaman aşımı defiinde bulunduklarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Belediye yetkilileri tarafından yapılan tespitlere göre 5 bloktan A1- A2- C blokun az hasarlı, B1 ve B2 blokun ise orta hasarlı olarak belirlendiğini, riskli yapı olarak kabul edilen blokların yıkımına karar alındığını ve bu işlemin gerçekleştirilmesi için bir firma ile anlaşmaya varıldığını, yıkım firmasından tahsil edilen 2.000.000,00 TL’nin davacıların da içinde bulunduğu kat maliklerine dağıtıldığını, davacıların yeni inşaat durumunda ödeyecekleri bedel ile daha sağlıklı, daha verimli ve kullanımlı yapı elde edeceklerini, piyasa rayiç değerleri bakımından da oldukça avantajlı ve kazançlı durumda olacaklarını, davacıların manevi tazminat istemlerinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereği kooperatif üyelerinin kooperatife veya yöneticilerine açtığı Kooperatifler Kanunundan kaynaklanan davaların ticari dava sayılacağı, dosyadaki bilgilerden davacıların kooperatif üyesi olup olmadıklarının henüz belli olmadığı; göreve ilişkin dava şartının var olup olmadığının belirlenebilmesi bakımından “davacıların, dava dışı kooperatifin üyesi olup olmadıkları, davaya konu bağımsız bölümleri satış yolu ile mi yoksa ne şekilde aldıkları” hususunun belirlenmesi amacıyla dava dosyası ve dava dışı kooperatife ait defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı; 20.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle, dava konusu taşınmazların ... Kooperatifi tarafından ve emanet usulü ile yaptırıldığı, kooperatifin “ana sözleşmedeki amacını (ortakların konut ihtiyaçlarını gidermek) gerçekleştirdiği” gerekçesiyle tasfiye edildiği ve 14.07.2003 tarihinde Ticaret Sicilinden terkin edildiği; konutların inşa edildiği arsanın davalıların da mensup olduğu ... ailesine ait iken, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile temin edildiği, davalı ... ve ...'ün, dava dışı ... Kooperatifi'nin kurucu ortaklarından olduğu, kooperatifin ticaret sicilinden terkin edildiği tarihe kadar yönetim kurulunda başkan ve muhasip olarak görev yaptıkları, inşaatlar emanet usulü ile ve emanet komisyonunun sorumluluğunda yapıldığı, davalıların yönetim kurulu başkan ve saymanı olarak Emanet Komisyonunda da görev yaptıkları; sunulan tapu kayıtlarından, davacıların tamamının 8336/1 parselde kat maliki olduğu, ancak sadece 23'ünün bu taşınmazları 21.07.2000 tarihinde ferdileşme yolu ile veya arsa sahibinden satın almak suretiyle edindiği; diğerlerinin ise daha sonra satın almak ya da veraset yoluyla edindikleri, 28.06.2003 tarihli ortak/hazırun listesi ile karşılaştırıldığında listede kayıtlı ortaklardan sadece 18'inin (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .../..., ..., ... varisleri ..., ..., ..., ...’ün) kooperatif ortağı olduğu yönünde görüş bildirildiği; davacı tarafça, dava dışı kooperatifin yöneticileri olan davalıların haksız ve kusurlu eylemleri sonucu davaya konu zarara sebebiyet verdiklerinin ileri sürülerek her bir davacı yönünden ayrı ayrı maddi ve manevi tazminat isteğinde bulunulduğu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 59. maddesinde yönetime veya temsile yetkili kişilerin kooperatife ait görevlerini yürütmeleri sırasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatifin sorumlu olacağının düzenlendiği, bu düzenlemenin yerleşik Yargıtay kararlarına göre yöneticiler ile birlikte kooperatifin dahi sorumlu olacağı şeklinde yorumlandığı, bununla birlikte davacı tarafça davanın kooperatife değil, sadece kooperatif yöneticilerine yöneltildiği; yani davada kooperatifin bir kenara bırakılarak davalıların şahsi sorumluluğuna gidildiği ve TBK 49. maddesine göre haksız fiil hukuki sebebine dayanıldığı; davaya konu edilen tazminat isteminin doğrudan zarar niteliğinde ve özü itibariyle haksız fiile dayalı olduğu; davacı tarafça, davalıların binaların ayıbından TBK'nın 470. maddesi gereğince de sorumlu olduklarının ileri sürüldüğü, binaların dava dışı kooperatif tarafından emanet usulü yaptırıldığı, davalıların binaların yüklenicisi olmadıkları, davacılar da tacir olmadığı gibi davacılardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .../..., ..., ... varisleri ..., ..., ..., ... dışındaki diğer davacıların dava dışı kooperatifin üyesi de olmadıkları; bu kapsamda da davalıların şahsi olarak sorumlu oldukları ileri sürülerek açılan davada TBK'nın 49 maddesi çerçevesinde mahkemenin görevli olmadığı, uyuşmazlığın çözümünde 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olduğu gerekçesiyle davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK’nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğinde usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, 30.10.2020 tarihinde gerçekleşen depremde davaya konu sitedeki bütün binaların kusurlu yapılmış olmaları nedeniyle ağır hasar aldığını, taşınmazların bulunduğu sitenin ... Kooperatifi tarafından emanet usulü ile yapıldığını, davalıların bu kooperatifin yöneticileri olduğunu, müvekkillerinin ise kooperatifin üyeleri olduğunu, kooperatifin 2003 yılında terkin edildiğini, emanet usulü yapılan sitede davalılar binaları üçüncü bir kişiye yaptırmış olsalar dahi basiretli tacir olmaları sebebiyle yapım aşamasında bulunmaları ve konut sahibi olacakların haklarını korumaları gerektiğini, terkin işleminin üzerinden 20 yıl geçtiğini, uzun yıllardan sonra kooperatifin tekrar diriltilmesine imkan bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının hatalı olduğunu, kanun koyucunun kooperatifi ticaret şirketi, dolayısıyla tacir sayma iradesinin bulunduğunu, TTK bakımından ticaret şirketleri arasında sayılan kooperatiflerle ilgili ana düzenlemenin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu olduğunu, kooperatiflerin ticaret şirketi ve tacir olduğunu, kooperatif amacını gerçekleştirip terkin edilmiş olsa bile kooperatifin o dönem ki üyelerinin yapmış oldukları bütün işlerin kooperatif ve nam hesabına yapıldığını, hem TTK hem de Kooperatif Kanununun belirtmiş olduğu üzere görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE: Dava, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesinin 1. fıkrasının "bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayılır" hükmü gereğince kooperatif ile ortağı arasındaki davalar Ticaret Mahkemesinde görülür.
Aynı kanunun 59/3. maddesinde "Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur."; 62/3. maddesinde ise "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar. Bunların suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları bilanço, tutanak, rapor ve başka evrak, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır." şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır.
Aynı kanunun 98. maddesi hükmüne göre ise, özel yasada açıklık bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulanır.
TTK'nın 553/1. maddesinde "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar."
Somut olayda, davacıların bir kısmının kooperatif üyesi oldukları, diğer davacıların ise satın alma ya da miras yoluyla taşınmazlarda hisse sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Dava kooperatif yönetim kurulu üyelerinin görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlığın çözümünde 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62/3 maddesi ile aynı yasanın 98. maddesi yollamasıyla TTK'nın 553/1. maddesinin uygulanması gerekmektedir. İlk derece mahkemesince 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi ve TTK'nın 5. maddesi uyarınca görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gözetilerek, işin esasına girilip taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerindedir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince hatalı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-3 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca KABULÜNE,
2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.03.2024 tarih 2022/916 Esas 2024/159 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-3 maddesi gereğince kesin olmak üzere 19.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.