T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/40
KARAR NO : 2025/1070
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/10/2022
NUMARASI : 2020/84 Esas - 2022/858 Karar
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2025
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/10/2022 tarih 2020/84 Esas 2022/858 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .....
tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacılar vekili, davalı tarafça davacılar aleyhine 21/07/2010 tanzim ve 24/09/2019 vade tarihli 1.500.000,00-TL bedelli bonoya dayalı olarak takip başlatıldığını, bononun keşidecilerinin ......Şirketi ile ... olup, davacıların müteselsil kefil olduklarını, senedin genel kredi sözleşmesinin teminatı niteliğindeki teminat senedi olup, genel kredi sözleşmesi uyarınca davacıların herhangi borcu bulunmadığını, davalı ile borçlu .......Şirketi arasında 20/07/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin imzalandığı tarihte şirketin ortağı olan ve 2012 yılında ortaklıkları sona eren davacıların kefil olarak kendilerinden istenen matbu belgeleri imzalamak zorunda kaldıklarını, davaya konu senedin de vade tarihi boş olarak kredi sözleşmesinin teminatı olarak düzenlendiğini, senedin vade tarihinin boş olup sonradan doldurulması nedeniyle kambiyo vasfını yitirdiğini, kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapılamayacağını, ihtiyati haciz talebinde şirketin borcu sebebiyle senedin iktisap edildiğinin yazılı olduğunu, davacıların kefalete dayalı bir borçlarının bulunmadığını, belirterek; davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davacılar yönünden takibin iptaline, davalının alacağın %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili, davaya konu senedin borçlu ... tarafından yasal şartlara uygun olarak düzenlenerek dava dışı şirkete verildiğini, şirket tarafından bononun davalı bankaya ciro edildiğini, bu nedenle davacılar ile davalı arasında borç ilişkisinin kurulduğunu, senedin vade tarihinin "belirli bir günde" ödenecek vade niteliğinde olduğunu, vadesi gelmesine karşın ödenmemesi üzerine 26/09/2019 tarihli ihtarname ile tüm borçlulara protesto çekilip ödeme yapılmaması üzerine ihtiyati haciz kararı aldıklarını, davacı tarafın ihtiyati hacze itirazının reddine karar verildiğini, istinaf başvurularının da reddine karar verilmesinden sonra bu davayı açtıklarını, ödeme yapılmaması üzerine davaya konu icra takibinin başlatıldığını, kambiyo senetlerinin illetten mücerret olup davacıların borç ilişkisi bulunmadığı veya başka bir borç ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle sorumlu olmadıklarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacılara karşı kredi ilişkisi sebebiyle hiçbir yasal takip başlatılmadığını, davacılar ve müvekkili banka arasındaki tek takibin, dava konusu icra takibi olduğunu, takibin dayanağının sözleşme değil bono olduğunu, davacının senedin teminat senedi olduğu yönündeki iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, belirterek; davanın reddine, davacıların alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka ile dava dışı borçlu ......Şirketi arasında 20/07/2010 tarihli 1.500,000,00-TL limitli ve 13/07/2017 tarihli 2.000.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmelerinin düzenlendiği, davacıların 20/07/2010 tarihli sözleşmenin müşterek borçlu ve müteselsil kefili oldukları, buna karşın 13/07/2017 tarihli sözleşmeye borçlu veya kefil sıfatıyla katılmadıkları, bu nedenle davacıların yalnız kendilerinin kefili olduğu kredi sözleşmesinden doğan borçlarla ilgili olarak sorumluluklarının bulunup, kefil sıfatıyla taraf olmadıkları 13/07/2017 tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde kullandırılan kredilerden sorumlu tutulmalarının mümkün bulunmadığı, dava dışı borçlu şirkete üç ayrı taksitli ticari kredi ile kredili mevduat hesabı, kredi kartı ve çek hesabı kullandırıldığı, tüm hesaplara ilişkin kredilerin tamamının 2018 ve 2019 yıllarında kullandırıldığı, asıl borçlu ve kefillerin kullandırılan kredi borçlarını ödeme takvimine uygun olarak ödememeleri nedeni ile davalı banka tarafından hesabın kat edilerek 24/05/2019 tarihli ihtarnamenin düzenlendiği, ihtarnamenin davacı ...'e tebliğ edilememesine rağmen ...'e 29/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin tamamının 13/07/2017 tarihli kredi sözleşmesine bağlı olarak kullandırılmış olup, 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmesine bağlı olarak kullandırılan bir kredinin bulunmadığı, davaya konu ve takibe dayanak bononun 20/07/2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin munzam teminatı olarak alınıp, 13/07/2017 tarihli kredi yönünden geçerli bir teminat senedi olmasının mümkün bulunmadığı gibi taraflarca bu sözleşmenin de teminatı olarak alındığına dair bir iddiada bulunulmadığı, bu yönde dosyada bir delil de toplanmadığı, davacılar tarafından 2012 yılında şirket ortaklığından ayrılmaları nedeni ile sorumluluklarının bulunmadığı iddia edilmiş ise de, kefaletin ortaklıktan ayrılmayla sona ermeyip ancak kefillikten istifa ile bir sonuç doğurmasının mümkün olması karşısında davacıların aksi iddiasında bir haklılık bulunmamakla beraber takibe dayanak senedin yalnız hangi sözleşme için verilmişse, verildiği sözleşme açısından bağlayıcılığının bulunduğu, senedin 13/07/2017 tarihli davacıların borçlu veya kefil sıfatıyla taraf olmadıkları kredi sözleşmesi için verilmediği ve bu sözleşmenin teminatı olarak da alınmadığı, 20/07/2010 tarihli sözleşmenin teminatı olarak alınıp, bu sözleşme uyarınca davacı şirkete kredi kullandırılmadığı, davacıların, davalı bankaya 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmelerinden kaynaklanan kefalete dayalı hiçbir borcunun bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde, davalı bankanın 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir borç bulunmadığı halde bu sözleşmenin teminatı olarak alınan senede dayalı olarak ödenmeyen kredi sözleşmesinden doğan alacağının tahsili için yaptığı icra takibinin haksız olduğu, takibe dayanak teminat sebebi ile davacıların, davalıya hiç bir borçlarının bulunmadığı, davacı tarafın kredi sözleşmeleri ile ilgili bütün belge ve hesaplara hakim taraf konumu nedeni ile takibe konu alacağın davacıların kefili oldukları sözleşmeden kaynaklanmadığını, kefaletlerinin bulunmadığı sözleşmeden kaynaklandığını, senedin kredi sözleşmesi nedeni ile alınan munzam teminat senedi olduğunu bildiği halde icra takibini yalnız 13/07/2017 tarihli sözleşmenin tarafı olan borçlular hakkında yapmak yerine davacılar hakkında da icra takibi yapması nedeni ile, kötü niyetli olduğu, davacı tarafın kötü niyet iddiasını kanıtladığı, belirtilerek; davanın kabulü ile, davacıların davaya konu icra dosyasında talep edilen alacak nedeni ile borçlu olmadıklarının tespitine, davacı bankanın davacılar dışında diğer borçlular hakkında da takip yapması nedeniyle takibin iptalinin mümkün bulunmadığı göz önünde tutularak davacıların takibin iptali isteminin reddine, davalının asgari haddin üzerinde tazminatla sorumlu tutulmasını gerektirir bir neden görülmemekle, asıl alacağın %20 si oranında kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına, karar verilmiştir.
Karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, davalının hamili olduğu, kişidecsi ... olan davacıların ... ve ...'in müşterek müteselsil kefil olduğu 21.07.2010 düzenleme tarihli 1.500.000,00-TL bedelli, 24.09.2019 vade tarihli lehtarı ... San. ve Tic. Anonim Şirketi olan senede dayanılarak takip başlatıldığını, takibe konu senedin yasal şartlara uygun olarak düzenlenerek bankaya ciro edildiğini, söz konusu senet bedelinin ödenmemesi üzerine banka tarafından tüm borçlulara ödememe protestosu keşide edildiğini, davacıların borçtan kurtulmak amacıyla bankaya karşı sürekli olarak dava açtıklarını, borca itiraz davasının Yargıtay kararı ile kesin olarak reddedildiğini, davaya konu icra dosyasına dayanak bononun teminat senedi olmadığını, kambiyo senetleri illetten mücerret olduğundan borç ilişkisi bulunmadığı veya başka bir borç ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle borcun olmadığı, davacıların sorumlu olmadığının kabul edilemeyeceğini, davacılara karşı banka ile kredi ilişkisi sebebiyle hiçbir yasal takip başlatılmadığını, davacılar ve banka arasındaki tek takibin dava konusu bonoya dayalı başlatılan İzmir 19. İcra Müdürlüğü 2019/12952 E. Sayılı dosyasıyla takip olup bu takibin dayanağı da sözleşme değil, bono olduğunu, takip dayanağı bononun teminat bonosu olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiğini banka ile borçlular arasındaki senedin üzerindeki vade tarihi 24.07.2019 olup, bonodaki vade türü görüldüğünde ödenecek vade değil "belirli bir günde" ödenecek vade olduğunu, borçlulara protesto çekilerek ihtiyati haciz kararı alındığını, ihtiyati haciz kararına da itiraz edildiğini, itirazın reddi üzerine istinaf yoluna başvurmuşsalar da kesin olarak istinaf talebinin esastan reddine karar verildiğini, belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili istinafa cevap dilkeçesi ile davalının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.
GEREKÇE : Dava, bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü takip nediyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne, takibin iptali isteminin reddine, karar verilmiştir.
1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
2. Toplanan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacıların müteselsil borçlu ve kefil sıfatıyla katılmaları, genel kredi sözleşmesinin 20/07/2010 tarihli olup davaya konu senedin bu sözleşmeden bir gün sonra 21/07/2010 tarihinde düzenlenmesi, senette yazılı bedel ile kredi sözleşmesi limitinin aynı olup kredi sözleşmesinin asıl borçluları ile müteselsil kefillerinin aynı zamanda senedin keşidecisi kefilleri ve lehtarı olması, davalı banka ile senet borçluları arasında senedin düzenlenmesini gerektirir bir başka hukuki ilişkinin varlığının kanıtlanamaması, senedin vade tarihi davalı banka ile asıl borçlu şirket hakkındaki kredi ilişkisinin kat edilmesi tarihinden sonraki bir tarihe bırakılması, senet bedelinin daha yüksek bir miktarı içermesine rağmen ve banka tarafından kredi borcuna çok yakın miktarlarda senet bedelinin bir bölümü üzerinden takip yapılması gözetildiğinde davalı bankanın dava ve takibe konu bonoyu senet üzerinde yazılan tutarın altında bir bedelle tahsil amacıyla takibe koyulması gözetildiğinde bononun 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmesi ve kefaletnamenin ile kullandırılan kredinin teminatı olduğu sonucuna varılmasına (Yargıtay 19. HD'nin 08.06.2020 tarih ve 2018/1381 E. - 2020/879 K. 11. HD'nin 16.04.2025 tarih ve 2024/3648 E.- 2025/2524 K.), bunun ötesinde; davacıların 20/07/2010 tarihli sözleşmenin müşterek borçlu ve müteselsil kefili olup buna karşın 13/07/2017 tarihli sözleşmeye borçlu veya kefil sıfatıyla katılmamış olmalarına, dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin tamamının 13/07/2017 tarihli kredi sözleşmesine bağlı olarak kullandırılmasına, 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmesine bağlı olarak kullandırılan bir kredinin bulunmamasına, davaya konu ve takibe dayanak bononun 20/07/2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin munzam teminatı olarak düzenlendiğinin anlaşılmasına, davacıların davalı bankaya 20/07/2010 tarihli kredi sözleşmelerinden kaynaklanan kefalete dayalı hiçbir borcunun bulunmadığının tespit edilmesine, icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararları (istihkak davaları ve ihalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararları hariç), genel mahkemelerde açılan davalarda, esas hak bakımından (maddi anlamda) kesin hüküm teşkil etmeyecek olmasına (Yargıtay 3. HD'nin 07.09.2021 tarih ve 2021/5051 E. 2021/7929 K.), tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 79.028,03-TL'den peşin alınan 19.757,05-TL'nin mahsubu ile bakiye 59.270,98-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 10/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.