T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/652
KARAR NO : 2024/1844
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19.01.2022
NUMARASI : 2017/529 E. - 2022/43 K.
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 30.10.2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 30.10.2024
İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.01.2022 tarih 2017/529 E. - 2022/43 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :Davacı vekili, 04/03/2014 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikleti ile seyir halinde iken davalı şirket nezdinde ZMMS poliçe teminatı altında bulunan ... plakalı araç ile çarpıştığını ve bu kaza neticesinde yaralandığını, kazanın oluşumunda davalı şirket nezdinde ZMMS poliçe teminatı bulunan ... plakalı aracın asli kusurlu bulunduğunu, davacının bu kaza sonrasında ... Devlet Hastanesi'nde tedavi gördüğünü, sol femur diafiz kırığının oluştuğunu, bu sebeple davalı şirketten tazminat talep haklarının doğduğunu, kaza sebebi ile Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/1249 soruşturma no'lu dosyasının açıldığını, şikayetçi olunmaması sebebi ile 2014/669 karar no ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, davacı adına poliçe sorumlusu ... A.Ş.ne 03.04.2017 tarihinde başvuru yapmalarına rağmen dava tarihine kadar ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50,00 TL geçici iş göremezlik ve 50,00 TL maluliyet tazminatının başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 05.01.2022 tarihli bedel artırım dilekçesiyle, kalıcı iş göremezliğe yönelik maddi tazminat talebini toplam 64.480,88 TL'ye, geçici iş göremezliğe yönelik maddi tazminat talebini ise toplam 5.970,74 TL'ye çıkartmıştır.
CEVAP : Davalı vekili, davacı tarafın davalı şirkete kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı başvurusunun bulunmadığını, eksik evrakın davacı taraftan istendiğini ancak davacı tarafın belgelerini tamamlamadığını, davalı şirket hakkında tasfiye kararı alındığını, ... plaka sayılı aracın davalı şirket nezdinde ZMMS poliçesi ile sigortalı bulunduğunu, sürekli sakatlık tazminatının teminat limitinin 268.000 TL olduğunu, aracın hususi otomobil olup yasal faizle hüküm kurulması gerektiğini, davacının müracaatı bulunmadığından faiz başlangıcının dava tarihinden hesaplanması gerektiğini, 6111 SY kapsamında sigorta şirketlerinin tedavi ve tedavi giderleri kapsamında tazminatlara ilişkin sorumlulukları kalmadığını, bu sebeple geçici iş göremezliğe ilişkin talebin reddinin gerektiğini, kusur durumunun ATK Trafik İhtisas Dairesi veya İTÜ trafik kürsüsünde değerlendirilmesi gerektiğini, davacının malüliyetinde kusuru olup olmadığının tespitinin gerektiğini, SGK ödemelerinin sorgulanması gerektiğini savunarak davanın reddini, aksi halde sorumluluğun sigortalının kusuru oranında ve poliçe teminat limitleri ile sınırlı olduğunun tespiti ile avans faiz talebinin reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, mahkemece alınan ATK Trafik İhtisas Dairesinin 11/09/2018 tarihli raporuna göre, kazanın meydana gelmesinde davacının % 25 tali, davalı sigorta sürücüsünün ise %75 asli kusurlu olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, mahkemece alınan kusur raporunun kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu, somut olayda davalı sürücüsünün kontrolsüz kavşakta geçiş önceliğine dikkat etmediği, tedbirsiz, dikkatsiz, özen yükümlülüğüne ve güvenli seyir kurallarına aykırı şekilde hareket ettiği ve meydana gelen kazada asli kusurlu olduğu, mahkemece davacının dava konusu kazada çalışma gücü kaybına uğrayıp uğramadığı yönünde dosyanın İstanbul ATK ya gönderildiği, İstanbul ATK tarafından düzenlenen 24/09/2021 tarihli maluliyet raporunda davacının %3.3 oranında sürekli iş göremez ve 9 ay geçici iş göremez olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, sonrasında mahkemece dosyanın aktüer bilirkişiye tevdii edildiği, aktüer bilirkişinin 15/12/2021 tarihli raporuna göre kaza tarihindeki veriler (davacının bakiye ömrü, bakiye çalışma süresi, geliri v.s) sabit olarak dikkate alındığında davacının talep edebileceği geçici iş göremezlik tazminat miktarının 5.970,74 TL, sürekli iş göremezlik tazminatının ise 14.268,82 TL olduğu, kaza tarihindeki veriler (davacının bakiye ömrü, bakiye çalışma süresi v.s) sabit, sürekli iş göremezlik yönünden geliri rapor tarihindeki güncel ücret olarak dikkate alındığında ise davacının talep edebileceği geçici iş göremezlik tazminat miktarının 5.970,74 TL, sürekli iş göremezlik tazminatının ise 64.480,88 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, her ne kadar Yargıtay tarafından süreklilik kazanan içtihatlarla işlemiş/ işleyecek dönem hesabında; rapor tanzim tarihine kadar gerçekleşen zararın bilinen veriler(gelirin ortalaması alınmayarak ay ay bilinen geliri) nazara alınarak ve iskontoya tabi tutulmadan uygulanması, rapor tanzim tarihinden sonraki zarar yönünden ise bilinen son gelir nazara alınıp 1/Kn katsayısına göre her yıl %10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hak sahibinin zararının karar tarihine yakın güncel verilere göre belirlenmesi ve buna göre tazminat hesabının yapılması istenmekte ise de, mahkemece Yargıtay'ın istikrarlı olarak kararlarında benimsediği ilkelerin dışına çıkılmasını gerektiren hususlar yukarıda açıklanmış olup, Yargıtay tarafından yapılan yorumun kanun hükümlerine olağan dışında bir anlam vermek suretiyle elde edildiği ve mevzuat hükümleri çerçevesinde, öngörülebilirlik sınırları içerisinde olduğundan bahsedilemeyeceği, bu açıdan ilgili katı yorumun zarar veren haksız fiil failinin ve onunla birlikte sorumlu olan diğer yasal sorumlular yönünden, gerçek zararın karşılanması suretiyle zarar görenin mülkiyet hakkı kapsamındaki meşru beklentisi ile fazla tazminat ödenmesini engellemek suretiyle de zarar verenin mülkiyet hakkını koruma konusundaki adil dengenin bozulmasına sebebiyet vermek suretiyle mülkiyet hakkını ihlal ettiği, mahkemenin temel hak ihlallerini gidermekle yükümlü olduğu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincil nitelikte bir kanun yolu olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlallerinin mahkemece çözüme kavuşturulmasının esas olduğu bu nedenle ölüm ve bedensel zarara ilişkin tazminat hesaplamasında dava hangi tarihte açılmış olursa olsun haksız fiil tarihindeki tüm verilerin sabit olarak esas alınması gerektiği sonucuna varıldığı ve bu kapsamda somut olayda trafik kazasının meydana geldiği ve davacının yaralanmasının gerçekleştiği, 2014 yılı verilerine göre yapılan hesaplamanın gerçek zarar olarak esas alındığı, somut olayda olduğu gibi rapor tarihine göre davalı tarafından ödenmesi gereken tazminat miktarının olay tarihindeki verilere göre hesaplanan tazminatın neredeyse 3 katı olup bu durumun davalıdan kaynaklandığını söylemenin somut olay adaleti bakımından mümkün gözükmediği, çünkü kazanın meydana geldiği 2014 yılı itibariyle davacının bedensel zararı oluşmuş olup, bu zararın haksız fiil tarihi itibariyle belli olduğu, bu halde somut olayda olduğu gibi hak sahibinin geç harekete geçmiş olması ve dava açması ve/veya hak sahiplerince süresinde dava açılmış olsa dahi tarafların iddia ve savunma ile hukuki dinlenilme haklarını kullanmasından kaynaklı olarak yargılamanın uzaması sebebiyle zarar gören hak sahibinin alacağına geç kavuşmasının gerçek zararın kapsam ve mahiyetini değiştirmediği, olsa olsa bu halde zarar görenin alacağına geç kavuşmuş olmasından kaynaklı olarak temerrüt faizi ve enflasyonist ortamda ise munzam zararının doğabileceğinden bahsedilebileceği, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre somut olayda bedensel olarak yaralanan ve bu yaralaması geçici ve kısmi sürekli iş göremezliğe sebebiyet veren davacının geçici/sürekli çalışma gücü kaybı tazminatı talep edebileceği, buna göre haksız fiil tarihi olan 2014 yılı verilerine göre davacının geçici iş göremezlikten kaynaklı 5.970,74 TL, sürekli iş göremezlikten kaynaklı ise 14.268,82 TL olmak üzere toplam 20.239,56 TL gerçek zararı olduğu, bu miktar üzerinden davacının taleplerinin hüküm altına alınması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih ve 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı ilamı uyarınca genel şartların somut olayda uygulanamayacağı, Yargıtayın son dönem kararlarına göre TRH 2010 yaşam tablosuna göre hak sahibinin bakiye ömür ve destek sürelerinin belirlenmesi, ayrıca hesaplamada genel şartlardaki teknik faizin uygulanmaması ve %10 iskonto ve artırım suretiyle bilinmeyen dönem zararların belirlenmesi gerektiği, mahkemece alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporlarının usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu, meydana gelen ve teminat limitleri kapsamında kalan davacı zararlarından kazaya sebebiyet veren aracın 27/ 04/2013- 27/04/2014 tarihleri arasında ve kaza tarihi itibariyle zmms sigortacısı olan davalı sigortanın müteselsil borçlu olarak sorumlu olduğu, davacının davalı sigortaya 04/04/2017 tarihinde başvurmakla birlikte maluliyetine ilişkin rapor ve belgeleri davalı sigortaya ibraz etmediği, eksik bilgi ve belge ile başvuruda bulunduğu, bu nedenle bu başvurunun davalıyı temerrüde düşürdüğünden bahsedilemeyeceği, davalının dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğünün kabulü gerektiği, dava konusu uyuşmazlığın niteliğine göre talep edebilecek faizin yasal faiz olduğu, davacının dava konusu uyuşmazlıkta munzam zarar talebinin bulunmadığı, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak ikame ettiği, dava değerini 05/01/2022 tarihli değer arttırım dilekçesi ile arttırdığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 20.239,56 TL'nin dava tarihi olan 05/05/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, 04.03.2014 tarihinde ... plakalı aracın davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı araca çarpması neticesinde davacının ağır şekilde yaralanarak tedavi gördüğünü, kazaya sebebiyet veren aracın kaza tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalandığını, kaza nedeniyle meydana gelen maluliyet oranına tekabül eden tazminat miktarının hesaplanarak sigorta şirketinden alınarak davacıya verilmesi için işbu davanın açıldığını, dosyada gerekli olan kusur bilirkişi raporunun, maluliyet bilirkişi raporu ve aktüerya bilirkişi raporunun temin edildiğini, belirsiz alacak ve tespit davası temelinde olarak açılan belirsiz alacak davasının değerinin 03.01.2022 tarihinde dosyaya sunulan aktüerya bilirkişi raporu ile belirli hale geldiğini, taraflarınca 05.01.2022 tarihinde dava değeri arttırım dilekçesinin dosyaya sunulduğunu, kararın hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını, mahkeme kararında raporların alınmış olduğu tarihteki tazminat miktarı ile kaza tarihindeki hesaplanan tazminat miktarı arasında fark bulunduğu ve bu nedenle esas alınması gereken miktarın kaza tarihindeki tazminat miktarı olduğunun belirtildiğini, tazminat hesaplarına ilişkin Yargıtay’ın ilke kararlarına dikkat edildiğinde meslekte kazanma gücünü kısmen veya tamamen kaybetmesi nedeniyle açılan tazminat davalarında, cismani zararın hüküm tarihindeki duruma göre hesaplanması kabul edildiğinden, o tarihe en yakın verilerin gözönüne alınarak rapor tarihine kadar gerçekleşen zararın somut olarak hesaplanması gerekir dendiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE :Dava, 04.03.2014 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle yararlanan davacının davalı ZMMS den geçici ve kalıcı maluliyetine dayalı maddi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
04.03.2014 günü saat 11:15 sıralarında sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobil ile Tuna caddesini takiben seyri sırasında olay mahalli kontrolsüz kavşağa geldiğinde idaresindeki aracın sağ ön kısımlarıyla, sağ tarafından Gülhane sokağı takiben gelip karşıya geçmek üzere kavşağa giren davacı sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletin ön kısımlarıyla çarpışması neticesinde yaralanmayla sonuçlanan dava konusu kazanın meydana geldiği anlaşılmıştır
Yerel Mahkemece delillerin toplanıldığı, bu kapsamda kusura ilişkin rapor alındığı, ATK Trafik İhtisas Dairesi'nin 11.09.2018 tarihli raporunda,, sürücü ... sevk ve idaresindeki otomobil ile seyri sırasında olay mahalli kontrolsüz kavşağa geldiğinde durup, sağ taraftan gelen trafiği kontrol etmesi, sağından gelen araca ilk geçiş hakkını tanıdıktan sonra seyrine devam etmesi gerekirken, gerekli kontrolleri yapmadan mevcut seyir hızı ile kavşağa girmesi ve sağından gelip kavşağa giren motosikletle önlemsizce çarpışmasıyla sebebiyet verdiği kazada asli kusurlu olduğu, davacı sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile seyri sırasında, olay mahalli kavşağa yaklaşırken hızını asgari hadde düşürmediği, mevcut seyir hızıyla kavşağa girdiğinde kazayı engellemek için etkin tedbir alamadan solundan kavşağa giren araçla çarpışmasıyla meydana gelen kazada tali kusurlu olduğu, sonuç olarak sürücü ...'in %75 oranında, davacı sürücü ...'ın %25 oranında kusurlu olduğuna ilişkin kusur raporunun olayın oluşuna uygun bulunduğu değerlendirilmiştir. Bilahare alınan maluliyet raporunun kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yönetmelik hükümlerine göre düzenlendiğinden aktüerya hesabında esas alınması da yerindedir.
Ancak, gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda diğer kurumlar ile Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve yine bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi de göz önüne alındığında tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alınmasının güncellenen ülke gerçeklerine daha uygun olacağına karar verilmiştir. Her ne kadar Yerel Mahkemece kazanın meydana geldiği 2014 yılı itibariyle davacının bedensel zararının oluştuğundan bahisle haksız fiil tarihi olan 2014 yılı verilerine göre davacının geçici iş göremezlikten kaynaklı 5.970,74 TL, sürekli iş göremezlikten kaynaklı ise 14.268,82 TL olmak üzere toplam 20.239,56 TL gerçek zararı olduğu kabul edilmiş ise de, Yargıtay 17.H.D'nin yerleşmiş içtihatlarına göre hüküm tarihine en yakın tarih ve gerçek zarar kriterine göre hüküm kurulması, davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve progresif rant tekniği kullanılmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Yerel Mahkemece gerçek zararın belirlenmesinde bu kriterlerden uzaklaşılarak, kaza tarihinin esas alınması isabetli olmamıştır. Davacı vekilinin istinaf nedenleri bu nedenle yerindedir.
Öte yandan belirsiz alacak davasında davacı, alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesinden sonra HMK'nın 107.maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabilir. Ayrıca davasını HMK'nın 176. ve devamı maddelerine göre bir kez de ıslah edebilir.(Yargıtay 17. H.D'nin 04.11.2019 tarih 2017/2842E-2019/10129K sayılı kararı.)
Bu nedenlerle Mahkemece dosyanın aktüerya bilirkişine tevdii ile yukarıda belirtilen esaslar dahilinde hükme esas almaya elverişli ve yeterli ek rapor alındıktan sonra durumun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.01.2022 tarih 2017/529 E. - 2022/43 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 30.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.