T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1986
KARAR NO : 2026/796
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MUĞLA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/09/2023
NUMARASI : 2021/1744 Esas - 2023/639 Karar
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 07/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 07/05/2026
Taraflar arasındaki davadan dolayı Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21/09/2023 gün ve 2021/1744 Esas - 2023/639 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ...nin 28/01/2016 tarihinde kuruluşu tescil olunduğunu, şirketin kurucusu davalılardan ... olduğunu, 28/07/2020 karar tarihli ve Bodrum 2. Noterliği 04839 yevmiye nolu ve 28/07/2020 onay tarihli genel kurul kararı ile davalılardan ... %50 payı .... TC nolu ...'a, diğer %50 payı ve şirket müdürlüğünü ise ....TC nolu ....'a devrettiğini, devir sonucunda şirket ile hisse ve yetki anlamında ilişiğinin kalmadığını, davalı ... şirketin tüm hisselerini devretmesine rağmen şirketten hiçbir şekilde el çekmediğini, bankalardan kredi kartını teslim almak ve bu kartı gerek nakit çekiminde gerek harcamalarında kullanmak suretiyle olduğunu, şirket yetkilisini tespit etmesi sunucunda kredi kartlarının iptal ettirildiğini, davalı ...'un şahsi olarak borçlu olduğu birçok senet, sözleşme vs. için çeşitli icra dosyalarından haciz ihbarnameleri ve ödeme emirleri geldiğini, 16/10/2020 tarihli Bodrum 1. İcra Dairesi 2020/2213 Esas sayılı dosyadan müvekkili şirkete haciz ihbarnamesi tebliğ edildiğini ve süresi içinde itiraz edildiğini, davalı ..., şirket yetkilisi müdür ...'a devrederken çek defterini de verdiğini ancak içindeki dört yaprak çeki köpeğinin ısırdığını ve yırtıp yok ettiğini beyan ederek çeklerin zayi olduğunu söylediğini, bu çeklerin ... Bankası .... Şubesi 27/02/2018 basım tarihli .....İBAN nolu hesaba kayıtlı 2761345, 2878861, 2878862 ve 5815055 seri numaralı çekler olduğunu, daha sonra 07/02/2021 tarihinde Bodrum 1. İcra Müdürlüğü 2021/806 Esas sayılı dosya ile zayi olduğu iddia edilen çek yapraklarından 5815055 seri nolu çek yaprağı dayanak olarak sunularak 175.000,00 TL asıl borç ve 33.053,42 TL faiz istemli ilamsız takip başlatıldığını, süresinde itiraz ettiklerini ve takibin durdurulduğunu, alacaklının itirazın iptali davası açmadığı gibi takipten feragat ettiğini, bunu sonucunda icra dosyasının işlemden kaldırıldığını, daha sonrasında zayi olduğu iddia edilen tüm çekler için Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2021/158 Esas sayılı dosya ile çek iptali davası açıldığını ancak davanın reddine karar verildiğini, şirket ortağı olan davalının oğlu ...'a Bodrum 7. Noterliği 09/04/2021 tarihli 002688 Yevmiye nolu ihtarnamesi ile müteakip süreçte Bodrum 10. Noterliği 19/07/2021 tarihli 008507 Yevmiye nolu ihtarnameleri keşide edildiğini, davalı ... şirketten haksız kazanç elde etme ve tabiri caizse şirketi batırma eylem ve işlemlerine devam ettiğini, davalı ...'un şirketten para almak için şirketi oldukça zor duruma sokan son hamlesi işbu davamıza konu olan senet olduğunu, şirketi geri alma çabası ile şirket yetkilisi....'u yıldırmak, her açıdan sıkıştırmak, hem icrai hem hukuki anlamda zorlu bir mücadeleye sokarak pes etmesini ve şirketteki hissesini kendisine geri vermesini sağlamaya çalıştığını, senede dayalı olarak yapılan takip adeta tek ve asıl borçlu müvekkili şirket gibi sadece müvekkili şirkete karşı yapıldığını, senedin asıl borçlusu ... olduğunu, senedin düzenleme tarihi her ne kadar 07/02/2019 olarak belirtilmişse de bu düzenlemenin ...'un şirketi ve şirketteki yetkilerini devrettiği tarihten çok sonra hatta takip tarihinden kısa süre önce düzenlendiğini, borca ilişkin icra takibine yönelik açtıkları davanın İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/97 Esas sayılı dosyasında derdest olduğunu, telafisi imkansız zararlarımızın önlenmesi açısından, kötü niyetli davalılar tarafından içine düşürüldüğümüz mağduriyet göz önüne alınmak sureti ile mümkün ise teminatsız değil ise uygun ve makul bir teminat mukabilinde takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalılar aleyhine açacakarı kötü niyet tazminatı ve tüm munzam zararlarımıza ilişkin tazminat davaları haklarımız saklı kalmak kaydı ile 04/04/2019 vade tarihli, 07/02/2019 düzenlenme tarihli alacaklısı ..., borçlusu ... ve.... olan senetten ve bu senede dayalı açılan İstanbul 1. İcra Müdürlüğü 2021/12470 Esas sayılı dosyasında belirtilen anapara, faiz vs. Tüm borçlardan müvekkili şirketin borçlu olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin, borçlu olmadıklarının tespiti ile icra takibinin iptali istemiyle açmış olduğu davada iddia ettiği hususların tamamen gerçek dışı olup işbu davanın reddi gerektiğini, davacı taraf hile ile parayı ödememeye çalıştığını, .... Şti. nin yarı hissesi ...'un aile üyelerine ait olduğunu, davalının "şirketi batırmaya çalıştığı" beyanı aslı olmayan mesnetsiz bir iddia olduğunu, müvekkil .... ...ın emekli bankacı olduğunu, ..., şirketin borçlarını kapatmak için müvekkilden borç para aldığını, müvekkil de verdiği bu nakit borca karşılık senet aldığını, ...'un da kabul ettiğini, bu parayla şirketin 1 milyon TL ye yakın borcunun ödendiğini, davacının bu durumu bildiğini ve şirketin banka kayıtlarında da sabit olduğunu, senedin müvekkili tarafından nakden verilen paraya karşılık alındığını, defterin içeriği, şirkete yansıtılması, şirket defterleri kaydının taraflarınca bilgisi olmadığını, müvekkilinin şirketin borçlarının ödenmesi amacıyla kendisinden istenen borcu nakit para olarak verdiğini, şirketten ve şirketin o dönem ki yetkilisi ...'dan imzalı senet alındığını, senedin imzalandığı 07/02/2019 tarihinde şirket yetkilisi ... olduğunu, karşı tarafın önce İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinde 2021/97 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan davada davacı tarafın imzaya itiraz ettiğini ancak bu iddiaların sonuçsuz kalması üzerine senet ile ilgili asılsız iddialarda bulunduklarını, senedin düzenlenme tarihi senedin üzerinde yazan tarih olduğunu, senedin düzenlenme tarihi olan 07/02/2019 tarihindeki şirket yetkilisi tarafından imzalandığını, geçerliliğini koruduğunu, davacı tarafın tanık deliline başvurmak istediğini, ancak dava konusu uyuşmazlığın senet olduğunu ve senede karşı senetle ispat zorunluluğu olduğunu ve nedenle tanık deliline başvurulamayacağını, davacı tarafın İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesi 2021/97 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan davada adi kefalet ilişkisi olduğunu önce borçluya gidilmesi gerektiği şeklinde beyanda bulunduğunu, haksız olduklarını fark ederek huzurda görülen davada ise aval ilişkisine değindiklerini, takibe konu kambiyo evraklarında kefalet değil aval söz konusu olduğunu, avalde ise kişinin sorumluluğunun ikincil nitelikte olmadığını, müteselsil bir sorumluluk söz konusu olduğunu, kambiyo hukukunda poliçe borçluları arasında talilik ilkesi geçerli olmadığını, her biri hamile karşı müteselsil borçlu konumunda bulunduğunu, davacı tarafından ikame edilen menfi tespit ve icra takibinin iptali davasının reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ...'un daha önce davacı şirkette ortak olduğu, ancak şirketteki hisselerini devretmesine ve ortak olmamasına rağmen geçmiş tarihli senet düzenleyerek şirketin zarara uğratıldığı, davaya konu senedin de yetkisiz olduğu dönemde düzenlendiği ve bu nedenle senetten dolayı borçlu olunmadığı iddialarının ileri sürüldüğü, davalı ....tarafından görev ve yetki itirazında bulunulduğu, kambiyo senedinden kaynaklı açılan iş bu davada ticaret mahkemelerinin görevli olduğu, İİK'nın 72. Maddesine göre menfi tespit davasının davalının yerleşim yerinde de açılabileceğinden görev ve yetki itirazlarının reddedildiği, davalı tarafça verilen cevap dilekçesinde şirketin borçlarının kapatılması için davalıya borç verildiği ve karşılığında bu senedin düzenlendiğinin belirtilmiş olduğu, ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, Bodrum Ticaret ve Sicil Müdürlüğü kayıtlarında ...'un 28/01/2016 ila 28/07/2020 tarihinde yetkili olduğu, davaya konu senedin ise 07/02/2019 tarihinde düzenlendiği, düzenlenme tarihinin yetkili olduğu döneme denk geldiği, bu tarihin geçmişse dönük olarak yazıldığının davacı tarafça yazılı delil ile ispatlanamadığı, her ne kadar ticari defterlerde senet kayıtlı olmasa da bunun zorunlu olmadığı, davacı tarafça yemin deliline dayanılmış ise de verilen sürede davalıya yemin teklif edilmediği ve davanın ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararının yasal dayanaktan yoksun ve hatalı olduğunu, davanın reddine dair mahkeme gerekçesinde ispat yüküne dair yanılgılı değerlendirmeler yapıldığını, davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü hususları ispat etmesi gerektiğini, davalı ...'un cevap dilekçesiyle şirket borçlarını kapatmak için şahsi olarak borç para aldığını ileri sürdüğü, bunu ileri süren kişinin şirketin o tarihte bahsedilen miktarda veya daha fazla borcu bulunduğunu ispatlaması gerektiğini, şirketin muhasebe ve defter kayıtlarında bu paranın alındığını ve ödeme yapıldığının ispatlanması gerektiğini, davacının davalı iddiasını ispatlamak yükümlülüğü altında olmadığını, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına itibar edilmesi gerektiğini, aksi takdirde şirketlerin güvenilirliğinin kalmayacağını, ilk derece mahkemesince gerekçede ticari defterlerde senetlerin kayıtlı olmasının gerekli olmadığı belirtilmesine karşın TTK ve ticari hayatın olağan akışı içerisinde böyle bir varsayımın yeri bulunamayacağını, şirketlerin tüm işlemlerini ticari defterlerine işlemek zorunda olduklarını, yemin deliline dava dilekçesinde usulen yer verildiğini, davada ispat külfetinin davalı üzerinde olduğunu, borç ilişkisinin varlığını ileri süren davalı tarafın bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, mahkemece ispat külfetinin davacı şirkete yüklenmesinin hatalı olduğunu, davacı şirketin ticari defterlerinde, muhasebe ve banka kayıtlarında yer almayan alacak veya borçtan dolayı sorumlu tutulamayacağı gerçeğinin mahkemece gözardı edildiğini, davacının şirket değil bir gerçek şahıs olsaydı bu durumda mahkeme kararının doğru olabileceğini ancak şirket yönünden ticari defter ve kayıtların delil niteliğinde olduğunu, davalıların aynı minvalde savunmada bulunarak alışverişin iki davalı arasında gerçekleştiği ve paranın kayda girmediği şekilde savunmada bulunduklarını, böyle bir şey yaşanmış olsa dahi bunun davalılar arasında mevcut olduğunu, adı geçen iki kişi arasındaki para alışverişinden dolayı şirketin sorumluluk altına sokulamayacağını, şirketin sorumlu tutulabilmesi için paranın şirket uhdesine geçmesi gerektiğini, davalı tarafın şirket kayıtlarının aksine bir delil sunamadığını, mahkemece davacı şirketim tüm ticari defter ve kayıtlarının incelendiğini ve ayrıntılı düzenlenen raporda davacının borcu bulunmadığının tespit edildiğini, şirket ticari defter ve kayıtlarında bahsi geçen dönemde şirketin ödeme güçlüğünde olduğuna dair bir süreç yaşanmadığını, şirketin bu miktarda borcunun ödenip kapandığına dair bir kaydın da mevcut olmadığını, davanın bilirkişi raporu ve eksiksiz olarak tutulan ticari defter ve kayıtlar ile sabit olduğunu, aksi yöndeki hayali savunmaların davalı tarafça ispatlanamadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kararın hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, yetkisiz temsil iddiasına dayalı açılmış menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Uyuşmazlık konusu 07.02.2019 keşide, 04.04.2019 ödeme tarihli, 300.000,00-TL bedelli, keşidecisi davalı ..., lehtarı davalı ... olan, davacının avalist olarak yer aldığı bono nedeniyle davacının borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir sebebe bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Bu noktada "bedel kaydı" hususunun izahında fayda bulunmaktadır. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin, senedin lehtarından karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın(malen veya nakden) doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı)
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesi anlamında bir kişisel def’idir. Bedelsizlik bir kişisel def’i olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’ini ileri sürebilir.
Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77. ve devamı maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir.
Davacı tarafça yetkisiz temsil iddiası bulunduğundan ispat kuralları dışında ayrıca şirketin temsiline ilişkin düzenlemelerin de irdelenmesi gerekmektedir.
Limited Şirket müdürlerinin temsil yetkilerinin kapsam ve sınırlandırılması 6102 sayılı TTK'nın 629/1. ve 644/1-b Yollamasıyla limited şirketler hakkında da uygulanacak olan TTK 395/1.maddesi "Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketlekendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işleminbatıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz." hükmünü haiz olup, şirket yetkilisinin kendisi ile temsil ettiği şirket arasında işlem yapabilmesi, ancak genel kurulun/ortaklar kurulunun önceden verdiği açık izinle mümkündür. Temsilcinin keşideci/borçlu olduğu bonoda kendi lehine aval vermesi, kendisiyle işlem yapması mahiyetindedir. Bu tür işlemler, “batıl” olup şirket açısından sonuç doğurmaz. Davalı ...'un hem keşideci hem de şirketi temsil eden sıfatıyla aynı bonoda yer alması, kendi lehine aval teşkil ettiğinden bu durumda, yetki kötüye kullanılmış olacaktır. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 13.03.2019 tarih 2017/5437 Esas 2019/1645 Karar; 21.11.2018 tarih 2018/43 Esas 2019/5977 Karar sayılı ilamları)
Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince şirket ticari defterlerinin bir kısmı incelenerek bilirkişi raporu düzenlenmiş ise de, özellikle bononun keşide tarihi itibariyle kullanımda bulunan şirket karar defterlerinin incelendiğine dair bir kaydın bilirkişi raporunda ve dosya içerisinde yer almadığı görülmüştür.
Bu durumda ilk derece mahkemesince, şirketin ticari defter ve kayıtları(karar defteri vb.) incelenerek şirket ana sözleşmesi veya ortaklar kurulu kararıyla şirket yetkilisine verilmiş böyle bir iznin bulunup bulunmadığının araştırılarak, TTK'nın temsil yetkisinin aşılması ve kötüye kullanılmasına dair hükümleri de irdelenmek suretiyle elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bonoya ilişkin genel ispat kuralları dairesinde yapılan inceleme neticesinde davanın reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davacının başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21/09/2023 gün ve 2021/1744 Esas - 2023/639 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.07/05/2026