T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/2094
KARAR NO : 2026/807
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/10/2023
NUMARASI : 2022/757 Esas - 2023/687 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat(Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ : 08/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 08/05/2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 19/10/2023 tarih 2022/757 Esas 2023/687 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müteveffa ...'in işvereni ... Şti.’ne ait şantiyede 25/09/2021 tarihinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini,.... Şti. ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen 26/07/2021 başlangıç tarihli 257356574 numaralı Akişyeri Paket Sigorta Poliçesi ile sigortalı olarak gösterildiğini, ölümün iş kazası olup teminat süresi içerisinde meydana geldiğini, talebin ölüm nedeni ile destekten yoksun kalma olup davanın mahiyeti itibarı ile sigorta hukukunu ilgilendirdiğini anılan nedenle Ticaret mahkemelerinin yetkili olduğunu, iş kazasının Sivas ilinde meydana geldiğini ancak davalının İzmir’de bölge müdürlüğünün bulunması nedeni ile İzmir mahkemelerinin yetkili olduğunu, haksız fiil kapsamında aynı olan olay nedeni ile aynı zamanda zararın meydana geldiği yerin de yetkili olduğunu, müvekkilinin ikametgahının Karşıyaka olduğunu ve seçimlik haklarını Karşıyaka Asliye Ticaret mahkemeleri olarak kullandıklarını, müvekkilinin herhangi bir kazancının ve gelirinin bulunmadığını, tek gelir kaynağı ve desteğini kaybettiğini, dava dışı iş yerinin gerekli önemleri almış olsa idi iş kazasının meydana gelmeyeceğini ve müteveffanın halen yaşıyor olacağını, davalı sigorta şirketine işveren tarafından 26/10/2021 tarihinde başvurulduğunu ancak sigorta şirketi tarafından haksız olarak talebin reddedildiğini, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını beyanla davalı sigorta şirketi ile düzenlenen Akişyeri Paket Sigorta Poliçesi kapsamında; 25/09/2021 tarihinde meydana gelen iş kazası sebebiyle vefat eden sigortalı....'in desteğinden yoksun kalan davacı eş için HMK 107. Maddesi uyarınca fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 1.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk yoluna başvurulmadan dava açıldığını, davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, İşveren sorumluluk teminatından bir değerlendirme için öncelikle iş ilişkisinin, devamında olayın iş kazası niteliğinde olup olmadığının tespitinin gerektiğini, müteveffanın kalp krizi nedeni ile vefat ettiğini ve iş kazası mahiyetinde olmadığını, İş ilişkisinin ve olayın iş kazası niteliğinde olduğunun tespiti halinde ise kusur ve illiyet bağının araştırılması gerektiğini, işverenin, işveren sorumluluk sigortası dahilinde sigorta şirketinin iş kazasından sorumlu tutulabilmesi için; kaza ve işyeri arasında yer/zaman bakımından bağlantı bulunmalı, tehlike işin yürütülmesi sırasında ortaya çıkmış olmalı ve aradaki illiyet bağı işçinin ya da üçüncü kişinin ağır veya tam kusuru ile kesilmemiş olması gerektiğini, iş ilişkisinin tespiti halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılacak müzekkere ile sigorta müfettişi raporu, sigortalı şahsi sicil dosyası, iş kazası tutanağı, otopsi raporu, ölüm belgesi, sağlık kayıtları, ilgili tüm belgelerin celbi ile olayın iş kazası niteliğinde olup olmadığının, illiyetin dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesi ile incelenmesi, İş ilişkisi, iş kazası hususlarında yeterli kanaat oluşması halinde kusurun, aralarında işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatının öngördüğü konularda uzman bilirkişilerin bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor tanzimi ile araştırılmasının gerektiğini, davacının destek zararının sosyal güvenlik kurumu nezdinde ödenen/ödenecek peşin sermaye değerini aşamayacağını bu nedenle müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, poliçe özel şartlarında da belirtildiği üzere sigorta poliçesi ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hak sahibine ödenen/ödenecek miktarın üzerindeki zararlar için teminat verildiğini, bu nedenle SGK nezdinde bağlanan gelirin tespitinin gerektiğini, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 4. fıkrasında “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.” Düzenlemesinin bulunduğunu bu nedenle davacı tarafından henüz SGK'ya başvuru yapılmadı ise başvuru için süre verilmesini veya başvuru mevcut ise sonucunun araştırılmasının gerektiğini, dosyanın hesaplama yapılması halinde gelir, diğer hak sahiplerinin payları, evlenme ihtimali, yaşam süresi vd. kriterler için Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde ve PSD mahsup edilmek suretiyle yapılması gerektiğini, Poliçede temin edilen herhangi bir hasar ödemesinde ilgili genel şartların birinci ve dokuzuncu maddelerinde kayıtlı tazminat tutarı, yasal faiz tutarı ve dava masrafları ile avukatlık ücretleri toplamı için poliçede belirtilen limitlerle sınırlı olup poliçede şahıs başına teminat limitinin 100.000,00-TL olduğunu, faiz talebinin ancak müvekkilinin temerrüde düşürüldüğü tarihin ispatı halinde bu tarihten itibaren mümkün olduğunu, davanın ....Şti.'ye ihbarını talep ettiklerini beyanla Arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın usulden reddine, Davanın esastan reddine, Davanın reddi talebinin kabul edilmemesi halinde; Sorumluluğunun, poliçe limiti, teminatları ve sigortalının kusuru nispetinde dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ile sınırlı olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının işyeri paket sigortacısı olduğu, davanın görülmesinde Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğu, Konak Sosyal Güvenlik Merkezince 25.09.2021 tarihinde iş kazası sonucunda vefat eden ...'e 01.10.2021 tarihinde ölüm geliri bağlandığı, sigortalının tahkikat raporu ve hak sahibinin gelir bağlanma kararı, peşin sermaye değeri tablosu gönderildiği, dosyanın 1 iş güvenliği alanında uzman, 1 sigorta hukuku alanında uzman, 1 Aktüerya alanında uzman bilirkişiye tevdi edilerek alınan 14.04ş2023 tarihli raporda, davacının eşi ....'in 25.09.2021 tarihinde işyerinde kalp krizi geçirmesi sonucu vefatının iş kazası olduğu, dava dışı işveren .....Şti.nin iş kazasının oluşunda %10 oranında kusurlu bulunduğu, davacının destekten yoksun kalma tazminatının 44.757,18.-TL tutarında hesaplandığı, hesaplanan tazminatın işveren sorumluluk sigortası teminatı kapsamında olduğu, sigortalı vefatının ferdi kaza sigortası teminatı kapsamında olmadığı yönünde görüş bildirildiği, taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesi sunmaları üzerine 04.05.2023 tarihli celsede dosyanın önceki bilirkişi heyetine tevdii ile tarafların itirazlarını cevaplar mahiyette ek rapor alınmasına karar verildiği, 18.05.2023 tarihli ek raporda, davacının eşi ....'in 25.09.2021 tarihinde işyerinde kalp krizi geçirmesi sonucu vefatının iş kazası olduğu, dava dışı işveren .....Şti.nin iş kazasının oluşunda %10 oranında kusurlu bulunduğu, davacının destekten yoksun kalma tazminatının 43.857,18.-TL tutarında hesaplandığı, hesaplanan tazminatın işveren sorumluluk sigortası teminatı kapsamında olduğu, sigortalı vefatının ferdi kaza sigortası teminatı kapsamında olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 13.07.2023 tarihli celsede dosyanın yeniden aktürya bilirkişisine tevdii ile önceki rapor tarihinden sonra tespit edilen asgari ücret miktarları dikkate alınarak yeniden rapor tanziminin istenilmesine karar verilmesi üzerine bilirkişi tarafından sunulan 25.07.2023 tarihli raporda davacının destekten yoksun kalma tazminatının 94.519,90.-TL tutarında hesaplandığı yönünde görüş bildirildiği, davacı vekilince sunulan ıslah dilekçesi ile toplam 94.519,90-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ettiği, dava dışı SGK'nın meydana gelen ölüm olayını iş kazası olarak kabul ettiği ve dava dışı işveren şirketin de %10 oranında kusurlu tespitinde bulunduğu, sigortanın geçerlilik süresi 26/07/2021-26/07/2022 tarihleri arasında olduğu ve ölüm olayının poliçe vadesi içerisinde meydana geldiği, işverene SGK ve bilirkişi heyeti tarafından %10 kusur izafe edildiği, bu çerçevede meydana gelen iş kazası nedeni ile dava dışı işverenin murisin mirasçılarına karşı kusuru oranında destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olduğu ve davalı tarafından tanzim edilen iş yeri paket sigortası şartları dahilinde kaldığı, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ile uyumlu olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince sigortalı dava dışı şirkete ihbar talebinin yerine getirilmeksizin karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yalnızca bir kez ıslah hakkı bulunduğu halde davacı tarafça ikinci kez ıslahta bulunulmasının mümkün olmadığını, ikinci ıslah talebinin reddine karar verilmesi gerekirken ikinci ıslah dilekçesine göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, yargılama sırasında vefatın iş kazası olup olmadığına dair araştırma yapılmadığını, kazanın salt işyeri içerisinde meydana gelmiş olmasının işverenin sorumlu tutulmasına yol açmayacağını, kusur ve illiyet bağının araştırılması gerektiğini, bilirkişi raporuna karşı itirazlara rağmen dosyanın ATK'ya gönderilmediğini, tespit edilen kusur oranına göre davacının kalp krizi geçirebilecek bir işte çalışıp çalışmadığının araştırılmadığını, olayın iş kazası olup olmadığının tespiti bakımından ATK ilgili ihtisas dairesinden rapor alınması gerektiğini, davalı şirketin temerrüt tarihine uygun olarak hesaplama yapılması gerektiğini, destek zararının SGK tarafından ödenen peşin sermaye değerli geliri aşmadığını, bu nedenle davalının sorumluluğunun bulunmadığını, poliçe özel şartları gereğince SGK tarafından hak sahibine ödenen miktarın üzerindeki zararlar için teminat verildiğini, bu nedenle şirketin temerrüt tarihindeki davacı zararının tespit edilerek bu zararın SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerli gelirin üzerinde olması halinde güncel bir hesaplama yapılması gerektiğini, dosyada davalının temerrüt tarihine ilişkin değerlendirme yapıldığı halde bu tarihteki zarar miktarına yönelik ön hesaplama yapılmadığını, bu şekilde verilen kararın eksik incelemeye dayandığını, hüküm altına alınan miktarın bakiye teminat limitini aştığını, davalı şirket tarafından sigortalı şirkete 41.357,12-TL ödeme yapıldığını, bakiye teminat limitinin 56.642,88-TL olduğunu, sigortalı şirket tarafından SGK'ya 41.357,12-TL rücu ödemesi yapıldığını ve buna istinaden davalı şirketin sigortalı şirkete aynı miktarda ödemede bulunduğunu, bu nedenlerle savunmaların aksi yönünde davanın kabulüne karar verilmesi halinde bakiye poliçe teminat limitiyle sınırlı olarak hüküm kurulması gerektiğini, istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE :Dava, işyeri paket sigorta poliçesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Destekten yoksun kalma zararı TBK’nın 53. maddesinde yer almaktadır. Yasal düzenlemede "Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” denilmek suretiyle destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, tahminlere ve varsayımlara dayalıdır.
TBK’nın 53. [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/II.] maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir.
Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 E., 2005/691 K. sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında, "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olacağı" belirtilmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında da, "İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir" düzenlemesine yer verilerek iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklı zararlandırıcı sigorta olayının iş sözleşmesi ile işverenin yükümlülüklerinden olan işçiyi koruyup gözetme borcunun bir uzantısı olarak "sözleşmeye aykırılık" hali olarak belirtilmiştir.
Davaya konu kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında; "iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır" düzenlemesine; aynı maddenin 4 üncü fıkrasında "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir" düzenlemesine; maddenin 5 inci fıkrasında ise "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücu edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edilmez" düzenlemesine yer verilmiştir.
İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın tahsiline ilişkindir. Bu nedenle haksız zenginleşmenin ve mükerrer ödemenin önüne geçmek için ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan düşülmesi gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta vefat olayının davalı sigorta şirketinin düzenlediği işyeri paket sigorta poliçesi vadesi içerisinde meydana geldiği sabit olup, poliçe özel şartlarında "İşveren Mali Mesuliyet Sigortası" başlığı altında "İşbu poliçe, işyerinde meydana gelebilecek iş kazaları sonucunda işverene terettüp edecek hukuki sorumluluk nedeni ile işverene bir hizmet akdi ile bağlı ve sosyal sigortalar kanununa tabi işçiler veya bunların hak sahipleri tarafından işverenden talep edilecek ve sosyal sigortalar kanununun sağladığı yardımların üstündeki ve dışındaki tazminat talepleri ile yine aynı kurum tarafından işverene karşı iş kazalarından dolayı ikame edilecek rücu davaları sonucunda, ödenecek tazminat miktarlarını, İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları madde 1. Hükümleri uyarınca poliçede yazılı meblağlara kadar temin eder." şeklinde yer alan düzenleme uyarınca poliçenin mali mesuliyet sigortası kapsamında zarar gören sigortalı işçiler ve bunların hak sahiplerinin, SGK tarafından karşılanmayan zararlarının ve SGK'nın hak sahiplerine gerçekleştirdiği ödemelerin işverene rücu talebine istinaden işverenin gerçekleştirdiği ödemelerin sigorta teminatı kapsamına alındığı görülmektedir.
Açıklanan tüm hukuki ve maddi vakıalar kapsamında dosyanın incelenmesinde; İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunun dava öncesinde SGK tarafından gerçekleştirilen tahkikat sonucu düzenlenen iş müfettişi raporuyla uyumlu olduğu, vefatın iş kazasından kaynaklandığının SGK tarafından tespit edildiği ve mahkemece alınan bilirkişi raporunda da bu hususun doğrulandığı, mahkemenin vefatı iş kazası olarak kabulünün yerinde olduğu, sigortalı işverene yüklenen kusur oranına yönelik değerlendirmenin de yine SGK tahkikatı sonucu elde edilen %10 kusur oranıyla uyumlu olduğu, kusur oranının dosya kapsamı ve vefatın şekline göre yerinde görüldüğü, davacıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin yargılama sırasında hesaplanan tazminattan mahsup edilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı, alınan bilirkişi raporlarında davacıya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri üzerinden %10 kusura isabet eden 35.087,68-TL'nin tazminattan mahsup edilerek bakiye zararın hesaplanmasına dair yöntemin yerinde olduğu, davalı tarafça sigortalı şirketin SGK'ya 41.357,12-TL rücu ödemesi gerçekleştirdiği ve buna istinaden sunulan 24.05.2023 tarihli ödeme dekontunda sigortalı şirkete 41.357,12-TL ödeme yapıldığı ileri sürülmekte ise de SGK Konak Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 14.02.2023 tarihli cevabi yazısı ekinde yer alan kurum kayıtlarına göre davacıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin 359.876,81-TL olduğunun bildirildiği, tazminat miktarından ancak bu rakamın kusur oranı %10'a isabet eden kısmının mahsup edilebileceği dikkate alındığında hesaplanan tazminattan yapılan indirimin ve tazminatın belirlenmesine esas unsurlarda bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davalı vekilinin davada ikinci kez ıslah yapıldığına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, bu dava türünde davacı, alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesinden sonra HMK'nın 107.maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabilir. Ayrıca davasını HMK'nın 176. ve devamı maddelerine göre bir kez de ıslah edebilir. (Yargıtay 4. HD 20.05.2025 tarihli 2022/13608 E. 2025/8023 K.; 17. HD 04.11.2019 tarih 2017/2842 E. 2019/10129 K. sayılı kararları) Somut olayda davacı vekili, 06.07.2023 tarihli değer artırım dilekçesi ile dava değerinin 43.857,18-TL'ye yükseltildiği, yargılamanın devamında ise 03.08.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, bilirkişi ek raporu doğrultusunda dava değeri 94.519,90-TL olarak ıslah edilmiştir. Az yukarıda belirtilen Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacının belirsiz alacak dava türünde aynı alacak kalemine ilişkin olarak değer artırım dilekçesi ve ıslah dilekçesi sunarak dava değerini iki kez artırabileceği kabul edilmekle ilk derece mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Davalı vekilinin poliçe limitinin gözetilmemesine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde, davalı sigorta şirketinin şahıs başına poliçe limiti 100.000,00-TL olup, sigorta şirketi tarafından karar tarihinden önce sigortalı işverene 24.05.2023 tarihinde 41.357,12-TL ödeme yapıldığı, ödeme belgesinin ise istinaf başvuru dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğu, karar tarihinden önce ilk derece mahkemesine bu ödemenin bildirildiğine dair bir kaydın bulunmadığı görülmüştür.
6100 saylı HMK'nın 357/1. maddesi gereğince, istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz. Davalı tarafça ödeme karar tarihinden çok önce, 24.05.2023 tarihinde gerçekleştirilmesine rağmen ilk derece mahkemesine bu hususta bir beyanda bulunulmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre birden fazla zarar görenin bulunduğu durumlarda sigorta teminatı tüm zararları karşılayamayacaksa garameten ödeme yoluna gidilir. Garameten ödeme ilkesi; bir rizikonun gerçekleşmesi ile zarar görenlerin birden fazla olması ve tazminat alacaklarının da sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta bedelinden fazla olduğu hallerde, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat miktarı isteminden, sigorta bedelinin tazminat alacaklıları toplamına olan oranına göre indirim yapılmasını ifade etmektedir. Burada amaç, zarar görenlerin birden fazla olması halinde, sigortacının poliçede gösterilen limitle sorumlu olacağı da dikkate alınarak, zarar görenler arasında eşitliği sağlayıcı biçimde ve poliçe limitini de aşmayacak şekilde eşit paylaştırmanın sağlanmasıdır.
Somut uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede ise vefat hadisesinden dolayı zarar görenin eşin vefatından dolayı davacı .... olduğu, sigorta poliçesinin talep konusu teminatıyla esasen davacının zararının teminat altına alındığı ve bu zarardan dolayı gerek davacıdan gerekse SGK'dan işveren sigortalıya gerçekleştirilen tazminat ve rücuen tazmin taleplerinin sigorta tarafından karşılanacağının belirlendiği, dolayısıyla birden fazla zarar görenin söz konusu olmadığı ve garameten ödeme ilkelerinin de uygulama yeri bulmayacağı, diğer taraftan Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında sigorta şirketinin dava dışı kişilere gerçekleştirdiği ödemelerin poliçe teminatından düşülebilmesi için, başka bir deyişle davalının davacıya karşı sorumluluktan kurtulabilmesi için öngörülen “başka tazminat taleplerinin olduğunu bilmeme” ve “iyiniyetle ödeme yapma” şeklindeki şartların sağlanması gerektiği, bu çerçevede yapılan incelemede davalı sigorta şirketi tarafından görülmekte olan davada davacının tazminat talebinin dava konusu edilmiş olması nedeniyle bilindiği, sigortalı şirket tarafından SGK'ya gerçekleştirilen rücu ödemesinin hangi tarihte gerçekleştirildiğine ve davalı şirketten hangi tarihte bu ödemenin talep edildiğine dair bilgi ve belge sunulmadığı, görülmekte olan davada bilirkişi ek raporuna itiraz süresi içerisinde davalı sigorta şirketinin, sigortalısı şirkete poliçe limitinden önemli ölçüde eksilme gerçekleştirdiği açık olan bir ödeme gerçekleştirdiği, davalı sigorta şirketinin basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduğu, görülmekte olan tazminat davasında dava değerinin tam ve kesin olarak belirlenmediği, aksine davacı tarafça kusur ve tazminat miktarı yönünden esaslı itirazlarda bulunulduğu bir aşamada, teminatın konusunu oluşturan vefat nedeniyle tek zarar gören olan davacı aleyhinde sorumluluğunu daraltacak şekilde doğrudan işveren sigortalıya gerçekleştirilen ödemenin kötü ödeme olarak değerlendirilmesi gerektiği, zira sigorta şirketinin basiretli bir tacir olarak görülmekte olan davada hesaplanan tazminat miktarının artabileceğini öngörmesi gerektiği gibi dava dışı işverene herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın gerçekleştirdiği ödeme nedeniyle vefat nedeniyle doğrudan zarar gören eşe yapılacak ödeme miktarında oluşacak eksilmenin öngörülebileceği halde bu hususta gerekli dikkat ve özenin gösterilmemiş olduğu, kaldı ki yargılama sırasında davacıya karşı vefatın iş kazası olmadığı, işverenin kusurunun bulunmadığı, tazminat isteminin yerinde olmadığı ve benzeri savunmalar getirilmişken işveren sigortalıya aynı hadiseden dolayı rızaen ödeme gerçekleştirilmesinin de çelişkili bir davranış olduğu, sigorta şirketinin bu şekilde yaptığı ödemenin iyi niyetli bir ödeme olarak kabulü mümkün olmadığı gibi, gerçekleştirilen ödemeye dair bilgi ve belgenin de ödeme tarihiyle karar tarihi arasında 5 aylık uzun bir süre boyunca ilk derece mahkemesine ibraz edilmeyip, bu sürede mahkemeye bilirkişi raporuna karşı itiraz ve sair itiraz dilekçeleri sunulmasına karşın bu dilekçelerde ödemeden bahsedilmeyip ancak istinaf aşamasında sunulmasının da hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olduğunun kabulü gerektiği değerlendirildiğinden, gerçekleştirilen ödeme kötü ödeme olarak kabul edilmekle davalıyı davacıya karşı olan poliçe limitinden kaynaklanan sorumluluklarından kısmen de olsa kurtarmayacağı değerlendirildiğinden aksi yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Davanın ihbarı ve şartları, 6100 sayılı HMK'nın 61 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf, dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir. Mahkeme ihbar dilekçesinin üçüncü kişiye tebliği ile yetinmelidir.
Somut uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede, davalı tarafça sigortalı şirkete tebliği istenen bir ihbar dilekçesinin sunulmadığı, cevap dilekçesi ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde davanın ihbarının talep edildiği, ilk derece mahkemesince sigortalı .....Şti. davaya ihbar olunan olarak dahil edilmemiş ise de davalı tarafça HMK'da düzenlenen manada bir ihbar dilekçesinin sunulmadığı ve ayrıca tebliğ edilmesi gerekli bir ihbar dilekçesinin yer almadığı, mahkemece 04.01.2023 tarihli müzekkere sigortalı şirketten müteveffanın işyeri sicil dosyasının istenildiği, müzekkere üzerinde davanın taraflarının ve konusunun açıkça belirtildiği, buna istinaden sigortalı şirketin 27.02.2023 tarihli müzekkere cevabıyla işyeri sicil dosyasının bir örneğinin dosyaya sunulduğu dikkate alındığında, sigortalı şirketin sigorta aleyhinde görülmekte olan tazminat davasının açıldığından yazılan müzekkere yoluyla haberdar olduğu aşikar olup, özellikle davalı tarafça ayrı bir ihbar dilekçesi sunulmadığı da gözetildiğinde davanın ihbarı yoluyla elde edilmesi aranılan amacın hasıl olduğu, sigortalı şirketin müzekkere tebliği suretiyle davadan haberdar edildiği anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 6.456,65 TL'den peşin alınan 1.615,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.841,65 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 08/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.