(5237 S. K. m. 4, 15, 53, 86, 105, 125)
Müsnet suçtan yukarıda açık kimliği yazılı sanıklar T. Y. ve V. B. hakkında Dairemizde istinaf yoluyla açılan kamu davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
Gereği düşünüldü:
İDDİA; Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 27/04/2016 tarih 2016/2579 Esas sayılı iddianamesiyle; sanıklar hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma, hakaret suçlarından TCK'nın 125/1, 4, 86/2, 15/1-1. Fıkra, 53 maddelerinden cezalandırılması istemiyle Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda 12/10/2016 tarih 2016/740 Esas 2016/1460 Karar sayılı ilamıyla sanık V. B.'ın kasten yaralama suçundan TCK'nun 86/2 maddesi gereğince neticeten 6 ay hapis cezası, hakaret suçundan TCK'nun 125/1, 125/4 maddeleri gereğince neticeten 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cinsel taciz suçundan TCK'nun 105/1 maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nun 58.madde gereğince mükerrir sayılmasına,
Sanık T. Y.'ın huzur ve sükunu bozma suçundan beraatine, hakaret TCK'nun 125/1, 125/4 maddeleri gereğince neticeten 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, mahkumiyet kararlarının sanıklar tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya dairemize gönderilmiş olup dairemizce yapılan ön incelemede istinaf yoluna başvuran sanıkların taraf sıfatlarının bulunduğu, başvuruların süresinde yapıldığı, tebligat eksikliğinin bulunmadığı, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilebilir kararlardan olduğu, dairemizin görevli ve yetkili olduğu anlaşılmakla başvuruların kabul edilebilir olduğuna karar verilmiş ve yapılan inceleme sonucunda, sanıklardan T. Y. hakkında hakaret suçu yönünden hukuki durumunun yeniden takdir ve değerlendirilmesi için CMK'nun 280/1-c maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma açılmasına karar verildiği görülmüştür.
Yapılan müzakere sonucunda sadece sanık T. yönünden duruşma açılmasına karar verilmiş, sanık V. yönünden ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karar müzakare tutanağına bağlanmış ancak usul ekonomisi yönünden tefrik kararı verilmemiş, sanık T.. hakkındaki davanın yeniden görülmesi ve duruşma açılması kararının sonucu beklenerek her iki sanık yönünden istinaf başvurularının sonucu hakkındaki gerekçeli karar birlikte verilmiştir.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA AYNEN;
“Sanık V. B. hakkında müşteki D. A.’a karşı 13.04.2016 tarihinde hakaret ve kasten yaralama suçlarını, sanık T. Y.’ın ise müştekiye karşı hakaret suçunu işledikleri iddiasıyla Aydın C. Başsavcılığınca 27.04.2016 tarihli iddianameyle TCK’nun 125/1-4, 86/2 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucunda sanık T..’in katılana sinkaflı sözlerle hakaret ettiği belirtilerek suçunun sabit görülmesi nedeniyle 12.10.2016 tarihli karar ile TCK’nun 125/1-4 maddesi gereğince 7 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verildiği, aynı mahkeme tarafından diğer sanık V. B.’nın katılana yönelik kasten yaralama ve hakaret suçlarının sabit görülmesi sonucunda hakaret suçundan 7 ay hapis, kasten yaralama suçundan 6 ay hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verildiği,
Sanıklar tarafından verilen 13.10.2016 tarihli istinaf dilekçeleriyle istinaf talebinde bulunulduğu,
Bunun üzerine de dairemizce yapılan inceleme sonunda “sanıklardan T. Y. hakkında hakaret suçu yönünden hukuki durumunun yeniden takdir ve değerlendirilmesi” gerektiği kabul edildiğinden CMK’nun 280/1-c maddesi gereğince DAVANIN YENİDEN GÖRÜLMESİNE VE DURUŞMA AÇILMASINA KARAR VERİLEREK duruşmanın bugüne bırakıldığı,
Dosyanın incelemesine ve davanın yeniden görülmesine göre de; sanık T. Y. hakkında mahkeme kararının gerekçesinde katılana sinkaflı sözlerle hakaret ettiği belirtilerek mahkumiyetine karar verildiği, ancak bu sanık hakkında düzenlenen iddianamede ve katılanın tüm aşamalardaki anlatımlarında sinkaflı sözlerle hakarette bulunduğuna dair herhangi bir iddianın bulunmadığı, bu sanığa yönelik olarak iddianamede ve katılanın tüm aşamalardaki beyanlarında sadece “sana yol soracaktı, sen cazgırlık yaptın” şeklinde sözleri söylediğinin iddia olunduğu bu sözlerde ise herhangi bir hakaret unsurunun bulunmadığı, sanık V. B. yönünden ise mahkeme tarafından kurulan hükümde usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksikliğin olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşıldığından;
Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2016 tarih ve 2016/740 esas, 2016/1460 karar sayılı sanık T. Y. ile ilgili mahkumiyet kararının CMK’nun 280/2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, bu sanığın mevcut söylediği iddia olunan sözlerin hakaret suçunu oluşturmaması nedeniyle müsnet suçtan beraatine, sanık V. B. yönünden kurulan mahkumiyet hükümlerinde usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksikliğin olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğundan sanık V. B. tarafından yapılan istinaf başvurusunun CMK’nın 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur'' demiştir.
SAVUNMA:
Sanık V. B. Mahkemesince Alınan Savunmasında; "Ben şikayetçiyi tanımıyorum. İlk kez burada görüyorum. Ben Bodrum'dan Aydın'a misafir olarak gelmiştim, o gece yanımda diğer sanık T.. ve arkadaşım Yasin Bacaksız ile birlikte bir restoranda alkol aldık. Daha sonra Tralles denilen mevkiye çıktık. Bir süre sonra gece saatlerinde polisler geldiler, kimlik istediler ve hakkımızda şikayet olduğunu söylediler. Ben şikayetçiye cinsel tacizde bulunmadım, hakaret etmedim, rahatsız etmedim, dedi." demiştir.
Sanık T. Y. Mahkemesince Alınan Savunmasında: "Sanık V. benim çocukluk arkadaşım olur. O gün Aydın'a gelmişti, görüştük. Y. B. isimli arkadaşımızda bizimle beraberdi. Üçümüz birlikte Işıklı mevkinde bir restoranda alkol aldık. Daha sonra aracımızla Tralles mevkine giderken polisler durdurdular. Şikayet olduğunu söylediler, ne şikayetçiyi ne de başka bir kadını o gece rahatsız etmedik. Zaten şikayetçiyi de tanımıyorum, ben de ilk kez burada görüyorum. Suçlamalar doğru değildir," demiştir.
TOPLANAN DELİLLER;
1-İddia ve savunma
2-Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar
3-Katılan beyanı
4-Adli rapor
5-Nüfus ve adli sicil kayıtları
6-Sabıkaya esas ilamlar
Hukuka aykırı elde edilen delil bulunmadığı görülmüştür.
Katılan D. A. Mahkemesince Alınan Beyanında: ''Sanıkları olay öncesinde tanımıyordum. Ben olay gecesi saat 01.00 sıralarında Aydın Devlet Hastanesine gittim, acil serviste rahatsızlığım nedeniyle enjeksiyon yaptırdım. Daha sonra büyük Kipa’nın olduğu mevkide bulunan evime doğru giderken sanıkların içinde bulundukları araç yanımda durdu. Huzurdaki sanıklardan V. araçtan indi ve bana hitaben "yavrum bakar mısın" diye seslendi. Ben önce cevap vermedim. Yanıma gelerek "yavrum nereye gidiyorsun " diye tekrar edince rahatsız etmemesini söyledim. Ardından gelip kafama 5-6 kez elleri ile vurdu. Ben eğilip aracın plakasına bakacağım sırada sinkaflı sözler ile hakaret etti ve yine kafama elleri ile vurdu. Ardından "ayıp değil mi sizin ananız bacınız yok mu" dediğimde diğer sanık sürücü mahallinde oturan T.. " sana yol soracaktı, sen cazgırlık yaptın " diye hakaret etti. Aracın arkasında oturan üçüncü şahıs her hangi bir söz söylemedi. Araçtan da inmedi. Ben aracın plakasına bakarken sanık V.. tekrar yanıma gelerek kafama bir kez daha vurdu. Bu sırada o mevkiden geçmekte olan polis ekipleri gelerek sanıklar uzaklaşmadan yakaladılar. Sanıklardan şikayetçiyim. Cezalandırılmalarını istiyorum, davaya katılma talebim vardır." demiştir.
DELİLLERİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ VE KABUL; Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Yerel mahkemece kabul edilen oluş aynen; ''Katılanın sanıkları olay öncesinde tanımadığı, aynı şekilde sanıkların da katılanı tanımadıklarını söyledikleri, rahatsızlığı nedeniyle olay gecesi saat 01.00 sıralarında Aydın Devlet Hastanesi Acil Servisine giden katılanın burada muayene olup enjeksiyon yaptırdıktan sonra yürüyerek cumhuriyet mah. 1955 sokaktaki evine doğru gittiği sırada sanıkların bir araç ile katılana yaklaşarak aracı durdurdukları, sanık V..'in katılana hitaben "bakar mısın yavrum" diye seslendiği, onun "yolunuza gidin, beni rahatsız etmeyin" demesi üzerine V..'in araçtan indiği, bu kez katılanın yaklaşıp " yavrum nereye gidiyorsun " diye söylediği, bunun üzerine katılanın tekrar rahatsız etmemesini söylediği, V..'in bu kez eli ile katılanın kafasına 5-6 kez vurduğu, tekrar arabaya binmek için yöneldiğinde araç içindeki sanık T..'in kendisine baktığını ve V.'e müdahele etmediğini gören katılanın "ayıp değil mi sizin ananız bacınız yok mu," diye söylediği, bunun üzerine T.'in "sana yol soracaktı, sen cazgırlık yaptın" diye hakaret ettiği, bu kez katılanın aracın plakasını almak için eğilip plakaya baktığı sırada V..'in katılanın yanına gelerek eli ile tekrar ona vurduğu, sinkaflı sözler ile katılana hakaret ettiği, sanıkların savunmalarında katılanı o gün hiç görmediklerini, ilk kez duruşma salonunda gördüklerini belirterek suçlamaları reddettikleri, ancak katılanın duruşma salonunda dahi sanıkları teşhis ettiği, olaydan hemen sonra geçmekte olan kolluk görevlilerine olayı anlatarak sanıkların yakalanmalarını sağladığı, somut ve maddi olayın bu şekilde olduğu anlaşılmıştır. '' şeklindedir. Dairemizce de olayın yerel mahkemece kabul edildiği şekliyle gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Yerel mahkemece sanık T..'in katılana ''sana yol soracaktı, sen cazgırlık yaptın'' şeklindeki beyanlarının hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanık T..'in cezalandırılmasına karar verilmiştir. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sonucunu yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;
5237 Sayılı TCK'nun 125. maddesinde yaptırıma bağlanan hakaret suçunun oluşabilmesi için bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırıda bulunulması gerekir. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılması için ise fiilin en az 3 kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.
AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir.
AİHM, Lesnik/Slovakya davasında, ilk olarak kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken hoşgörü göstermeleri gereken eleştiri sınırının diğer insanlara göre daha geniş olduğunu, ancak, kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları anlamına gelmeyeceğini, üstelik görevlerini hakkı ile yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerektiğini; bunun ise kamu görevlilerinin asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabileceğini vurgulamıştır (Lesnik/Slovakya, 35640/97, 11.03.2003)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde sanığın arkadaşı olan diğer sanığı kastederek katılana ''sana yol soracaktı, ne cazgırlık yapıyorsun'' şeklinde ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiş ve sanığın beraatine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan ve tartışılan nedenlerle;
A- SANIK V. B.'IN İSTİNAF TALEBİ YÖNÜNDEN;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı
Anlaşıldığından, İstinaf başvurusunda bulunan sanığın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, CMK.nın 280/1-a maddesi uyarınca kasten yaralama suçuna yönelen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN OYBİRLİĞİYLE KESİN OLMAK ÜZERE ESASTAN REDDİNE,
B-SANIK T.. Y..'IN İSTİNAF TALEBİ YÖNÜNDEN;
1-Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2016 tarih ve 2016/740 esas, 2016/1460 karar sayılı sanık T. Y. ile ilgili hakaret suçundan kurulan mahkumiyet kararının CMK’nun 280/2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Sanık T. Y.'ın katılan D. A.'a yönelik üzerine atılı hakaret suçundan CMK'nun 223/2-a-e maddesi gereğince BERAATİNE,
Bu sanık için yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Dair; İsteme uygun, iddia makamında C. Savcısı Raşit Erden'in (38849) huzuru ile;
-Sanık T. Y.'ın yüzüne karşı, katılanın yokluğunda CMK 286/2 maddesi gereğince KESİN OLMAK ÜZERE oybirliğiyle karar verildi. 30.01.2017 (¤¤)