T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1685
KARAR NO : 2025/590
KARAR TARİHİ : 19/03/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/05/2023
NUMARASI : 2021/518- 2023/377
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 26/07/2021
DAİRE KARAR TARİHİ : 19/03/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/03/2025
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/05/2023 tarih ve 2021/518 Esas 2023/377 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine, Dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM;
Davacı, ... Mahallesi, ... Caddesi No: .../... .../... adresinde bulunan 12559580 tesisat numaralı ticarethane abone grubundaki işletmede gerçekleştirilen kaçak ve usulsüz elektrik kullanımına dayalı borçlar ödenmeyince, borçlular hakkında İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2019/15672 Esas sayılı dosyası ile yapılan icra takibinin itiraz üzerine durduğunu ancak aboneliğin bulunduğu adreste borçlular tarafından kaçak ve usulsüz elektrik kullanıldığının sabit olduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve takibe konu alacağın %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı, kaçak elektrik faturası adı altında eski abonelik numaralarına ait üç farklı yüksek miktarda fatura gönderildiğini ve icra takibi başlatıldığını, icra takibinin gerçeği yansıtmaması nedeniyle itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, takibe konu elektrik faturalarının haksız ve keyfi olduğunu, gerçeği yansıtmadığını, şirkete ilk olarak 12.10.2019 tarihinde 27.08.2019-09.10.2019 tarihlerinde kaçak kullanımdan bahisle 21.679,83TL, ikinci olarak 24.10.2019 tarihinde 09.10.2019-23.10.2019 tarihlerinde kullanıldığı iddia edilen kaçak kullanımdan bahisle 7.006,24TL ve 22.11.2019 tarihinde 45.140,29 TL olmak üzere toplam üç fatura kesilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, abonelik sözleşmesinin tarafı ... Ltd Şirketi olmasına rağmen hem şirkete, hem de tüzel kişiliğin yöneticisine icra takibi yapılmasının mümkün olmadığını, tekel konumundaki davacı tarafın elektrik bağlatmayarak şirketin ticari hayatına / imalatına son vermeye ve zorla keyfi rakamları ödetmeye çalıştığını şirket faturalardaki miktarların ve kullanımların gerçeği yansıtmadığını, ... A.Ş. aleyhine İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/596 Esas sayılı dosyasında muarazanın men-i davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu belirterek, öncelikle dava açma süresinin geçmesi nedeniyle davanın usulden reddine, davanın esasına girilmesi durumunda yargılama sonunda elektrik bağlanmamasına sebep gösterilen kaçak kullanım faturalarının yapılacak keşif ve bilirkişi incelenmesi sonucuna göre gerçeğe aykırı olarak düzenlenmiş olmasının tespiti halinde davanın reddine ve takibin iptaline, kötü niyetli davacının %20 de aşağı olamamak kaydıyla kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
Mahkemece, "Yönetmeliğin 42/1 maddesinin (a) bendi çerçevesindeki tespitlerde; "kaçak kullanım süresi" doğru bulgu ve belgelere dayandırılması kaydıyla kaçak elektrik enerjisi kullanılmaya başlandığı tarih ile kaçak tespitinin yapıldığı tarih arasındaki süre olup bu süre 12 ayı geçemez. Doğru bulgu ve belgelerin bulunmaması halinde bu süre 90 gün olarak alınır. Dava konusu yerde sayacın son kontrolünün 15/05/2019 tarihinde yapıldığı , bu tarih göz önüne alınarak ilk kaçak tutanağından itibaren dava konusu diğer tutanakların bilirkişi tarafından incelendiği ve her bir tutanak üzerinden yapılan hesaplamada 73.900,35 TL kaçak elektrik tüketiminin bulunduğu sabit olmakla davalı şirket aleyhine açılan davanın asıl alacak üzerinden kabulüne, fatura bedeline faiz ve bu bağlamda faize KDV uygulanabilmesi için faturaların davalının adresine tebliğ edildiğinin veya bırakıldığının ispatlanması zorunludur. Bu hususun ispatlanamaması halinde fatura bedeline faiz uygulanması mümkün değildir. Davacı kurum tarafından faturaların davalı şirkete tebliğ edildiği veya adresine bırakıldığı iddia ve ispat edilemediğine göre ödenmeyen asıl alacağa faiz, faizin KDV sine (İzmir BAM. 13. H.D. 2021/109 E., 2022/1180K.) ve likit olmayan bedel nedeniyle davalı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin tavzih talebi mahkemece kabul edilerek 13.07.2023 tarihli ek karar ile ''Mahkememizin 04/05/2023 tarih 2021/518 Esas, 2023/377 Karar sayılı ilamında hükmün birinci bendinde yer alan "Davanın KISMEN KABULÜ ile; İzmir 9. İcra Müdürlüğü' nün 2019/15672 Esas sayılı takip dosyasına davalı/borçlunun yapmış olduğu itirazın 73.900,35 TL asıl alacak üzerinden (avans faiz ile) devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,
" kısmının,
"Davanın KISMEN KABULÜ ile; İzmir 9. İcra Müdürlüğü' nün 2019/15672 Esas sayılı takip dosyasına davalı/borçlu ... ŞTİ.' nin yapmış olduğu itirazın 73.900,35 TL asıl alacak üzerinden (avans faiz ile) devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,
" şeklinde TAVZİHİNE,
2-HMK' nun 305/A maddesi uyarınca; 04/05/2023 tarih 2021/518 Esas, 2023/377 Karar sayılı ilamına,
"2-Davalı ... aleyhine açılan davanın REDDİNE,
2-A)Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 12.374,67TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak ismi belirtilen davalıya verilmesine," bentlerinin eklenmesine'' karar verilmiştir.
İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN: Davacı ve davalılar istinaf talebinde bulunmuştur.
BİLDİRİLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı istinaf dilekçesinde; İlk derece mahkemesince verilen asıl ve ek kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Öncelikle takibin ve davanın iki davalıya karşı açılmış olmasına rağmen Yerel Mahkeme hükmünü tek davalı (... Ltd. Şti.) hakkında verdiğini, diğer davalı ... hakkında davanın reddedildiği yada kabul edildiğine dair hükümde herhangi bir açıklama bulunmadığını, kaçak tutanaklarının tutulduğu yerin son elektrik abonesinin ... olduğunu, her ne kadar diğer davalı şirket tutanakların tutulduğu tarihte adreste faaliyet gösteriyor olsa da, kullanılan kaçak elektrikten, tesisatın son abonesi ...'da diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu,
Yerel Mahkeme tarafından verilen kararda, takip tarihine kadar işlemiş olan gecikme zammı ile KDV'si talebinin reddedildiğini, takipten sonra işleyecek faizin de KDV'sine hükümde yer verilmediğini, faturaların davalının adresine tebliğinin veya bırakıldığının ispatının zorunlu olduğu ve bunun ispat edilemediği gerekçesi ile takip tarihine kadar işletilen gecikme zammının ve KDV'sinin reddinin kabul edilemeyeceğini, takip talebindeki bu kalemlerin reddinin hatalı olduğunu, dosya içerisindeki 18.08.2021 tarihinde sunulan belgeler incelendiğinde, davacının kaçak tespitine ve faturalara itiraz ettiği, hatta faturalardan 1 tanesinin bu itiraz gereğince düzeltildiğinin açıkça görüleceğini,
Alacak faturaya dayalı ve likit olduğundan icra inkar tazminatı talebinin reddinin hatalı olduğunu,
Davanın davalı abone ... bakımından da kabulü gerektiğini, aksi halde bu davalı bakımından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar istinaf dilekçesinde; İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Davaya konu adreste kiracı ... Şti.’nin faaliyet göstermesine rağmen şirket yetkilisi olan ... hakkında tutanak tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, 26.08.2019 tarih ve K/026336 seri nolu Kaçak Elektrik Tespit Tutanak ile, kullanıcının ... Şti. olduğu ... Cad. No:...-... .../... adresinde 12559580 tesisat nolu abonelikte sayacı sökük olmasına rağmen abonesiz sayaç ölçü devresiz direkt bağlı olarak kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği" yönünde tutanak tutulmuş olunmasına rağmen, bir gün sonra yani, 27.08.2019 tarih ve K/03896 seri nolu tutanakta: "Kullanıcının ... olduğu, ... cad. No:...-... .../... adresinde 12559580 tesisat nolu abonelikte sayacı sökük olmasına rağmen üç faz direkt bağlamak suretiyle kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği" şeklinde tutanak tutulduğunu, yine 09.10.2019 tarih ve K/023625 seri nolu tutanakta: "Kullanıcının ... olduğu, ... cad. No:...-... .../... adresinde 12559580 tesisat nolu abonelikte sayacı sökük olmasına rağmen abonesiz sayaç ölçü devresiz direkt bağlı olarak kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği" şeklinde tutanak tutulmasına rağmen, 23.10.2019 tarih ve K/023597 seri nolu tutanakta: "Kullanıcının ... Şti. olduğu, ...nat cad. No:...-... Buca/İzmir adresinde 12559580 tesisat nolu abonelikte sayacı sökük olmasına rağmen abonesiz sayaç ölçü devresiz direkt bağlı olarak kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği" yönünde tutanak tutulmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını, hukuka aykırı düzenlenmiş tutanaklara dayanarak yapılan tüm işlemler hukuken geçersiz olup, tüm işlemlerin iptali gerektiğini,
Davalı şirket ile davacı şirket arasında 30.12.2019 tarihinde perakende satış sözleşmesi imzalandığını ve şirkete "810000982729" sayılı abone numarası verildiğini, uyuşmazlığın taraflar arasında sözleşme yapıldıktan sonra davacı şirketin, abone şirkete elektrik sayacı bağlamamasından kaynaklandığını, davalı şirketin, şirketin eski aboneliğine ait kaçak elektrik kullanıldığı iddiası üzerinden şirkete elektrik bağlamayı reddettiğini, unlu mamüller işi yaptıklarını ve dükkanda kiracı olarak bulunduklarını, şirketin eski abonelik numarasına yüksek tutarlı ve gerçeğe yansıtmayan 3 farklı fatura geldiğini ve hakkında icra takibi başlatıldığını ancak davacı şirketin, bölgede tekel firma olmasının verdiği güçten yararlanarak itiraz ile durdurulmuş borcu öne sürerek şirketin yeni abone numarasına (810000982729) elektrik bağlamadığını, davacı şirketin haksız tutumu sonucunda çok zor durumda kaldığını ve kirasını dahi ödeyemez duruma geldiğini,
12.10.2019, 24.10.2019, 22.11.2019 tarihlerinde şirkete kaçak kullanımdan bahisle toplamda 77.341,70 TL'lik fatura kesildiğini, iki ay gibi kısa bir zaman zarfında şirkete bu kadar yüksek tutarda fatura düzenlenmesinin hayatın olağan akışına ve Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'nin 44. maddesinde düzenlenen hesaplama şartlarına aykırı olduğunu,
Şirketin iştigal konusu nedeniyle işine devam edebilmesi için elektrik kullanımının zorunlu olduğunu,
Yerel mahkemenin vermiş olduğu kararda mahkemenin yeterli inceleme yapmadığını, somut uyuşmazlığın konusunun şirkete elektriğin bağlanmaması olduğunu ve davacı şirketin keyfi olarak hazırladığı faturalara dayanarak şirketin borçlu olduğu iddia ederek elektrik bağlamadığını, mahkemece alınan bilirkişi raporu, teknik bilgiden uzak, dava konusu iş yerinde hiç bir inceleme yapılmadan eksik inceleme ile düzenlenmiş raporlar olduğunu, mahkemece yerinde inceleme yapmak suretiyle bilirkişi incelmesi yaptırmadan, davacı kurum personelinin hukuka aykırı tutmuş olduğu tutanaklara göre hazırlanan bilirkişi raporlarına göre karar verildiğini,
Şirket elemanları tarafından tek taraflı hazırlanan tutanakların esas alınamayacağını,
Şirketin kaçak elektrik kullandığını ispatlayacak hiç bir somut delilin ileri sürülmediğini, mahkemenin, geçmiş dönemdeki aboneliği baz almak suretiyle, şirketten önce faaliyet göstermiş olan ... döneminde kullanılmış olduğu iddia olunan kaçak kullanımlardan yola çıkarak, ...'un yetkilisi olduğu şirketin de kaçak elektrik kullanmış olduğu kanaatine vardığını, somut delile dayanmayan, soyut iddialarla hüküm kurulamayacağını ve bu durumun suçun şahsiliği evrensel ilkelerine aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, kaçak ve usulsüz elektrik kullanım bedelinin tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıların kaçak elektrik kullanıp kullanmadığı ve kaçak elektrik bedellerinden sorumlu olup olmadıkları ve miktarının tespitinden kaynaklanmaktadır.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı hakkında 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Davacının karara ve ek karara ilişkin istinaf talebi bakımından,
HMK’nın 294/1. maddesinde, “Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.” düzenlemesini içermektedir.
Aynı Kanunun 304/1. maddesinde, “hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece re'sen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir.”, 305. maddesinde ise, “hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.” hükümlerine yer verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305/A maddesine göre tamamlanmasının istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Tefhim edilen bir kararda değişiklik yapılması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ na göre üç halde olanaklıdır.
Bu hallerden birincisi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304’üncü maddesinde düzenlenen “hükmün tashihi “,ikincisi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305’inci maddesinde düzenlenen “hükmün tavzihi”, üçüncüsü ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305/A-1 maddesinde düzenlenen “hükmün tamamlanması”dır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304’üncü maddesinde düzenlenen “hükmün tashihi“ yolu ile “hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar“ yine 304’üncü maddede belirtilen usul ile düzeltilebilir.
“Hükmün tavzihi“ ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305’inci maddesindeki düzenlemeye göre hükmün açıklanması veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesidir.
Tavzih usulü Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 306’ncı maddesinde düzenlenmiştir.
7251 sayılı Kanunun 27’nci maddesi ile 22.07.2020 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “hükmün tamamlanması” yolu ile taraflardan her birinin, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebileceği ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.
Tarafların kimi taleplerinin hükme yansımadığı, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekalet ücreti gibi mahkemenin kendiliğinden karar vermesi gereken hususlarda hükümde eksiklikler bulunduğu görülebilmektedir. Bu tür eksikliklerin giderilmesi ve hükme geçmesi gereken hususların hükme eklenmesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na 7251 sayılı Kanun ile eklenmiş bulunan “hükmün tamamlanması” kurumuyla mümkün hale getirilmiştir. HMK’nın 305/A-1 maddesine göre taraflar, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda ek karar verilmesini isteyebilir.
Mahkeme tamamlama talebini kural olarak dosya üzerinden inceleyerek verir. Bununla birlikte, gerekli görürse tarafları davet etmesi de mümkündür. Bu çerçevede, yargılamada ileri sürülmesine rağmen hakkında kısmen veya tamamen karar verilmeyen uyuşmazlığın esası hakkında önemli olan noktalar üzerinde tamamlayıcı karar talep edilmişse bu talep, duruşma yapılarak incelenmelidir. Tamamlama talebi, yargılama gideri, vekalet ücreti gibi mahkemenin kendiliğinden karar vermesi gereken hususlardaki eksikliklerden kaynaklanmışsa bu duruşma duruşma yapılmadan karar verilebilir.
Mahkeme inceleme sonucunda hükümde tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlar bulunduğu kanısına varırda hükmü tamamlayıcı ek karar verir ve bu hususu mahkemece bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına yazar. Tamamlayıcı karar asıl kararın parçası olduğundan, tamamlayıcı kararın esas numarası asıl kararın esas numarası ile aynı olmalıdır. Tamamlayıcı karara karşı asıl karardan bağımsız olarak kanun yoluna başvurulabilir. (Yargıtay 9. H.D'nin 21/02/2022 gün ve 2022/1554 Esas, 2022/20600Karar sayılı ilamı.)
Somut uyuşmazlıkta; davalı ... bakımından verilen hükmün tavzihi, uyuşmazlığın esası niteliğinde olduğundan duruşma yapılarak incelenmelidir.
Mahkemece fatura bedeline faiz ve bu bağlamda faize KDV uygulanabilmesi için faturaların davalının adresine tebliğ edildiğinin veya bırakıldığının ispatlanması zorunlu olması ve bu hususun ispatlanamaması halinde fatura bedeline faiz uygulanması mümkün olmadığı, davacı kurum tarafından faturaların davalı şirkete tebliğ edildiği veya adresine bırakıldığı iddia ve ispat edilemediğine göre ödenmeyen asıl alacağa faiz, faizin KDV sinin uygulanması talebinin reddine karar verilmesi hususunda İzmir BAM. 13. H.D. 2021/109 E., 2022/1180K. Sayılı ilamı emsal olarak gösterilmiş ise de anılan ilamda davacının ..., davalının ise **** şirketi olduğu , atık su ile ilgili uyuşmazlıkta Atık Su Tarifeler Yönetmeliğinin 24.maddesinin "fatura bedeline faiz ve bu bağlamda faize KDV uygulanabilmesi için faturaların davalının abonelik adresine tebliğ edildiğinin veya bırakıldığının ispatlanması zorunludur. Bu hususun ispatlanamaması halinde fatura bedeline faiz uygulanması mümkün değildir. Davacı kurum tarafından faturaların davalı şirkete tebliğ edildiği veya abonelik adresine bırakıldığı iddia ve ispat edilemediğine göre mahkemece ödenmeyen atık su bedeli üzerinden faiz ve faizin KDV sine hükmedilmesi yerinde değildir." hükmü uyarınca karar verildiği ancak düzenlemenin eldeki uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmamasına göre mahkemece, faturanın muhataba ayrıca tebliğ edilmesine gerek olmadığından faiz ve faize KDV uygulanmasına karar verilmesi gerekir.
İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için diğer yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın çözümü kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir .
Somut olayda; dava konusu abonelik ilişkisinden kaynaklanan kaçak elektrik bedeli miktarı likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden İİK'nın 67. maddesinde düzenlenen icra inkar tazminatına ilişkin koşullar oluşmadığından mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmemesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Davalının istinaf başvurusu bakımından,
Dairemizin 2022/1378Esas 2024/758 Karar sayılı ilamı ile taraflar arasındaki İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/596Esas 2022/293 Karar sayılı murazaanın önlenmesi davasında davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine yapılan incelemede kararın kaldırılması ile davacının davalı kurum ile yaptığı abonelik sözleşmesi gereğince davalı kurumun davacıya ait işyerine elektrik bağlamak zorunda olduğunun tespitine ve muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Kaçak elektrik tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olmadığından, davada ispat yükünün davacı şirkete ait olduğu sabittir. ( Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 2023/3968 Esas-2024/236 Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2023/4374 Esas-2024/2867 Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2023/4375 Esas-2024/2594 Karar)
Yargıtay 3. HD'nin 2018/1358 Esas ve 2019/2524 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, abonelik sözleşmesini imzalayan abone, sözleşme sona erinceye kadar tahakkuk edecek olan tüketim bedelinden, dağıtım yapan kuruma karşı sözleşme gereği sorumludur. Burada kullanımın normal ya da kaçak kullanım olmasının da sonuca etkisi bulunmamaktadır. Buna göre, fiili kullanıcıya karşı rücu hakkı mevcut olan abonenin, sözleşmesi iptal edilmediği sürece, kullanım bedelinden dolayı fiili kullanıcı ile beraber müteselsil sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Aynı tesisat numaralı (12559580) için farklı tarihlerde davalıların her ikisi hakkında da ayrı ayrı kaçak elektrik tutanağı düzenlenmiş olmakla davalıların sıfatının tam olarak belirlenmesi ile sorumluluklarına karar verilmelidir.
6100 sayılı HMK' nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hâkim bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. HMK' nın 278-279. maddelerine göre; bilirkişi raporu, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.
HMK’nın 281. maddesinde tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri, mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden ek rapor alabileceği ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.
Mahkemece, davalının kaçak elektrik kullanımına ait tutanağın geçerliliğinin ve kullanılan kaçak elektrik miktarının tespiti bakımından mahallinde keşif yapılarak, davalı tarafın kullandığı imalat araçlarının elektrik tüketimi ve faturalarda belirlenen kaçak elektrik miktarının karşılaştırılması ile faturalarda belirlenen tüketim miktarının yerinde olup olmadığının, iştigal konusuna göre davalı tarafın yapabileceği elektrik tüketimin tespiti ile sonucuna göre hazırlanacak rapora göre değerlendirme yapılması ve tutanak tarihleri itibarıyla abonelik ve kullanım durumlarının ayrı ayrı gösterilmesi ile sorumluların belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olmadığı, davacı ve davalının istinaf başvuru nedenlerinin yerinde olduğu anlaşılmakla esasa ilişkin diğer yönlerden inceleme yapılmaksızın HMK'nın 353/(1)-a-6 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı ve davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile, esasa ilişkin diğer yönler incelenmeksizin, HMK'nın 353/(1)-a-6 maddesi gereğince İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/05/2023 tarih, 2021/518 Esas, 2023/377 Karar sayılı kararının ve 13.07.2023 tarihli ek hükmün tamamlanması kararının KALDIRILMASINA,
-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
2-Davacı ve davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
3-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 19/03/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.