(5271 S. K. m. 279, 280, 303) (765 S. K. m. 45) (5237 S. K. m. 22) (12 CD. 2015/14938 E. 2016/5987 K.)
Taksirle ölüme neden olma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm istinaf edilmekle CMK'nın 279. maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; dairenin yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi ve yasa yolunun açıklığı yönünden sanık müdafiilerinin istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna ve aynı yasanın 280. maddesi gereğince başvurunun esası hakkında inceleme yapılmasına karar verilerek, dosyadaki duruşma tutanakları, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi ile tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiilerinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; sanık hakkında bilinçli taksir hükümleri uygulandığı dikkate alındığında, olayda bilinçli taksirin gerçekleşip-gerçekleşmediğinin tespiti gerekmektedir.
Yargıtay 12 C.D.nin 2015/14938 Esas ve 2016/5987 Karar sayılı ilamında "Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,
a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b) Hareketin iradiliği,
c) Neticenin iradi olmaması,
d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,
şeklinde belirtilmiştir.
Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza ... arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.
Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir.
Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.
Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur." denilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusu olay değerlendirildiğinde, yargılama aşamalarında alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere sanık gibi maktulün de uzun süredir elektrik işinde çalıştığı, ENH çalışma sırasında rahat çalışamadığı gerekçesi ile yalıtımlı eldiven takmadan ve elektriği kesmeden direğe çıkıp çalışmaya başladığı kendisinin de tali kusurlu olduğu kazada, sanığın, maktulün bilgi ve becerisine güvenerek ve başka etkenlere güvenerek gerekli önlemleri almayarak, maktulün ölümüne bilinçli taksirle neden olduğu gerekçesi ile koşulları bulunmadığı halde bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması suretiyle cezasında artırım yapılması kanuna aykırı olup, hükmün CMK 280/1-d maddesi gereğince BOZULMASINA,
Ancak, belirtilen aykırılığın duruşma açılmaksızın aynı Kanun'un 280/1-a ve 303/1-f maddeleri gereğince düzeltilmesi mümkün görüldüğünden aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden;
- Kısa kararın ve gerekçeli kararın hüküm kısmının ( 2 ) nolu bendinin tamamen çıkartılması,
- Kısa kararın ve gerekçeli kararın hüküm kısmının (3) nolu bendindeki "1 yıl 21 ay 10 gün ay" kelimelerinin çıkartılarak yerine "2 yıl 1 ay" kelimeleri getirilmek suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK İSTİNAF TALEBİNİN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere 18.01.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi. (¤¤)