(5271 S. K. m. 279, 280) (5237 S. K. m. 22, 50) (765 S. K. m. 45) (12 CD. 2015/14938 E. 2016/5987 K.)
Sanık, 06/03/2017 tarihli istinaf dilekçesi
Taksirle ölüme neden olma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm istinaf edilmekle CMK'nın 279. maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; dairenin yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi ve yasa yolunun açıklığı yönünden katılan vekilinin ve sanığın istinaf başvurularının kabul edilebilir olduğuna ve aynı yasanın 280. maddesi gereğince başvuruların esası hakkında inceleme yapılmasına karar verilerek, dosyadaki duruşma tutanakları, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçeleri ile tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde;
Gereği düşünüldü:
Müşteki vekiline duruşmalar sırasında şikayetleri ve katılma talepleri olup olmadığının sorulmadığı, bu hususta beyanlarının alınmadığı ve katılma kararı verilmediği görülmekle, suçtan zarar görme ihtimaline binaen katılan tarafın yargılamada katılan, vekilinin de katılan vekili olarak kabulüne karar verilmekle yapılan incelemede;
Katılan vekili sanığın asli ve tam kusurlu kabul edilmeksizin cezalandırılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuş, sanık vekili de istinaf talebinde bilinçli taksir olarak yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, cezanın teşdiden uygulanmasının hatalı olduğu, seçenek yaptırımların uygulanmamasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla istinaf talebinde bulunmuşlardır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiştir.
Sanık vekilinin istinaf incelemesi gerekçeleri doğrultusunda yapılan incelemede;
Yargıtay 12 C.D.nin 2015/14938 Esas ve 2016/5987 Karar sayılı ilamında "Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,
a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b) Hareketin iradiliği,
c) Neticenin iradi olmaması,
d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,
şeklinde belirtilmiştir.
Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza ... arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.
Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir.
Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.
Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur." denilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusu olay değerlendirildiğinde, yargılama aşamalarında alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere sanığın park halinde olan kamyonetini hareket ettirerek sağa doğru değiştirme manevrası ile müteveffanın geliş istikametine doğru yöneldiği, karşı yönden gelen müteveffanın idaresindeki motosikletin geçişini beklemeden manevrasını gerçekleştirdiği, bu kontrolsüz manevrası neticesinde motosiklet ile çarpıştığı kazada koşulları bulunmadığı halde bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması suretiyle cezasında artırım yapılması kanuna aykırı olup sanık vekilinin istinaf itirazlarının bu yönden kabulü ile, hükmün CMK 280/1-d maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanunun 05/08/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 15.maddesiyle değişik 280/1-c maddesi gereğince 'olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hallerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine' şeklindeki düzenleme gereği bozma nedenine göre uygulama yapılarak;
1-Gerekçeli kararın gerekçe kısmındaki sanık hakkında hükmedilen hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesine ilişkin açıklamada geçen '5237 Sayılı TCK'nın 50/4 maddesi gereğince sanığın üzerine atılı suçu bilinçli taksirle işlediği anlaşıldığından cezanın paraya çevrilmesine yer olmadığına' cümlesinin çıkartılarak yerine 'sanığın asli kusurlu olması ve ortaya çıkan zararın ağırlığı nedeniyle sanık hakkında paraya çevirme hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına' cümlesinin getirilmesine,
2-Hükmün 1 nolu bendinin 2.paragrafının tümden çıkartılmasına,
3-Hükmün 1 nolu bendin 3.paragrafındaki '3 yıl 4 ay' ibaresinin çıkartılarak yerine '2 yıl 6 ay' ibaresinin getirilmesine,
4-Hükümdeki diğer hususlar aynen bırakılmasına,
Karar verilmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere 25.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)