(5271 S. K. m. 141)
Davacının tazminat talebinin kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf dilekçeleri içeriğine göre dosya görüşüldü:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olan C. U.'nın 2009 yılında Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğünde personelden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığı sırada Fethullah Gülen Terör örgütüne mensup bir ekibin hazırladığı İzmir KOM Şube Müdürlüğü tarafından da yazıldığı ve 6 ayrı makama gönderildiği anlaşılan isimsiz bir ihbar mektubu ile İzmir Özel Yetkili C. Savcılığının da dahil edilmek suretiyle oluşturulan bir kumpasla İ. E. isimli bir muhbirin basit dolandırıcılık eylemleri özel yetkili savcılığın görev alanına dahil edilerek 2009/410 numara ile soruşturma başlatıldığını, bu şekilde kumpas-tasfiye planının uygulanmaya konulduğunu, İ. isimli kişinin iş adamlarından dolandırıcılık suretiyle para aldığından bahisle teknik takip ve iletişimin tespiti kararları alındığını, hiç bir irtibatı olmadığı halde davacıyı itibarsızlaştırmak ve kamuoyunda peşinen suçlu göstermek amacıyla basına haberler sızdırıldığını, Ankara'dan İzmir'e getirtilerek 17.12.2009 tarihinde ifadesinin alındığını ve 15 saat süren ifade alımından sonra serbest bırakıldığını, bu işlemlerden sonra ise görevden alınıp 4 yıl süren bir görevden uzlaştırma ve yargılama sürecinin başlatıldığını, ilk duruşmada muhbir ajan İ.'ın kumpası kabul ettiğini, daha sonra mahkemede alınan beyanında da; kendisini kullandıklarını ve emniyetteki ifadelerinin doğru olmadığını beyan ettiği, mahkeme başkanının bir şekilde değiştirildiğini ve müvekkili hakkında yapılan yargılama sonucunda uydurma delillerle gizliliği ihlal suçundan 5 gün hapis yerine 100 TL adli para cezası, suç örgütüne yardım etme suçundan da 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, 100 TL adli para cezası kesin olduğundan temyiz edilemeden kesinleştiğini, hapis cezasının ise temyiz edilmesi neticesinde Yargıtay 16. CD'nin yerel mahkemenin kararını esastan bozması üzerine Özel yetkili mahkemelerin kapatılması neticesinde dosyanın İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edildiğini ve müvekkilinin İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/69 E sayılı dosyası üzerinden 03/03/2016 tarihli duruşmada beraatine karar verildiğini, bu kararın 08/03/2016 tarihinde kesinleştiğini, davaya bakan İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve kesin olan 100 TL adli para cezası yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması üzerine İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 26.02.2016 tarihli ek kararı ile müvekkilinin beraatine karar verdiğine ve bu kararın kesinleştiğini, tüm bu işlemler sırasında davacını 4 yıl boyunca görevinden uzaklaştırıldığını ve bu dönem içerisinde sadece maaş kaybı olarak 42.419,00 TL gelir kaybı olduğunu, yaşadığı 3.5 yıllık kovuşturma süreci ve Yargıtay'da geçen süre de dikkate alındığında suçsuzluğunun ispatlanmasının 7 yıl sürdüğünü ve bu halin yargılamanın makul sürede yapılması ve adil yargılama hakkını ihlal ettiğini belirterek 42.419,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın görevden alınma tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte kendilerine ödenmesine ayrıca müvekkilinin kendilerine ödemiş olduğu 3600 TL vekalet ücretinin de davalı hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucunda, davacı lehine 42.419,00 TL maddi, 10.000TL manevi tazminatın görevden alınma tarihi olan 12/01/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar davacı vekili ve davalı hazine vekili tarafından istinaf edilmekle dosya dairemize gelmiştir.
Dairemizce duruşma açılmasına karar verilmiş, davacı vekili ve davalı vekili adına duruşma gün ve saatini bildirir davetiye çıkartılmış, davacı vekili ve davalı vekili duruşmada hazır bulunmuştur.
Davacı vekili duruşmada istinaf dilekçemizi aynen tekrar ediyoruz, orada da belirttiğimiz gibi müvekkil emniyet genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığı bir aşamada devletin içine sızmış bulunan terör yapılanmasına mensup kişilerce asılsız bir iftira ile söz konusu soruşturmaya konu edilmiş, akabinde de hakkında kamu davası açılarak yargılanmıştır, yargılanma safhasında kendisini savunmak üzere oraya gelmiş olan müvekkilin avukatı tehditle göre yapmaktan men edilmiş ve sonuç olarak müvekkil bu şekilde yargılanarak ağır bir hak ihlaline maruz kalmıştır, biz bu davayı açtığımızda henüz darbe girişimi olmamıştı hatta sonrada açmış olsaydık manevi tazminat talebimizi daha yüksek tutardık diye de dile getirdik bu nedenle yerel mahkemece verilen maddi tazminata yönelik hükmün doğru olduğu kanaatindeyiz, idarenin istinaf talebinin reddi ile yerel mahkeme hükmüne yönelik esastan red kararı verilmesini talep ediyoruz demiştir.
Davalı vekili duruşmada istinaf dilekçelerini tekrar ettiklerini söz konusu talepler yasaya uygun değildir bu nedenle maddi manevi taleplerin reddine karar verilmesini talep ediyoruz demiştir.
Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında; Davacının 2009 yılında Emniyet Genel Müdürlüğünde personelden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığı sırada isimsiz bir ihbar mektubu üzerine bir bölümü İzmir Özel Yetkili CBS.ca yürütülen İ. E. isimli kişinin iş adamlarından dolandırıcılık suretiyle para aldığından bahisle yapılan soruşturma kapsamında Ankara'dan İzmir'e getirtilerek sorgulandığı, akabinde görevinden uzaklaştırıldığı, hakkındaki soruşturmanın tamamlanarak suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etmek ve soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek suçlarından cezalandırılması istemi ile İzmir Özel Yetkili 10 ACM nezdinde kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde suç örgütüne yardım etmek suçundan 3 ay 10 gün hapsine, soruşturmanın gizliliğini ihlal etme suçundan sonuç olarak 100 tl adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ikinci hükmün kesin olması nedeniyle temyize kabil olmadığı, diğer suçtan verilen hükmün temyizi üzerine Yargıtay 16 CD nin 28/12/2015 tarihli ilamı ile kararın bozulmasına hükmolunduğu, bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde 29/02/2016 tarihli karar ve 23/06/2016 tarihli ek karar ile davacının her iki suçtan beraatine karar verildiği, davacı vekilinin tazminat istemini içeren dava dilekçesinde özetle davacının haksız olarak sorgulanması yargılanması, kovuşturma evresinin Yargıtay süreci ile birlikte nazara alındığında sürecin uzunluğu, yargılamanın makul sürede yapılmadığını belirtmiş olduğu bu şekilde davacının CMK 141/1-d maddesi gereğince makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ettiği, yetkili mahkemece yapılan yargılama neticesinde maddi ve manevi tazminata hükmolunduğu anlaşılmış ise de, davacının CMK 141/1-d maddesinde öngörülen kanuna uygun olarak tutuklanma şartının gerçekleşmediği bu şekilde tazminat isteme koşulunun oluşmadığı göz önünde tutularak isteminin reddine karar verilmesi gerektiği halde taleplerinin kabulüne karar verilmesi yasaya aykırı görüldüğünden davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün CMK 280/2 maddesi uyarınca kaldırılması, davacının tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa etmiştir.
Tüm dosya kapsamı ile dairemizce yapılan değerlendirme sonucunda; Davacı vekili dava dilekçesiyle müvekkili hakkındaki kamu davasının uzun sürede sonuçlanmadığından bahisle CMK.nın 141/1-d maddesi kapsamında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Hukukumuzda haksız tutuklama, yakalama veya diğer koruma tedbirleri sebebiyle oluşan zararları karşılanması için CMK.nın 141 ve devamı maddeleri kapsamında tazminat davası açmak mümkündür. CMK.nın 141. maddesinde tazminat istemine konu işlemler belirtilmiştir. Bu kapsamda davacı tarafta CMK.nın 141/1-d maddesi kapsamında tazminat talebinde bulunmuştur. CMK.nın 141/1-d maddesinde “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içerisinde hakkında hüküm verilmeyen” denilmiştir. CMK.nın 141/1-d maddesinde açıkça belirttiği gibi, makul sürede hüküm verilmemesi sebebiyle tazminat talep edebilmek için tutuklama tedbirinin uygulanmış olması gerekmektedir. Ancak dava konusu olayda, davacı tarafın uzun sürdüğünü iddia ettiği yargılama dosyasında tutuklu yargılanmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle makul sürede sonuçlanmadığı iddia edilen dosyanın yargılaması davacı yönünden tutuksuz devam etmiştir. Bu durum itibariyle CMK.nın 141/1-d maddesi kapsamında tazminat talebiyle açılan davada, tazinanat konu ve makul sürede bitmediği iddia edilen yargılama dosyasında, dava şartı olan tutukluluk şartı gerçekleşmediğinden, davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekir iken, davacı taraf lehine tazminata hükmeden yerel mahkemenin kararın kaldırılması ve davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarih, 2016/402 esas, 2017/124 karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2-Davacı tarafın CMK'nın 141/1-d maddesi kapsamında tazminat talebi ile açmış olduğu davada, davanın ön şartı olan tutuklama-gözaltı tedbirinin gerçekleşmediği anlaşılmakla şartları oluşmayan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine,
Yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına,
Davalı kurum kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yerel mahkemedeki emek ve mesaisine karşılık AAÜT'ye göre 3960 TL vekalet ücretine ek olarak dairemizdeki 990 TL vekalet ücretinin de eklenmesiyle toplam 4950 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısı huzuruyla talebe uygun olarak tefhim tarihinden itibaren 7 gün içerisinde başka bir yer Bölge Adliye Mahkemesi dairesine, Dairemize veya herhangi bir adli mahkemeye müracaat ederek Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nde Temyiz edebilecekleri belirtilmek suretiyle Temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 20/11/2017 (¤¤)