T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/443
KARAR NO : 2025/536
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/840
DAVA TARİHİ: 10/12/2024
ARA KARAR TARİHİ: 12/12/2024
DAVA: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTEM: İhtiyati Tedbir - İhtiyati Haciz
KARAR TARİHİ: 16.04.2025
KARARIN YAZ. TARİHİ: 16.04.2025
Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/840 Esas sayılı dosyasından verilen 12.12.2024 tarihli ara kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili tarafından verilen ihtiyati tedbir - ihtiyati haciz talepli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'e vekaleten ... ile yüklenici mimar müteahhit ... arasında düzenlenen İnşaat Yapım Sözleşmesi 18.01.2023 tarihinde taraflar arasında imzalandığını, ancak, davalı yüklenici, belirlenen süre içerisinde inşaatı tamamlamadığı gibi inşaata başlayıp herhangi bir ilerleme de katetmediğini, taraflar arasında 18.01.2023 tarihli inşaat sözleşmesi imzalanmış olup buna göre davalı yüklenici 4.800.000-TL bedel karşılığında 24 adet apart inşa ederek 18.02.2024 tarihinde tamamlanmış bir şekilde müvekkile devir teslimini yapacağını, taraflar arasındaki sözleşme, ilk olarak müvekkilce noterden yapılmak istenmiş ancak davalı yüklenici; sözleşmede geçen bedel nedeniyle noter masrafının yüksek çıkacak olması endişesiyle noterden yapmak istemediğini ve kendi aralarında yapılacak olan bir sözleşmenin yeterli olacağını belirtmesi üzerine adi yazılı şekille düzenlenen anılı sözleşme imza altına alındığını, anılı sözleşmenin niteliği gereği bir eser sözleşmesi olduğundan herhangi bir şekil şartına tabi olmadığını, sözleşmede belirtilen parsellerin birleştirilerek devri davalının kusuru nedeniyle sözleşmenin imzalandığı tarihden itibaren yaklaşık 10 ay sonra yapıldığını, sözleşmede belirtildiği üzere birleştirilecek olan parseller ilk etapta ...'na ait olup; bu parsellerin, davalı yüklenicinin kendisine yapacağı inşaat işi karşılığında müvekkile devri sağlanacağını, ancak; müvekkilinin haricen öğrendiği üzere, davalı yüklenici ...'nun işlerini bir hayli geciktirdiğinden ve dilediği gibi yapmadığından anılı şahıs da uzunca bir süre özellikle de son parselin devrine yanaşmadığını, hal böyle olunca parsellerin birleştirilmesi de oldukça geciktiğinden daha işin başında; davalının kusurundan dolayı ve müvekkilin hiçbir kusuru hatta dahili dahi olmaksızın parseller birleştirilemediğini ve işe başlanamadığını, o kadar ki son parselin devri ve parsellerin birleştirilerek 7173 sayılı parsel numarasıyla müvekkile ancak 13.11.2023 tarihinde tapu devrinin yapıldığını, inşaatın 18.02.2024 tarihinde tamamlanmış olarak müvekkile teslimi gerekirken parsellerin birleştirilip devri dahi inşaatın bitirilmesi gereken tarihe 3 aylık bir zaman kala sağlandığını, bu gecikmede müvekkilin hiçbir kusuru ya da dahili olmadığı gibi tamamen davalının anılı şahsın işini gereği gibi yapmamasından dolayı bu denli bir gecikme yaşandığını, müvekkilinin, sözleşmede belirtilen sürelerden de önce sözleşme bedelinin neredeyse yarısını davalıya ödediğini, her ne kadar sözleşmede 2.000.000-TL'nin, noter sözleşme tarihinden 1 ay sonra ödeneceği kararlaştırılmış olmasına rağmen; müvekkil, bu bedeli 18.01.2023 tarihli sözleşmenin taraflarca imzalanmasının hemen ardından davalı yükleniciye derhal ödediğini, taraflar arasındaki inşaat sözleşmesi ve bu yönde hazırlanan proje uyarınca davalı, 24 adet apart yapımını yüklendiğini, müvekkilinin bu apartları ticari amaçla 3. şahıslara kiralamak maksadıyla yaptırmak istediğini, her ne kadar 18.01.2023 tarihli sözleşmede kaç adet apart daire yapılacağı hususu belirtilmemişse de; anılı parsellerin birleştirilmesi sözleşme tarihinde henüz sağlanmamış olduğundan, o aşamada sözlü olarak en az 18 apart daire olarak konuşulduğunu, ilgili alana kaç apartın sığabileceği belli olmadığından bu hususa yer verilmemiş olsa da; taşınmaz üzerine 24 apart dairenin yapılacağı hususu onaylı projede açıkça yer aldığı gibi inşaatın yapımında kullanılacak olan malzemelerin sayı ve niteliği de bu apart sayısı ile örtüştüğünü, bu hususlar da anılı inşaat sözleşmesi uyarınca tarafların 24 adet apart daire yapılması konusunda anlaştıklarını gösterdiğini, müvekkilinin, davalının işini kolaylaştırmak ve süreci hızlandırabilmek adına inşaatta kullanılmak üzere demir dahi satın aldığını ve bu demir bir süre inşaat alanında bekledikten sonra zarar görmemesi adına kendi deposunda muhafaza ettiğini, her ne kadar sözleşmeye göre malzemeleri temin etmek yüklenicin görevi idiyse de müvekkil her konuda olduğu gibi bu konuda da yükleniciye kolaylık sağlayarak inşaatta kullanılmak üzere ve üstelik yüklenicinin bulduğundan daha da uyguna toplamda 38 ton demiri sözleşme kapsamında yükleniciye ödenecek olan bedelden düşülmek üzere müvekkilce satın alındığını, davalının temerrüdü nedeniyle; davalı yüklenicinin 18.01.2023 tarihli sözleşmeden doğan yükümlülüklerini sözleşmeyle belirlenen sürede yerine getirmemesi nedeniyle tüm alacak kalemleri yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak kaydıyla ve teslim tarihi olan 18.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte; müvekkilce davalıya bugüne kadar sözleşme bedeli olarak ödenmiş olan toplam 2.435.000,00-TL'nin, mahrum kalınan kira bedeli olarak şimdilik 1.000-TL'nin (inşa edilmesi kararlaştırılan 24 adet aparta dair karar tarihine en yakın tarihe göre yapılacak değerleme üzerinden bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak üzere), inşaatın günümüz ekonomik şartlarında 3. kişiye yaptırılacak olması halinde bundan doğacak olan masraf olarak bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak kaydıyla şimdilik 500-TL'nin ve yine hali hazırda ayıplı olarak inşa edilmiş olan gro betonun da yıkılması gerekeceğinden bunun yıkım ve yeniden yapım bedelinin de bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak üzere buna dair şimdilik 500-TL'nin, davalının temerrüdünden doğan gecikme tazminatı olarak bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak üzere şimdilik 1.000-TL'nin davalıdan tahsili ile, müvekkilin daha fazla telafisi imkansız zarara uğramaması adına öncelikle davalı adına kayıtlı taşınır taşınmaz mal varlığı üzerine ihtiyati-i tedbir, bu mümkün değilse davalının mal kaçırma kastı ihtimali de göz önünde tutularak ihtiyat-i haciz kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi 2024/840 Esas sayılı dosyasından verilen 12.12.2024 tarihli ara kararında özetle; ''...Talep; ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz istemine ilişkindir.
İhtiyati tedbir talebinin değerlendirilmesinde;
HMK' nun 389. maddesine göre, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK' nun 390/3 bendi ile ispat koşulları düzenlenmiş olup buna göre tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Davanın açılmasıyla hüküm arasında geçen zaman içinde müddeabihin çeşitli şekillerde istenmeyen değişikliklere maruz kalması veya maruz bırakılması mümkündür. Bu değişiklikler sonucu davanın sonunda elde edilecek hükmün icrası, mümkün olmayabilir veya çok güçleşebilir. İşte ortaya çıkan bu tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla ihtiyati tedbir müessesesi kabul edilmiştir.
İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş, ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğini düzenlemiştir.
İhtiyati tedbire esas olan hakkında iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun ''uyuşmazlık konusu hakkında'' diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (madde 398/1). Ancak özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir.
Dava konusunun bir miktar parayı içeren tazminat olduğu. Dava konusu üzerine tedbir konulacağı, dava konusu olmayan mallar ve haklar üzerine tedbir konulamayacağı, dava dilekçesinde bildirilen istemlerin mevcut haliyle iş bu tedbirin verilmesini gerektirir yaklaşık ispat şartlarının da oluşmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbire ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İhtiyati haciz talebinin değerlendirilmesinde;
İİK.'nun 257/1. maddesi gereğince rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı ihtiyati haciz talebinde bulunabilir. İİK.'nın 258. maddesine göre de alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermesi zorunludur.
Davacı vekilinin dava dilekçesi ile birlikte dosyaya sunduğu ekleri incelendiğinde; tazminat alacağını yaklaşık olarak ispat edilmediği, tazminatın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği nazara alındığında İİK.'nın 257. vd. maddelerindeki ihtiyati haciz koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmakla, ihtiyati haciz talebinin reddine'' dair ara karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili tarafından verilen 27.12.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle;
-Taraflarınca, taraflar arasındaki inşaat sözleşmesi hükümlerine, davalı yanca aykırı davranıldığı, eksik- ayıplı ifada bulunulduğundan bahisle meydana gelen zararların tazmini amacıyla açılan davada ihtiyat-i tedbir ve ihtiyat-i haciz talebinde bulunulduğunu, ancak, mahkemece 12.12.2024 tarihli ara kararıyla, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verildiğini, anılı kararın bir çok yönden usul ve yasalara aykırılık teşkil etmekle birlikte karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmak zorunluluğu doğduğunu,
Öncelikle; kararda, dava konusunun bir miktar parayı içeren tazminat olduğu, dava konusu üzerine tedbir konulacağı, dava konusu olmayan mallar ve haklar üzerine tedbir konulamayacağı, dava dilekçesinde bildirilen istemlerin mevcut haliyle iş bu tedbirin verilmesini gerektirir yaklaşık ispat şartlarının da oluşmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiğini, ancak; HMK m.389 hükmü uyarınca: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." dendiğini, davalının temerrüdü nedeniyle müvekkilinin hali hazırda zaten oldukça zarara uğradığını, inşaat yapım sözleşmesi için davalıya ödenen meblağların iadesi istenmiş olmasına rağmen bunun dahi iadesine yanaşılmadığını, hal böyle iken, davalının taşınır- taşınmaz mal varlığı üzerinde tedbir konulmadığı taktirde davalı dava bitimine dek üzerinde hiçbir mal varlığı değeri bırakmayarak bunların devrini sağlayacak, müvekkilinin zararının ise telafisi imkansız bir halde katlanarak artacağını, müvekkilinin zararının sadece sözleşme bedeliyle ya da işbu davada harca esas olarak gösterilen rakamla sınırlı olmayıp şayet davalının, edimini gereği gibi ve süresinde yerine getirmiş olsaydı müvekkilinin anılı apartları kiralamış olacağını ve buradan önemli ölçüde kira geliri elde etmiş olacağını, hatta her bir apart daireyi satışa çıkarma ihtimali düşünüldüğünde en kötü ihtimalle 24 Milyon TL kazancı olacağını, ancak davalının basiretsiz tutumu ve anılı tavırları nedeniyle müvekkilinin fazlasıyla zarara uğramış olmasına rağmen en azından davalının adına kayıtlı bir kısım taşınır- taşınmaz mal varlığı değerlerine tedbir konulmuş olması halinde müvekkilinin zararının bir nebze de olsa telafisi mümkün hale gelebilecekken anılı şekilde hüküm kurulmasının yerinde olmadığını,
Bununla birlikte; kararda tazminat alacağını yaklaşık olarak ispat edilmediği, tazminatın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği nazara alındığında İİK.'nın 257. vd. maddelerindeki ihtiyati haciz koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmakla, ihtiyati haciz taleplerinin de reddedildiğini, ancak, öncelikle müvekkillerinin davalıya sözleşme bedeli olarak ödediği tutarları gösterir dekontların dilekçeleri ekinde sunulduğunu, (bu ödemelerin müvekkilinin eşi ...tarafından yapıldığını) müvekkilince karşı yana toplamda 2.435.000-TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemeler ve dolayısıyla alacak miktarı dekontlarla, davalının temerrüdü, ayıplı- eksik ifada bulunulduğu hususları Nazilli 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 12024/51 D.İş sayılı delil tespiti dosyasında alınan raporla ispatlandığını, buna rağmen yaklaşık dahi olsa ispatın yapılamadığı hangi kritere göre değerlendirildiğinin anlaşılamadığını, yaklaşık ispatın, Yargıtayın içtihatlarında yaklaşık ispat hususu ve bunun kıstaslarının dilekçelerinde belirtildiği şekilde değerlendirildiğini,
Bununla birlikte; ihtiyati tedbirin ve ihtiyati haczin şartlarının var olup olmadığı ile bunun ispatının yaklaşık dahi olsa sağlanmasına imkan tanınması için en azından mahkemece duruşmalı bir inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, duruşma günü verilmeden, duruşma yapılmadan anılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı ve eksik incelemeye dayalı olduğunu,
Ayrıca; anılı kararda ihtiyati tedbir ve ihtiyati haczi talep olunan unsurların dava konusu olması gerektiği belirtilmişse de müvekkilinin tazminat talebinin söz konusu olduğunu, bu nedenle bu alacağın garanti altına alınmaksızın dava sonunun beklenmesi halinde müvekkilinin zararının artacağı gibi lehine doğacak tazminatın ifasının da imkansızlaşacağını, kaldı ki, davalının 3. şahıslardaki alacağının başkaca şahısların işlerinde kullanacağı malzemeler olmayıp hali hazırda müvekkilinin inşaatında kullanılmak üzere müvekkilinin ödediği meblağlarla bağladığı ve alacak olduğu malzemeler olduğundan bunların dava konusu olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının yerinde olmadığını,
Sözleşme tarihi ile işin teslimi gereken tarih ile günümüze kadar geçen süre düşünüldüğünde müvekkilinin büyük zarara uğradığını, davalının dilekçelerinde belirttikleri gerçek ve tüzel kişilerde inşaat malzemesi hak ve alacaklarının mevcut olduğunu, müvekkilinin, davalının bu zamana kadar yüklendiği edimleri gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle yeterince zarara uğramış olduğundan telafisi imkansız başkaca zararlara ve hak kayıplarına neden olmamak adına öncelikle davalı adına kayıtlı taşınır, taşınmaz mal varlığı üzerine ve ayrıca davalının alacağı olduğu ve yukarıda belirtilen 3. kişilerdeki mal alacak ve hakları üzerine ivedilikle ihtiyat-i tedbir konulmasına karar verilmesini talep ettiklerini,
Ayrıca; davalının iş yaptığı şahısların da müvekkili ile benzer mağduriyet ve hak kayıpları yaşadığı, davalının başkaca kimselere borçları için bir kısım mal varlığını sattığı, ekonomik güçlük içinde olduğu, yine yüklendiği işleri zamanında yahut hiç yerine getiremediğinden bahisle mal kaçırma kastıyla hareket etme ihtimalinin yüksek olacağını, davalı yanca müvekkilinden sözleşme bedelinin çoğu alınmasına rağmen bu bedelin inşaatın işleyişi için kullanılmadığından ve müvekkiline "bunun için kredi çekemem" dediği hususları ve zararın miktarı, paranın alım gücü karşısında değersizleşmesi ve karşı tarafın haksız bir şekilde halen anılı inşaat işini yapmadığı gibi müvekkilinden aldığı iş bedellerini de halen daha uhdesinde tutması hususları ile davacı müvekkilinin yaklaşık ispat düzeyini aşan haklılığı sunulu evraklar ve gerekirse dinlenecek tanık beyanlarıyla da ortada olduğundan davalının mal kaçırmaya yönelik tasarruflar içerisinde olduğu kanaatinde olduklarından davacı müvekkilinin alacağını güvence altına alabilmek adına ivedilikle teminatsız olarak, aksi kanaatte ise cüzi bir teminat karşılığında davalının taşınır ve taşınmaz malları üzerine, banka hesaplarına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmek zorunluluğu doğduğunu, davalı tarafça mal kaçırma durumu da söz konusu olduğundan telafisi imkansız zararlara yol açmaması adına ihtiyat-i haciz kararı verilmesini talep ettiklerini,
İzah olunan ve resen dikkate alınacak nedenlerle, istinaf başvurularının kabulüne, telafisi imkansız başkaca zararlara ve hak kayıplarına neden olmamak adına öncelikle davalı adına kayıtlı taşınır, taşınmaz mal varlığı üzerine ve ayrıca davalının alacağı olduğu ve yukarıda belirtilen 3. kişilerdeki mal alacak ve hakları üzerine ivedilikle ihtiyat-i tedbir konulmasına, davalının mal kaçırma kastı ile hareket edebileceğinden ve müvekkilin daha da fazla telafisi imkansız zararlara uğramaması adına davalının taşınır ve taşınmaz malları üzerine, banka hesaplarına öncelikle teminatsız olarak bu mümkün değilse cüzi bir teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, 18/01/2023 tarihli sözleşmeye dayalı zararların tazmini istemiyle açılmıştır. Yargılamanın devamı sırasında davacı vekili tarafından ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararı verilmesi talep edilmiş olup, mahkemece her iki talebin de reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İhtiyati tedbir; 6100 sayılı HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Davanın açılmasıyla hüküm arasında geçen zaman içerisinde müddeabihin çeşitli şekillerde istenmeyen değişikliklere maruz kalması veya maruz bırakılması mümkündür. Bu değişiklikler sonucu davanın sonunda elde edilecek hükmün icrası mümkün olmayabilir veya çok güçleşebilir. İşte ortaya çıkan bu tehlikeyi bertaraf etmek maksadıyla ihtiyati tedbir kurumu kabul edilmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan haller, genel bir ihtiyati tedbir sebebi veya şartı olarak kabul edilmiştir. Bu şartlardan birisinin mevcudiyeti halinde Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmaz hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.
İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş, ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceği düzenlenmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde, “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1–Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2–Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”
258. maddesinde, “İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” düzenlemeleri mevcuttur.
İhtiyati haciz kararı verilmesinin yasal koşulları İİK'nun 257. maddesinde düzenlenmiş olup, talepte bulunan alacaklı tarafından, alacağın varlığı ve miktarı hususunda, yaklaşık ispat olgusunun yerine getirilmesi gerekmektedir. İİK'nun 258. maddesi uyarınca, alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermesi mecburdur.
Tarafların iddia ve savunmalarının gerçekliği ve haklılığı yapılacak olan yargılama sonunda ortaya çıkacak ise de, ihtiyati haciz kararı verilmesinin talep edildiği tarih itibariyle ihtiyati haczin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir.
İİK 265.maddede, borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
Somut olayda; davacı vekilince, Davalı yüklenicinin 18.01.2023 tarihli sözleşmeden doğan yükümlülüklerini sözleşmeyle belirlenen sürede yerine getirmemesi nedeniyle tüm alacak kalemleri yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve bilirkişilerce hesaplandıktan sonra artırılmak kaydıyla ve teslim tarihi olan 18.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsili istemleriyle eldeki dava açılmıştır.
Davacı vekili, davacının daha fazla telafisi imkansız zarara uğramaması adına öncelikle davalı adına kayıtlı taşınır taşınmaz mal varlığı üzerine ihtiyati-i tedbir, bu mümkün değilse davalının mal kaçırma kastı ihtimali de göz önünde tutularak ihtiyat-i haciz kararı verilmesini talep etmiş ise de; HMK'nın 389.maddesine göre ihtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu hakkında verilebilir. Davalının taşınır ve taşınmaz varlığı eldeki davada uyuşmazlık konusu değildir.
İhtiyati haciz talebi yönünden ise; İİK.'nın 257 ve devamı maddeleri gereğince dosya kapsamında sunulan delillerin muaccel bir alacağın varlığına ilişkin "yaklaşık ispat" ölçüsünü sağlayacak nitelikte olmadığı, talebe konu edilen alacağın yargılamayı gerektirdiği anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararında usule ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/840 Esas sayılı dosyasından verilen 12.12.2024 tarihli ara kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin bu ara karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 1.013,90 TL istinaf tedbir-haciz karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile kalan 586,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 2004 sayılı İİK'nın 258/(3) ve HMK'nın 391/(3), 362/(1)-f maddeleri uyarınca, kesin olarak 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.