T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/2114
KARAR NO : 2026/989
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MUĞLA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/84
KARAR NO : 2023/481
DAVA TARİHİ : 19/01/2023
KARAR TARİHİ : 22/06/2023
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 02.07.2026
KARARIN YAZ. TARİHİ : 02.07.2026
Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22.06.2023 tarih ve 2023/84 Esas, 2023/481 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davalı beton firmasının 06.07.2021 ve 06.08.2020 tarihlerinde müvekkiline ayıplı beton teslimi yapmasından kaynaklı müvekkilinin uğramış olduğu şimdilik 10.000,00 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Davalı müvekkilinin.... firmasından Zemin Kat tabliyesi için 06/07/2021 tarihinde 1. Kat kolonları için 06/08/2021 tarihinde beton tedariki hizmeti davacı tarafından talep edildiğini, müvekkili şirketçe yerine getirildiğini, hizmetin ayıplı olmasından kasıt iş bu durum davacı tarafından 31/10/2022 tarihinde bildirildiğini ve ihbarın süresinde olmadığını, davanın Tüketicinin Korunmasi Hakkinda Kanundan sebep tarafımıza yönlendirildiği sabit olduğunu, dava değerinin başvuru sınırının altında kaldığını davanın reddine karar verilmesini, Haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve sair masrafların davacı üzerine bırakılmasına dair karar verilmesini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesinin 22.06.2023 tarih ve 2023/84 Esas, 2023/481 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Tüm dosya kapsamı ve taraf beyanlarına göre davacı ile davalı arasındaki ilişki; davacının bedel karşılığında, taraflarca anlaşılan standart ve nitelikte hazır betonu üretip teslim etmeyi üstlendiği ve davalı da bedel ödemeyi yükümlendiğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisidir.
Buna göre davacı tarafça ayıp nedeniyle iş bu dava açılmış ise de davalı tarafça teslim edilen ve inşaatta kullanılan betonların ayıplı olduğuna yönelik davalı tarafa süresinde yapılmış bir ihbarın olmadığı dosya kapsamından anlaşıldığından, ilk celsede davacı vekiline ayıp ihbarının yapıldığına dair delillerini ibraz etmesi için süre verilmiş ise de buna mukabil ibraz edilen 29/23/2023 tarihli dilekçede davalının karot örnekleri alınırken hazır bulunduğu ve ayıbı bildiği belirtilerek bunun ayıp ihbarı niteliğinde olduğu beyan edilmiştir.
Her ne kadar davalı firma, betondan karot örnekleri alınırken hazır bulunulmuş ise de bundan, davalı firmanın karot sonuçlarından haberdar olduğu ya da usulüne uygun yapılmış bir ayıp ihbarının olduğu sonucu ve anlamı çıkmamaktadır.
TBK'nun 477. Maddesinde ''İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır. Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır.'' denilmekle, iş sahibinin ihbar ve bildirim yükümlülüğünü düzenlemiş olup, davacı tarafça sonradan ortaya çıkan ayıbın davalıya bildirildiği ya da ihbar edildiğine dair dosyada herhangi bir somut delil bulunmamaktadır.
Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 12/10/2021 tarihinde karot kırım tutanağı düzenlenmiş ve davalı taraf da buna nezaret ederek tutanağı imzalamış ise de kırım sonucunda düzenlenen raporun davalı tarafça bilindiği anlaşılamamaktadır. Diğer yandan rapor sonucuna göre çıkan betonun davacı tarafça kabul edilmediği ve sözleşmeye uygun olmayan ayıplı beton olduğuna dair davalıya yapılmış herhangi bir ihbar bulunmamaktadır. Buna göre davacı taraf eserde sonradan ortaya çıkan ayıbı davalıya bildirmediğinden TBK'nın 477. maddesi gereğince eseri kabul etmiş sayılmaktadır.
Davacı tarafça Milas 2. Noterliği vasıtasıyla davalıya 31/10/2022 tarihli ihtarname gönderilmiş ise de bu, ayıp nedeniyle gönderilen bir ayıp ihbarı değil, zararların giderilmesi talepli bir ihtarname olup, karot test raporlarından yaklaşık bir yıl sonra gönderilmiştir.
Belirtilen tüm bu hususlar çerçevesinde davacı taraf ayıplı eser nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi talepli iş bu davayı açmış ise de davadan önce ve ayıp ortaya çıkar çıkmaz davalı tarafa usulüne uygun yapılmış bir ayıp ihbarı bulunmadığından eseri kabul etmiş sayıldığı kanaatiyle açılan davanın reddine" dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili tarafından verilen 31.10.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle;
-Yerel mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi eser sözleşmesi olarak nitelendirerek Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini beyan ettiğini, oysa ki müvekkilinin, davalı beton firmasından beton satın aldığını, aralarında ticari alışverişin gerçekleştiğini, müvekkilinin müteahhit, tacirdir ve ticaret odasına kayıtlı olduğunu, davalı beton firmasının da tacir sıfatına sahip olduğundan, taraflar arasında Türk Ticaret Kanunu'nun 23. Maddesinde " ticari satış ve mal değişimi" maddesinin uygulanması gerektiğini, bu madde uyarınca maldaki ayıbın açıkça belli değilse, alıcının 8 gün içinde malı incelemek ve incelettirmek ve mal ayıplı çıkarsa bu konuda satıcıya ihbar etmekle yükümlü olduğunu,
-Davalı firmadan 06.07.2021 tarihinde zemin kat tabliyesi için, 06.08.2021 tarihinde 1. kat kolonları için beton sipariş edildiğini , yapı denetim firmasının zemin kat betonundan döküldüğü gün, yani 06.07.2021 tarihinde taze betondan numune aldığını, bu hususun beton deney raporunda açık olduğunu , alınan numunenin 28 gün bekletilmesi gerektiğinden deney sonucunun 03.08.2021 tarihinde çıktığını, yani süresinde inceleme yapılsa da teknik olarak beton deney rapor sonucunun 28 gün sonra neticelendiğini,
-Zemin kat tabliyesi ve 1. kat kolonuna 06.08.2021 tarihinde dökülen betondan karot numunesi alınabilmesi için dökülen betonun en az 28 günlük olması gerekmekte olduğundan 06.09.2021 tarihinde numune alınabildiğini, deney sonucu 13.09.2021 tarihinde çıktığını, neticede 13.09.2021 tarihinde, hem 1. kat kolonunun hem de zemin kat tabliyesinin betonlarının gerekli standartlara uygun olmadığının anlaşıldığını , müvekkilinin bu durumu derhal davalı .... yetkililerine bildirdiğini, yetkililerin karot numunesinin huzurlarında alınmadığından geçerli bir rapor olmadığını, bu hususta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne dilekçe vereceklerini, usulüne uygun bir rapor aldıracaklarını beyan ettiklerini, müvekkilinin, davalı.... firmasının müdürü (... numaralı telefonu kullandığını) ile whatsapp üzerinden yazışmaları, müvekkilinin itiraz dilekçesi verip vermediklerini sorması bu duruma delil olduğunu,
-Neticede davalı beton firmasının, 29.09.2021 tarihinde Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürülüğüne dilekçe vererek karot numunesi alınırken, huzura çağrılmadıklarını beyan ederek yeniden karot alınması gerektiğini beyan ettiklerini, davalı beton firmasının bu talebinin kabul edildiğini, 07.10.2023 tarihinde .... Firmasının yetkilisininde huzurunda betondan karot numunesi alındığını, 12.10.2023 tarihinde yine davalı firma temsilcisi huzurunda alınan karotların kırımlarının yapıldığını, davalı firma temsilcisinin huzurunda yapılan kırım sonucu oluşturulan raporda, dökülen betonun gerekli ortalamanın altında kaldığının ortaya çıktığını, hem karot alım, hem de karot kırım tutanağında davalı firma temsilcisinin imzası varken davalı firmanın betondaki ayıbı bilmediğini ileri sürmenin son derece dayanaksız olduğunu,
-14.02.2023 tarihli delil listelerinin 21.maddesinde tanık isim ve adreslerinin belirtildiğini, tanık olarak bildirdikleri dört ismin ayıp ihbarının süresinde yapıldığına, betondaki ayıp öğrenilir öğrenilmez davalı firmaya bildirildiğine şahit olduğunu, 24.03.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında tanık dinletme taleplerinin olduğunu beyan etmelerine rağmen, 4 nolu ara karar ile tanık dinletme taleplerinin bir sonraki celse değerledirilmesine karar verildiğini , 22.06.2023 tarihli celsede tanık dinletme taleplerini yinelemelerine rağmen mahkemece dikkate alınmadan davanın reddedildiğini , oysa ki tacirler arasındaki ayıp ihbarının şekle tabi olmayıp tanıkla dahi ispat olunabileceğini, buna ilişkin olarak Ek-13'de emsal Yargıtay kararlarına değinildiğini,
-Bir an yerel mahkemenin iddia ettiği gibi uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilse dahi TBK göre de ayıp ihbarı şekle tabi olmayıp, her türlü delille ve tanıkla ispat olunabileceğini, izah olunduğu üzere yerel mahkemece tanık dinletme taleplerinin her hangi bir gerekçe göstermeksizin reddolduğunu, ayıp ihbarına ilişkin delilleri incelenmeksizin davanın reddedildiğini, bu nedenle istinaf kanun yoluna gitme zorunluluğu hasıl olduğunu,
Yukarıda arz ve izah olunan sebeplerle Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/84 Esas, 2023/481 Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, vekalet ücreti ve masrafların karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, ayıplı mal satışından kaynaklandığı iddia edilen zararın tazmini talebine ilişkindir.
İlk derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür.
Davacı vekili, davacının davalıdan 06.07.2021 ve 06.08.2021 tarihlerinde davalıdan hazır beton satın aldığını, ancak sözkonusu betonun yapılan deneylerde gerekli ortalamayı sağlayamadığını, betonun istenilen kalitede olmadığını, ayıplı beton teslimi nedeniyle davacının maddi zarara uğradığını belirterek şimdilik 10.000,00TL'nin tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Davalı vekili ise, davalı tarafından davacıya sadece hazır beton satıldığını, betonun dökülmesi, uygulamanın yapılması ve döküm işlerinin davacı tarafça yapıldığını, taraflar arasında yapılan sözlü anlaşma gereğince davalının sorumluluğunun betonu davacının talep ettiği inşaat mahalline götürmekle son bulduğunu, teslimi yapılan betonun tüm kaideleri barındırdığını, bir çok müşteriye aynı betonun aynı santralden çıkarılarak teslim edildiğini, betonun davacı tarafından yerleştirilmesi yapılırken betona su katılması, betonun iyileştirilmemesi, vibratörün kullanılmaması ve yeterli kürünün yapılmaması halinde betonun değerinin düşeceğini, davacı tarafça ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Bir sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi mi yoksa satım sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesinde; satım sözleşmesinde sözleşme konusu mal hazırdır veya tüm özellikleri önceden belirlenmiş veya bilinen bir mal satışa arz edilmektedir. Eser sözleşmesinde ise özellikleri önceden belli olmayan bir mal, iş sahibinin istediği özelliklere göre imal edilir ve tüm özellikleri de eser ortaya çıktıktan sonra tam olarak bilinebilir hâle gelir.
Eser sözleşmesi özellikleri belirleme, satım sözleşmesi ise önceden belirlenmiş özellikleri beğenme esasına göre kurulmaktadır. Eser sözleşmesinde sözleşmenin konusu, iş sahibinin belirlediği özelliklere göre yapılacak eser iken, satım sözleşmesinde alıcı özelliklerini beğendiği bir malı satın alır. Bu nedenle eser sözleşmesinde kişiye özel üretim yapılırken, satım sözleşmesinde kişiye özel üretim söz konusu değildir.
Satım sözleşmesine konu mal, çoğu zaman toplumsal ihtiyaçlara göre belirlenmiş ölçü ve standartlar esas alınarak üretilmiştir. Eser sözleşmesinde ise ölçü ve standartlar işin tekniği nedeniyle gerekli olabilir ise de asıl olan iş sahibinin istediği ölçü ve isteklere göre eserin meydana getirilecek olmasıdır.
Satım sözleşmesinde satıcı, sözleşmenin yapıldığı sırada bir malın mülkiyetini devretmeyi üstlenirken, eser sözleşmesinde ise yüklenici iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir.
Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine mal teslimi üstün ise eser sözleşmesi değil, satım sözleşmesi söz konusu olacaktır. (Hukuk Genel Kurulu 2017/15-424 Esas ve 2019/143 Karar sayılı kararı)
Tüm bu açıklamalar ışığında somut değerlendiriliğinde, taraflar arasında tarafların kabulünde olduğu üzere hazır beton satışı konusunda sözlü anlaşma yapıldığı ve davacının davalıdan hazır beton satın aldığı; davacının satın aldığı betonun ayıplı olduğu yönünde iddiada bulunduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın satım sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Taraflar arasındaki sözleşme bir satım sözleşmesi olduğundan ve taraflar tacir olduğundan somut olayda TTK' nun 23/c. Maddesi hükümleri uygulanacaktır.
TTK 23/c bendi uyarınca malın ayıplı olduğunu teslim sırasında açıkça belli olması halinde alıcının 2 gün içinde, açıkça belli olmaması halinde 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek suretiyle, TBK 223 madde uyarınca da uygun bir süre içerisinde gözden geçirerek, yine uygun bir süre içerisinde ayıp ihbarında bulunması gerekmektedir.
TBK' nun 223. Maddesinde ;" Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmis sayılır. Ancak, satılanda olagan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulundugu sonradan anlasılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmis sayılır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
TTK' nın 18. Maddesinde; Tacirler arasında, diger tarafı temerrüde düsürmeye, sözlesmeyi feshe, sözlesmeden dönmeye iliskin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılıgıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Ticari satış sözleşmelerinde ayıp iddiası, TTK'nın yukarıda değinilen 23. maddesinin c bendinde yer alan ihbara ilişkin özel düzenleme dışında TBK hükümleri çerçevesinde çözümlenir. TTK'nun 23. maddesi uyarınca, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Ayıp açıkça belli değil ise, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğunun ortaya çıkması halinde hakkını korumak için durumu aynı süre içinde satıcıya ihbar ile yükümlüdür. Ayıbın, kullanma sonucu ortaya çıkan gizli bir ayıp olması halinde ise TBK'nun 223. maddesi uyarınca alıcı ayıbı öğrendiği tarih itibariyle hemen satıcıya bildirmelidir. Bu durumda, davacı tarafça yapılan ayıp ihbarının yasal süre içinde yapılıp yapılmadığının tespiti için öncelikle davacının, davaya konu ayıbı hangi tarihte öğrendiğinin tespiti gerekir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/12892 Esas ve 2017/3313 Karar sayılı kararı)
Somut olayda, Mahkemece ticari satış sözleşmesi kapsamında davacı tarafça yapılan ayıp ihbarının yasal süre içinde yapılıp yapılmadığının tespiti için öncelikle davacının, davaya konu ayıbı hangi tarihte öğrendiğinin tespit edilerek, ayıp ihbarının TTK 18/3 maddesinde belirtilen vasıtalarla ve TTK nın 23/c maddesinde belirtilen sürede yapılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerekirken taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu ve davacı tarafça ayıp ihbarının süresinde yapılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile,
2-Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22.06.2023 tarih ve 2023/84 Esas, 2023/481 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına,
5-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine,
6-Davacı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 02.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.