(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 223, 230, 232, 289) (5237 S. K. m. 43, 53, 61, 62, 103) (YCGK 29.11.2005 T. 2005/8-141 E. 2005/149 K.) (YCGK 22.12.2009 T. 2009/9-99 E. 2009/304 K.) (YCGK 09.11.2010 T. 2010/2-203 E. 2010/218 K.) (YCGK 14.12.2010 T. 2010/11-205 E. 2010/258 K.) (YCGK 17.12.2013 T. 2012/12-1519 E. 2013/613 K.) (YCGK 14.01.2014 T. 2013/12-68 E. 2014/3 K.) (YCGK 05.05.2015 T. 2014/8-145 E. 2015/145 K.) (YCGK 05.04.2011 T. 2011/5-56 E. 2011/76 K.)
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, kararın niteliği, başvurunun süresi ve başvuranın sıfatı ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre dairece duruşma yapılmasına gerek görülmediğinden sanık müdafiinin duruşmalı inceleme yapılması yönündeki talebinin reddiyle dosya üzerinden yapılan incelemede;
Mağdurun nüfus kaydı UYAP üzerinden çıkarılıp dosyaya konulduğundan buna ilişkin eksiklik giderilmiş,
Mağdurenin 15 yaşını doldurduğu 06/05/2013 tarihinden 20/06/2016 tarihine kadar devam eden cebir, tehdit ve iradeyi etkileyen herhangi bir neden olmaksızın gerçekleştiği kabul edilen cinsel ilişki eylemlerinin TCK'nm 104/1, 43/1 maddesinde belirtilen reşit olmayanla rızası dahilinde zincirleme şekilde cinsel ilişki suçunu oluşturduğu, bu suçun cinsel istismar suçu ile de teselsül edemeyeceği gözetilerek zamanaşımı müddetince bu suçtan hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de kabul edilen 29/11/2005 tarih, 2005/8-141 esas- 2005/149 karar, 22/12/2009 tarih, 2009/9-99 esas 2009/304 karar, 09/11/2010 tarih, 2010/2-203 esas 2010/218 karar, 14/12/2010 tarih, 2010/11-205 esas- 2010/258 karar, 15/01/2013 tarih, 2012/13-1208 esas 2013/8 karar, 17/12/2013 tarih, 2012/12-1519 esas 2013/613 karar, 14/01/2014 tarih, 2013/12-68 esas 2014/3 karar,04/11/2014 tarih, 2013/12-373 esas-2014/485 karar, 05.05.2015 tarih, 2014/8-145 esas, 2015/145 karar, 15/03/2016 tarih, 2014/4-698 esas 2016/135 sayılı kararlarında belirtildiği üzere;
Anayasamızın 141. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde, hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı kanunun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nun 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkumiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanığın baştan itibaren üzerine atılı suçu inkarı, mağdureninde sanığın hem vajinal hem de livata yoluyla cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmesi, mahkemenin de mağdurenin beyanları doğrultusunda sanığın organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarda bulunduğunu kabul etmesine rağmen, dosyada mağdureye ilişkin kızlığının bozulup bozulmadığına ya da fiili livatada bulunulduğuna ilişkin bir rapor bulunmadığı gibi, mağdurenin ruh sağlığında bozulma olup olmadığı konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizcede benimsenen 05/04/2011 gün ve 2011/56 Esas, 2011/76 sayılı kararında açıklandığı üzere Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulu ya da Adli Tıp Kurumu Kanunun 7, 23 ve 31. maddeleri gereğince usulüne uygun şekilde (içinde bir adli tıp uzmanı ile konusunun uzmanı olan çocuk psikiyatristinin olduğu) 5 kişilik heyetten teşekkül ettirilmiş Yüksek Öğretim Kurumları veya birimlerine bağlı hastanelerden rapor alınmadığı anlaşılmakla;
İddia ve savunma açısından;
Mağdurenin halen anotomikman bakire olup olmadığı, anotomikman bakire ise hymenin duhule müsait olup olmadığı, fevhasının genişliği ve ereksiyon halindeki penisin veya benzere cesamette bir cismin duhulüne müsait bulunup bulunmadığı ile akut ya da kronik livata bulgusunun bulunup bulunmadığı ve mağdurenin olay nedeniyle beden ya da ruh sağlığında bozulma olup olmadığı konusunda, yukarıda belirtildiği şekilde usulüne uygun rapor alınıp iddia ve savunma buna göre değerlendirilip tüm bu hususlar gerekçeli kararda açıklanıp tartışıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde eksik inceleme ve gerekçesiz hüküm kurulmak suretiyle CMK'nın 289/1-g maddesine muhalefet edilmesi,
Kabule göre de;
Mağdur için atanan zorunlu vekil ücretinin giderinin yargılama giderine dahil edilmeyerek yargılama giderinin eksik hesaplanması,
Hukuka aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin istinaf nedenleri bu nedenle yerinde olduğundan CMK'nın 280/1-b maddesi uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
KESİN olmak üzere 13/10/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)