T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1944
KARAR NO: 2024/933
KARAR TARİHİ: 02/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/09/2020
NUMARASI: 2019/394 Esas 2020/237 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)
BAM KARAR TARİHİ: 02/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 02/05/2024
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın kendisine ait mail adresinden müvekkili şirketin talebi üzerine 14.11.2016 tarihinde lehim makinesine körük yapılması işi için teklif verdiğini, bu teklif gereği müvekkili şirket davalı tarafa iş bedelinin 7.125,00 TL'sını 08.07.2017 tarihinde ödediğini, davalının müvekkili şirkete 22.07.2017 tarihinde 16.815,00 TL tutarlı fatura ile birlikte körükleri teslim ettiğini, ancak körüklerin montajının yetkili servis tarafından yapılacağını söyleyip körüklerin lehim makinesine takılmadan makinenin yanına bırakıldığını;müvekkili şirket yetkililerinin sözleşme gereği davalı tarafa malzemenin kurulması konusunda defalarca iletişime geçtiklerini, ancak karşı tarafın devamlı olarak malzemelerin kurulmasından imtina ettiğini;davalı tarafın körüklerin montajını yapmadığı gibi İzmir 2. İcra Müdürlüğününü 2018/14102 E.sayılı dosyası ile körükler ile birlikte teslim edilen fatura bedelinin kalanını ödeme emrine konu ettiğini, söz konusu ödeme emrinin müvekkili şirket tarafından itiraz edilmeksizin ödendiğini, ancak yine de malzemelerin ilgili makineye kurulmadığını, müvekkili şirket çalışanlarının malzemeyi kurmayı denediklerini ancak lehim makinesine sabitlenmesi için gerekli olan parçaların eksik olması nedeni ile montajını yapamadıklarını, davalı taraf ile irtibata geçtiklerinde davalı tarafın eksik olan parçaların yetkili servis tarafından sağlanacağı ve montajın garanti kapsamında kalması için yetkili servis tarafından yapılacağı hususlarının müvekkili şirket yetkililerine bildirdiklerini;müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşmenin ve davalı tarafın teklifi gereği gibi yerine getirilmemesi nedeni ile müvekkili şirketin zararının söz konusu olduğunu ve müvekkili şirketin elinde sözleşme ve teklifi gereği aldığı malzemelerin atıl bir şekilde kalmış adeta çürümeye mahkum olduğunu, Kemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesi vasıtası ile 2018/46 D.İş sayılı dosyasında alınan 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu malzemelerin montajının imalatını yapan firma tarafından yapılmasının gerektiği, montajının imalatı yapan firma tarafından yapılmaması durumunda malın iade alınması gerektiği hususunun belirtildiğini;davalı tarafından imalatı yapılan malzemeler yaklaşık olarak 2 yıldır atıl olarak müvekkil şirketin deposunda durmakta, müvekkil şirket tarafından ücreti ödenmesine rağmen lehim teli makinelerinin ilkel şartlarda üretim yapılmaya çalışılmakta olduğunu, ilgili malzemelerin bağlantı malzemeleri de eksik olduğu için müvekkili şirket tarafından montaj da yapılamadığını bildirerek:
a)Davaya konu körük malzemesinin davalıya iadesine,
b)Davalıya peşinat olarak 08.05.2017 tarihinde ödenen 7.125,00 TL'sının ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte, İzmir 2. İcra Müdürlüğünin 2018/14102 E.sayılı dosyası ile davalı tarafa ödenen 12.460,00TL'sının icra dairesine ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı taraf davaya cevap vermemiştir.
MAHKEMECE: "...Dava, satım sözleşmesine konu edilen mal ve hizmetin eksik ifası nedenine dayalı olarak açılmış malın iadesi ve ödenen mal bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında ticari ilişkinin kurulduğu, körük malzemesinin davalı tarafından davacıya teslim edildiği,
Davacı tarafından davalıya ödemeler yapıldığı,
Davacının tacir niteliğini haiz olduğu,
Dava şartı arabuluculuk son tutanağının dava tarihinden önce 20.08.2019 tarihinde düzenlendiği,
Hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık ve çözülmesi gereken sorun; davalının tacir niteliğini haiz olup olmadığı ve işbu davaya bakma görevinin mahkememizin görevli olup olmadığı; esas yönden ise taraflar arasında kurulan lehim makinasına körük yapılması işine ilişkin ticari sözleşmenin kurulduğu, bu sözleşmeden doğan edimlerin taraflar yönünden kapsamlarının ne olduğu, buna bağlı olarak davacının edimi kabul etmesinin mümkün olup olmadığı ve dolayısıyla malzemenin iadesi ve yapılan ödemelerin tahsilinin mümkün olup olmadığı, davacı tarafından davalıya yapılan ödeme tutarlarının ne kadar olduğu noktalarındadır.
Tüm dosya içeriği ve delillerin, belgelerin özellikle Menemen Ticaret Sicil Müdürlüğünün 04/11/2011 tarihli yazısı ve eki, taraflara ait ticari defter kayıt ve belgeler, icra dosyası örneği ve bilirkişiler raporunun değerlendirilmesi sonucunda:
I-Davalının İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı olduğu, yevmiye, kebir ve envanter defteri tuttuğu, buna göre tacir sıfatına haiz olduğu, davacı şirketin ve yasa gereği tacir niteliğinde bulunduğu, dava konusu satım sözleşmesinden kaynaklanan olayın tarafların ticari işletmesi ile ilgili bulunduğu, bu durumda işbu davanın nispi ticari dava niteliğinde ve mahkememizin görev sahası içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.
II-Davanın esasına gelince; taraflar arasında akdedilen 14/11/2016 tarihli sözleşme dayanağı teklife göre; teklifin ...(davacı) firmasının gereksinimleri karşılamak üzere hazırlandığı, teklifte adı geçen ürünlerin firmaların garantisi altında olduğu, mevcut makinaya ve çalışma ortamına uygun olarak tasarlanacağı, uzman ekibiyle 7/24 servis ekibiyle hizmette oldukları, iki adet 1.000x450x1200 max 2300 mm lehim makinası paslanmaz saç körüğü toplam fiyatının kdv hariç 14.900,00TL olduğu,
Davalı tacir tarafından düzenlenen 22/07/2017 tarih 409720 sıra numaralı irsaliye faturada 4 adet lehim teli makinası saçlı bez körük %18 kdv dahil 16.815,00TL olarak belirtildiği, bu ürünlerin davacıya teslim edildiği ve fiyatı konusunda bir ihtilafın bulunmadığı,
Asıl sorunun sözleşme konusu körüklerin montajının davalı tacir tarafından yapılıp yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, davaya konu lehim teli makinası saçlı bez körüklerin mevcut makinaya monte edilmediği, oysa davalı tarafından düzenlenen 14/11/2016 tarihli teklifte, adı geçen ürünlerin firmanın garantisinde olduğu, mevcut makinaya ve çalışmaya uygun olarak tasarlanacağı, uzman ekibi ile 7/24 servis ekibi ile hizmette hazır oldukları belirtildiği; üretilen ürünün mevcut makinaya ve çalışma ortamına göre özel olarak tasarlandığı, garanti süresi belirtilmemesine rağmen üretici firmanın garantisi altında olduğu, bu durumda asgari 2 yıl garanti süresinin kabul edilmesi gerektiği, başka bir firma tarafından montajının yapılması halinde garanti konusundaki davacı hakkının hükümsüz kalacağı, ahde vefa ilkesi gereğince körüklerin montajnın teknik olarak imalatçı davalı tacir tarafından yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla; 22/07/2017 tarih 409720 nolu fatura bedeline ilişkin olarak davacı tarafından davalıya 08/05/2017 tarihinde peşinat olarak ödenen 7.125,00TL ile ilgili icra dosyasına ödenen 12.460,00TL olmak üzere toplam 19.585,00TL tutarın davalı tarafından davacıya iadesi, buna karşılık satım konusu ürünlerin davacı tarafından davalıya teslimi gerekir.
Dava tarihinden önce davalının TBK.'nun 117.madde hükmü çerçevesinde ihtarname gönderilmesi ve sair şekilde temerrüde düşürülmediği, mütemerrit olmayan borçludan işlemiş faiz istenemeyeceği anlaşıldığından, belirlenen asıl alacağa temerrütün gerçekleştiği dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüştür.
Davalı vekili bilirkişiler raporuna itiraz dilekçesinde ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını savunmuş ise de; olayda malın ayıplı değil, eksik ifa durumunun söz konusu olduğu, ayrıca bakiye mal ve hizmet bedelinin icra tehditi altında ödendiği anlaşıldığından bu yöndeki savunma hukuki dayanaktan yoksun bulunmuştur.
Bu açıklamalar ışığında aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir
," gerekçesi ile, Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve hakimin taktirine göre: Davanın KABULÜNE, Davalı ...-... tarafından davacı şirkete yönelik olarak düzenlenen 22/07/2017 tarih 409720 sıra nolu irsaliyeli faturada yer alan "iki adet 1000x450x1200 max. 2300 milim lehim teli makinası paslanmaz sac körük"ün davacı şirket tarafından davalıya TESLİMİNE,"şeklinde karar verilmiştir,
Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın imalat firması olup, ürünlerin temin edilmesi, tasarımı, teslimatı ve ödeme şekli yönünden şipariş formuyla edim borcu altına girdiğini, taraflar arasında yapılan sipariş sözleşmesine bakıldığında, davacı tarafa imal edilen körüklerin montajının yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığının açık olduğunu, davalı tarafın söz konusu körükleri imal ederek siparişte belirtilen süre içerisinde davacı tarafa teslim ettiğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, montajla ilgili herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, her ne kadar bilirkişi raporunda körüklerin montajının teknik olarak imalatçı davalı firma tarafından yapılması gerektiğinin, yani davalının borcunu gereği gibi ifa etmediği belirtilmekte ise de; gereği gibi ifa, edimin borca uygun olarak tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesi olup müvekkil edim borcunu yani körükleri teslim ve mülkiyetini devir yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davalı firma tarafından davacıya yazılı veya sözlü olarak ürünün montajına yönelik herhangi bir edim borcunun söz konusu olmadığını, davacı tarafın söz konusu körüklerin siparişini verdiğini ancak uzunca bir süre sözleşmeye konu borcunu ödemediğini, bu durum üzerine taraflarınca İzmir 2. İcra Müdürlüğünün 2018/ 14102 E sayılı dosyasıyla icra takibi başlatılmasından sonra da ödeme emrine itiraz etmediğini ve sözleşme konusu borcu ödediğini, davalı tarafın icra takibinde herhangi bir itirazda bulunmadan ödeme yapmasına rağmen, daha sonradan ayıplı mal imal edilmesi gibi bir sebeple alacak davası açıldığını, davalı tarafın süresinde dava açmadığını, dolayısıyla ayıplı mal konusundaki talebinin de samimi olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; sözleşmeden dönme ve bedel iadesi istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre,
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır.
Eser sözleşmesi, 6098 sayılı TBK'nın 474. maddesi hükümlerine göre iş sahibi açık ayıplarda eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz (makul süre içerisinde) eseri muayene ve açık ayıpları ihbar etmek zorunda olduğu,TBK'nın 472/son maddesi hükümleri gereğince ayıbın gizli olup sonradan ortaya çıkması halinde gecikmeksizin (derhal) ayıbı yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi halde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı hükümleri getirilmiştir. Bu hükümler uyarınca gerek açık ayıp ve gizli ayıplarda iş sahibinin ihbar zorunluluğu bulunmakta ise de yüklenici eserdeki işçilik, malzeme ve yapımla ilgili açık ve gizli ayıplardan dolayı sorumluluğu garanti ettiği süre için bunu önceden kabul ettiğinden yüklenici lehine olan iş sahibinin ihbar zorunluluğunu aramaktan vazgeçtiği ve garanti süresi içinde ortaya çıkan bu ayıpları ücretsiz olarak gidermeyi sözleşme tarihinde peşinen kabul ve taahhüt ettiği kabul edilir. İş sahibi ihbar zorunluluğu olmaksızın garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili zamanaşımı süresi içinde seçimlik haklarını kullanarak yükleniciden ayıpların giderilmesini talep edebileceği gibi, aleyhine dava açabilecek ve iş bedelini ayıp giderim bedeli miktarınca ödemekten kaçınabilecektir (Yargıtay 15. H.D. 19.06.2014 gün, 2013/4976 E. 2014/4282 K. sayılı ilamı ile benzer uygulama ve içtihatları).
Eksik iş ise sözleşme ve eklerine göre yapılması gerektiği halde yapılmayan (noksan bırakılan) işleri ifade eder. Eksik işlerin bedeli, teslim tarihine bu işlerin ikmâl edilebileceği sürenin ilavesiyle bulunan tarihteki rayiç bedellerle talep edilebilir. Eksik işler bedelinin istenebilmesi için teslim sırasında ihtirazi kayıt konulmasına ya da ihtar çekilmesine gerek yoktur. Eksik işler yönünden TBK 474-478. maddelerindeki hükümler uygulanmaz.
TBK 472/son maddesinde eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek bir durum ortaya çıkarsa yüklenicinin iş sahibine bu durumu hemen bildirmek zorunda olduğu aksi takdirde bunun sonuçlarından sorumlu olcağı kabul edilmiştir. (Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 2021/4013 esas,2022/2265 karar sayılı ilamı)
Davacı taraf, davalının kendisine ait mail adresinden lehim makinesine körük yapılması işi için teklif verdiğini, davalının 22.07.2017 tarihinde 16.815,00 TL tutarlı fatura ile birlikte körükleri teslim ettiğini, ancak körüklerin montajının yetkili servis tarafından yapılacağını söyleyip körüklerin lehim makinesine takılmadan makinenin yanına bırakıldığını, geçen süre içerisinde montajın yapılmadığını beyanla davaya konu körük malzemesinin davalıya iadesi ve ödenen bedelin tahsili talebiyle dava açmış, davalı cevap dilekçesi sunmayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı yan basit yargılama usulüne tabi eldeki dosyada sunduğu davaya cevap dilekçesi sunmayarak davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığına dair bir savunma öne sürmemiştir. Davalı yan ilk kez bilirkişi raporuna karşı sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını savunmuştur. Bu durum savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağına aykırı olduğundan artık davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına dair savunmasının dinlenilmesi mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, üretilen ürünün mevcut makinaya ve çalışma ortamına göre özel olarak tasarlanmış olmasına, başka bir firma tarafından montajının yapılması halinde garanti konusundaki davacı hakkının hükümsüz kalacağı, ahde vefa ilkesi gereğince körüklerin montajnın teknik olarak imalatçı davalı tarafından yapılması gerekmesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; inceleme konusu kararın sonuç itibariye usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/09/2020 tarih, 2019/394 Esas ve 2020/237 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 1.337,85 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 338,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 999,85 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 02/05/2024