T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2020/1302
KARAR NO: 2024/1110
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/12/2019
NUMARASI: 2018/667 Esas 2019/929 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 23/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/05/2024
İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/667 Esas ve 2019/929 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin davalıdan alacağının sağlanması amacıyla İzmir 24.İcra Müdürlüğü'nün 2018/6689 sayılı dosyası ile icra takibine başladığını, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu, müvekkilinin demir çelik alış-satışı yapmakta olup işbu alacak bakiyesinin sebebinin davalı taraf ile yapılan alışverişten kaynaklandığını, borçlunun itirazının haksız ve dayanaksız olduğunu belirtip itirazın iptali ile borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin davacı tarafa borçlu olmayıp alacaklı olduğunu, bu nedenle davacı şirket aleyhine başlatılan İzmir 16.İcra Müdürlüğü'nün 2017/10313 esas sayılı dosyasında itiraz nedeniyle açılan itirazın iptali davasının İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1050 esas sayılı dosyası ile derdest olduğunu, her iki dosyada alacak sebebinin cari hesap ilişkisi olduğunu belirtip öncelikle dosyanın İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1050 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, esasa girilmesi halinde davacı taraftan alacaklı olduklarından davanın esastan reddi ile kötüniyetli davacının %20 tazminat ödemesine karar verilmesini beyan etmiştir.
Mahkememizce İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1050 esas sayılı dosyası UYAP sisteminden celp edilmiş, 29/04/2019 tarihli celsede davalı tarafın Mahkememiz dosyası ile İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1050 esas sayılı dosyasının birleştirilmesi talebinin reddine karar verilmiştir.
Uyap sisteminden celp edilen İzmir 24.İcra Dairesi'nin 2018/6689 esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; Alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, takibin 6.446,55 TL tutarındaki cari bakiye alacağına ilişkin başlatıldığı, borçlu vekilinin itirazı üzerine icra müdürlüğünce 21/05/2018 tarihinde takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden her iki tarafın ticaret sicil dosyasının onaylı örneği getirtilmiş, gelen yazı cevabı dosya içerisine alınmıştır.
Dosya uyuşmazlık konuları bakımından inceleme yapılmak üzere SMMM bilirkişiye tevdii edilmiş, bilirkişi 11/06/2019 tarihli raporunda özetle; Taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2016 yılından devirle 2017 yılında devam ettiği, davacı şirketin incelenen 2017 yılı kanuni defterlerinde davalının kestiği faturaların kayıtlarında olmadığının tespitiyle bu faturaların kayıtlara alınmasıyla davacının davalıya 6.121,63 TL borçlu olacağı, teslim tutanağı olmayan 16/01/2017 tarihli,283956 nolu, 106,20 TL bedelli iade faturasının davalının alacağından düşülmesi halinde davalının alacağının 6.015,43 TL olacağı, davalının takip tarihinden itibaren faiz isteyebileceği bildirilmiştir.
Dava; İİK nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde;Taraflar arasındaki uyuşmazlığın cari hesap ilişkisinden kaynaklı alacak nedeniyle davacı tarafından başlatılan icra takibine davalı tarafından yapmış olduğu itirazın iptali takibin devamı %20 İİT istemine yönelik olduğu, davalı tarafça ise borçlu olmadığından bahisle açılan davanın reddi ile kendisinin davacıdan alacaklı olduğundan bahisle davacı aleyhine başlattıkları icra takibine yapılan itirazın iptali istemli İzmir 4 ASTM ndeki 2017/1050 E, sayılı dosyası ile birleştirilmesi istemine yönelik olduğu, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 6.446,55 TL alacaklı olduğu,ticari defter ve belgelerin incelenmesiyle davacı şirketin davalıya 6.121,63 TL borçlu olduğu, Mahkememiz dosyası ile irtibatlı bulunan İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce aldırılan 02/01/2019 tarihli bilirkişi raporu ile ticari defterlerin incelenmesinde dosyada olmayan ancak incelenmede tespit edilen 106,20 TL lik iade edilen bir faturanın bulunduğu, bu faturaya istinaden davacının davalıya 6.015,43 TL borçlu olduğunun tespit edildiği...'' gerekçesi ile; Açılan davanın KISMEN KABULÜ İLE İzmir 24.İcra Müdürlüğü'nün 2018/6689 Esas sayılı dosyasındaki itirazın KISMEN İPTALİ ile takibin 431,12.TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık 9,75 oranında(talep ile bağlı kalınarak) avans faizi uygulanmasına, Asıl alacak yargılama ile belirlendiğinden davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin REDDİNE, Koşulları oluşmayan davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 11.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda müvekkili şirketin davalı şirketten 6.446,55.TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davalı şirketin kayıtlarında olup davacının kayıtlarında olmayan faturaların içeriği teslim belgeleri nazara alındığında 12.568,18.TL müvekkil şirketin davalı şirkete borcu olduğunun tespit edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının kayıtlarında olup müvekkili davacının kayıtlarında olmayan faturaları içeren malların teslim belgesi olarak sunulan; 10.04.2017 tarihli, 134 yev. Numaralı 284549 fatura nolu 3.411,38 TL tutarlı, 10.04.2017 tarihli, 134 yev. Numaralı 284619 fatura nolu 4.873,40 TL tutarlı,10.04.2017 tarihli, 134 yev. Numaralı 284620 fatura nolu 4.177,20 TL tutarlı, teslim belgelerinde teslim alan kısmındaki imzaların müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, malların davacı müvekkiline teslim edilmediğini, davalı şirkete müvekkili davacı şirketin borcunun olmadığını bilakis alacaklı olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı tarafa borcu olmadığının alacaklı olduğunun açıkça ortada olmasına rağmen hesaplamada hataya düşülerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, davacıya ait ticari defter ve belgelerin hükme esas alınmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yerel mahkemece birleştirme talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ve keyfilik taşıdığını, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, cari hesap alacağına dayalı olarak yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.
Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.
Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir
7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.
...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir.
Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; taraf ticari defterleri, faturalar, mal teslim formu, dosyada mevcut oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine ve hükme esas alınmaya uygun bilirkişi raporu ile aynı taraflar arasında Dairemizin 23.05.2024 tarih ve 2021/1482 Esas 2024/1111 Karar sayılı kararı ile kesinleşen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.02.2021 tarih ve 2017/1050 Esas 2021/110 Karar sayılı kararı ile tüm dosya münderecatına göre; somut uyuşmazlıkta davalı şirketin davacı şirket çalışanına imzası ile teslim ettiği 12.568.18.TL bedelli faturalar alacağından davacı şirketin davalı şirketten olan 6.446.55.TL alacağının tenzili ile davalı şirketin davacı şirketten 6.121.63.TL bakiye alacağının olduğu yani davacı şirketin davalı şirketten alacağının olmadığı dikkate alınarak davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.
Bu itibarla, davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK.'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca yerel mahkeme kararının kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm tesisine ve kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
I-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile; İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/12/2019 tarih ve 2018/667 Esas 2019/929 Karar sayılı hükmün 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
II-KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;
"1-Davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine açılan itirazın iptali davasının REDDİNE,
2-Koşulları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 427,60.TL maktu ilam harcından peşin olarak alınan 110,10.TL harcın tenzili ile bakiye 317,50.TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar ittihazına mahal olmadığına,
6-Davalı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 6.446.55.TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-HMK'nun 333. maddesi gereğince yatırılan gider/delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,'' şeklinde YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,
III-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
IV-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
V-İstinaf başvurusunun kabulü nedeniyle davalıdan alınan istinaf karar peşin harcının davacıya iadesine,
VI-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
VII-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
VIII-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar ittihazına mahal olmadığına,
IX-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
X-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ikmali/iadesi ve gider /delil avansı iadesine ilişkin işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK' nın 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 23/05/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.