T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1518
KARAR NO: 2024/674
KARAR TARİHİ: 21/03/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/07/2020
NUMARASI: 2017/911 Esas 2020/293 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ: 21/03/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 21/03/2024
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki sırasında davacı şirket tarafından davalı şirkete alvinal kablo satışının yapıldığı ve malların teslim edildiği, bu satışa istinaden 13.02.2017 tarihli 109.402,38 TL bedelli faturanın düzenlendiği, bu fatura karşılığında davalı tarafça toplamda 71.300,00 TL'lik ödeme yapıldığı, bu ödeme düşüldüğünde davacının davalıdan 38.102,38 TL'lik bakiye alacağının kaldığı ve davalı tarafça ödenmediğinden bahisle bu alacağın tahsili için davacı tarafça davalı hakkında başlatılan icra takibine vaki davalının itirazının iptaliyle icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın dava dilekçesindeki ödemeleri eksik gösterdiği, zira davacı şirkete ödemesini yapmadığı 3 adet toplamda 30.000,00 TL'lik senedin iade edildiği, davalı tarafça ödenen 71.300,00 TL'lik ödemeyle birlikte toplamda davacı tarafa 101,300,00 TL'lik ödemenin gerçekleştirildiği, bu kapsamda davacı tarafında sözlü olarak belirttiği üzere kalan bakiye borç tutarının 6.500,00 TL olduğu, ayrıca işbu davada yetkili mahkemenin Ankara Mahkemelerinden olduğundan bahisle açılan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
MAHKEMECE: "...,Dava; İİK 67. Maddesi gereğince açılmış olan itirazın iptali davası olup, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili taraflar arasındaki ticari ilişki sırasında davacı tarafça davalıya satılıp teslim edildiği bildirilen mallar karşılığında düzenlenen 13.02.2017 tarih 109.402,38 TL bedelli faturadan dolayı davalının davacıya toplamda 71.300,00 TL ödeme yaptığı, fatura bakiyesi olan 38.102,38 TL'nin talep edilmesine rağmen ödenmediğinden bahisle bakiye bu tutarın tahsili için davacı tarafça davalı hakkında başlatılan icra takibine vaki davalının itirazının iptaliyle icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise davaya konu faturadan dolayı davalının davacıya toplamda 71.300,00 TL'lik nakit ödemelerin dışında her biri 10.000,00'ar TL'den 3 adet toplam 30.000,00 TL'lik senedin davacı tarafça vadesinde ödenmemesi nedeniyle davacı tarafa iade edildiği, bu nedenle iade edilen senetler toplamı olan 30.000,00 TL'de ilave edildiğinde davalının davacıya toplamda 101.300,00 TL ödeme yaptığı, bu kapsamda davacının bakiye alacağının 6.500,00 TL olduğundan davacının takibinde haksız olduğundan bahisle açılan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
Taraflar arasındaki ihtilaf takip ve davaya konu 13.02.2017 tarihli toplam 109.402,38 TL'lik faturadan dolayı davacının davalıdan takibe konu edilen miktar kadar alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Her ne kadar davalı vekili cevap dilekçesinde davalının ikametgahının Ankara da olması nedeniyle Ankara Mahkemeleri'nin yetkili olduğu yönünde yetki itirazında bulunmuş ise de mahkememizce yapılan yargılama sırasında taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığının dosya kapsamıyla kanıtlanmış olması nedeniyle HMK 10. ve TBK 89. Maddesi gereğince davacının ikametgahı mahkemesinde de dava açılabileceğinden yerinde görülmediğinden reddine karar verme gereği doğmuştur.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davacı ve davalı tarafa ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde mali müşavir bilirkişi tarafından yaptırılan inceleme neticesinde takip ve davaya konu 13.02.2017 tarihli ve 109.402,38 TL bedelli faturanın ve davalı tarafça bu faturaya istinaden yapılan toplam 71.300,00 TL bedelli ödemenin her iki tarafa ait ticari defterlerde aynen kayıtlı olduğu, bu konuda her iki taraf defterlerinin birbirleriyle uyumlu olduğu anlaşılmıştır.
Davacı defterleri üzerinde yaptırılan inceleme neticesinde alınan rapora göre 71.300,00 TL'lik davalı ödemesi düşüldüğünde davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 38.102,38 TL alacaklı olduğunun kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.
Davalı defterleri üzerinde yaptırılan inceleme neticesinde talimat alınan bilirkişi raporunda ise davalı şirkete ait ticari defterlerde takip ve davaya konu faturanın ve yine davalı ödemesinin aynen kayıtlı olduğu , davalı tarafça yapılan nakit ödeme sonrasında davacının davalıdan 38.102,38 TL'lik alacağının kaldığı ,ancak davalı taraf defterlerinde davacı defterlerinde kayıtlı olmayan ve davacı tarafça dava dışı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti'ye verilen her biri 27.06.2016 düzenleme tarihli, 30.11.2016 vade tarihli 10.000,00 TL , 31.12.2016 vade tarihli 10.000,00 TL , 31.01.2017 vade tarihli 10.000,00 TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL bedelli 3 adet senedi de davacı şirketin borcuna kaydederek alacağından düştüğü, bu şekilde davalı defterlerine göre davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 8.102,38 TL borcunun kaldığı tespit edilmiştir.
Davalının savunmasında geçen ve davacının takibe konu faturadan kalan bakiye alacağından davalı tarafça kendi defterlerinde mahsup edilen ve dosyada sureti bulunan bonoların incelenmesinden her biri 27.06.2016 düzenleme tarihli olup davacı keşideci şirket tarafından dava dışı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti lehine keşide edilen her biri 10.000,00'ar TL bedelli 30.11.2016 , 31.12.2016 ve 31.01.2017 tarihli senetler olduğu, bu senetlerin vadesinde ödenmemiş olması nedeniyle protesto edilmiş olduğu anlaşılmıştır.
Davalı tarafça her ne kadar davaya konu 13.02.2017 tarih ve 109.402,38 TL bedelli faturadan dolayı davacı tarafa yapılan toplam 71.300,00 TL'lik nakit ödemenin dışında davacı tarafça vadesinde ödenmediğinden davacıya iade edilen her biri 10.000,00'ar TL'lik toplam 30.000,00 TL'lik tutardaki senet bedeli de davacı bakiye alacağından düşüldüğünde davacı alacağının 6.500,00 TL kaldığı savunulmuş ise de bu savunmada geçen 3 adet senet incelendiğinde işbu senetlerin davacı şirket tarafından düzenlenerek dava dışı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti'ye verildiği ve dava dışı şirket tarafından davacıya iade edildiği, davalı şirket ile dava dışı şirketin farklı tüzel kişiliklere sahip şirketler olduğu, bu nedenle davacının muvafakatı olmadan dava dışı şirket ile davacı şirket arasındaki ticari ilişki sırasında dava dışı şirket tarafından vadesinde ödenmediğinden davacıya iade edildiği bildirilen senet bedellerinin davacının davalıdan olan bakiye alacağından mahsup edilemeyeceği, zira davalının bu savunmasının borcun nakli niteliğinde olup davacının muvafakatına bağlı olduğu, davacı taraf ticari defterlerinde davalının bu yöndeki işlemini benimsediğine dair herhangi bir yazılı kaydın bulunmadığı gibi bu yöndeki mahsup işleminin davacı tarafça da kabul edilmediği yargılama sırasında beyan edildiğinden davalının toplam 30.000,00 TL'lik 3 adet davacıya iade edildiği bildirilen senet bedellerinin davacı bakiye alacağından mahsubu gerektiğine ilişkin savunması yerinde görülmemiştir.(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2012/12401 Esas , 2012/18783 Karar ve 10.12.2012 tarihli kararı da bu yöndedir.)
Mahkememizce yapılan yargılama ,toplanan deliller, alınan bilirkişi raporlarına göre takip ve davaya konu 13.02.2017 tarih ve 109.402,38 TL bedelli faturanın ve davalı tarafça bu faturaya istinaden yapılan toplam 71.300,00 TL'lik ödemenin her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu ve bu faturadan dolayı davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 38.102,38 TL alacaklı olduğu anlaşılmış olmakla davanın kısmen kabulüne; davalı borçlunun İzmir 22 İcra Müdürlüğü'nün 2017/8441 Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazının kısmen iptaliyle; 38.102,38 TL asıl alacak üzerinden takip talepnamesindeki koşullarla takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin ise takipten önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair bir belge dosyaya ibraz edilmediğinden yerinde görülmediğinden reddine, dava konusu alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 7.620,47 TL %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verme gereği doğmuştur," gerekçesi ile, davanın KABULÜNE; davalı borçlunun İzmir 22 İcra Müdürlüğü'nün 2017/8441 Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazının kısmen iptaliyle; 38.102,38 TL asıl alacak üzerinden takip talepnamesindeki koşullarla takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin yerinde görülmediğinden reddine, kabul edilen kısım üzerinden 7.620,47 TL %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,"şeklinde karar verilmiştir,
Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararda hatalı hukuki değerlendirme yapıldığını, muhatap ... tarafından dava dışı lehtar ... adına 31.01.2017, 31.12.2016 ve 30.11.2016 vadeli her biri 10.000,00 TL tutarında olan 3 adet senet düzenlendiğini, bu 3 adet senedin dava dışı lehtar ... tarafından Kaplan ...'ya kendi iç ilişkileri neticesinde ciro edilmeden verilmiş olup, dava dışı lehtar ... adına düzenlenen senetler, davalı ... ... tarafından söz konusu fatura bedelinden mahsup edilmek amacıyla ...'a iade edildiğini, yerel mahkemenin bu durumu, alacaklının (...) muvafakatinin arandığı bir hukuki müessese olan "borç nakli" şeklinde değerlendirdiğini, bilindiği üzere borcun üstlenilmesi kurumu, alacaklının menfaatini doğrudan etkileyebilecek bir müessese olduğundan bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için alacaklının muvafakatinin gerektiğini, ki bu durum, düşünüldüğünde hakkaniyete uygun olduğunu, alacağın devrinde ise borçlunun muvafakatinin aranmadığını, fakat dava konusu uyuşmazlıkta borç devrinin bulunmadığını, devri gerçekleştirilen senetlerde lehtarın ... olup bu durumun alacağın devri niteliği taşıdığını, senetlerde borçlu davanın da tarafı olan ... olup, lehtarın da ... olduğunu, bu hususun bu kadar açık ve net iken, aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, nitekim, dosyada mübrez olan mali müşavir bilirkişi ... tarafından oluşturulan bilirkişi raporunun sonuç kısmında da bu durumun aynen geçtiğini, davalı ... ... ve ... arasında organik bağ mevcut olduğunu, davacı yan şirketin senetleri müvekkili şirkete olan mal satım işleminden sonra kayıtlara almış olduğunun açıkça görüldüğünü, dava dışı ... şirketi ile müvekkili şirket ... ... şirketinin ilişkili firmalar olup iki şirketin hem genel müdürünün hem sahibinin ... olduğunu, bu hususun dosyada mübrez olan ticaret sicil gazetesi kayıtlarıyla da sabit olduğunu, davacı yan şirketin senetleri dava dışı ...ün alacağına kaydetmesi müvekkili şirket ... ...'nun borcundan düşmemesinin müvekkili şirkete haksız ve kötü niyetli bir şekilde icra takibi başlatmaktan başka bir gaye taşımadığını, bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere dava dışı ... firmasının ticari defterleri incelendiğinde, senet iadelerinin ardından davacı şirketin dava dışı ...'e 32.976,51 TL tutarında borçlu gözüktüğünün ortada olduğunu, gerek Türk Ticaret Kanunu kapsamında gerekse ticari hayatın olağan akışı neticesinde basiretli bir tacirin hiçbir firmayı herhangi bir karşılığı olmadan kendine alacaklandırmayacağını, dosya kapsamında bulunan raporda, müvekkilinin haklılığı ortaya konmuş olup hukuka ve hakkaniyete uygun tespitlerde bulunduğunu, ne yazık ki yerel mahkemece bu hususlar dikkate alınmamış olup, hatalı bir hukuki değerlendirme sonucu davalı ... ... ve dava dışı ... şirketleri arasındaki bağlantı yok sayılarak, hukuka ve hakkaniyete aykırı bir şekilde bu haksız durumu koruyacak yönde hüküm kurulduğunu, belirterek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, yeniden görülmesi mümkün değil ise hükmün bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, satımdan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.
28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.
TBK'ın Beşinci Bölümü: "Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri
". GENEL OLARAK
Madde 183- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.
ŞEKLİ
Madde 184- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir. "
"İKİNCİ AYIRIM: BORCUN ÜSTLENİLMESİ
A. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİ
Madde 195- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.
B. DIŞ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİ
I. ÖNERİ VE KABUL
Madde 196- Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır." şeklindedir.
Davacı tarafça, davalı şirkete kablo satışının yapıldığı ve malların teslim edildiği, bu satışa istinaden 109.402,38 TL bedelli faturanın düzenlendiği, bu fatura karşılığında toplamda 71.300,00 TL'lik ödeme yapıldığı, bu ödeme düşüldüğünde davacının davalıdan 38.102,38 TL'lik bakiye alacağının kaldığı, İzmir 22. İcra Müdürlüğü'nün 2017/8441 esas sayılı dosyası ile takip başlattığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davacı tarafın dava dilekçesindeki ödemeleri eksik gösterdiği, davacı şirkete ödemesini yapmadığı 3 adet toplamda 30.000,00 TL'lik senedin iade edildiği, davalı tarafça ödenen 71.300,00 TL'lik ödemeyle birlikte toplamda davacı tarafa 101,300,00 TL'lik ödemenin gerçekleştirildiği beyanla, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece taraf defterlerinin incelendiği bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davalının kısmi ödeme savunmasına ilişkin dava dışı kişiye 30.000,00 TL'lik tutardaki senet ödemesinin davacı kayıtlarında yer almamasına, davacının bu hususta kabulünün olmamasına ve taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/07/2020 tarih, 2017/911 Esas ve 2020/293 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 2.602.77 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 650,70 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 1.952,07 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 21/03/2024