T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2020/1132
KARAR NO: 2024/649
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2020
NUMARASI: 2019/710 Esas 2020/102 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 21/03/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 21/03/2024
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/710 Esas ve 2020/102 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili görevsiz mahkemeye verdiği dava dilekçesinde; müvekkilinin ambalaj sektöründe faaliyet gösteren köklü bir şirket olduğunu, davalı şirket ile ticari faaliyette bulunulduğunu, bu ilişki kapsamında davalı şirkete, 31/07/2017 tarihli ve 190845 numaralı fatura ile 69.333,40 TL , 03/08/2017 tarihli ve 190863 numaralı fatura ile 108.176,69 TL, 13/09/2017 tarihli ve 190994 numaralı fatura ile 96.634,70TL olmak üzere 274.144,79TL değerinde mal satımının gerçekleştiğini, davalının ise kendilerine teslim edilen bu fatura içeriğindeki malların karşılığında çek teslim ederek toplam 240.000,00TL ödemede bulunduğunu, teslim edilen malların tutarı ile yapılan ödeme arasındaki 34.144,79TL lik farkın davalı yandan tahsil edilemediğini, davacı şirketin bakiye borcun tahsili için davalı şirket yetkilileri ile görüştüğünü ancak sonuçsuz kaldığını, teslimatını gerçekleştirdiği malların bedelini tam olarak alamayan müvekkili adına Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün 2019/1335 esas sayılı dosyası ile ilamsız takip yoluna başvurduklarını, davalının 31/05/2019 tarihli itiraz dilekçesi ile borcun tamamına asıl alacağa, faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, oysa davalı yanın müvekkili şirkete bakiye 34.144,79TL borcu mevcut olduğunu, bu sebeplerle haksız ve kötü niyetli şekilde yapılan itirazın iptaline karar verilmesini, davalın yanın takibe haksız ve kötüniyetli itiraz etmesi sebebiyle takip konusu alacağın %20sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama harç giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesinde; Davacı tarafın aynı zamanda 06.02.2018 tarihinde İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2018/77 esas sayılı davayı ikame ederek Müvekkil'den tazminat talep ettiği, mevzubahis davanın talep sonucunun Müvekkil tarafından davacıya satılmış ve taraflar arasındaki sözleşmeye uygun vaziyette teslim edilmiş olan makinenin çalışmadığı iddiasıyla davacının uğradığı zararları içerdiği, davacının aynı alacağı her iki davada da talep ettiği ortaya koyulmaya çalışıldığı, her iki davadaki talep sonucunun da fatura bedellerinin tahsiline ilişkin olduğu konusunun şüpheye mahal vermeyecek derecede açık olduğu, davacı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen işbu davanın öncelikle derdestlik yönünden değerlendirilerek reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise Müvekkil'in borcu bulunmaması sebebiyle reddine, davacının takibinin kötüniyetli olması sebebiyle %20'den aşağı olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:
Dosya mahkememize Kemalpaşa 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 07/08/2019 tarih, 2019/511 Esas, 2019/433 Karar sayılı görevsizlik kararı ile gelmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık konusunun; taraflar arasındaki ticari alım-satımdan kaynaklı ödenmeyen fatura bedellerine ilişkin cari hesaba dayalı Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün 2019/1335 Takip sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarındadır.
Kemalpaşa İcra Müdürlüğü'nün 2019/1335 esas sayılı takip dosyası UYAP üzerinden getirtilmiş olup, incelenmesinde; alacaklısının ... San. Ve Tic. A.Ş, borçlusunun ... San. Tic. Ltd. Şti olduğu, 34.144,79-TL üzerinden 24/05/2019 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, borçlu vekilinin 31/05/2019 tarihli dilekçesi ile borcun tamamına, asıl alacağa, faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiği anlaşılmıştır.
İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/77 Esas sayılı dosyası celbedilerek incelenmesinde; dosyanın halen derdest olup, davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından, davalı ... ... San. Tic. Ltd. Şti aleyhine 07/02/2018 tarihinde tazminat davası açıldığı, duruşma gününün 04/03/2020'ye bırakıldığı görülmüştür.
25/02/2020 tarihli oturumda davacı vekili; davalının derdestlik itirazı var diğer dava dosyası neticei talep bölümü 6. Maddesinde... davalı şirkete geri gönderilen kısmı hariç... ibaresi yer aldığını, o dava içeresinde bu davaya konu edilen fatura tahsilatları konusu olmadığı, bu davaya konu ettiklerinin sonradan ortaya çıktığı, aynı zamanda kırılmaya müsait olmayan atık ham maddelerin olduğu, bu kısımla ilgili zarar talep edildiği, bu dava dosyasında davalıya gönderilen ham maddelerin atık olan veya hiç kullanılmamış olan ham maddelere ilişkin talep haklarının saklı tutulduğunu; aynı oturumda davalı vekili; iki davadaki faturaların da aynı olduğu, saklı tutulmuş olsa idi diğer davaya bu faturalar sunulmayacağı, o davanın bu davayı da kapsadığı, ayrıca farklı talepler içerebileceği, zaten bahsedilen şeyin faturanın sunularak ancak bedelinin istenmediği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).
Dava şartlarından biri olmadan açılan davada mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden salt bu nedenle reddetmekle yükümlüdür. (6100 s. HMK 115.m)
Dava açılması ile usul hukuku bakımından ortaya çıkan sonuçlardan birisi de derdestliktir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/ı maddesi “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" hususunu dava şartı olarak belirtmiştir. Eldeki dava açısından derdest kabul edilebilmesi için öncelikle eldeki davadan daha önce açılmış bir davanın olması ve bu davanın da eldeki dava ile konusu, tarafları ve sebebinin aynı olması gerekir. Ayrıca her iki davanın aynı sayılması için gerekli şartlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm ile derdestlik arasında da hiçbir fark yoktur. O sebeple bu dava ile görülmekte olan başka bir davanın aynı dava olduğunu söyleyebilmek için; maddi anlamda kesin hükümdeki gibi; her iki davanın taraflarının, dava konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir. İki davanın taraflarının aynı olması için tarafların her iki davada da aynı sıfatla davacı veya davalı sıfatıyla hareket etmiş olmaları dahi gerekmez. Derdestlik itirazında dava sebebinden maksat da hukuki sebepler değil, davanın dayanağını teşkil eden vakıalardır. Her iki davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olduğu kanısına varılırsa 6100 sayılı Kanun'un 114/ı. ve 115/2. maddesine göre ise davanın usulden reddine karar verilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında; somut olayda da İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/77 Esas sayılı dosyasında daha önceden açılmış davanın dayanağını teşkil eden vakıaların aynı olduğu, öne sürülen iddia ve yapılan savunmaların bu dosyada incelenecek olduğu, bu şekilde yeni bir dava açılmasında da hukuki yarar bulunmadığı gibi, aynı vakıaların başka yargı makamınca tartışılmak ve çözümlenmek istenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu'...' gerekçesi ile; Davanın HMK 114/1 h-ı mad. gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya, hakkaniyete aykırı olduğunu, aynı taraflar arasında eser sözleşmesine dayalı ayıplı mal sebebiyle açılmış olan ve halen İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/77 Esas sayılı dosyası ile görülen ve birden fazla alacak kaleminin talep edildiği davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunu ancak davalı şirkete gönderilen ham madde bedelinin talep edilmediğini, yerel mahkemece derdestlikten red kararı yerine HMK 166. madde gereğince birleştirme kararı verilmesi gerektiğini, davalı yararına maktu vekalet ücretini aşacak şekilde nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.
Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.
TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.
Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.
Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.
"...Derdestlik; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) ilk itiraz olarak düzenlendiği hâlde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)114/1-(ı) maddesiyle dava şartı olarak kabul edilmiştir.
14. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir.
15. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir.
16. Dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli); bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlar olup, derdestlik olumsuz dava şartları arasında yer alır.
17. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı gerekçesi ile HMK'nın 114. maddesiyle derdestlik dava şartı kabul edilerek maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. HMK'nın 114. maddesinin gerekçesinde derdestlik itirazının hukukî yarar eksikliğinin somut ve özel planda bir düzenleniş biçimi olduğu, onun da temelinde yatan bu düşünceye uygun işlev görmesinin sağlanabilmesi için ilk itiraz olmaktan çıkartılıp, dava şartına ilişkin usulî itiraza dönüştürülmesinde kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu belirtilmiştir.
18. Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukukunda Derdestlik İtirazı, Ankara 2007, s.8 vd.). Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir.
19. Derdestlik (görülmekte olan dava), yargılamanın başlaması anından hüküm verilmesine ve bu hükmün de kesinleşmesine kadar geçen süreç, görülmekte olan yargılamayı ifade eder. Başka bir ifadeyle, bir davanın görülmekte olması için, verilen kararın şeklî anlamda da kesinleşmemiş olması gerekir (Mazlum, İsmet: Medenî Usûl Hukukunda Aslî Müdahale, Ankara 2019, s. 126; Tanrıver, s. 49).
20. Devam etmekte olan bir icra takibine rağmen yeniden aynı alacak için aynı borçluya karşı icra takibi gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin açık bir düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) yer almamaktadır. HMK’daki derdestliğe ilişkin düzenlemenin icra takiplerine kıyasen uygulanması gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Simil, Cemil İcra-İflâs Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, s. 38).
21. Derdestlik kurumunun amaçları davada ve icra takibinde ortaktır. Dava bakımından bir dava engeli olan derdestlik, icra takibi bakımından da bir takip engelidir. Dolayısıyla olumsuz bir dava şartı olarak nitelendirilen derdestlik aynı zamanda olumsuz bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, tıpkı davada derdestlik gibi icra takibinde de derdestlik takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilen ve taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir.
22. İcra takibinde derdestlikten söz edebilmek için; icra takibinin daha önce aynı veya başka bir icra dairesinde başlatılmış olması, tarafları, konusu ve sebebinin aynı olması gerekir..."(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.12.2021 tarih ve 2018/(19)11-360 Esas 2021/1751 Karar sayılı kararı)
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle somut uyuşmazlıkta birinci dava ile ikinci davanın türleri farklı da olsa derdestlik halinin gerçekleşmesi için aranan (1) Aynı davanın iki kere açılmış olması, (2) Birinci davanın görülmekte (derdest) olması ve (3) Birinci dava ile ikinci davanın aynı dava olması yönündeki üç koşulun birlikte oluşmuş olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/02/2020 tarih ve 2019/710 Esas 2020/102 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.