T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2020/1818
KARAR NO: 2024/1049
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/01/2018
NUMARASI: 2015/1000 Esas 2018/48 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 16/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/05/2024
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1000 Esas ve 2018/48 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... İDDİA: Davacı vekili sunduğu dava dilekçesi ile, Davacıların, ... ... & ... ortaklığı ile faaliyet gösterdiğini, davacılar ile borçlu şirket arasında ticari ilişki olduğunu, davacıların borçlu şirkete asansör malzemesi sattığını, karşılığında ise ödeme aldığını, borçlu/davalı şirketin ticari alışverişler sonucu kalan en son 4.701,00 TL borcu tüm istemlere rağmen davacılara ödenmediğini, borçlu/davalı aleyhine icra takibi açıldığını, borçlunun borca itiraz ettiğini, borçlunun yapmış olduğu itirazın haksız ve açıkça kötüniyetli olduğunu, davalı -borçlu takibe itiraz etmişse de davacıya borç olduğunu, bu nedenlerle borçlunun yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalıya yapılan usulüne uygun tebligata rağmen süresi içinde cevap dilekçesinin sunulmadığı görülmüştür.
GEREKÇE: Dava; Ticari ilişkiden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Davanın hukuki dayanağı İİK 67. Maddesidir. Harçlandırılan dava değeri 4.701,00.-TL'dir.
İzmir 14 İcra Müdürlüğü'nün 2014/12209 E sayılı icra takip dosyasının yapılan incelemesinde; alacaklının-Davacılar , ..., ..., borçlunun-Davalı , ..., takibin 4.701,00-TL asıl alacak üzerinden yapılan ilamsız icra takibi olduğu, takibin dayanağının cari hesap alacağı olarak gösterildiği, ödeme emrinin davalı-borçluya 24/08/2015 tarihinde tebliğ edildiği, takibe davalı-borçlu tarafından 26/08/2015 tarihinde borcu bulunmadığından bahisle borca, faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz edildiği, takibin durduğu anlaşılmıştır.
Taraflar arasında cari hesap şeklinde yürütülen ticari ilişkinin kurulduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın dava ve takip konusu olan 4.701,00-TL kadar davacı alacağının bulunup bulunmadığı konusunda olduğu tespit edilmiştir.
Mahkememizce deliller celp ve ibraz edildikten sonra dava dosyası takip konusu alacağın varlığı ve miktarı konusunun değerlendirilmek üzere bilirkişiye tevdii edilmiş ve bilirkişiden rapor alınmıştır.
Hazırlanan 23/05/2016 havale tarihli raporda; Davacının ve davalının yasal defterlerini sunmamaları sebebi ile incelenemediği, tarafların arasında ticari ilişki neticesinde davacının davalıya fatura davalının da davacıya ödeme yaptığının tarafların kabulünde olduğu, davacı yanca " alacak/borç mutabakat mektubu" fotokopisi sunulduğunu, 12.11.2014 sonu itibari ile davacının davalıdan 5.201,00 TL alacaklı olduğuna dair tarafların mutabık olduklarına dair kaşe imza attıkları, bu tarihten sonra davacının muavin dökümüne göre davalının 500 TL lik ödemesi düşülüp bakiye falan 4.701,00 TL yi davacının takip ve dava konusu ettiği görüldüğünü, mutabakat geçerli sayılıp sayılmayacağının mahkemeye ait olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Bilirkişiden ek rapor alınmıştır. Alınan 14.07.2017 havale tarihli ek raporda; mahkeme dosyası ve içindeki belgeler ile tarafların yasal defter kayıtlarının ve dayanağı belgelerin tetkiki sonucunda ve raporum içinde açıklanan nedenlerle, davacının 2014 yılına ilişkin sunulan defterlerinin noter açılış yasal süresinde yaptırıldığı ancak noter kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırılmamış olması sebebiyle HMK.222.maddesi gereği "yasal defterlerin münderecatı sahibi lehine delil Kabul edilir" hükmüne uygun olarak kesin delil vasfına sahip olmadığını, davalı yanca yasal defterlerinin sunulmadığını, tarafların arasında ticari ilişki neticesinde davacının davalıya fatura davalının da davacıya ödeme yaptığının tarafların kabulünde olduğunu, davalı yanca sunulan muavin dökümüne göre;Davalının davacıları 320 01 053 no.lu satıcılar cari hesap kodunda takip ettiği, 320 01 053 no.lu cari hesaba ait muavin dökümünde kendi yaptığı ödemelerini kaydetmediği ancak davacıların 2014 yılında düzenlediği toplamı 14.750 TL lik tüm faturaları kaydettiğini, davacının yasal defter kayıtlarına göre 12.11.2014 tarihi itibari ile davalıdan 5.201 TL alacaklı olduğunu, bu tarih itibari ile davalıdan olan alacağını davacıların ortağı olduğu ve yeni kurduğu ... Şti. 'ne devrettiğini davalıya "alacak/borç mutabakat mektubu" ile belirttiği ve davalının da ilgili yazının altına kaşe ve imza atarak belgedeki beyanları kabul ettiğinin anlaşıldığını, davalıdan olan 5.201 TL lik alacağın Dava dışı ... Şti.'ne devredilmesi ile takip ve dava tarihi itibari ile davacılara ait adi ortaklığının davalıdan olan alacağının kalmamış olduğunu, davacının sunduğu 07.12.2016 tarihli fatura ve makbuzlar incelendiğinde 26.12.2014 tarihli 61 no.lu 500 TL lik tahsilat makbuzunun dava dışı ... Şti. ne ait olduğunu, 5.201 TL den 500 TL tahsilat düştüğünde takip tarihi itibari ile dava dışı ... şirketinin davalıdan 4.701,00 TL alacağın kaldığı tespit edilmiş olup hukuki yorumun mahkemeye ait olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacılık sıfatı, dava konusu hakkın sahibini ifade eder. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti karşılayacak şekilde kullanılmaktadır. Dava konusu değer üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise davanın o kişi veya kişilere karşı açılması gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının önemli özelliği, def'i niteliğinde olmayıp itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebilmesi ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile bu hususun mahkemece re'sen nazara alınmasıdır. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vâkıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur
Dosya içerisine alınan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, gerçeğe ve hukuka uygun görülecek hükme esas alınan ek bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere; dosyaya sunulan Alacak/Borç Mutabakat Mektubu başlıklı davacılar tarafından kurulan adi ortaklığın ve davalı şirketin kaşe ve imzasının taşıyan evrakta "cari hesap alacak borçlarının bakiye kalanlarının mutabakat yapılarak mutabık kalınan tutarın yeni kurulan şirket hesaplarına devredilmesi ve ödemelerin ... Ltd. Şti tarafından yapılacağının bildirildiği, 12.11.2014 tarihi itibariyle 5.201,00 TL borç bakiyesini bildiren iş bu evrak sonrası davalının da 26.12.2014 tarihli ödemeyi dava dışı ... Ltd. Şti'ne yaptığı tahsilat makbuzundan anlaşılmış olmakla davacıların davalıdan olan alacaklarını dava dışı ... Ltd. Şti'ye devredildiği, dava ve takip tarihi itibariyle iş bu alacağı talep etme hususunda davacıların aktif husumet ehliyetlerinin, taraf sıfatlarının olmadığı...'' gerekçesi ile; Davacıların davalıya karşı açmış olduğu davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın hukuka, hakkaniyete ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu, davacıların davalı şirkete asansör malzemesi satışı ve icra takibine ve davaya konu bakiye cari hesap alacağının ortaya çıktığı alacak/borç mutabakatından önce gerçekleştiğini, cari hesap alacağının dayanağı olan faturaların da ... (...&... Ortaklığı) adına tanzim edildiğini, davacıların davalı şirketten olan alacaklarının dava dışı ... Ltd. Şti.'ye devredilirken sadece adi ortaklığın limited şirkete dönüştürüldüğünü, şirketin adının dahi "... ..." olarak bırakıldığını ve aynı ortaklar ile faaliyetine devam edildiğini, 14/07/2017 tarihli bilirkişi ek raporundaki davacıların davalıdan olan 5.201,00-TL'lik alacağının dava dışı ... Şti.'ye devredilmesi ile takip ve dava tarihi itibariyle davacılara ait adi ortaklığın davalıdan olan alacağının kalmamış olduğu şeklindeki görüşün hukuken yerinde olmadığını, ön inceleme duruşmasında davacının dava ve taraf ehliyetine sahip olduğu tespit edilerek tahkikat aşamasına geçildiğini, aradan 2,5 sene geçtikten sonra davalının itirazı da olmamasına rağmen bu durumun aksine müvekkillerinin aktif husumet ehliyetinin bulunmaması nedenine dayalı olarak davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, cari hesap bakiye alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...Dava, davacı ve davalı olmak üzere iki taraf sistemine göre kurulmuştur. Davanın taraflarının kimler olduğu davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde gösterilir. Taraf ehliyeti ise, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Hak ehliyetine sahip olan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme yeteneğine sahiptir. Taraf ehliyeti dava şartı olduğundan mahkemece tarafların taraf ehliyetine sahip olup olmadıkları hususu re’sen araştırılır.
Bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadıkları hususu ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde taraf sıfatı bir usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin maddi bir hukuk sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kural olarak, bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) o hakkın sahibine, davalı sıfatı (pasif husumet) ise; o hakka uymakla yükümlü bulunan kişiye (borçlu) aittir. Davanın tarafları o davada gerçekten taraf sıfatına sahip ise mahkeme davanın esası hakkında inceleme yaparak karar verir ( Kuru, Baki: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 331 vd.).
Görülmektedir ki, mahkemenin davanın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı, bir dava şartı, dolayısıyla bir usul hukuku sorunu değildir. Sıfat, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 E., 2016/106 K.; 11.11.2020 tarihli ve 2017/13-663 E., 2020/873 K.; 04.11.2021 tarihli ve 2018/1-941 E., 2021/1342 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir...'' (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.03.2022 tarih ve 2021/(17)-4-282 Esas 2022/299 Karar sayılı Kararı)
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davacılar tarafından oluşturulan adi ortaklığın alacağının davacıların ortağı olduğu dava dışı Limited Şirkete devredilmesine, bakiye alacağın davalıdan talep ve dava hakkının dava dışı Limited Şirkete ait olmasına, davacıların aktif husumet ehliyetinin bulunmamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/01/2018 tarih ve 2015/1000 Esas 2018/48 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davacılar aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 16/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.