T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/89
KARAR NO: 2024/1009
KARAR TARİHİ: 09/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/10/2020
NUMARASI: 2019/422 Esas 2020/660 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
BAM KARAR TARİHİ: 09/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 09/05/2024
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından 519116015 numaralı Enerji Tesisleri Montaj Sigorta Poliçesi ile sigortalı olan 154 GIS Karşıyaka Hat Fiderinin, (Kesici -Elektrik Trafosu) 05/08/2017 tarihinde montaj için yükleme boşaltma sırasında davalılardan ...'ın kullandığı forklift iş makinesinden düşerek hasarlandığını, meydana gelen hasarın müvekkili şirkete ihbar edildiğini ve müvekkili şirket nezdinde hasar dosyası açıldığını, açılan dosyada hasara ilişkin araştırmalar yapıldığını ve eksper raporunda yeni bir GIS ünitesinin CIF İzmir Fiyatının 148.660-Usde olduğunu, hasarlı ürünün fabrikaya gönderilmesi koşulu ile onarım anlaşması beklenmeksizin nakliye masrafları dahil 86.660-Usd olduğu tespit edilerek 83.660-Usd karşılığı 295.738,10-TL olduğunun rapor edildiğini, teknik hesaplama sonucu ödenebilecek hasarın 265.037,42-TL olduğu, %10 muafiyet koşulu düşülerek 238.533,68-TL olarak 21.11/2017 tarihinde sigortalının banka hesabına ödendiğini, davalıların dikkatsiz, tedbirsiz davranması nedeniyle kazanın nedene geldiğini, davalıların müteselsil sorumlu olduklarını, bu nedenlerle 238.533,00-Tutarında tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ödeme tarihi olan 21/11/2017 tarihinden itibaren işleşecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... Ltd. Şti vekili, cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 855. Maddesinde belirtilen rücu haklarına ilişkin 3 aylık zamanaşımı süresi içerisinde müvekkiline bildirimde bulunulmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla süresi içerisinde rücu borçlusuna 3 ay içerisinde bildirimde bulunmuş olduğu varsayılsa bile her halükarda 1 yıllık zamanaşımı süresi müvekkiline bildirimin yapıldığı 06.12.2017 tarihi dikkate alındığında geçmiş bulunduğunu, bu halde işin esasının incelenmesine gerek olmaksızın zamanaşımı yönünden davanın reddinin gerektiğini, davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddine, Mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir,
Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde özetle; davalı müvekkilinin diğer davalı şirketin eski çalışanı olduğunu, kazanın meydana geldiği tarihte diğer davalı şirket bünyesinde sigortalı olarak çalıştığını, müvekkilinin diğer davalıya ait olan forklift vasıtasıyla dava dışı sigortalı ... A.Ş.'ye ait olan sandıkları "trafo merkezi inşaatı" şantiye sahası içerisinde montaj yerine taşıma işini yaptığını, taşınan sandıkların üretici firma tarafından Güney Kore'den gönderildiğini, tesisin kurulumunu, montajını yönetmek için davacı tarafından sigortalanmış ... A.Ş. bünyesinde çalışan mühendisler üretici firma çalışanı olan Koreli mühendisler iş sahasında her safhada hazır bulunmakta ve her işlem için talimat, direktif verdiklerini, sandıklardan birinin içerisinde bulunan ürünün ağırlık merkezinin dengelenmemesi sonucu, taşıma esnasında müvekkilimin herhangi bir kusuru olmaksızın devrilme neticesinde davaya konu hasar meydana geldiğini, davanın zamanaşımı yönünden reddedilmesi gerektiğini, esas yönünden ise bahsedildiği gibi müvekkilinin sandıkların içini görememekte ve içlerinde ne olduğunu bilmediğini, bu sebeple taşıma sırasında tüm emir ve talimatların montajı yapan sigortalı şirket ve üretici firma tarafından verildiğini, TTK'da belirtildiği gibi taşınan eşyanın uygun şekilde işaretlenmesi gönderenin sorumluluğunda olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla meydana gelen bir zarar ve kusur varsa davalılar arasındaki hizmet sözleşmesi gereği bundan tek sorumlu olacak olanın işveren olduğunu, bu nedenlerle zamanaşımı, husumet kusurun müvekkilde olmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,1-Dava, sigorta şirketi tarafından açılan rücuen tazminat davasıdır.
2-Davacı sigorta şirketi, sigortacısı olduğu gaz izoleli trafonun taşıma sırasında zarar görmesi nedeniyle sigortalıya ödemiş olduğu 238.533,00TL'nin davalılardan avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
3-Davalılar vermiş oldukları cevap dilekçelerinde ayrı ayrı zamanaşımı defi ileri sürmüş, rücu şartlarının oluşmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
4-Dosya kapsamının incelenmesinden davalı ... Şti.'nin sigortaya konu eşyanın taşındığı forklift adlı iş makinesinin işleten maliki olup, diğer davalı ... ise forklift sürücüsüdür.
5-Davalılar zamanaşımı defi ileri sürmüş olup öncelikle uyuşmazlığın zamanaşımı süreleri yönünden değerlendirilmesi gerekmiştir.
6-Davalı ile davacının sigortalısı arasındaki taşıma sözleşmesinin dosyaya sunulmadığı görülmüştür. Bununla birlikte dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden dava konusu zararın trafonun depolama alanından montaj alanına taşınırken meydana geldiği anlaşılmaktadır.(05/08/2017 Tarihli tutanak) Yapılan işin niteliği itibariyle taşımanın kısa bir mesafeyi içermesi ilişkinin mahiyetini değiştirmemekte olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen ("Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşyayı varma yerine götürmeyi ve orada gönderilene teslim etmeyi veya yolcuyu varma yerine ulaştırmayı; buna karşılık, eşya taşımada gönderen ve yolcu taşımada yolcu, taşıyıcıya, taşıma ücretini ödemeyi borçlanır.") somut olaya uygun olup, davalının taşıma sözleşmesi kapsamında dava konusu trafonun kısa mesafede taşınması işini üstlendiği anlaşılmaktadır.
7-Taşıma işlerinde zamanaşımı TTK 855 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
"MADDE 855- (1) Bu Kitap hükümlerine tabi taşımalarda, yolcunun bir kaza sonucu ölmesi veya bedensel bütünlüğü zedeleyen bir zarara uğraması hâlinde istem hakları on yılda; diğer zararlarda ise bir yılda zamanaşımına uğrar.
(2) Bu süre, eşya taşımasında, eşyanın gönderilene teslimi; yolcu taşımasında, yolcunun varma yerine ulaşma tarihinden başlar. Eşya tamamen zayi olmuş veya yolcu gideceği yere ulaşamamış ise, zamanaşımı süresi, eşyanın teslimi ve yolcunun ulaşması gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.
(3) Rücu haklarına ilişkin zamanaşımı, rücu alacaklısının, zararı ve rücu borçlusunu öğrendiği tarihten itibaren, üç ay içinde zarar hakkında rücu borçlusuna bildirimde bulunmuş olması şartıyla; rücu alacaklısına karşı mahkeme kararının kesinleştiği günden, kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan hâllerde ise, rücu alacaklısının borcu ifa ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
(4) Gönderen veya gönderilen, taşıyıcıya karşı olan haklarını, bir yıl içinde 18 inci maddenin üçüncü fıkrasına uygun şekilde istemiş olmaları şartıyla, def’i olarak her zaman ileri sürebilirle
(5) Taşıyıcının kastından veya pervasızca bir davranışıyla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiilinden veya ihmalinden dolayı;
a) Eşya zıyaa, hasara uğramış veya geç teslim edilmişse,
b) Yolcu geç ulaşmışsa, taşıyıcının sorumluluğu üç yılda zamanaşımına uğrar.
(6) 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundaki zamanaşımı hükümleri saklıdır.
8-Öncelikle somut olayda hangi zamanaşımı süresinin geçerli olacağının tespit edilmesi gerekmektedir. 855/3. Fıkrası düzenlemesinde "üç ay içinde zarar hakkında rücu borçlusuna bildirimde bulunmuş olması şartıyla" ifadesi yanıltıcı olabilmektedir. Nitekim davalılar 3 aylık zamanaşımı süresinin geçmiş olduğunu ileri sürmüştür. Oysa 3 aylık zamanaşımı süresi taşıyıcılar arasındaki rücu ilişkileri için düzenlenmiş olup, somut olayda davacı yerine halef olduğu kişi adına hareket ettiğinden 1. Fıkrada düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 21/12/2015 tarih 2015/10555 Esas 2015/13742 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir: "6102 sayılı TTK 855/3. maddesi taşıyıcının bir diğer taşıyıcıya rücusu ile ilgili olup sigorta şirketinin açtığı rücu davasına uygulanmaz. 6102 sayılı TTK 1473. maddesi gereğince yasal halefiyet hakkına sahip olan davacı, selefi bulunduğu kişi davayı hangi zamanaşımı süresi içinde açması gerekiyorsa davayı o süre içinde açması gerekir. Bu durumda, TTK 855/2. maddesi gereğince eşyanın teslim tarihinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğunun gözetilmesi gerekirken..."
9-Diğer taraftan davacı vekili uygulanması gereken zamanaşımı süresinin haksız fiil sorumluluğu ve adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de haksız fiil şartlarının oluşması için hukuka aykırı bir davranışın bulunması gerekmekte olup, davalı şirket ve davalı çalışanın taşıma sözleşmesinin ifası sırasında vermiş oldukları zararın haksız fiil kapsamında kalmayacağı değerlendirilmiştir. Bir diğer incelenmesi gereken konu ise 855/5. Fıkrada geçen 3 yıllık zamanaşımı süresinin somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı hususudur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre 3 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması için taşıyıcının kasten veya pervasızca hareket etmek suretiyle zarara neden olması şartı aranmaktadır. Somut olayda dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden yükleme alanına daha önce taşınmış olan eşyanın montaj alanına taşınması sırasında eşyanın hasar gördüğü, alanın sıkışık olmasının da etkisi ile ağırlıkların dengeli yüklenmemesi nedeniyle trafonun forkliftten düşerek hasar gördüğü, davalı forklift sürücüsünün kusurunun bulunup bulunmadığının detaylı bilirkişi incelemesi ile anlaşılabilecek olsa da zararın meydana geliş şekli itibariyle ilk bakışta dahi kasıt veya pervasızca hareket olarak nitelendirilebilecek bir davranışın bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 1 yıl olacağı değerlendirilmiştir.
10-Davacı tarafından rücuen talep edilen sigorta ödemesi 21/11/2017 tarihinde yapılmış olup, bu tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır. Davalı şirkete başvuru tarihine ilişkin davacı tarafından sunulan dilekçede tebliğ tarihi yer almamakla birlikte davalı vekilinin beyanına göre 06/12/2017 tarihinde başvuru gerçekleştirilmiş olup, bu tarihten itibaren dava şartı arabuluculuk başvurusunun yapıldığı 17/07/2019 tarihine kadar 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır.
11-Her iki davalı da zamanaşımı defi ileri sürmüş olup, somut olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 1 yıl olduğu, davacı tarafın sigortalıya ödeme yaptığı tarihten sonra başlayan zamanaşımı süresinin davalı şirkete başvurusu ile kesildiği, kesilme tarihinden sonra arabuluculuk başvurusuna kadar 1 yıl 8 aydan fazla süre geçtiği gözetilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
12-Yukarıda ayrıntılı gerekçeleri açıklandığı üzere, dava konusu olayda taşıma sözleşmesi kapsamında trafo parçası niteliğindeki eşyanın forkliftle taşınması sırasında zarara uğradığı, zararın davalılar veya davalıların sorumluluğunda olan kişilerin kasıt veya pervasızca hareketinden ileri gelmediği, TTK 855/1. Maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği ve davacının arabuluculuğa başvurduğu süreye kadar geçen zamanda zamanaşımı süresinin sona erdiği anlaşıldığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile, "Davanın zamanaşımı nedeniyle USULDEN REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir,
Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararının hukuken birçok yönden hatalı olduğunu, kararın verilirken TBK m.60 hükmüne aykırı davranıldığını, tek bir sorumluluk sebebine bağlı kalınarak diğer sorumluluk sebeplerine ilişkin hükümlerin değerlendirilmediğini, öncelikle, mahkemenin uyuşmazlıkta uygulanacak sorumluluk sebebinin yalnızca taşıma sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluk olarak kabul etmesi ve diğer sorumluluk sebeplerini hukuka aykırı şekilde devre dışı bırakmasının hukuka açık şekilde aykırı olduğunu, dava konusu olayda hem davalı ... şirketinin hem de davalı sürücünün birden çok hukuki sebepten sorumluluğunun bulunduğunu, davalı ... şirketinin sorumluluk sebebinden biri olan "adam çalıştıranın sorumluluğu" hükümlerinin ne gerekçe ile uygulanmadığının kararda açıklanmadığını, bu yönden bir gerekçenin olmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçe gösterilerek, başkaca hiçbir araştırma yapılmadan, deliller toplanmadan ve tanıklarının dinlenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, dosyada eksik incelemenin mevcut olduğunu, özellikle bildirdikleri tanıklarının dinlenmesi ve alanında uzman bir bilirkişiden bilirkişi raporu alınması ile değerlendirilebilecek bir husus yalnızca dosyada bulunan birtakım belgeler ile yetinilerek değerlendirildiğini, davalıların yaptıkları işte uzman bir kişi gibi hareket etmesi yükümlülüklerinin de bulunduğunu, diğer davalı ... şirketinin ise sorumluluğunun aynı zamanda kusursuz sorumluluk hükümlerinden kaynaklandığını, TBK m.66 uyarınca adam çalıştıranın sorumluluğu hükümleri gereğince kusuru olmasa dahi zarardan sorumlu olduğunu beyanla, hukuki değerlendirmeleri hatalı yapılan, eksik inceleme ile deliller toplanmaksızın verilen kararın hukuka açık şekilde aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, sigorta poliçesinden kaynaklanan zararın rücuen tazmini istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 1472. maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK'nın 1472. maddesinden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.
Hak düşürücü sürenin düzenlendiği TTK'nın 1188. maddesi;
" (1) Eşyanın zıyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer.
(2) Bu süre taşıyanın eşyayı veya bir kısmını teslim ettiği veya eşya hiç teslim edilmemişse, onun teslim edilmesinin gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
(3) Sorumlu tutulan kişinin rücu davası, birinci fıkrada öngörülen hak düşürücü sürenin sona ermesinden sonra da açılabilir. Ancak, rücu davası açma hakkı, bu hakka sahip olan kişinin, istenen tazminat bedelini ödediği veya aleyhine açılan tazminat davasında dava dilekçesini tebellüğ ettiği tarihten itibaren doksan gün içinde kullanılmadıkça düşer.
(4) Bu süre, tarafların dava sebebinin doğmasından sonra yapacakları bir anlaşma ile uzatılabilir." şeklindedir.
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle zarara neden olan eylem taşıma sözleşmesinden kaynaklanmakta olup TTK'nın 1188. Maddesi gereğince zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren yani malın tesliminden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde davanın açılması veya takibin yapılmasının gerekmesine, somut uyuşmazlıkta sigorta ödemesinin 21/11/2017 tarihinde yapılıp, 06/12/2017 tarihinde başvuru üzerine işlemeye başlayan 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra davacı tarafından 17/07/2019 tarihinde arabuluculuk başvurusunun yapılmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/10/2020 tarih, 2019/422 Esas ve 2020/660 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 373,20 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 09/05/2024