T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2020/1658
KARAR NO: 2024/1002
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/03/2020
NUMARASI: 2018/898 Esas 2020/159 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 09/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/05/2024
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/898 Esas ve 2020/159 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...DAVA: Davacı vekili aracılığı ile sunduğudava dilekçesinde özetle; Davalı firmanın müvekkili şirketten muhtelif ürünler satın aldığını, ürünlerin bir kısmının müvekkilinin toptan mal sağlayıcısı olan ... A.Ş. Tarafından davalı yana gönderildiğini, bir kısmının bizzat müvekkili şirket tarafından davalıya teslim edildiğini, müvekkili şirketin üzerine düşen edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının ürünlere ilişkin borcunu ödemediğini, bu durumun müvekkiline ait muavin defter kaydı örneğinde de görüldüğünü, bunun üzerine alacağını tahsil edemeyen müvekkili şirket adına 19.06.2018 tarihinde İzmir 18.İcra Müdürlüğünün 2018/8027 sayılı dosyasıyla borlçu aleyhine takip başlatıldığını, ancak 26.06.2018 tarihinde davalının haksız ve kötü niyetli olarak takibe, borca, faize ve fer' ilerine itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, dolayısıyla söz konusu borcunu ödemede zaman kazanmaya çalıştığını, dosyada mevcut olan faturalar, sevk irsaliyeri ve muavin defter çıktısının müvekkilinin alacağını ortaya koyduğunu, taraflara ait ticari defterlerin bilirkişi marifetiyle incelendiğinde haklılığın ve davalının borcunu ödemediğinin bir kez daha ortaya çıkacağını, bilindiği üzere 396 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin (KDV Hariç) 5.000-TL.yi aşan hizmet ve mal alın (BA) ve satımlarını (BS) bağlı bulundukları Vergi Dairelerine bildirme zorunluluğunun bulunduğunu, iş bu faturalar açısından ivedilikle davalı şirketin bulunduğu Vergi Dairesine müzekkere yazılarak davalıya ait BA formlarının istenmesi gerektiğini, akabinde de müvekkiline ait BS formlarının ilgili Vergi Dairesinden istenmesini ve borçlunun borcun ferilerine de itiraz ettiğini, bu itirazın da mesnetsiz olduğunu, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletme ile ilgili olmasının yeterli olduğunu, alacaklının haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacakları için avans faizi isteyebileceğini, istenen faizin hukuka aygun olup davalının iş bu itirazının da yetsiz olduğunu bildirerek davalının itirazının iptali ile takibin devamı ile haksız ve kötü niyetli olarak takibin durmasına neden olduğu için alacağın %20' sinden aşağı olmamak üzere davalıya icra inkar tazminatı mahküm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili aracılığı ile sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirketin müvekkili aleyhine başlatmış olduğu icra takibi ve davanın tamamen haksız olduğunu, davacının haksız ve dayanaksız olarak İmir 18.İcra Müdürlüğnün 2018/8027 Esas sayılı dosyası ile müvekkili şirket aleyhine icra takibi başlattığını, herhangi bir borcu bulunmayan müvekkili tarafından takibe yasal süresi içinde itiraz edildiğini, müvekkili şirketin borcu olmadığının şirkete ait ticri defter ve kayıtları incelenmesi ile ortaya çıkacağını, davacının müvekkilinden 138.88/,58-TL.alacaklı olduğunu iddiasının haksız ve dayanksız olduğunu, faturalara ve cari hesap ekstrelerine göre müvekkilinin borçlu olarak görünüyor olmasının müvekkili şirketin gerçekten davacıya borçlu olduğu anlamına gelmeyeceğini, ticari defter ve kayıtlar, cari hesap ekstreleri ve şirketlerin kesmiş olduğu faturaların tek taraflı hazırlanan belgeler olduğundan içeriklerinin gerçek olup olmadığı hususunun başkaca delillerle ıspatlanması gerektiğini, hukuki açıdan fatura kesilmiş olmasına rağmen, gerçekte mal teslimi yapılmamış veya hizmet tamamlanmamış ise faturanın delil olabilme niteliğinden yararlanabilmenin mümkün olmadığı gibi alıcının KDV hariç fatura bedeli kadar borçlandığını söylemenin de mümkün olmadığını, davacının müvekkiline teslim edildiğine yönelik sevk irsaliyesindeki malların da müvekkili şirket tarafından teslim alınmadığını, teslim alınan o dönem taşeronluk yapan bir firma olduğunu, bu sebeple de müvekkilinin davacı şirkete böyle bir borcunun bulunmadığını, davacının müvekkili şirketten alacaklı olduğunu kanıtlamaya yeterli delilil olmadığını, ileri sürerek tüm beyanlar doğrultusunda haksız ve dayanksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini ve mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir..
DELİLLER :
1-Davaya konu İzmir 18 İcra Müdürlüğünün 2018/8027 Esas sayılı icra takip dosyası getirtilmiş olup; incelenmesinden davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhinde 19.06.2018 tarihinde 138.880,58 TL asıl alacak üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı, davalı borçlu vekilince süresi içerisinde icra takip dosyasına sunulan itiraz dilekçesi kapsamında takibin durduğu anlaşılmıştır.
2-Mahkememizce yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilebilmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup mali müşavir ... tarafından düzenlenen 29.01.2020 tarihli raporda sonuç olarak davacı tarafça davalı adına düzenlenen 31.05.2018 tarih 10.280,01 TL'lik, 09.06.2018 tarih 10.280,01 TL ve yine 13.06.2018 tarihinde düzenlenen 128.600,57 TL'lik 3 adet faturanın davacı şirkete ait ticari defterlerde aynen kayıtlı olduğu ve yine davalı tarafça düzenlenen 10.280,01 TL'lik iade faturasınında davacı defterinde kayıtlı olduğu buna göre takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan 138.880,58 TL alacaklı olduğunun kayıtlı olduğu, davalı şirkete ait ticari defterlerin incelenmesi neticesinde ise davacı tarafça düzenlenen 3 adet faturanın davalı şirkete ait defterlerde kayıtlı olduğu ancak davalı şirkete ait ticari defterlerde davalı tarafça düzenlenen 31.05.2018 tarih ve 10.280,01 TL'lik ve 13.06.2018 tarih ve 128.600,57 TL'lik iade faturalarınında davacı hesabına kaydedilmesi neticesinde takip tarihi itibarıyla davalı defterlerine göre davalının davacıya 10.280,01 TL borçlu gözüktüğünün tespit edildiği bildirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, KABUL:
Dava; İİK 67 maddesi gereğince açılmış olan itirazın iptali davası olup, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacı tarafça davalıya satışı yapılıp teslim edilen muhtelif ürünlerden dolayı davacı tarafça davalı adına düzenlenen 3 adet faturanın takip ve davaya konu edilen bakiyesinin ödenmediği iddiasıyla bu alacağın tahsili için davacı tarafça davalı hakkında başlatılan icra takibine vaki davalının itirazının iptaliyle icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesiyle takip ve davaya konu fatura muhteviyatı malların davalıya teslim edilmediği, bu nedenle davalı tarafça bu faturalarla ilgili olarak iade faturalarının düzenlendiği ve davalı şirketin takibe konu edilen miktar kadar davacıya borcunun bulunmadığı belirtilerek açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
Taraflar arasındaki ihtilaf davacı tarafça davalı adına düzenlenen 31.05.2018 tarih 10.280,01 TL, 09.06.2018 tarih 10.280,01 TL ve yine 13.06.2018 tarih 128.600,57 TL olmak üzere toplam 149.169,59 TL'lik 3 adet fatura muhteviyatı malların davalıya teslim edip etmediği, bu faturalardan dolayı davacının davalıdan takibe konu edilen miktar kadar bakiye alacağının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında İzmir 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/919 Esas, 2018/987 Karar ve 15.11.2018 tarihli ilamıyla davalı şirketin iflasına karar verilmiş olması nedeni ile davacı alacağı ile ilgili olarak iflas masasınca bir karar verilip verilmediği husus sorulmuş olup iflas idaresinden gelen 30.04.2019 tarihli cevabi yazıda 176.203,56 TL'lik davacı alacağının tamamının iflas masasının 4. Sırasında kabul edildiği bildirilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında her ne kadar İzmir 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/919 Esas, 2018/987 Karar ve 15.11.2018 tarihli ilamıyla davalı şirketin iflasına karar verilmiş ise de işbu iflas kararının İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 2019/1042 Esas, 2019/1180 Karar sayılı kararıyla kaldırıldığı, davalı şirket tarafından açılmış olan konkordato davasının halen mahkememizin 2019/276 E sayılı dava dosyası üzerinden derdest olduğu, bu nedenle davalı şirketin iflas durumundan çıkmış olduğu görülmekle yargılamaya devam olunmuştur.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilebilmesi açısından her iki tarafa ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davalı tarafça 31.05.2018 tarih 10.280,01 TL, 09.06.2018 tarih 10.280,01 TL ve yine 13.06.2018 tarih 128.600,57 TL olmak üzere toplam 149.169,59 TL'lik 3 adet faturanın davacı ve davalı şirkete ait ticari defterlerde aynen kayıtlı olduğu, ayrıca davalı şirket tarafından düzenlenen ve davalı şirket defterlerinde kayıtlı olduğu anlaşılan 31.05.2018 tarih 10.280,01 TL'lik ve 13.06.2018 tarih 128.600,57 TL'lik 2 adet faturadan sadece 31.05.2018 tarih ve 10.280,01 TL'lik olanının davacı şirkete ait defterlerde kayıtlı olduğu, buna göre takip tarihi itibarıyla davacının defterlerinde kayıtlı olan 3 adet fatura tutarı olan 149.160,59 TL'den 10.280,01 TL'lik davalı iade faturasının mahsubuyla davacı defterlerine göre takip tarihi itibarıyla davacını davalıdan 138.880,58 TL alacaklı gözüktüğü, davalı defterlerinde ise davacı tarafça düzenlenen toplam 149.160,59 TL bedelli 3 adet faturadan davalı tarafça düzenlenen 10.280,01 TL ve 128.600,57 TL'lik iade faturalarının mahsubuyla takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan 10.280,01 TL alacaklı olduğunun kayıtlı olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde davacı tarafça davalı adına düzenlenen toplam 149.160,59 TL'lik 3 adet faturanın her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, ancak davalı tarafça düzenlenen 31.05.2018 tarih 10.280,01 TL'lik iade faturasının davacı defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen 14.06.2018 tarihli 128.600,57 TL'lik iade faturasının davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmadığı, mahkemece yapılan yargılama sırasında davalı şirketin vergi dairesinden getirtilen kayıtlarına göre dava konusu 3 adet faturanın davalı şirket tarafından vergi dairesine bildiriminin yapıldığı anlaşılmıştır. Alınan bilirkişi raporuna göre davacı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibarıyla her iki taraf ticari defterlerinde de kayıtlı olan toplam 149.160,59 TL bedelli 3 adet faturadan yine davacı defterlerinde kayıtlı olduğu anlaşılan ve davalı tarafça düzenlenen 31.05.2018 tarihli 10.280,01 TL'lik iade faturasının mahsubuyla davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 138.880,58 TL alacaklı olduğunun bildirildiği ve bu tutarın davalı tarafça davacıya ödenmediği anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı tarafça ayrıca davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı anlaşılan 14.06.2018 tarihli 128.600,57 TL'lik iade fatura düzenlenerek davacı alacağından mahsup edilmiş ise de iade faturasına konu malların davalı tarafça davacıya teslim ve iade edildiğine dair dosyada bir belgenin bulunmadığı gibi esasen davalı tarafça rapora itiraz dilekçesinde malların hiç teslim alınmadığı, bu kapsamda iadenin de söz konusu olmadığının bildirildiği ve buna rağmen iade faturasının düzenlendiği, davalı tarafın şirket olup tacir olması nedeniyle, davacı faturalarını ticari defter ve kayıtlarını işleyerek vergi dairesine de bildirmiş olması nedeniyle basiretli tacir gibi davranarak fatura konusu malların teslim alınmamış olması halinde faturaların ticari deftlerlere işlenenmemesi veya teslim alınıp ilgili faturası ticari defterlere işlenen mal iade edilmiş ise bu iade hususunun da ayrıca ispatlanmasının gerektiği, bu kapsamda davalının bu yöndeki savunmasının yerinde görülmediği, ayrıca iade iddiası yönünden davalı tarafça HMK 119/f maddesi gereğince açıkca yemin deliline dayanılmadığı...'' gerekçesi ile; Davanın KABULÜNE, davalı borçlunun İzmir 18. İcra Müdürlüğünün 2018/8027 Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazın iptaliyle; 138.880,58.TL asıl alacak üzerinden, takip tarihinden itibaren 138.880,58.TL asıl alacağa davacı talebini aşmamak üzere değişen oranlarda avans faizi işletilerek takibin devamına, Kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 27.776,11.TL %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının sunduğu delillerin yeterli bulunup müvekkili davalı şirketin sunduğu delillerin yetersiz bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili davalı şirketin iade faturalarının dikkate alınması gerektiğini, müvekkili şirkete malların teslim edilmediğini, davacı şirketin malları teslim ettiğini ispatlaması gerektiğini, davacı şirketin müvekkili şirkete malları teslim etiğine dair müvekkili şirket çalışanlarının imzaladığı sevk irsaliyesinin bulunmadığını, gerekçeli kararda cevap dilekçesindeki itirazları incelenmeden hüküm kurulduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, fatura ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Ayrıca İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra - inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı şirket tarafından kesilen faturaların davalı şirket ticari defterlerinde kayıtlı olmasına, davalı şirketin kestiği iade faturalarının davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmamasına, davalı şirket tarafından geçerli nedenlerle iade faturalarının kesildiğinin ve iade faturalarına konu malların iade edildiğinin davalı tarafından kesin delillerle ispatlanamamasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/03/2020 tarih ve 2018/898 Esas 2020/159 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 9.486,95.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 2.371,73.TL harcın mahsubu ile bakiye 7.115,22.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 09/05/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.