T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1183
KARAR NO: 2025/1382
KARAR TARİHİ: 25/08/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/06/2025
NUMARASI: 2025/289 Esas
DAVANIN KONUSU: İhtiyati Tedbir
BAM KARAR TARİHİ: 25/08/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 25/08/2025
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece 18/06/2025 tarihli ara kararının yapılan yargılaması neticesinde; "İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili talep dilekçesinde özetle; müvekkili ... aleyhine ....bank'a ait E-39786700 Seri Numaralı 2.850.000 TL bedelli ve 02/04/2024 keşide tarihli çek, davalı ... tarafından Nazilli İcra Dairesi 2024/1845 Esas sayılı icra takip dosyası kapsamında işleme konulduğunu, söz konusu çek üzerinde ve dolayısıyla icra takibinde müvekkili borçlu olarak gösterilmişse de gerek çek borcuna konu ticari borç ilişkisinde müvekkilinin herhangi dahilinin olmaması gerekse çek yaprağı üzerindeki imzanın, parafların ve yazıların müvekkiline ait olmaması nedeniyle müvekkilinin çek takibine konu edildiği şekilde bir borcu bulunmadığını, müvekkilleri ...ve ...., damatları olan .... isimli kişi tarafından kendisine kefil olacakları düşüncesiyle kandırıldıklarını ve hiçbir ihtiyaçları olmamasına rağmen adlarına ....bankası ve ....bank nezdinde çek defterleri tanzim edildiğini, çek defterleri ise hiçbir suretle ne davacı müvekkili ...'ın ne de eşi ...'ın tasarrufunda bulunmadığını, müvekkili ... ve eşi ... Nazilli ilçesi Kozdere Köyünde ikamet ettiklerini, geçimlerini çiftçilik ve hayvancılık ile sağladıklarını, hayatlarının hiçbir döneminde çek gibi bir finansman ve ödeme aracını kullanmaya ihtiyaçları olmadığını, müvekkili ve eşine atfedilen borçlar esasında damatlarından kaynaklı olduğunu, müvekkili ve eşinin damatlarını şikayeti üzerine başlatılan Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı 2024/15989 sayılı soruşturma dosyasındaki ifadelere de yansıdığı üzere çekler .... yedinde kendi işletmesi için kullanıldığını, müvekkili adına basılan çek defterinden birçok kere kendisinden habersiz şekilde çek keşide edilerek piyasaya arz edildiğini, kendilerinden habersiz şekilde piyasaya arz edilen çekler nedeniyle müvekkili ... ve eşi ... Hakkında 30'u aşkın icra takibi ve dava dosyası açıldığını, dosyalardan biri de Nazilli İcra Dairesi nezdinde açılmış işbu davaya konu 2024/1845 Esas sayılı icra takibi olduğunu, davalı müştekinin şikayeti neticesinde müvekkili hakkında Nazilli İcra Ceza Mahkemesi 2024/43 Esas sayılı dosyasında Çek Kanunu hükümlerince çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan dava açıldığıını, gıyabında yapılan yargılama sonucunda müvekkilinin mahkumiyetine karar verildiğini, söz konusu karar, gıyabında yapılan yargılama ve köye çıkarılan tebligatlardaki usulsüzlükler nedeniyle karardan bihaber olan müvekkilince istinaf edilemeden kesinleştiğini, Çek Kanunu uyarınca karşılıksız kalan miktar kadar 2.840.000 TL adli para cezasına çarptırılan müvekkili ekonomik durumu elvermediği için bu cezayı ödeyemediğini ve adli para cezası hapis cezasına çevrildiğini, müvekkili halen bu ceza nedeniyle Nazilli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğunu, nihayetinde müvekkilinin haksız şekilde hükümlü olarak cezaevinde tutulmasına neden olan borca konu çek üzerindeki imzanın, yazıların ve dolayısıyla borcunun müvekkiline ait olmadığının tespiti için işbu dilekçe ile mahkemeye başvuru zaruretlerinin hasıl olduğunu, müvekkili Nazilli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğunu, müvekkili hakkında açılan birçok icra takibi bulunduğunu söz konusu icra takip dosyalarından müvekkilinin malvarlığına haciz işlemleri yapıldığını, müvekkilinin 1/2 hisse ile mülkiyet sahibi olduğu dairesi davaya konu çek borcu kapsamında haczedilip satıldığını, müvekkiline halen kendisi ile aynı süreçleri yaşayan eşi .... ekonomik olarak destek olduğunu, cezaevinde bulunması nedeniyle müvekkilinin yargılama harç ve giderlerini karşılayabilecek ekonomik durumu da bulunmadığı izahtan vareste olduğunu, bu doğrultuda müvekkilinin adalete erişim hakkının kısıtlanmaması için Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 334 vd. düzenlemelerinde yer alan Adli Yardım kurumundan yararlandırılması gerektiğini, müvekkili hakkında davaya konu Nazilli İcra Hukuk Mahkemesi 2024/1845 Esas sayılı takip dosyasından bir taşınmaz satıldığını ve halen mirasçısı olduğu taşınmazlara hacizler yapılmaya devam edildiğini, müvekkilinin elbirliği ile malik olduğu diğer taşınmazların icra takip dosyasından cebren üçüncü kişilere satılması halinde kendisinin ve ailesinin telafisi mümkün olmayacak şekilde zarara uğrayacağını, işbu dosya kapsamında haklı olduğu anlaşıldığında dahi bu malvarlığını icra dairesinde yapılan satıştan edinmiş iyiniyetli üçüncü kişilerden geri almasının mümkün olamayacağını, işbu davadaki nihai taleplerinin müvekkili lehine bir sonuç doğurabilmesi için mahkememizden Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 389 uyarınca, haciz ve satışlara devam edilmekte olan Nazilli İcra Dairesi 2024/1845 Esas sayılı dosyasının işbu dava hakkında kesin bir karar verilinceye kadar ve müvekkilinin adli yardım talebine konu maddi durumu da gözetilerek teminatsız bir şekilde tedbiren durdurulmasını, gelinen aşamada bu mümkün görülmezse icra dairesi veznesine yatan paranın tedbiren davalıya ödenmemesine karar verilmesini talep ettiklerini, tüm bu nedenlerle adli yardım taleplerinin kabulünü, HMK madde 85/1-a ile 392/1 hükümleri ve adli yardım kararı uyarınca teminatsız olarak Nazilli İcra Dairesi 2024/1845 Esas sayılı icra dosyası kapsamındaki takibin tedbiren durdurulmasını, mahkememiz şu aşamada bunun mümkün olmadığı kanaatinde ise icra veznesine giren paranın davalı alacaklıya ödenmemesi yönünde teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasını, müvekkilinin haksız şekilde cezaevinde bulunuyor olması gözetilerek ivedilikle yapılacak nihai inceleme sonunda dava ve icra takibi dosyasına konu çek üzerindeki imzaların ve yazıların keşideci olarak kendisine ya da lehdar/ciro eden olarak eşi ... .'a ait olmamasından bahisle davacı müvekkilinin davalıya icra takibine konu çek alacağı ve ferileri yönünden borçlu olmadığının tespitini, davalının haksız ve kötüniyetle takip yapmış olması nedeni ile İİK madde 72/5 hükümleri uyarınca takip alacağının %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla aleyhine kötüniyet tazminatına hükmolunmasını, yargılama masraflarını ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 10/05/2025 tarihli itiraz dilekçesinde özetle; mahkememizce tarafları dinlenilmeden ihtiyati tedbir kararı verildiğini, davanın esasına yönelik cevapları ve dayanak delilleri yasal süresi içinde cevap dilekçesinde sunacaklarını, müvekkilinin alacaklı davacının borçlu olduğu Nazilli İcra Dairesi'nin 2024/1845 E. Sayılı dosyasında satıştan elde edilen para için verilen ihtiyati tedbir kararı müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin borçlu tarafından keşide edilen ve ciro yoluyla edinilen çekten doğan alacak nedeniyle icra takibi başlattığını ve bu takip kesinleştiğini, çek, kambiyo senedi niteliğinde olduğunu, alacağın varlığına karine teşkil ettiğini, müvekkilinin alacağı borçlu tarafından keşide edildiğini ve ciro yoluyla müvekkiline devredilen bir çeke dayandığını, çek, kambiyo senedi niteliğinde olduğunu, temel borç ilişkisinden soyut bir şekilde kendi başına borç doğurduğunu, çeki devreden kişi ile borçlu arasındaki ilişkiye dayalı iddialar müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin çeki iyi niyetle ve bedel karşılığı ciro yoluyla edindiğini, müvekkilinin alacağı, kanuni dayanağı olan ve icra takibine konu edilebilecek geçerli bir kambiyo senedine dayandığını, icra takibi kesinleştiğini, itiraz edilmeden kesinleşen kambiyo senedine dayalı alacağın geçersizliğinden söz edilemeyeceğini, müvekkili çeki ciro yoluyla aldığını, alacağın kaynağı, lehtarın hakları devralınarak kazanıldığını, bilindiği gibi ihtiyati tedbir talep eden taraf, HMK 390. Maddesine göre davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek durumunda olduğunu, her ne kadar davacı yan dava dilekçesinde takibe konu senedin usulsüz olduğuna dair iddialarda bulunsa da bu iddiasını destekler herhangi bir delil sunamadığını, davacı taraf tarafları ile ilgili olarak hiçbir delil ibraz edemediğini, mahkememizin somut hiçbir delille desteklenmeyen bu iddiaya binaen tedbir kararı vermesini, ihtiyati tedbir müessesesini düzenleyen HMK 389 vd madde hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin alacaklı olduğu icra dosyasındaki satıştan elde edecek olduğu paranın üzerine konulan ihtiyati tedbir, müvekkilinin ticari hayatını zora soktuğunu, tüm bu nedenlerle mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararının öncelikle teminatsız olarak, mahkememizce bu mümkün görülmezse belirlenecek teminat oranında ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; talep, derdest davada tensip ara kararı ile verilen tedbir kararına itiraz istemine ilişkindir.
İİK 72.m. uyarınca açılan menfi tespit davalarında tedbir talepleri değerlendirilirken İİK 72.madde yanında HMK 389 ve devamı maddelerinin de dikkate alınması gerekir.
HMK’nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan haller, ihtiyati tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyati tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır. İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin sadece uyuşmazlık konusu hakkında verileceği düzenlemiştir.
Öte yandan HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden taraf, talep dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
İİK 72. maddesinde; "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İİK'nın 72/3. maddesinde; ''İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir'' hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; davaya konu çeklerdeki yazı ve imzanın davacıya ait olmadığı, davacının davadı tarafından piyasaya sürüldükleri ileri sürülerek icra takibinden sonra menfi tespit davası açılarak dava dilekçesinde ihtiyati tedbir talep edildiği, mahkememizin 17/04/2025 tarihli tensip kararı gereğince; davacı vekilinin tedbiren takibin durdurulması isteminin reddine, davacı vekilinin tedbir isteminin İİK'nın 72/3.maddesi uyarınca kabulü ile;İİK'nun 72/3 maddesi gereğince dava konusu borcun toplam bedelinin %15' i tutarında teminat (nakti teminat veya teminat mektubu) mukabilinde icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine, teminat yatırıldığı takdirde Nazilli İcra Müdürlüğü'nün 2024/1845 Esas sayılı icra dosyasına yazı yazılmasına karar verildiği, tedbir kararına karşı davalı vekilinin süresinde itiraz edildiği, İİK, icra takip hukuku açısından HMK’na göre özel kanun olup takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması gerektiği, önceleri icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında HMK'nun 209.maddesi uyarınca tedbir kararı verilebileceği yönünde Yargıtay 12. ve 19.Hukuk Dairelerinin kararları bulunmakta ise de, anılan daireler daha sonra bu görüşlerinden vazgeçtikleri, nitekim 12.HD'nin 17/02/2015 tarihli 2014/28104 E., 2015/3050 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesi HMK'nun 209.maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, anılan hüküm genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup icra takibine etkisi olmadığını, yine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 10/09/2018 tarihli 2017/1388 E., 2018/3978 K. sayılı ilamında da İİK'nun 72.maddesi uyarınca açılan menfi tespit davalarında HMK'nun 209/1 maddesinin uygulama yerinin olmadığı belirtildiği, İstanbul BAM 44 Hukuk Dairesinin 2021/1449 esas ve 2021/1428 karar sayılı ilamı ve yine İstanbul BAM 44 Hukuk Dairesinin 2021/17 esas ve 2021/88 karar sayılı ilamları da bu doğrultuda olduğu, davacının imza inkarının yargılamayı gerektirdiği, davacı menfi tespite yönelik iş bu davada davanın geldiği aşama itbariyle bu iddiasını yaklaşık olarak ispat edemediği, iş bu sebeple davalının mahkememizinn 17/04/2025 tarih 2 nolu ara kararı ile verilen tedbir kararına yapmış olduğu itirazında haklı olduğu anlaşılmakla itirazın kabulü ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. "gerekçesiyle, davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına itirazının kabulü ile mahkemenin 17.04.2025 tarih 2 nolu ara kararı ile verilen tedbirin kaldırılmasına dair ara karar verilmiştir.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada yaklaşık ispata elverişli delillerin sunulduğunu, daha önce eşi hakkında Adli Tıp ve Jandarma Kriminal incelemelerinde imzaların kendisine ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkil hakkında benzer soruşturmaların (Nazilli CBS 2024/355 ve 2024/15989) devam etmekte olup, ilgili çeklerin sahte olarak düzenlendiğine dair ciddi şüphelerin olduğunu, bir taşınmazın cebri icra ile satıldığını, diğer malların da ortaklığın giderilmesi davası nedeni ile satılma tehlikesinde olduğunu, HMK m.389 uyarınca dava sonuna kadar icra dosyasına tedbir konulmasının, davadan beklenen yararın korunması için zorunlu olduğunu belirterek, yerel mahkeme ara kararının kaldırılmasını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLER VE GEREKÇE :
Talep; menfi tespit davasında verilen ihtiyati tedbir kararına itirazın kabulü ile tedbir kaldırılmasına yönelik itiraza ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Davacı vekilince, takibe konu çekelerde müvekkilinin isim ve imzası bulunmadığı çek koçanlarının müvekkilinin daamatları .... tarafından kefil olunduğu düşüncesiyle kandırılarak bu şahıs tarafından alındığı ve bilgileri dısşında bu şahsın kendi işletmesi için kullarııldığı beyanı ile takibin durdurulması olmadığı takdirde icra veznesindeki paranın ödenmesinin tedbiren durdurulması talep edilmiştir.
Mahkemenin 17/04/2025 tarihli kararı ile tedbiren takibin durdurulması taleplerinin reddine ,% 15 teminat karşılığında icra veznesindeki paranın ödenmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir.
Davalının itirazı üzerine mahkemenin 18/06/2025 tarihli kararı ile imza inkarının yargılamayı gerektirdiği, menfi tespit iddialarının yaklaşık ispat derecesinde ispatlanmadığı gerekçesiyle itirazın kabulü ile icra veznesindeki paranın ödenmesinin tedbiren durdurulmasına yönelik ara kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. ila 399. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, aynı yasanın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesine göre "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir". Anılan maddeye göre öncelikle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1.maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecektir. Buna göre çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak, aynı zamanda ihtiyati tedbirin konusunu da oluşturacaktır. Dava konusu yapılmayacak veya yapılmamış olan şey veya hak hakkında ihtiyati tedbir kararı verilemeyecektir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır.
İhtiyati tedbir öğretide “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 390/3. maddesinde ise tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu düzenleme gereği tedbir talep eden tarafın talebi dışında resen başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir.
İhtiyati tedbir kararına itiraz 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394/2.maddesinde; ''İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/1. maddesinde "ilk derece mahkemelerinden verilen ... ihtiyati tedbir ... taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde ise; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.
Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.'' şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Tüm dosya kapsamına göre; davaya konu çeklerdeki yazı ve imzanın davacıya ait olmadığının iddia edilmesine, davacıya ait olmadığının damatları tarafından kandırılarak çek koçanlarının kendi işleri için kullanıldığının iddia edilmesine, bu hususlarda Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturmanın devam ettiğinin anlaşılmasına göre, davalının icra veznesindeki paranın ödenmesinin tedbiren durdurulmasına itirazının reddine karar verilmesi gerekirken itirazın kabulü ile bu kararın kaldırılmasına karar verilmesi yerinde olmamıştır.
HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür.
Bu itibarla, ihtiyati tedbir talep eden vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir isteminin reddine dair verilen kararın 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1).b.2 maddesi uyarınca kaldırılarak İİK 257. maddesi gereğince koşulları oluştuğundan ihtiyati tedbir isteminin kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan nedenlerle;
A-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/289 sayılı dosyasında verilen 18/06/2025 ARA KARARININ KALDIRILMASINA,
2-İhtiyati tedbir talep eden davacı taraf adli yardımdan yararlanması nedeniyle istinaf aşamasında harç yatırılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
3-İhtiyati tedbir talep eden davacı taraf adli yardımdan yararlanması nedeniyle istinaf aşamasında yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,
B-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;
1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin İİK'nun 72/3.maddesi kapsamında ihtiyati tedbir talebinin KABULÜ ile;
2-Davaya konu olan Nazilli İcra Müdürlüğü'nün 2024/1845 Esas sayılı takip dosyasında borçlu davacı tarafından 2.850.000,00 TL borcun %20 i oranında ( 570.000 TL) teminatın nakden mahkeme veznesine yatırılması veya bu tutarda kesin ve süresiz teminat mektubunun sunulması halinde, icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmesinin tedbiren durdurulmasına,
3-Dosyada davacı için adli yardım kararı verildiğinden teminat alınmasına yer olmadığına,
4-Artan yargılama giderinin istek halinde yatırana iadesine,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 25/08/2025