T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/676
KARAR NO: 2025/982
KARAR TARİHİ: 08/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26/02/2025 Tarihli Ara Karar
NUMARASI: 2025/14 Esas
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ: 08/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 08/05/2025
Davalı ... A.Ş. vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; Takip çıkış miktarı ve dava değeri 609.002,81 TL iken ihtiyati tedbir konulmasına yönelik karar ile müvekkilin Anayasal ekonomik özgürlüğünün kısıtlandığını, bu halde verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, bu halde icra dosyası üzerine konulmuş olan ihtiyati tedbirin kaldırılması gerektiğini, davacı borçlunun her ne kadar tarafımızca aleyhine Aydın İcra Müdürlüğü 2024/31088 E. Sayılı dosyasından işleme konulan lehtarı ... olan 05.08.2024 keşide tarih ve H1-0014657 seri no'lu çek nedeniyle başlatılan icra takibinin haksız olduğunu, davalı şirketin müvekkil şirkete olan karşılıksız olarak keşide edilen borçtan ve borcun kaynağı kambiyo evrakından işbu kambiyo senetlerine mahsus icra takibi ile haberdar olduğunu iddia etse de söz konusu iddianın gerçeği yansıtmadığını, zira davalı şirket tarafından müvekkil şirket lehine keşide edilen çekin 05/08/2024 tarihinde karşılıksız çıkmış olduğunu, karşılıksız şerhi vurulduğunu, ek olarak davalı tarafın imzaya itiraz edip imzanın kendisine ait olmadığını iddia etse de, icra takibine konu çek ile ilgili ödeme emri tebliğ olunana kadar herhangi hukuki ve cezai başvuru yapmamış olduğunu, TTK madde 18 gereği basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünü yerine dahi getirmediğini, öyle ki işbu davaya ilişkin ödeme emri davacı şirket yetkilisine tebliğ olduktan sonra hiçbir dayanak ve gerekçe gösterilmeksizin müvekkil şirketin alacağını sürüncemede bırakmak amacı ile imza itirazında bulunduğunu, akabinde ise Sayın Mahkeme tarafından haksız olarak İhtiyati Tedbir kararı verildiğini, İş bu kararın usul ve yasaya aykırı olması hasebiyle kaldırılmasının elzem olduğunu, ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için yaklaşık ispatın gerekli olduğunu, Davacının beyanlarının soyut iddialardan ibaret olup yaklaşık ispat kuralı sağlanmadığını, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, bütün bu nedenlerden ötürü, öncelikle Aydın İcra Müdürlüğünün 2024/31088 Esas numaralı dosyası üzerinde bulunan İhtiyati Tedbir kararının KALDIRILMASI gerektiğini, kaldırılmaması halinde dava konusu icra dosyasının değeri nazara alındığında müvekkilin alacağını güvence altına alacak bir teminat yatırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Talep, ihtiyati haciz kararına itiraz istemine ilişkindir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. Maddesinde: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." Hükmü düzenlenmiştir.
Aynı kanunun 392/1. Maddesinde ise: "İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlananın teminat göstermesi gerekmez." Hükmü düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemelere göre; hukuki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce ya da dava sırasında geçici hukuki koruma olarak istenen ihtiyati tedbir kararının yasal koşulları olarak; "hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle ciddi bir zarar doğması" olasılıkları belirtilmiştir.
Hak iddia eden kişinin, bu olasılıkları ifade ederek geçici hukuki koruma istemesi halinde, iddia ettiği vakıaları tam olarak kanıtlaması kendisinden beklenmez. Çünkü, adı üstünde; "geçici hukuki koruma ve olasılık" bunu gerektirir. İstek sahibinin, iddialarını yaklaşık olarak kanıtlaması, bunun için en azından iddiaya ilişkin bazı verileri mahkemeye sunması gerekir. Bu durumda mahkemece, iddiacı hak sahibinin muhtemel zararlarını önlemek adına tedbir kararı verilmelidir. Uygulamada genellikle tedbir istekleri mahkemelerce olumlu karşılanmakta olup, yerleşik yargı kararlarında da bunun için yaklaşık ispatın yeterli olduğu yaklaşımı mevcuttur.
Ancak; tedbir kararı verilirken, dava sonunda haksız olunduğu takdirde karşı tarafın veya üçüncü kişilerin uğraması olası zararların da mahkemece dikkate alınarak, istek sahibinden uygun bir teminat göstermesi istenmelidir. Kural bu olmakla birlikte, istisnaen bazı özel durumlarda hâkim takdiri ile teminat aranmayabilir. Teminatın niteliği ve miktarı da hâkim tarafından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine ve hakkaniyet dengesine göre uygun ve makul bir şekilde takdir edilmesi gerekir. Ayrıca; bir davada, uyuşmazlığın esasını çözümler nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi, kesinleşmiş mahkeme kararının infazını engeller şekilde de tedbire hükmolunmamalıdır.
Diğer yandan "menfi tespit" davasının düzenlendiği 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. Maddesinin 3. Fıkrasında ise; "İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir." Hükmü düzenlenmiştir. Anılan hükme göre icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, takibin haciz ve satış gibi önceki aşamaları tedbiren durdurulamasa da, son aşama olan icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmesi safhasının teminat ve zarar giderimi koşuluyla durdurulmasına olanak tanınmıştır. Bu durumda borçlu görünen kişinin icra takibindeki son borç miktarının tamamı ile olası zararların karşılanması amacıyla en az %15 oranında teminat yatırması halinde, artık alacaklının haciz ve satış işlemi yapmasında da hukuki yarar kalmadığından bu aşamalara da gerek olmaksızın, yerleşik yargı uygulamalarında son aşama olan "veznedeki paranın ödenmesi" işlemi tedbiren durdurulabilmektedir.
Eldeki davada; davacının keşideci olduğu dava konusu çekteki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle borçlu olmadığının tespiti ile İİK.'nın 72/3. maddesi gereğince icra veznesine yatırılacak paranın tedbiren davalıya ödenmesinin durdurulması istemektedir.
Somut olaydaki durum gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir verilebilir kriterine uygun olmakla, karşı tarafça alacağın icra takibine konu edildiği ve icra takibinden sonra İİK’nun 72/3. maddesi koşullarında menfi tespit davası açılması halinde icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmesinin durdurulabileceği kanaatine varılarak davalının itirazının reddine ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir," gerekçesi ile; "Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen vekilinin 16/01/2025 tarihli itirazının REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece 26.02.2025 tarihinde tanzim edilen ara karar ile haksız ve hukuka aykırı olarak itirazlarının reddine karar verildiğini, mahkeme tarafından verilen tedbir kararının hakkaniyete uygun olmadığını, öncelikle davanın reddi halinde tedbir sebebiyle hak kaybı yaşanması durumunda müvekkilinin zararını karşılayacak uygun bir teminatın dosya içerisinde yer almadığını, cevap dilekçeleri sunulmadan uygun bir teminat dahi takdir edilmeden müvekkilinin alacaklı olduğu icra dosyası için tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira söz konusu icra takip çıkış miktarı ve dava değeri 609.002,81 TL iken bu değer nazara alındığında mahkemece ihtiyati tedbir konulmasına yönelik karar ile müvekkilin Anayasal ekonomik özgürlüğünün kısıtlandığını, ayrıca İİK madde 72/3 uyarınca kuralın; icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmayacağı yönünde olduğunu, öncelikle, mahkeme tarafından verilen ara kararın, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümlerine aykırı olarak verilmiş olup, hukuka uygun bir yargılama süreci yürütülmediğini, özellikle HMK m. 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir hükümleri uyarınca, bir davada ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacı tarafın somut olay bakımından hukuken korunmaya değer bir menfaatinin bulunması ve bunun yaklaşık olarak ispat edilmesinin gerektiğini, ancak, mevcut davada davacı şirketin iddialarının soyut ve mesnetsiz olup, bu iddiaların yaklaşık ispat seviyesine dahi ulaşmadığını, her ne kadar yerel mahkemece verilmiş olan ara kararda %15 temiant yatırılması karşılığında icra veznesine yatan veya yatacak olan paranın icra veznesine ödenmemesine karar verilmişse de, davacı borçlu tarafından dosyaya yatırılmış herhangi bir teminat bedelinin bulunmadığını, işbu hususun dahi borçlunun ya tutarsa mantığı ile yargılamayı uzatmak ve sürüncemede bırakmak maksadı ile hareket ettiğini ve gerçekten borçlu olduğunu gösterdiğini, müvekkil şirket aleyhine haksız ve hukuka aykırı bir şekilde verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 389. maddesinde belirtilen yaklaşık ispat şartı yerine getirilmeden verildiğini, ilk derece mahkemesi tarafından müvekkili şirket aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilirken davacı tarafın sunduğu iddiaların yeterli olup olmadığı incelenmeden, yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği değerlendirilmeden karar verildiğini, oysa ki davacı tarafın, icra takibine konu olan çekin kendisine ait olmadığını iddia ettiğini, ancak, bu iddiasını destekleyen herhangi bir kesin delil sunmadığını, davacının, imza inkarına ilişkin bir bilirkişi raporu veya herhangi bir resmi belge sunmaksızın yalnızca iddia seviyesinde kalan beyanları, ihtiyati tedbirin verilmesi için yeterli olmadığını, davacı tarafın, icra takibine konu olan çek ile ilgili ödeme emri tebliğ edilene kadar herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığını, ancak ödeme emri tebliğ edildikten sonra ihtiyati tedbir talebinde bulunarak müvekkilinin alacağını tahsil etme sürecini kötü niyetli olarak durdurduğunu, icra takibine konu olan borcun kesin ve tahsili gereken bir borç olduğunu, müvekkilinin, geçerliliği bulunan bir çek nedeniyle alacaklı konumunda olduğunu, ve borçlunun ödeme yapmaması üzerine hukuki yolları kullanarak icra takibi başlattığını, icra takibine konu edilen çekin, yasal olarak geçerli olduğunu ve mahkeme tarafından geçerliliğine ilişkin aksi yönde bir hüküm verilmediğini, davacının, icra takibine konu çekin sahte olduğunu veya geçersiz olduğunu kanıtlayamadığını, yalnızca itirazda bulunarak süreci uzatma yoluna gittiğini, bu durumda, müvekkilinin hukuken geçerli bir çeki tahsil etme hakkı olduğunun açık olup, mahkemenin ihtiyati tedbir kararının alacaklının bu hakkını hukuka aykırı şekilde engellediğini, belirterek yerel mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararına itirazlarının reddine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Talep, menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine ilişkin ara kararın kaldırılması istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. ila 399. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, aynı yasanın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesine göre "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir". Anılan maddeye göre öncelikle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1.maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecektir. Buna göre çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak, aynı zamanda ihtiyati tedbirin konusunu da oluşturacaktır. Dava konusu yapılmayacak veya yapılmamış olan şey veya hak hakkında ihtiyati tedbir kararı verilemeyecektir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır.
İhtiyati tedbir öğretide “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 390/3. maddesinde ise tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu düzenleme gereği tedbir talep eden tarafın talebi dışında resen başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir.
İhtiyati tedbir kararına itiraz 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394/2.maddesinde; ''İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/1. maddesinde "ilk derece mahkemelerinden verilen ... ihtiyati tedbir ... taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde ise; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir..'' şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi ara kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; somut olayın özellikleri göz önüne alındığında İİK' nın 72/3 maddesi uyarınca teminat karşılığında icra veznesine yatan ve yatacak olan paraların alacaklıya ödenmemesi hususunda ihtiyati tedbir karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.02.2025 tarih, 2025/14 Esas sayılı dosyasında, aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen vekilinin 16/01/2025 tarihli itirazının reddine ilişkin olarak verilen ara karar, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
3-Davalı ... A.Ş. tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 08/05/2025