T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1191
KARAR NO: 2025/1389
KARAR TARİHİ: 25/08/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/06/2025
NUMARASI: 2025/543 Esas
DAVANIN KONUSU: İhtiyati Tedbir
BAM KARAR TARİHİ: 25/08/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 26/08/2025
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece 18/06/2025 tarihli ara kararının yapılan yargılaması neticesinde;
"İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; İzmir 28. İcra Müdürlüğü’nün 2023/18328 sayılı dosyasının alacaklısı olarak görülen davalının kendi ifadesiyle de belirttiği üzere Van ilinde yaşayan ve orada ticari faaliyetlerini yürüten bir kişi olduğunu, müvekkilinin takipte istenen tutar kadar borçlu olmadığının tespitinin gerektiğini, taraflarınca yapılan suç duyurusu kapsamında davalının Van 2 Nisan Şehit Nihat Akbaş Polis Merkezi Amirliği'nde 06/11/2023 tarihinde verdiği ve Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda 17/01/2024 tarihinde verdiği ifadesinde davaya dayanak olacak beyanlarda bulunduğunu, bu ifadelerinde; "turizm işi ile uğraştığını ve aylık gelirinin 50.000,00 TL olduğunu" söylediğini, aylık yalnızca 50.000,00 TL gibi bir geliri olan davalının 9.000.000,00 TL gibi yüksek bedelli bir parayı doğrudan verebilecek olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, yine davalının "müşteki ....’yı tanırım, senet tarihinde... çalışanı olduğunu beyan eden .... vasıtasıyla bana ulaştı" şeklindeki beyanının da gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkilinin ve... şirketinin yetkilisi olan ve aynı zamanda müvekkilinin kızı olan ...'nın davalı ile hiçbir tanışıklığının, arkadaşlığının ve iletişiminin bulunmadığını; müvekkilinin hayatının hiçbir döneminde Van iline seyahat etmediğini, günümüz teknolojisinde iki büyük bavula sığacak kadar büyük bir hacmi olan 9.000.000,00 TL tutarındaki paranın, elden alınması mümkün olmamakla birlikte, teslim alındığında da kısa sürede banka hesabına yatırılmasının bekleneceğini ancak sahte senet tarihinde müvekkilinin banka hesabına böyle bir para girişinin olmadığını, senedin düzenleme yerinin İzmir olduğunu, HTS kayıtlarının getirtilmesi ve tarafların kullanımında olan telefonların davaya konu senedin düzenlendiği iddia edilen tarihte nerede sinyal verdiğinin tespit edilmesi gerektiğini, davalının "İzmir'e gelindiği" şeklinde gerçek dışı bir beyanda bulunması ihtimaline karşılık da sahte senedin düzenlendiği iddia edilen tarihte davalının hava yolu şirketlerinden bir seyahat kaydının olup olmadığının ve varsa kaç kg bagaj ile seyahat ettiğinin araştırılıp kamera kayıtlarının getirtilmesi gerektiğini, kara yolu ile seyahat edildiği iddiasına karşılık olarak da yine seyahat şirketlerine aynı konularda yazı yazılması gerektiğini, aksi kanaat halinde de bu konuda bir açıklama yaptırılması adına davalıya süre verilmesini istediklerini; davalının ifadesinde adı geçen ...’ın geçmiş tarihlerde müvekkili ile birlikte çalıştığını ancak bu kişinin, müvekkili tarafından bu davaya konu senet ile ilgili hukuki sürecin başlatılmasından çok önce işten çıkartıldığını, dolayısıyla müvekkili adına böyle bir faaliyette bulunması mümkün olmamakla birlikte, müvekkili tarafından işten çıkartılması sebebiyle intikam saiki ile hareket etmiş olabilme ihtimalinin bulunduğunu, sahte senedin düzenlenme tarihi olarak iddia edilen tarihte ... isimli kişinin de HTS kayıtlarının getirtilmesini istediklerini; davalı ile müvekkili ve müvekkilinin kızı arasında hiçbir ticari ilişkinin bulunmadığını, bu nedenle de taraflar arasında böyle bir senet karşılığı para veya borç ilişkisi kurulmasının mümkün olmadığını, ortak tanıdıklarının dahi bulunmadığını, bu konuya ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, 2023/159689 soruşturma sayılı dosyada soruşturmanın sürdüğünü; davaya ve takibe konu senedin müvekkili tarafından düzenlenmediğini ya da düzenlenmiş bir senede müvekkili tarafından imza atılmadığını, müvekkilinin senetten ilk defa icra takibi ile haberdar olduğunu ve imzanın kendisine ait olmadığını belirterek itiraz ettiğini, senedin gerçek bir borç ilişkisinden kaynaklanmadığını, müvekkili ile senet alacaklısı arasında hiçbir telefon görüşmesi, SMS, WhatsApp yazışması ya da sosyal medya iletişimi olmadığını, herhangi bir banka kaydı, yazılı belge, yazışma ya da tanıkla desteklenmeyen senet bedelinin geçersiz sayılması gerektiğini, HTS kayıtları, seyahat verileri, banka hareketleri gibi delillerin toplanmasının "hayatın olağan akışına aykırılık" iddiasını ispatlayacağını; müvekkilinin imzasının sahte olarak kullanıldığını, imzaya açıkça itiraz ettiklerini, takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, ayrıca tahrifat iddialarının da bulunduğunu, İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nde açtıkları 2023/663 Esas sayılı davada mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda "senet üzerindeki rakamsal bölümün tahrif edilerek 9.000,00 TL'den 9.000.000,00 TL'ye değiştirildiği" yönünde tespitlerin bulunduğunu, daha sonrasında dosyanın İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini ve ilk iki rapordan çok farklı bir raporun hazırlandığını, bu sebeple de son olarak dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini, taraflarınca aldırılan özel bilirkişi raporunda imzanın müvekkile ait olmadığı yönünde görüş bildirildiğini, tüm bunların yanında kabul anlamına gelmemekle birlikte, senet imzası müvekkiline ait çıksa dahi bu durumda da hukuksuz bir şekilde elde edilen ya da hukuksuz bir şekilde alınan imzanın varlığı sebebiyle gerçekte böyle bir borç ilişkisinin olmadığının ortaya çıkacağını, davalının hiçbir şekilde alacak verecek ilişkisi olduğunu, tanışıklık olduğunu, iş ilişkisi olduğunu, şahsi ilişki olduğunu, paranın ne şekilde ve nerede verildiğini açıklayamadığını ve somut delilden de öde emare dahi gösteremediğini; İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada 18/12/2023 tarihli ara kararıyla birlikte isteklerinin kabul edildiğini ve % 20 teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verildiğini ancak eldeki bu davanın farklı hukuki dayanağa (menfi tespit) ve isteklere dayanılarak açılmış yeni bir dava olduğunu, bu yeniden ihtiyati tedbir kararı verilmesi zorunluluğunu doğduğunu, senedin bedelinin yüksek olduğunu ve bir kişinin mahvına yol açabileceğini, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşmaya varılamadığını belirterek, alacağın % 20’si oranında teminat yatırılması koşuluyla ya da belirlenecek farklı koşullar altında verilecek teminat karşılığında icra takibinin HMK’nın 389. ve devamı maddeleri uyarınca tedbiren durdurulmasına, mahkeme aksi kanaatte ise % 110 oranında gösterilecek teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi şeklinde tedbir kararı verilmesine; davanın kabulüne, takip talebinin % 20’sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasını karar verilmesini istemiştir.
Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; ispat yükünün davacı tarafta olması, takibe konu senet metninde "nakden" ibaresinin yer alması, davalının "şüpheli" sıfatıyla 2 Nisan Şehit Nihat Akbaş Polis Merkezi Amirliği'nde verdiği 06/11/2023 tarihli ifadesinde "senedin nakit para karşılığı düzenlendiğini" bildirmiş bulunması, İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2023/663 Esas sayılı dava dosyasında aldırılan ilk 20/05/2024 tarihli raporun tek adli uzman tarafından düzenlenmiş olması, daha sonrasında İzmir Adli Tıp Kurumu'ndan aldırılan 04/11/2024 tarihli raporda "senetteki imzaların ...'nın eli ürünü olduğu ve senette yazı ve rakamla miktar belirtir bölümlerde tahrifat yapıldığını gösterir bir bulgu saptanmadığı" yönünde görüş bildirilmiş bulunması, ileri sürülen iddiaların yargılamaya muhtaç olması karşısında mahkememizde ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirir yaklaşık ispatın sağlandığına ilişkin kanaat oluşmadığından, isteğin reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesiyle, davacı vekilinin dava dilekçesi ile ileri sürdüğü ihtiyati tedbir isteğinin reddine, dair ara karar verilmiştir.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2023/18328 sayılı dosyada 9.000.000 TL bedelli senet nedeniyle başlatılan icra takibine karşı menfi tespit davası açtığını, senetteki imzanın müvekkile ait olmadığını veya bedel kısmının 9.000 TL’den 9.000.000 TL’ye tahrif edildiğini, takibin durdurulması veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesinin yerel mahkemece, yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğini, bilirkişi raporlarında çelişki olduğunu ve iddialarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle tedbir talebini reddettiğini, dosyadaki üç bilirkişi raporundan ikisinin davacı lehine olduğunu, rapordaki çelişkilerin, kesin değerlendirme yapılmamış olmasının davacı aleyhine yorumlanmaması gerektiğini, İstanbul ATK raporunun henüz gelmediğini, müvekkil ile davalının hiç tanışmadığını, Van’a gitmediğini, davalının gelir durumunun 9 milyon TL’yi nakden verecek seviyede olmadığını, bu tutarda nakit giriş/çıkışa dair banka kaydının bulunmadığını, icra takibinin devam etmesi hâlinde 17 milyon TL’yi aşan borcun haksız yere tahsil edileceğini, telafisi imkânsız zararın doğacağını, müvekkilin her türlü teminatı vermeye razı olduğunu, böylece davalının da korunmuş olacağını, mahkemenin terditli talebin ikinci kısmı olan “paranın ödenmemesi” yönünü hiç değerlendirmediğini belirterek, yerel mahkeme ara kararının kaldırılmasını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELLİLER VE GEREKÇE :
Talep, menfi tespit dosyasında verilen ihtiyati tedbirin reddine dair ara karara ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Talep eden vekilince, davalıyı tanımadığı, aralarında borç alacak ilişkisi bulunmadığı, 9.000.000 TL bedelli senedin imzasının sahte olarak atılmak suretiyle oluşturulduğu, , imzaya ve borca itirazları bulunduğu ayrıca 9.000,00 TL bedelli senedin tahrifat ile 9.000.000 ,00 TL olarak takibe konulduğu, bununla ilgiliİzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/663 Esasanıda görülen davada bilirkişi tarafından tespitte bulunulduğu, ve bu mahkemece teminat karşılığı takibin durdulmasına karar verildiği, eldeki menfi tespit davasında da HMK 389. Maddesi gereği takibin tedbiren durdurulması olmadığı takdirde %110 teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmesinni tedbiren durdulması talep edilmiştir.
Davalı vekilince, icra hukuk mahkemesindeki yargılamada senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun anlaşıldığı, icra mahkemesiinin verdiği tedbiri kaldırdığı, davacının mal kaçırmaya çalıştığı beyanı ile talebin reddi talep edilmiştir.
Mahkemece 18/06/2025 tarihli ara kararla ispat yükünün davacı tarafta olması, takibe konu senet metninde "nakden" ibaresinin yer alması, davalının "şüpheli" sıfatıyla 2 Nisan Şehit Nihat Akbaş Polis Merkezi Amirliği'nde verdiği 06/11/2023 tarihli ifadesinde "senedin nakit para karşılığı düzenlendiğini" bildirmiş bulunması, İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2023/663 Esas sayılı dava dosyasında aldırılan ilk 20/05/2024 tarihli raporun tek adli uzman tarafından düzenlenmiş olması, daha sonrasında İzmir Adli Tıp Kurumu'ndan aldırılan 04/11/2024 tarihli raporda "senetteki imzaların ...'nın eli ürünü olduğu ve senette yazı ve rakamla miktar belirtir bölümlerde tahrifat yapıldığını gösterir bir bulgu saptanmadığı" yönünde görüş bildirilmiş bulunması, ileri sürülen iddiaların yargılamaya muhtaç olması karşısında mahkememizde ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirir yaklaşık ispatın sağlandığına ilişkin kanaat oluşmadığından, isteğin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
2004 Sayılı İİK'nın " Menfi Tespit ve İstirdat Davaları " başlıklı 72.maddesine göre; "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir...."
Yukarıda belirtildiği üzere, davadan önce icra takibine konu edilen bono açısından İİK 72/3 maddesine göre icra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile dahi icra takibinin durdurulmasına karar verilemeyeceği yönündeki yasal düzenleme göz önüne alındığında, dosyada mevcut Adli Tıp raporuda bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun ve senet metninde tahrifat bulunmadığının bildirilmesine ve yargılamanın bu aşamadaki dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere göre, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi, icra veznesindeki paranın ödenmesinini tedbiren durdurulabilmesi için gerekli olan yaklaşık ıspat koşulu oluşmadığından, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına göre ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/543 Esas sayılı dosyasında ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin olarak verilen 18/06/2025 tarihli ARA KARAR, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcı alındığından ve yeterli olduğundan, yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Kararın tebliği ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/(1)-f maddesi gereğince kesin olmak üzere 25/08/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.