T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1554
KARAR NO: 2025/1302
KARAR TARİHİ: 08/07/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 31/05/2024
NUMARASI: 2023/854 Esas 2024/441 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ: 08/07/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 08/07/2025
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
"İDDİA ;
Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; taraflar arasında 27/02/2013 tarihli bayilik sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşme gereğince müvekkilinin davalıya dava konusu ...bank’a ait 31/05/2015 tarihli 6112731 numaralı 95.000,00 TL bedelli, 30/06/2015 tarihli 6112732 numaralı 95.000,00 TL bedelli, 31/07/2015 tarihli 6112733 numaralı 95.000,00 TL bedelli, 31/08/2015 tarihli 6112734 numaralı 98.000,00 TL bedelli ve 30/06/2015 tarihli 6581310 numaralı 50.000,00 TL bedelli çekleri verdiğini, bu çeklerin bedellerinin ödendiğini, iade edilmesi gerektiği halde çeklerin iade edilmediğini, taraflar arasında imzalanan 09/04/2015 tarihli tediye evrakında “sözleşme gereği alınan çek bedellerinin ödendiğinin ve hangi çeklerin iade edilmesi gerektiğinin” belirtildiğini, müvekkilinin bu çeklerle ilgili olarak davalı tarafa hiçbir borcu bulunmamasına rağmen davalının çekleri iade etmediğini belirterek, müvekkilinin bu çekler nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, çeklerin iptaline ve müvekkiline iadesine karar verilmesini istemiştir.
CEVAP ;
Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; müvekkilinin yerleşim yerinin İzmir ili Torbalı ilçesinde olduğunu, davanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi’nde gerektiğini, yetki itirazlarının bulunduğunu, müvekkilinin "...." marka mobilya ürünlerinin üreticisi olduğunu, davacının da 2010 yılından bu yana Mersin merkez ve Erdemli ilçesinde müvekkilinin bayiliğini yürüttüğünü, taraflar arasında karşılıklı cari hesap şeklinde işleyen bir ticari ilişkinin olduğunu, yani davacının çeşitli tarihlerdeki ürün siparişlerine karşılık yine çeşitli tarihlerde çek ödemeleri yaptığını, davaya konu çek ödemelerinin 2 adet tahsilat makbuzu ile alındığını, davacının, müvekkiline 15/07/2015 tarihi itibariyle 1.072.085,50 TL tutarında cari borcunun bulunduğunu, çekte olağan olan ödeme şeklinin keşide tarihinde muhatap bankaya yapılması olduğunu, davacının ödemeleri muhatap bankaya değil de nakit olarak yapmış olduğu hususunu yazılı belgeyle ispatlaması gerektiğini, olayda böyle bir ödemenin bulunmadığını, dava dilekçesi ekinde olduğu bildirilen 09/04/2015 tarihli evrakın tebligat zarfı içerisinden çıkmadığını, bu nedenle incelenemediğini, bu evraka ilişkin savunma haklarını saklı tuttuklarını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER ;
Sözleşme, çekler, banka yazısı, tahsilat tediye makbuzları, sicil kayıtları, Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/4956 Soruşturma ve 2016/635 Karar sayılı dosyası.
GEREKÇE ;
Dava; ödeme nedeniyle bedelsizlik hukuki sebebine dayalı menfi tespit davasıdır.
Dava dosyası, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 28/03/2017 tarihli, 2016/7700 Esas ve 2017/2493 Karar sayılı kararı ile onanan Erdemli 2. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi’nin 29/12/2015 tarihli, 2015/453 Esas ve 2015/760 Karar sayılı yetkisizlik kararı ile birlikte Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Torbalı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/11/2017 tarihli 2017/141 Esas ve 2017/147 Karar sayılı görevsizlik kararı ile birlikte de mahkememize gönderilmiştir.
Taraflar arasında; “27/02/2013 tarihli bayilik sözleşmesi kapsamında cari hesap şeklinde yürüyen bir ticari ilişkinin bulunduğu, dava konusu edilen toplam 433.000,00 TL bedelli çeklerin bu ilişki kapsamında davacı tarafından düzenlenerek davalıya verildiği” konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; “davacının, dava konusu çeklerle ilgili olarak davalıya ödeme yapıp yapmadığı, taraflar arasında imzalandığı ileri sürülen 09/04/2015 tarihli belgenin davalı yönünden bağlayıcılığının bulunup bulunmadığı, bu belge kapsamında dava konusu çeklerin davacıya iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı ve bu çekler nedeniyle davacının davalıya borcunun bulunup bulunmadığı” konularındadır.
Taraflar arasında 27/02/2013 tarihli bayilik sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle birlikte davacı şirket (bayi), davalı şirkete (üretici) ait “...” marka ürünleri sözleşme şartlarına uygun olarak satın alıp bu sözleşmede yazılı adresinde sözleşme koşullarına ve davalı şirketin talimat ve önerilerine uygun olarak satmayı kabul ve taahhüt etmiştir. “Ödeme ve teminat” konusu sözleşmenin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede “taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüleceği, bayinin cari hesap dönemi bitmesine rağmen fatura kesim tarihinden itibaren 10 gün içerisinde gecikme faizi ile birlikte borcunu kapatmaması veya kendisinin veya herhangi bir müşteri çekinin karşılıksız çıkması veya herhangi bir poliçe veya bononun vadesinde ödenmemesi halinde yine 10 gün içinde karşılıksız çıkan çek bedeli veya poliçe, bono borcunu ödememesi halinde mütemerrit duruma düşeceği” düzenlenmiştir. Sözleşme, imza tarihinden itibaren 5 yıl için geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir.
Taraflar arasında ayrıca 09/04/2015 tarihli “sözleşme ve tediye evrakı” başlıklı belge düzenlenmiştir. Bu belgede “tahsilatı yapan taraf” davalı şirket, “ödemeyi yapan taraf” ise davacı şirket olarak gösterilmiştir. Belgede çek ile ödeme miktarının 100.000,00 TL olduğu belirtilmiş, bunun haricinde tablo şeklinde gösterilen bölümde “iade edilecek çekler” başlığı altında davamızın konusu olan çek bilgilerine yer verilmiş ve iade çekler toplamı 433.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Tablonun alt kısmında bulunan ve “kabul edilen şartlar” başlığı altında yer alan kısımda ise 4 numaralı başlık altında “27/02/2013 tarihinden sonra ...’nin ....’ya kestiği faturalarda fatura altı iskonto % 23 olarak geriye dönük kesilecek ve bu miktar nakit olarak ....’ya ödenecektir. Aşağıda belirtilen çekler ....’ya iade edilecektir. (Çek vade ve miktarları yukarıdadır.) İade edilen çekler alacağından düşülecektir.” ifadelerine yer verilmiştir.
....bank’a yazılan yazıya verilen cevapta; 6112731 numaralı çekin takastan ....bank A.Ş... Şubesi tarafından sorulduğu, karşılıksız kodu gördüğü, diğer çekler için ibraz bilgisi belirlenemediği, 6112731 numaralı çek için taahhüt bedelinin ödenmediği bildirilmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinin ekinde 03/06/2014 tarihli tahsilat tediye makbuzu örneği ile 14/11/2014 tarihli tahsilat tediye makbuzu örneğini sunmuştur. Bunlardan 03/06/2014 tarihli makbuzda; ....bank ..Şubesi’nin 31/08/2015 tarihli 98.000,00 TL bedelli, 31/07/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 31/06/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 31/05/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 30/04/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 31/03/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 28/02/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli, 31/01/2015 tarihli 95.000,00 TL bedelli ve 31/12/2014 tarihli 95.000,00 TL bedelli çeklerle ilgili toplam 858.000,00 TL ödeme; 14/11/2014 tarihli makbuzda ....bank Şubesi’nin 30/06/2015 tarihli 50.000,00 TL bedelli 31/07/2015 tarihli 50.000,00 TL bedelli ve 31/08/2015 tarihli 50.000,00 TL bedelli çekleriyle ilgili olarak toplam 150.000,00 TL tutarında ödemenin olduğu görülmüştür.
Davacı vekili; taraflar arasında 27/02/2013 tarihli bayilik sözleşmesinin bulunduğunu, dava dilekçesinde belirttikleri çeklerin müvekkili tarafından davalıya verildiğini ve karşılıklarının ödendiğini belirtmiştir.
Davalı vekili; her ne kadar cevap dilekçesinde belirtmemiş iseler de 09/04/2015 tarihli belge taraflarına ulaştırıldıktan ve bu belgeyi inceledikten sonra belge altında müvekkili adına atılan imzanın çalışanların imzalarıyla örtüşmediğini belirlediklerini ve bu yöndeki itirazlarını ikinci cevap dilekçesinde ileri sürdüklerini, bu konuyla ilgili olarak Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayet dilekçesi verdiklerini, soruşturma başlatıldığını ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, ancak raporun aleyhe çıktığını, “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildiğini, bu karara yaptıkları itirazın reddedildiğini, bu belgedeki imzalar müvekkili şirketin çalışanlarına ait bile olsa imzalayan kişiler müvekkili şirketin temsilcileri olmadığı için belgenin müvekkili yönünden herhangi bir bağlayıcılığının bulunmadığını, diğer yandan davacı ile düzenlenen tüm sözleşmeler yetkili temsilciler arasında yapılmış olup, davacı tarafın söz konusu 09/04/2015 tarihli belgeyi imzalayan kişilerin müvekkili şirket yetkilisi olmadıklarını bilmekte olduğunu belirtmiş, bilirkişi incelemesi yaptırılmasını istemiştir.
İmza sirkülerinden davalı şirketin 03/04/2014 tarihinden itibaren münferiden yetkilisinin ...olduğu görülmüştür.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesi ile; evraktaki ....’ın davalı şirketin “bölge satış müdürü”, ....’in de “Türkiye satış müdürü” olduğunu bildirmiştir.
Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/4956 Soruşturma ve 2016/635 Karar sayılı soruşturma dosyası incelendiğinde; müştekilerinin ...., müşteki-şüphelilerinin ...., ...., şüphelisinin .... olduğu, suç tarihinin 19/08/2015 olduğu, Erdemli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/433 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasına delil olarak sunulan 09/04/2015 tarihli “sözleşme ve tediye evrakı” başlıklı belgenin sahte olduğunun, bu belgeyi şirket çalışanlarının imzalamadığının ileri sürüldüğü, soruşturma kapsamında sahteciliği ileri sürülen belge üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nden bilirkişi raporu aldırıldığı, bilirkişi raporunda belgedeki yazı ve imzanın ...’ın elinden çıktığı, belgenin “tahsilatı yapan ve şartları kabul eden taraf” bölümündeki “....” ibaresi ve atılı bulunan imzanın ....’in elinden çıktığı, belgenin “ödemeyi yapan taraf” bölümündeki “....” içerikli kaşe üzerinde atılı bulunan imzanın ...’in elinden çıktığı, diğer yazıların ise ....’in elinden çıktığı hususlarının bildirildiği ve “taraflar arasında çok sayıda davanın bulunduğu, şüphelilerin atılı dolandırıcılık suçunu işledikleri yönünde yeterli delil elde edilemediği” gerekçesiyle “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildiği, bu karara karşı itiraz yoluna gidildiği, itirazın Mersin 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05/04/2016 tarihli 2016/2342 D.İş sayılı kararı ile reddedildiği görülmüştür.
... isimli kişi Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/4956 Soruşturma ve 2016/635 Karar sayılı soruşturma dosyasındaki 05/11/2015 tarihli ifadesinde; davalı şirketin Türkiye satış müdürü olarak görev yaptığını, ancak imza yetkisinin bulunmadığını, sözleşme ve tediye evrakı başlıklı belge altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, imzanın sahte olarak atıldığını bildirdiği görülmüştür. Aynı soruşturma dosyasında davalı şirketin temsilcisi .... da 11/11/2015 tarihli ifadesinde;...ve ...’ın kendi firmasında çalışan elemanlar olduğunu, bu kişilerin şirketi borçlandırma ve imza yetkilerinin bulunmadığını, şirketin rutin işlemleri ve ürünlerin satış ve pazarlaması ile uğraştıklarını, 09/04/2015 tarihli evrakın sahte olduğunu bildirmiştir.
....bank ...Şubesi’ne yazılan yazıya verilen 02/07/2015 tarihli cevapta; çek hesabının davacı şirkete ait olduğu, 6112731 numaralı çekin takastan sorulduğu, karşılıksız kaydı gördüğü, ödenmediği, diğer çekler için ibraz bilgisi belirlenemediği bildirilmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunduğu iki adet tahsilat makbuzu incelendiğinde; 23/06/2014 ve 14/11/2014 tarihli iki adet halindeki makbuzların toplam 12 adet çekin teslim alındığına ilişkin olduğu, bu çekler arasında davamızın konusu olan 5 adet çekin de bulunduğu görülmüştür.
6102 sayılı TTK'nın 727. maddesi uyarınca kendisine başvurulan veya başvurulması mümkün olan borçlunun, başvuru konusu olan bedeli ödeyince poliçe ve protesto belgesinin ayrıca doldurulacak bir makbuz ile birlikte kendisine verilmesini istemek hakkı bulunmaktadır.
Mahkememizce; “davacı vekilinin dava dilekçesi ile birlikte dava konusu çeklerin ödendiğini ileri sürdüğü ancak ödemeye ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 727. maddesi kapsamında bir belgeyi dosyaya sunmadığı, dava konusu çeklerin davalı elinde olması, davacı tarafın ödeme konusunda ayrıca açık bir şekilde yemin deliline dayanmamış bulunması karşısında ödeme yapıldığı yönündeki davacı iddiasına itibar edilmediği, diğer yandan; davacı vekili her ne kadar 09/04/2015 tarihli belgeye dayanarak çeklerin iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; bu belgenin ibra niteliğinde bir belge olması ve içeriği itibariyle davalı tarafı borç yükü altına sokan bir niteliğinin bulunması nedeniyle olağan olan uygulamanın bu belgenin şirket yetkilisi tarafından verilmiş ve imzalanmış olması olduğu, oysa ;belgenin davalı şirketin yetkilisi tarafından değil, çalışanları tarafından imzalandığı, bu haliyle de belgenin davalı şirketi borç altına sokacak yani bağlayacak niteliğinin olmadığı, davanın ispatlanamadığı” gerekçeleriyle “Davanın REDDİNE” ilişkin 17/05/2019 tarihli, 2018/1083 Esas ve 2019/626 Karar sayılı karar verilmiştir.
Karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Mahkememiz kararı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 03/10/2023 tarihli, 2019/2960 Esas ve 2023/1631 Karar sayılı kararı ile ortadan kaldırılmıştır.
Kararın gerekçesinde;
“….Dava menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 9/4/2015 tarihli tediye evrakında sözleşme gereği alınan çek bedellerinin ödendiği, hangi çeklerin iade edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, taraflarca kararlaştırılmasına bu çeklerle ilgili müvekkilinin borcu bulunmamasına rağmen çeklerin iade edilmediğini beyanla sözleşme ve tediye belgesi başlıklı belgedeki çekler nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili sözleşmede imza koyanların şirketi temsile yetkili olmadığı, bu kişilerin şirket adına böyle bir tasarruf yapma yetkisi bulunmadığı beyanıyla davanın reddini talep etmiştir.
HMK'nın 222.maddesi gereğince mahkemenin ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği, davacı ve davalı tarafından delil olarak ticari defterlere dayanıldığının anlaşıldığı, buna göre , her iki tarafa ait ticari defter ve belgeler incelenmek suretiyle dava konusu çekler ile ilgili kayıtların bulunup bulunmadığı, defterlerde kayıtlı ise ne şekilde kaydedildiği hususları alanında uzman serbest mali müşavir bilirkişi aracılığı ile incelenip denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır.
O halde, yukarıda yapılan açıklamalara göre, delillerin toplanarak sonuca varılması için yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, HMK nun 353/1-a-6 maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.” denmiştir.
25/10/2023 tarihinde düzenlenen tensip tutanağı ile birlikte İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin kararı çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekil 13/11/2023 tarihli dilekçesiyle davacı şirkete ait defterlerin bulunduğu açık adresi bildirmiş, davalı vekillerinden ...’a (diğer davalı vekillerinin vekillikten çekilmeleri sebebiyle) defterleri sunması ya da yerini bildirmesi ihtaratını içeren 25/10/2023 tarihli tensip tutanağı usulüne uygun olarak 11/12/2023 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, davalı vekili davalıya ait defterlerle ilgili olarak herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
Davacı defterlerini talimat yoluyla inceleyen mali müşavir bilirkişi ... 04/04/2024 tarihli raporunda özetle; davacı şirketin unvan değişikliğine giderek unvanının 23/12/2015 tarihli 8974 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre ... olduğunu, davacı ve davalı şirketler arasında 09/04/2015 tarihli sözleşme ve tediye evrakının düzenlendiğini, özetle “....’dan tahsilat olarak kesilen miktarlardan 250.000,00 TL nakit olarak geri ödeme yapacak ve sözleşmede ve ek sözleşmede geçen tüm yasal haklarından feragat eder. ....yı ibra eder” ibarelerinin bulunduğunu, buna göre söz konusu 433.000,00 TL’lik çeklerin ....tarafından iade edileceğini, davacı şirketin 2015 yılı defterlerinin süresinde onaylandığını, 5 adet toplam 433.000,00 TL tutarlı ....bank çeklerinin defter kaydının bulunmadığını, 09/04/2015 tarihinde davacı ile davalı arasında düzenlenen sözleşmeye göre verilen çeklerin geri alınacağını, delillerin ve değerlendirmelerin takdirinin mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir.
Toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ile tüm dosya içeriğine göre; dava dilekçesinde dava konusu çeklerin ödendiğinin ileri sürüldüğü ancak ödemeye ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 727. maddesi kapsamında bir belgenin dosyaya sunulmadığı, dava konusu çeklerin davalı elinde olması, davacı tarafın ödeme konusunda ayrıca açık bir şekilde yemin deliline dayanmamış bulunması karşısında ödeme yapıldığı yönündeki davacı iddiasına itibar edilmediği; davacı vekili her ne kadar 09/04/2015 tarihli belgeye dayanarak çeklerin iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; bu belgenin ibra niteliğinde bir belge olması ve içeriği itibariyle davalı tarafı borç yükü altına sokan bir niteliğinin bulunması nedeniyle olağan olan uygulamanın bu belgenin şirket yetkilisi tarafından verilmiş ve imzalanmış olması olduğu, oysa; belgenin davalı şirketin yetkilisi tarafından değil, çalışanları tarafından imzalandığı, bu haliyle de belgenin davalı şirketi borç altına sokacak yani bağlayacak niteliğinin olmadığı; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin kararı çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması yönünde ara kararı oluşturulduğu, davalı tarafın verilen kesin süreye rağmen defterlerini bilirkişi incelemesine sunmadığı, incelenen davacı defterlerinde ise dava konusu çekler ile ilgili kayıtların bulunmadığı, davacı tarafça davanın ispatlanamadığı anlaşıldığından, reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
" gerekçesiyle, davanın reddine, dair karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket ile yapılan 27/02/2013 tarihli bayilik sözleşmesi kapsamında verilen çeklerin müvekkili tarafından ödendiğini, davanın dayanaklarından olan aynı 09/04/2015 tarihli sözleşme ve tediye evrakında bahsi geçen alınan çeklerin davalı tarafından alınıp piyasada kullanılırken iade edilecek çekler yönünden itirazının kabul edilemeyeceğini, ayrıca bu kişiler tarafından imzalanan tek evrakın da bu olmadığını, davalı şirketin müvekkil şirket ile ticari ilişkisi devam ederken dosya kapsamına sunulmuş olan davalı şirketçe piyasada kullanılan başkaca çeklerin alındığını gösterir başkaca tediye makbuzlarının da davalı şirket adına imzaladıklarını, 09/04/2015 tarihli sözleşme ve tediye evrakına imza koyan....'ın davalı şirketin bölge satış müdürü olan ...in ise Türkiye satış müdürü olduğunu, davalı ile bayilik sözleşmesinin başladığı günden itibaren tediyelerin, evrakların, çeklerin isimlerini belirtilen bölge satış müdürü ... ve Türkiye satış müdürü ... tarafından imzalandığını, buna rağmen 09/04/2015 tarihli sözleşme ve iddiaların yersiz olduğunu, söz konusu kişilerin davalı şirket nezdinde sigortalı çalışanı olduğunu ve müdür sıfatları taşıdıklarını, davacı ile ilişkinin başından beri işlemleri yürütenlerin aynı kişiler olduğunu, taraflar arasında imzalanan 09/04/2015 tarihli sözleşme ve tediye evrakları ile müvekkilinin davaya konu ettiği çekler nedeni ile borçlu olmadığının sabit olduğunu, davalarının dayanaklarından olan 09/04/2015 tarihli sözleşme ve tediye evrakı başlıklı belgeye ilişkin başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı verildiğini ve kesinleştiğini, davaya konu çeklerin müvekkili şirketin ticari defterlerine kayıtlı olmamasının müvekkili aleyhine değerlendirilemeyeceğini, 09/04/2015 tarihli belgenin davalı şirketi bağlamadığı varsayımında dahi ispat yükünün davalı üzerine düştüğünü ve davalı tarafça müvekkiline mal teslim edildiğinin ispat edilemediğini beyanla kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELLİLER VE GEREKÇE :
Dava menfi tespit istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 9/4/2015 tarihli tediye evrakında sözleşme gereği alınan çek bedellerinin ödendiği, hangi çeklerin iade edilmesi gerektiğinin belirtildiği, taraflarca kararlaştırılmasına bu çeklerle ilgili müvekkilinin borcu bulunmamasına rağmen çeklerin iade edilmediği, beyanıyla sözleşme ve tediye belgesi başlıklı belgedeki çekler nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir.
Davalı vekili sözleşmede imza koyanların şirketi temsile yetkili olmadığı, bu kişilerin şirket adına böyle bir tasarruf yapma yetkisi bulunmadığı beyanıyla davanın reddi talep edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk karar ile "Somut olay bakımından; davacı vekili dava dilekçesi ile birlikte dava konusu çeklerin ödendiğini ileri sürmüş ancak ödemeye ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 727. maddesi kapsamında bir belgeyi dosyaya sunmamıştır. Dava konusu çeklerin davalı elinde olması, davacı tarafın ödeme konusunda ayrıca açık bir şekilde yemin deliline dayanmamış bulunması karşısında ödeme yapıldığı yönündeki davacı iddiasına itibar edilmemiştir. Diğer yandan; davacı vekili her ne kadar 09/04/2015 tarihli belgeye dayanarak çeklerin iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; bu belgenin ibra niteliğinde bir belge olması ve içeriği itibariyle davalı tarafı borç yükü altına sokan bir niteliğinin bulunması nedeniyle olağan olan uygulamanın bu belgenin şirket yetkilisi tarafından verilmiş ve imzalanmış olması olduğu, oysa ;belgenin davalı şirketin yetkilisi tarafından değil, çalışanları tarafından imzalandığı, bu haliyle de belgenin davalı şirketi borç altına sokacak yani bağlayacak niteliğinin olmadığı kabul edilmiş, ispatlanamayan davanın reddine karar" verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinafı üzerine dairemizin 2019/2960 Esas 2023 1631 Karar sayılı ilamı ile; "HMK'nın 222.maddesi gereğince mahkemenin ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği, davacı ve davalı tarafından delil olarak ticari defterlere dayanıldığının anlaşıldığı, buna göre , her iki tarafa ait ticari defter ve belgeler incelenmek suretiyle dava konusu çekler ile ilgili kayıtların bulunup bulunmadığı, defterlerde kayıtlı ise ne şekilde kaydedildiği hususları alanında uzman serbest mali müşavir bilirkişi aracılığı ile incelenip denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır." gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kaldırma kararından sonra mahkemece, Toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ile tüm dosya içeriğine göre; dava dilekçesinde dava konusu çeklerin ödendiğinin ileri sürüldüğü ancak ödemeye ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 727. maddesi kapsamında bir belgenin dosyaya sunulmadığı, dava konusu çeklerin davalı elinde olması, davacı tarafın ödeme konusunda ayrıca açık bir şekilde yemin deliline dayanmamış bulunması karşısında ödeme yapıldığı yönündeki davacı iddiasına itibar edilmediği; davacı vekili her ne kadar 09/04/2015 tarihli belgeye dayanarak çeklerin iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; bu belgenin ibra niteliğinde bir belge olması ve içeriği itibariyle davalı tarafı borç yükü altına sokan bir niteliğinin bulunması nedeniyle olağan olan uygulamanın bu belgenin şirket yetkilisi tarafından verilmiş ve imzalanmış olması olduğu, oysa; belgenin davalı şirketin yetkilisi tarafından değil, çalışanları tarafından imzalandığı, bu haliyle de belgenin davalı şirketi borç altına sokacak yani bağlayacak niteliğinin olmadığı; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin kararı çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması yönünde ara kararı oluşturulduğu, davalı tarafın verilen kesin süreye rağmen defterlerini bilirkişi incelemesine sunmadığı, incelenen davacı defterlerinde ise dava konusu çekler ile ilgili kayıtların bulunmadığı, davacı tarafça davanın ispatlanamadığı anlaşıldığından, reddine " karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda davacının defterleri incelenmesinde, dava konusu çeklerin davacı defterlerinde kayıtlı olmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/05/2024 tarih, 2023/854 Esas ve 2024/441 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 187,80 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 08/07/2025