T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1114
KARAR NO: 2024/1608
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/11/2023
NUMARASI: 2022/160 2023/707
DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)
KARAR TARİHİ: 19/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 19/09/2024
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Teşekkülümüz kamu tüzel kişisi olup asıl işi olan elektrik üretimi dışındakı işleri kamu ihale mevzuatı uyarınca dışarıdan temin etmektedir. Müvekkil Teşekkül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ilgili kuruluşlarından biri olup, bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür. Müvekkil Teşekkülün kuruluş gayesi, elektrik enerjisini üretmek ve satışını yapmaktır. Bu husus Ana Statünün 1. Maddesinde yer almaktadır. İktisadi Devlet Teşekkülü olması nedeniyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi bulunan müvekkil, asıl işi olan elektrik üretmenin dışında herhangi bir mal ya da hizmet alımına ya da yapım işine ihtiyacı olması halinde, bunları 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde ihale yoluyla değişik firmalardan temin etmektedir. Müvekkil idareye devredilen Mülga ... ile yukarıda ünvan ve adresleri belirtilen firmalar arasında hizmet alım sözleşmesi mevcuttur. Davalı firmaların işçilerinden ... adı geçen şirketlerde iş akdiyle çalışmıştır. Dava dışı işçi ... adı geçen firmalarca iş akdinin sonlanması nedeniyle Soma İş Mahkemesinde Teşekkülümüze karşı açtığı "Alacak Davası - İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan " dava, aynı Mahkemenin 2017/292 E. 2020/54 K. sayılı kararı ile hükme bağlanmış ve dava konusu edilen işçilik alacakları müvekkil İdareden tahsiline karar verilmiştir. Soma İş Mahkemesinin yukarıda esas ve karar sayısını belirttiğimiz kararı ... vekili tarafından Balıkesir 3. İcra Müdürlüğünün 2020/1678 sayılı icra dosyası ile takibe koymuş; müvekkil İdarece icra dosyasına, 01.06.2021 tarihinde 24.673,17 TL. ödeme yapılmıştır. Teşekkülümüz tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemelerden davalı şirketler sorumludur. Bilindiği üzere İş Kanununda Asıl İşveren-Alt İşveren arasındaki ilişkiyi ve sorumluluğu düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay Kararlarıyla konu açıklığa kavuşmaktadır. Nitekim YHGK'nun 12.05.2004 tarih ve 2004/11-254 Esas sayılı kararında; “Yasa hükmüyle amaçlanan, asıl işverenle altişverenin işçileri arasında bir hizmet akdi bulunmamasına karşın, asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı alt işverenle birlikte sorumluluğunun sağlanması, alt işverenin işçilerinin iş akdinden veya iş Yasası'ndan doğan haklarını bu işverenlerden dilediğinden veya birlikte her ikisinden talep edebilmesine olanak sağlayarak güvence altına almaktır.” denilmiş ve asıl işverenin de işçiye karşı ödenmeyen işçilik haklarından sorumlu olmasının tek sebebinin işçinin hukuksal koruma ile alacağının garanti altına alınması olduğunu vurgulamıştır.Teşekkülümüz ile davalı yükleniciler arasında imzalanan sözleşmelerde sözleşmeler kapsamında davalılar çalıştırdığı bütün işçilerin ücret ve her türlü alacaklarından sorumlu olduğu halde müvekkil aleyhine yukarıda bahsedilen davaların açılmasına sebep olmuştur. 3- Bilindiği üzere, 06.12.2018 tarih ve 7155 sayılı Kanunun 20,21,22 ve 23.maddelerinde yapılan düzenleme ile 01.01.2019 tarihi itibariyle “Ticari davalarda” dava açmadan önce Arabulucuya başvurmak “dava şartı “ haline gelmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) eklenen 5/A maddesi uyarınca 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren Türk Ticaret Kanunu'nun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş olduğundan, dava konusu olan uyuşmazlıkla ilgili olarak arabuluculuğa başvurulmuştur ancak anlaşılamamıştır. Anlaşmamaya dair Arabuluculuk son tutanağı ekte sunulmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.11.2003 tarih 2003/6936 E, 2003/19498 K sayılı kararı ile “iki işveren arasındaki kıdem tazminatı, vs ile ilgili rücu davasına 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesi gereğince İş Mahkemesinin değil Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesinin bakmaya yetkili olduğuna dair karar verildiğinden” ve taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde, anlaşmazlıkların çözümünde Soma Mahkemeleri ve icra daireleri yetkili kılınmış olup, Hakimler ve Savcılar Kurulunun 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı gereği işbu dava Mahkemenizde açılmıştır. Hem tahsil olunabilecek alacak miktarının tayini hem de Müvekkilce ödenen tutardan ilgili firmaların sorumluluk oranlarının tayini uzmanlık gerektiren bir iş olduğundan davalıların ödemekle yükümlü olduğu miktarlar Bilirkişi Raporuyla tespit olunacaktır. Bu nedenle şimdilik her bir firmadan 100,00.TL olmak üzere toplamda 900,00. TL'nin kısmi olarak tahsili talep edilmekle birlikte fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutuyoruz. Müvekkil Teşekkül tarafından, dava dışı işçi için kesinleşmiş mahkeme kararı gereği icra dosyasına ödenen bu meblağda, davalı firmaların sorumluluklarının belirlenmesi ve Teşekkülümüz adına rücen tahsili için işbu rücu davasını açma mecburiyeti doğmuştur. Yukarıda açıklanan ve resen görülecek nedenler ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak üzere davamızın kabulü ile; Öncelikle duruşma günü beklenmeksizin;- Soma İş Mahkemesinin 2017/292 E. 2020/54 Karar sayılı dosyanın celbine, Balıkesir 3. İcra Müdürlüğünün 2020/1678 sayılı dosyasının celbine karar verilmesine; Davamızın kabulü ile, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile, yapılacak yargılama neticesinde her bir davalıdan 100,00 TL olmak üzere toplamda şimdilik 900,00-TL.'nin; ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan sorumlulukları oranında tahsiline karar verilmesine, yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davalı
CEVAP:
Davalı ... Şirketi ve ... vekili cevap dilekçesi ile :
"Davacı tarafça müvekkil şirketler aleyhine ikame olunan davanın tarafımızdan kabulü mümkün değildir. Şöyle ki; Davacı dilekçesinde, asıl işveren sıfatı ile istihdam ettiği dava dışı işçiye ödenen sair işçilik alacaklarının müvekkil şirketlerden rücuen tahsilini talep etmektedir. Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının müvekkillere rücu edebilmesi için yasada öngörülen 2 yıllık sürenin dolmuş olma ihtimaline binaen hak düşürücü süre itirazında bulunduğumuzu belirtiriz. Davanın öncelikle hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini dileriz. Yetki itirazımız bulunmaktadır. Davalılardan ... şirketinin yasal ikamet adresi Batman olup, diğer davalı ...'ün de yasal ikamet adresi Soma / Manisa'dır. Yine taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu hizmet alım sözleşmesinin ifa yeri de Soma olup dava dışı işçi de Soma'da istihdam edilmiştir. Belirtmiş olduğumuz nedenlerle, müvekkiller aleyhine ikame edilecek olan davalarda Soma Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Davanın dayanağı işçi alacaklarının rücuen tahsili olup, müvekkil şirketler kendisine tazminat ödenen işçilerin "ihale süresi ile sınırlı olarak" işvereni durumundadır. Buna karşın, davacı idarenin ise dava dışı işçinin tüm çalışma süresince "asıl işvereni durumunda olduğu" SGK kayıtları ile de sabittir. Kesintisiz devreden zincirleme hizmet akitleri ve yasal düzenlemeler gereği, asıl işveren olan davacı idare, istihdam ettiği işçilerin tüm çalışma dönemlerine ilişkin tüm hak ve alacaklarından sorumludur. Yine bu açıklamamızı destekler nitelikte olmak üzere; 11 Eylül 2014 tarihinde “6552 Sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” yürürlüğe girmiş olup, anılan yasanın 8.maddesi ile getirilen düzenleme uyarınca işçiyi istihdam eden idari işçilerin Tüm çalışma dönemine ait hak ve alacaklardan tek başına sorumlu tutulmuştur. Nitekim davacı idare de dava dışı işçiye yukarıda bahsedilen yasal düzenleme ve yönetmelik hükümleri uyarınca ödeme yapmış olup, yasa ile kendisine yüklenen bir edimi ifa eden davacının müvekkil şirketlere rücu hakkı da bulunmamaktadır. Kaldı ki, taraflar arasında imzalanan Hizmet Alım Sözleşmesi gereğince müvekkillere çalışanların kıdem tazminatları vs. işçilik hak ve alacaklarına karşılık olmak üzere idare tarafından herhangi bir ödeme de yapılmış değildir. Sözleşme ve İhale Şartnamesi ile idare tarafından ödenmemiş bir alacak kaleminden dolayı ve yine şartları da karşılıklı müzakere edilmeden idare tarafından tek taraflı olarak belirlenmiş bir tip sözleşme uyarınca müvekkilin sorumlu tutulmasının yasal dayanağı olmadığı gibi bu durum hukuka ve hakkaniyete de aykırıdır. Davacı yapılan ödemenin tamamının rücuen tahsilini talep etmektedir. Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte; Mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde davacının rücu hakkı olduğu sonucuna varılacak dahi olsa, müvekkil şirketlerin sorumluluğu ancak dava dışı işçiyi çalıştırmış oldukları dönem ile sınırlı olacak şekilde ve yine o tarihte işçinin almakta olduğu ücret üzerinden hesaplanacak yalnızca kıdem tazminatı miktarı ile sınırlı olacaktır. Dava dışı işçinin müvekkiller bünyesindeki toplam çalışması ihale süresi ile ve yalnızca bu dönemle sınırlı olup, bu tarihler haricinde kalan çalışma dönemine ilişkin olarak yapılmış ödemelerden müvekkil şirketlerin sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu husus da ancak İş Hukuk ve işçilik alacakları konusunda uzman bir bilirkişi tarafından yapılacak olan hesaplama neticesinde tespit edilebilecektir. Yine kabul anlamına gelmemekle birlikte, Mahkemenizce davacı tarafın yapmış olduğu ödeme nedeni ile rücu hakkı bulunduğu kabul edilecek dahi olsa bu miktar davacı tarafça yapılan ödemenin TAMAMI değildir. Yargıtay’ın da pekçok içtihadında belirtildiği üzere, taraflar arasında işçiye karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk bulunmakla birlikte, taraflar ödenen bu miktardan bir birlerine karşı yarı yarıya sorumludurlar. Bu anlamda müvekkil şirketlerin sorumluluğu en fazla ödenen miktarın yarısı ile sınırlı olmalıdır. Dilekçemizin ekinde sunulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere, taraflar arasında işçiye karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk bulunmakla birlikte, Kendi iç ilişkilerinde taraflar ödenen bu miktardan bir birlerine karşı yarı yarıya (1/2 oranında) sorumludurlar. Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın kararında; "....taraflara arasındaki sözleşme hükümlerinde, işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminattan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir.... Davacı bakanlığın da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü gerekir. O halde mahkemece, davalının bu ilkeler çerçevesinde sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken, aksi düşüncelerle dava dışı işçiye ödenen tazminat miktarının tamamının davalıya rücu edilebileceği kabul edilmek sureti ile yazılı şekilde hüküm tesisi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." denilmektedir. Yargıtay kararında belirtildiği ve huzurdaki davada da geçerli olduğu üzere, taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi kapsamında hiçbir şekilde "işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminatlardan müvekkil şirketin sorumlu olacağı veya müvekkil şirketin bu sorumluluğu tamamen üzerlerine aldığı" şeklinde bir ibare mevcut değildir. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu ESAS: 2014/13-19 KARAR: 2015/1743"... bu itibarla dava dışı işçi ...’a icra takibi sonucu işçilik alacaklarına ilişkin ödemede bulunan davacı kurulun davalı şirketten talep edebileceği rücuan tazminattan davalı alt işverenin bozma ilamında belirtilen %50’lik kısım için ancak kendi dönemi ile sınırlı olarak sorumlu tutulması gerekirken mahkemece davalı alt işverenin sadece ihbar tazminatı yönünden kendi dönemi ile sınırlı olarak sorumlu tutulmasına karar verilmesi doğru değildir...." Davacının yapmış olduğu ödemenin tamamının rücuen tahsilini talep etmesinin yukarıda sunulan Yargıtay HGK kararı uyarınca da kabul görmemesi gerektiği ve hakkaniyete de aykırı olacağı Mahkemenizin de takdirindedir. Aksi bir düşünce, dava dışı işçiyi asıl işveren sıfatı ile yıllarca çalıştıran davacı idarenin hiçbir şekilde sorumlu olmaması gibi hukuka ve hakkaniyete de aykırı bir duruma sebebiyet verecektir. Davacının dava konusu alacağa ödeme tarihlerinden itibaren faizi talebi de haksızıdır. Zira davacı ödenen bu miktarın tahsili amacı ile dava tarihine kadar müvekkile herhangi bir başvuru yapmamıştır. Mahkemenizce davanın kabulüne karar verilecek olması halinde temerrüt tarihinin dava tarihi olarak kabulü gerekir. Yukarıda sunulan ve Mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde re'sen belirlenecek nedenlerle; Yetki itirazımızın kabulüne ve Soma Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemelerinin yetkili olduğuna, Davacının müvekkil şirketlere yönelik taleplerinin hakdüşürücü süre yönünden reddine, 6552 sayılı yasanın 8.maddesi ile getirilen düzenleme uyarınca tazminat ödemelerinden sorumluluk münhasıran davacı idareye ait olduğundan müvekkiller hakkındaki davanın reddine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde, müvekkil şirketlerin yalnızca kıdem tazminatından ve dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemle - ücretle sınırlı olacak şekilde ve davacı ile yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü ile davacının fazlaya ilişkin taleplerin reddine, Yargılama harç ve giderleri ile Mahkeme vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Diğer davalılar, açılan davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Mahkemece; "...DAVANIN KABULÜNE,
758,23 TL'nin 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Ticaret Limited Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine,
897,90 TL'nin 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Taahhüt Ticaret Limited Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine,
3.042,88 TL'nin 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Limited Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine,
11.383,37 TL'nin 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...-...'ten tahsili ile davacıya verilmesine,
299,30 TL'nin 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılar ... ve ... Şirketi'nden tahsili ile davacıya verilmesine,
7.033,56 TL'nin ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılar ...-... Ticaret Limited Şirketi'nden tahsili ile davacıya verilmesine,
1.446,62 TL'nin (davalı ... Limited Şirketi yönünden 100 TL'si dava tarihinden bakiye kısmı ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte) tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ıslah tarihi olan 03/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ...-... ve ... Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine,.." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
İSTİNAF NEDENLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Özelleştirme ile müvekkili idareye devredilen mülga ... ile belirtilen firmalar arasında hizmet alım sözleşmesi mevcut olduğunu, muhatap bu firmaların işçilerinden ... adı geçen şirketlerde iş akdiyle çalıştığını, dava dışı işçi ... adı geçen firmalarca iş akdinin sonlanması nedeniyle Soma İş Mahkemesinde açtığı " Alacak Davası - İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan " dava, aynı Mahkemenin 2017/292 E. 2020/54 K. sayılı kararı ile hükme bağlanmış ve dava konusu edilen işçilik alacakları müvekkili İdareden tahsiline karar verildiğini, icra dosyası ile takibe konulduğunu, müvekkili kurumun icra dosyasına 24.673,17 –TL. ödeme yaptığını, davanın rücuen alacak davası olduğunu tarafların tacir olduğunu, bu hususun düzeltilerek karar verilmesi gerektiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili Teşekkül kamu kurumu olduğunu, daha fazla zarara uğramaması ve diğer firmaların kendi aralarında rüculaşarak borcu paylaşabilmeleri mümkün olduğu için müvekkili teşekkül yönünden ödeme tarihinden itibaren faiz işletilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME,
DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dairemizce HMK'nın 355 maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değiştirilen 341/2 fıkrasında öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 Türk Lirasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın ek 1. maddesi uyarınca 01/01/2023 tarihinden itibaren ise, bu sınır 17.830,00 Türk Lirasıdır. Davacı tarafın istinafa konu ettiği her bir davalı için kabul edilen miktarların kesinlik sınırının altında olması nedeniyle 30/11/2023 tarihli karar bu yönü ile kesin niteliktedir.(Yargıtay 19. HD. 2019/2829 E ve 2019/4446 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır.)
Somut olayda; mahkemece verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.)
Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının taraflardan tahsiline yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerden HMK'nın 352. maddesindeki düzenleme gereğince mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk derece mahkemesi kararı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca kesin olması sebebiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,
2-Davacının yatırmış olduğu 1.169,40 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı ve 560,00 TL istinaf karar harcının istemi halinde davacıya iadesine,
3-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,
4-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/09/2024