T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/800
KARAR NO: 2026/1191
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2026
NUMARASI: 2025/572 Esas 2026/193 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
BAM KARAR TARİHİ: 07/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 07/05/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... İDDİA ; Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı aleyhine Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2025/2342 Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin davalı şirketten alacaklı olduğunu, davalının cari hesap ekstresine göre takibe konu 1.416.924,60 TL tutarındaki borcunu, takibin ferileri ve vekalet ücretini ödemediğini ve haksız şekilde takibe 25/03/2025 tarihinde itiraz ettiğini ve takibin durduğunu; davalı şirkete 10/02/2025 ve 12/02/2025 tarihinde ticari faturalar kesildiğini, bu faturalar nezdinde müvekkilinin cari hesap yönünden 1.416.924,60 TL alacaklı olduğunu, yapılan görüşmelerde borcun ödeneceğinin söylenmesine rağmen ödenmediğini, itirazın hukuken dayanaksız olduğunu, cari hesap ekstresi ve tarafların defter/ muavin kayıtları incelendiğinde takibe konu borcun ödenmediğinin görüleceğini, yapılan görüşmelere ilişkin mesaj ve görüşme kayıtlarının bulunduğunu, borçlunun enflasyon koşullarından yararlanabileceği düşüncesiyle alacağı sürüncemede bırakmak istediğini, alacağın likit olduğunu, icra takibine konu faturanın borçlu şirketin muhasebesinde ve müvekkili şirketin defterlerinde kayıtlı olduğunu, borçlu şirketin amacının mal kaçırmak ve şirketi tasfiye etmek için zaman kazanmak olduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşmanın sağlanamadığını belirterek davalının Torbalı İcra Dairesi'nin 2025/2342 Esas sayılı dosyasındaki itirazının iptaliyle takibin devamına; takibin durduğu ve alacağın likit olduğu göz önüne alındığında, kötüniyetli davalının lehine olmamak üzere %40 oranında aksi kanaatte olunması halinde %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatının ödenmesine; davalı hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
CEVAP ;
Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacı tarafın dava dilekçseinde belirtmiş olduğu alacak miktarı ile ekli fatura içerikleri arasında ciddi bir çelişkinin ve hukuki belirsizliğin bulunduğunu, davacının dava dilekçesinde net bir şekilde “Takibe konu 1.416.924,60 TL tutarındaki borcunu … ödememiştir…” dediğini, sunulan faturaların ise 10/02/2025 tarihli 2.555.652,60 TL bedelli ve 12/02/2025 tarihli 1.861.272,00 TL bedelli olduğunu, bu açık tutarsızlığın alacağın nitelik itibariyle belirli olmadığı ve likit olma koşulunu taşımadığını gösterdiğini, davanın konusunun belirsiz olduğunu ve davacı tarafın alacağın hangi kısmını talep ettiğinin açıkça ortaya konulmadığını, bu durumda davanın açılma şartlarının eksik olduğunu, davacı tarafça sunulan her iki faturanın da tek taraflı düzenlendiğini, teslimat belgesi içermeyen, müvekkil tarafından kabul edilmeyen belgelerden olduğunu, faturalarda geçen “irsaliye yerine geçer” ifadesinin herhangi bir teslimatın yapıldığını ispatlamaya yetmediğini, bunun sadece e-fatura düzenleme sistemine mahsus bir ibare olduğunu ve hukuki bir karine doğurmadığını, davacı tarafça sunulan bu belgeler dışında mal teslimine ilişkin hiçbir taşıma belgesi, kantar fişi, teslim tutanağı, depo giriş çıkış formu, karşılıklı mutabakat metni, alım talimatı, sözleşme gibi ispat araçlarının bulunmadığını, müvekkili şirketin davacı tarafla olan ticari ilişkisinin süreklilik arz etmeyen, sınırlı ve dönemsel nitelikte bir ticari ilişki olduğunu, her siparişin bağımsız olarak değerlendirildiğini, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin kurulmadığını, dolayısıyla faturaların da bu anlamda ticari teamüle aykırı şekilde önceden haber verilmeden tek taraflı olarak kesildiğini, faturalara konu edilen mal bedelinin olağan dışı yüksekliğinin kötü niyetli olduğunu, faturanın tek başına akit olmadığını ve akdin ifasını gösteren bir belge niteliğine sahip olduğunu, icra inkar tazminatı talebinin haksız olduğunu, alacağın ihtilaflı olduğunu, teslimatın yapılmadığını, borcun açıkça inkar edildiğini, alacak tutarının likit olmadığını ve yargılamayı gerektirdiğini, müvekkili şirketin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını belirterek; davanın reddine, icra inkar tazminatı talebinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER ;
Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2025/2342 sayılı takip dosyası, tarafların ticari defter ve kayıtları, bilirkişi raporları, faturalar, BA ve BS Formları.
GEREKÇE ;
Dava; Cari hesaba dayalı alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatılan davalının icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dava Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 13/05/2025 tarihli 2025/177 Esas ve 2025/240 Karar sayılı görevsizlik kararı üzerine mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir.
Torbalı İcra Dairesi'nin 2025/2342 sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı alacak tarafından, davalı borçlu hakkında 1.416.924,60 TL asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, takipte "kalan fatura alacağı cari hesap yönünden 1.416.924,60 TL" yazılarak faturanın dayanak gösterildiği, kendisine usulüne uygun ödeme emri tebliğ edilen davalı borçlu yasal süre içerisinde 21/03/2025 tarihinde verdiği dilekçesiyle takibe, asıl alacağa, borca, faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiği görülmüştür.
Tarafların BA ve BS formları ilgili vergi dairelerinden getirtilerek incelenmiş ve dava konusu faturaların bildirildikleri görülmüştür.
Mali müşavir bilirkişi .... hazırlayıp sunduğu 19/12/2025 tarihli raporunda özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin sahibinin lehine ya da aleyhine kesin delil olarak düzenlendiği, davacı tarafından cari hesaba ve icra takibine dayanak faturaların davacı ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, davalı firmanın ticari defter kayıtlarında bulunan 18/02/025 tarihinde 6.000,00 TL'lik işlemin sehven yapıldığını, 396 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ'inin 25/09/2024 tarihli ve 32673 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 565 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel tebliği ile Eylül/2024 tarihinden başlamak üzere BA-BS bildirimleri verilme uygulamasına son verildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. maddesi hükmünün uygulanacağını, 1530/7 maddesinde öngörülen ticari temerrüt faizinin uygulanacağını, davacı şirketin davalı şirketten toplam 1.416.924,60 TL alacaklı olduğu sonucuna varıldığını bildirmiştir.
Mali müşavir bilirkişi .... hazırlayıp sunduğu 08/01/2026 tarihli raporunda özetle; davacı şirketin bilanço esasına göre defter tuttuğunu, 2025 yılına ait yevmiye defteri ve defteri kebirin e-defter olarak tutulduğunu, beratlarının Maliye Bakanlığı sistemine süresinde gönderildiğini, envanter defterinin ise tasdik edildiğinin tespit edildiğini, bu haliyel davacı şirket ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu ve delil niteliği taşıdığı kanaatine varıldığını, davacı şirket kayıtlarında 10/02/2025 tarihli 44 yevmiye numaralı 2.555.652,60 TL'lik fatura ve 12/02/2025 tarihli 46 yevmiye numaralı 1.861.272,00 TL'lik fatura olmak üzere KDV istisnalı toplam 4.416.924,60 TL bedelli iki adet mal tesliminin davalı firma adına düzenlendiği ve muhasebe kayıtlarına alındığının görüldüğünü, davalı tarafından davacıya yapılan ödemelerin banka dekontları ve muhasebe kayıtları incelendiğinde 11/02/2025 tarihinde 1.000.000,00 TL, 12/02/2025 tarihinde 1.000.000,00 TL ve 17/02/2025 tarihinde 1.000.000,00 TL olmak üzere toplam 3.000.000,00 TL ödeme yapıldığının tespit edildiğini, 17/02/2025 tarihi itibariyle davacının davalıdan 1.416.924,60 TL alacaklı olduğu kanaatine varıldığını bildirmiştir.
Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır.
Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır.
HMK. 190. maddesi; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükmü mevcuttur.
İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir.
İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve "emareler (belirtiler)" olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK. madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK. madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir. (Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.)
İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir. (M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.)
İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır. (Umar; İspat Yükü, sf. 3)
İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir. (Kuru; Arslan; Yılmaz; sf. 370.)
Tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; davacının davalıya 10/02/2025 tarihli TNH2025000000008 numaralı ve 12.02.2025 tarihli, TNH2025000000009 numaralı faturaları düzenlediği, takibe konu faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve yapılan ödemeler düşüldüğünde davacının davalıdan 1.416.924,60 TL tutarında alacağının olduğu tespit edilmiştir.
HMK.'nın 222/1. fıkrası uyarınca taraf defterlerinin incelenmesinin kabul edildiği, kesin süre içinde ticari defter ve kayıtların ibraz edilmemesi veya bulunduğu yerin bildirilmemesi ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz edilmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret gösterilmediği takdirde, söz konusu ticari defter ve kayıtlara delil olarak dayanılmaktan vazgeçmiş sayılacağının, karşı tarafın ticari defter ve kayıtlarını sunması halinde, 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sy. yasanın 23. maddesi ile değişik HMK.'nın 222/3. fıkrası uyarınca karşı tarafın HMK.'nın 222/2. fıkrasına uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edileceğinin, defterinin sunulmasına yönelik usulüne uygun ihtar yapıldığı, her iki tarafın ticari defterlerini incelemeye sunduğu, her iki tarafın ticari defterlerinin delil niteliğine haiz olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında davacı alacağının kayıt altına alındığı bir bütün olarak değerlendirildiğinde itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir.
2004 sayılı İİK'nun 67/2. Fıkrasına göre; bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerektiği..." gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile; Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2025/2342 sayılı dosyasında davalının 1.416.924,60 TL alacağa yönelik yapılan itirazının İPTALİNE, takibin takip talebinde belirtilen şartlar altında DEVAMINA, Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine'' " şeklinde karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu alacak miktarı ile fatura içerikleri arasında ciddi bir çelişki ve hukuki belirsizlik bulunduğunu, davacı tarafın 12.05.2025 tarihli dava dilekçesinde; “takibe konu 1.416.924,60 TL tutarındaki borcunu … ödemediği'' ibaresinin yer aldığını, anılan faturaların; 10.02.2025 tarihli TNH2025000000008 sayılı, 2.555.652,60 TL fatura ile 12.02.2025 tarihli TNH2025000000009 sayılı, 1.861.272,00 TL tutarında faturalar olduğunu, açık tutarsızlığın, alacağın nitelik itibariyle; belirli (muayyen) olmadığını, likit olma koşulunu taşımadığını, davanın konusunun belirsiz olduğunu ve davacı tarafın alacağın hangi kısmını talep ettiğini açıkça ortaya koymadığını gösterdiğini, bu durumda davanın açılma şartlarının eksik olduğunu ve dava konusunun belirsiz bir alacak üzerinden yürütüldüğünü, dava dilekçesinde 1.416.924,60 TL alacak istenmekteyken, faturaların toplamda 4.416.924,60 TL’ye tekabül ettiğini, farkın 3 milyon TL’nin üzerinde olduğunu, bu kadar büyük bir uyumsuzluğun, mahkemenin sağlıklı bir değerlendirme yapmasını imkânsız hale getireceğini, teslim olgusunun gerçekleştiğine ilişkin ispat yükünün davacıda olmasına rağmen mahkemece bu hususun araştırılmadığını, davacının kayıtlarının esas alınarak sonuca gidildiğini, böylece ispat yükünün tersine çevrilerek hatalı değerlendirme yapıldığını, davacı tarafından düzenlenen faturaların tek taraflı belgeler olduğunu, müvekkili şirket tarafından kabul edilmediğini ve teslimi gösteren herhangi bir belge ile desteklenmediğinin açıkça ileri sürülmesine rağmen itirazların karar gerekçesinde karşılanmadığını, dosyaya sunulan her iki faturanın da tek taraflı düzenlendiğini, teslimat belgesi içermeyen, müvekkili tarafından kabul edilmeyen belgeler olduğunu, faturalarda geçen “irsaliye yerine geçer” ifadesinin herhangi bir teslimatın yapıldığını ispatlamaya yetmediğini, sadece e-fatura düzenleme sistemine mahsus bir ibare olduğunu ve hukuki bir karine doğurmayacağını, davacı tarafça sunulan anılan belgeler dışında mal teslimine ilişkin hiçbir taşıma belgesi, kantar fişi, teslim tutanağı, depo giriş çıkış formu, karşılıklı mutabakat metni, alım talimatı, sözleşme gibi ispat araçlarının bulunmadığını, dosyada alınan bilirkişi raporlarının da hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, bilirkişi incelemesinin yalnızca muhasebe kayıtlarının karşılaştırılmasından ibaret olduğunu, taraflar arasında gerçek anlamda bir ticari ilişki kurulup kurulmadığı, faturaya konu malların teslim edilip edilmediği ve alacağın doğup doğmadığı yönünde herhangi bir somut inceleme yapılmadığını, muhasebe bilirkişisinin görevinin; hukuki ilişkinin varlığını tespit etmek olmadığını, buna rağmen raporda hukuki sonuç içeren değerlendirmeler yapıldığını ve mahkemenin anılan raporu denetlemeden hükme esas aldığını, eksik ve yetersiz bilirkişi incelemesine dayanılarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında sürekli nitelikte bir cari hesap ilişkisi bulunduğunun da ispat edilemediğini, davacı tarafın tek taraflı olarak düzenlediği faturaları cari hesap alacağı olarak nitelendirmiş ise de; taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunduğuna dair herhangi bir yazılı belge, mutabakat veya sözleşmenin bulunmadığını, bu nedenle davaya konu alacağın likit olduğunun kabul edilemeyeceğini, mahkeme kararında, faturanın tek başına alacağın varlığını ispatlamaya yeterli olmadığı yönündeki yerleşik içtihatlara ve teslimi gösteren hiçbir yazılı belgenin bulunmamasına rağmen davacı lehine hüküm kurulduğunu, karar gerekçesi ile hüküm sonucu arasında açık çelişki bulunduğunu, teslimin yazılı delille ispatlanması gerektiğinin kabul edilmesine rağmen, bu şartın gerçekleşmeden davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, faturanın tek başına bir akit olmayıp akdin ifasını gösteren bir belge niteliğine sahip olduğunu, faturaya dayalı bir borcun varlığının herşeyden önce muteber bir temel borç ilişkisinin varlığı şartına bağlı olduğunu, faturayı tanzim eden ve alan kimse arasında böyle bir temel borç ilişkisinin bulunmadığı hallerde faturanın hukuki bir sonuç doğurmasının da beklenemeyeceğini, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da faturanın tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmeyeceğinin hüküm altına alındığını, ayrıca her iki faturaya konu edilen mal bedelinin olağan dışı yüksekliğinin (4,4 milyon TL’yi aşan tutar) ve bunun hiçbir teslimat izi, yazılı mutabakat veya sözlü teyit kaydı olmaksızın düzenlenmiş olması ile davaya belirtilen tutarın değil de daha düşük bir bedelin yazılmasının da davacının kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu, ayrıca mahkemece davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, bir alacağın likit sayılabilmesi için alacağın varlığının ve miktarının tartışmasız şekilde belirlenebilir olması gerektiğini, somut olayda ise; alacağın dayanağı olan ticari ilişkinin dahi ihtilaflı olduğunu, teslimin yapılıp yapılmadığının, borcun doğup doğmadığının ve miktarın ne olduğunun yargılama ile belirlendiğini, bu nedenle alacağın likit olduğunun kabul edilemeyeceğini, likit olmayan alacak için icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın temel borç ilişkisini usulüne uygun delillerle ispatlayamadığını, yalnızca kendi kayıtlarına dayandığını, mahkemenin ise, eksik inceleme ile karar verdiğini belirterek, yerel mahkeme kararının hem usul hem esas yönünden hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava; cari hesaba dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dava dilekçesindeki dava değeri ile Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2025/2342 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinde yer alan "Ödeme Emri"nde asıl alacağın 1.416.924,60 TL olduğu, asıl alacak miktarı gözetildiğinde; davacı tarafça harcın eksik yatırıldığı görülmüştür.
Bilindiği üzere, davanın açılması nedeniyle alınacak yargı harçlarının türü, ödeme yeri, zamanı ve usulü 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27 ve devamı maddeleri ile bağlı tarifede gösterilmiştir.
Diğer yandan, harcın eksik yatırılması halinde yapılacak işlemler ve izlenecek yol ile harcın yatırılmaması ve yaptırımı aynı Kanun'un 27. ve 32. maddelerinde belirtilmiştir. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27. maddesinin son fıkrası hükmüne göre harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise müteakip işlemlere ancak harç ödendikten sonra devam olunacağı vurgulanmış ve 30. maddede de yargılama sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o oturum için yargılamaya devam olunacağı, takip eden oturum gününe kadar noksan değer üzerinden harç tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı, HUMK'nun 409. maddesinde (6100 sayılı HMK'nın md. 150) gösterilen süre içerisinde dosyanın işleme konulmasının eksik harcın ödenmesine bağlı olduğu açıklanmıştır. Bu hükümlerle eksik harcın tamamlatılmasına ilişkin özel bir düzenleme getirilmiştir.
Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2025/2342 Esas sayılı icra dosyasında düzenlenen ödeme emrinde yer alan 1.416.924,60 TL üzerinden eksik harcın tamamlattırılması zorunluluk arz etmektedir.
Hal böyle olunca, anılı icra takip dosyasında yer alan tutar üzerinden eksik harcın tamamlattırılması için davacıya kesin süre verilip, oluşacak sonuç doğrultusunda yargılamaya devam edilmesi gerekirken, eldeki davada eksik harç tamamlatılmaksızın Harçlar Kanunu'nun 32. maddesine aykırı olarak yargılamaya devam edilmesi doğru görülmemiştir. (Aynı yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11/02/2019 Tarih ve 2017/2989 Esas, 2019/798 Karar sayılı, 13/12/2017 Tarih ve 2016/14070 Esas, 2017/7936 Karar sayılı ilamları).
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, ilk derece mahkemesi tarafından yargı harçları ikmal edilmeden hüküm kurulması hali, HMK'nun 355. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle re'sen incelenerek Aynı Kanunun 353/1. fıkra (a-4) maddesinde yer alan "diğer dava şartlarına aykırılık bulunması" şeklindeki düzenleme gereğince istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 297., 355. ve 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri gereğince re'sen kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekilinin istinaflarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25/02/2026 tarih ve 2025/572 Esas 2026/193 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 297., 355. ve 353/(1)-a-4. ve 6. maddeleri uyarınca RE'SEN KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 24.197,53 TL istinaf karar harcının istek halinde iadesine,
4-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davalı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere 07/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.