T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/396
KARAR NO : 2025/1318
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/11/2021
NUMARASI : 2020/626 Esas 2021/911 Karar
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2025
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/626 Esas ve 2021/911 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı taraflar arasında ticari ilişkisi bulunduğunu, davalı tarafın davacıdan birçok kez mal aldığını, ancak alınan mal bedelinin, davalı tarafından ödenmediğini, 29.493,67-TL olan cari hesap alacağına ilişkin olarak davalı aleyhinde İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2020/7695 E. sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafça yapılan takibe haksız ve kötüniyetli itiraz neticesi takibin durdurulduğunu, davalı tarafın verdiği itiraz dilekçesinde, hiçbir borcu olmadığını ve imzaya itiraz ettiklerini taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu ve davalı tarafın borca ve imzaya itiraz etmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, davalının borç ilişkisine ve imzaya ait herhangi bir itiraz söz konusu ise, bunu faturayı teslim aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bildirmesi gerektiğini, davalı tarafından yapılan yetki itirazında, açıkça hangi icra dairesinin yetkili olduğunu belirtmemesi nedeniyle yapılan itirazın göz önüne alınmaması ve reddinin gerektiğini, açıkladığı nedenlerle davalı tarafın İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2020/7695 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, davalı tarafın haksız ve kötüniyetli olarak yapılan takibe itiraz etmesi nedeniyle, alacağın %20 sinden aşağı olmamak kaydıyla, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin tacir olmadığını, davacının da tacir olmadığını, bu nedenle aralarında ticari bir davaya konu olabilecek bir uyuşmazlık bulunmadığını, müvekkilinin hiçbir zaman İzmir'e gelmediğini, satım sözleşmesi dahi bulunmadığını fakat internet üzerinden satış yapıldığını, davalının ikamet mahkemesinin yetkili olduğunu, cari hesap sözleşmesinin iki tarafı tacir gerçek kişi veya tacir şirketse geçerli olduğunu, davalının yapmış olduğu cari hesabın bu nedenle geçersiz olduğunu, müvekkilinin son bireysel satıştan aldığı bilgisayarların borcunu ödediğini, sadece 13.000,00-TL civarında bir borç kaldığını, ödenen para cari hesaba dahil edilmeden icra takibi başlatıldığını, kısmı kabulü alacaklı olan davacının kabul etmemesi nedeniyle alacağın tümüne itiraz ettiklerini, mahkememizin görev ve yetkisine itiraz ettiklerini, davacının sürekli geçmiş tarihlerde kapatılan satımlardan kaynaklı faturaları müvekkiline gönderdiğini, iyi niyetli bir tutum sergilemediğini, bedelin dolar olarak ödeneceği konusunda sözleşme yapılmadan dolar cinsinden fatura kesildiğini, müvekkilinin Türk Lirası bedelin satış bedeliyle örtüşmesi nedeniyle faturalara itiraz etmediğini, icra takibi borç tutarı faturasının ikinci kez güncelleştirildiğini, dolar kuru üzerinden yüzde yüz artış yapıldığını, ilk faturaların geçerliliği sürerken ikinci fatura kesilerek dolardaki artışın müvekkiline yansıtılmasının hukuka aykırı olduğunu, İcra dairesinde cari hesap diyerek açılan icra takibinin borcun yarısından fazlası ödenen ilk faturanın karşılığı satış bedelinden düzenlenen ve sonrasında davacının, davalının itirazı üzerine iptal ettiği ikinci fatura ile kuruşu kuruşuna kadar aynı bedelli olmasının itiraz etmede haklı olduklarını gösterdiğini, açıkladığı nedenlerle davanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesini, davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
İcra Dosyası: İzmir 21. İcra Müdürlüğü' nün 2020/7695 E. Sayılı dosyasında davacının davalı aleyhine 29,493,67- TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı, davalının 25.09.2020 tarihli dilekçesi ile borca itiraz ettiği takibin durduğu görülmüştür.
Bilirkişi Raporu : Bilirkişi ....tarafından düzenlenen 28/06/2021 tarihli raporda özetle ; Davacı ...‘ın 2018-2019-2020 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, ticari defterler tasdik yönünden incelendiğinde; defterlerin açılış onaylarının ve yevmiye defteri yılsonu kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı tespit edildiğinden ticari defterlerin delil niteliğinin mevcut olduğu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunduğu yönünde herhangi bir yazılı belgenin sunulmadığı, davalının 33.688,62-TL tutarındaki borç bakiyesinin yevmiye defterinde 31.12.2019 tarihli kapanış kaydı ile 2020 yılına devrettirildiğinin görüldüğü, davalı tarafın yaptığı ödemelere ait kredi kartı slipleri/makbuz/dekontlarını vs. dosyaya sunulmadığı, bu nedenle davalının davacıya olan borç/alacak bakiyesi ile ilgili herhangi bir hesap kontrolü ve tespit yapmak imkanı olamadığı görüşü ile raporunu düzenlemiştir.
Dava; Alım satım ilişkisi kapsamında cari hesap bakiyesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır.
Dosyaya celb edilen GİB Vergi Dairesi Kayıtlarından tarafların tacir oldukları anlaşılmış bu yöndeki davalı itirazının reddine karar verilmiş,
Yine davalı vekili her ne kadar yetki itirazında bulunmuş ise de alacağın faturadan kaynaklandığı, HMK.nın 10 ve TBK.nın 89.maddeleri uyarınca alacaklının yerleşim yeri olan İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğu sonuç olarak yetki itirazının yerinde olmadığı tespit edilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Taraflar arasında alım satım ilişkisinden kaynaklanan bir ticari ilişki bulunduğu, düzenlenen fatura ve cari hesaptan kaynaklanan davacı alacağı nedeniyle davalı aleyhine takip başlatmış olduğu görülmüştür.
Davalı vekili, tarafların tacir olmadıkları ve yetki itirazında bulunmuş, davalının davacıya borcu olmadığını savunmuş, verilen kesin sürede ticari defter ve kayıtlarını sunmamış yerlerini bildirmemiş olduğu anlaşılmıştır.
Davacı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; Davacı ...‘ın 2018-2019-2020 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, ticari defterler tasdik yönünden incelendiğinde; defterlerin açılış onaylarının ve yevmiye defteri yılsonu kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı tespit edildiğinden ticari defterlerin delil niteliğinin mevcut olduğu,
Taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, Davalının 33.688,62 TL tutarındaki borç bakiyesinin yevmiye defterinde 31.12.2019 tarihli kapanış kaydı ile 2020 yılına devrettirildiğinin görüldüğü, 2020 yılına ait yevmiye defterinin 20.02.2020 tarih 43. Sayfasından itibaren 170.sayfasına kadar silik olarak yazdırıldığından 2020 yılı yevmiye defterinden inceleme ve tespit yapılamadığı,davacı vekili tarafından dosyaya sunulan İrsaliyeli faturaların açık fatura olarak kesildiği, Teslim Alan kısmına “Kargo" ifadesi yazıldığının görülmüştür. Dosyaya sunulan 20.12.2020 tarihli davalı taraf ile ilgili olarak Düden Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından düzenlenen yazıda davalının vergi mükellefi olarak İşletme hesabı esasına göre defter tuttuğu, Davalı vekili Av. ... tarafından dosyaya sunulan 12.12.2020 tarihli dilekçede 5.maddesinde “Müvekkilin bireysel satıştan aldığı bilgisayarların borcunu ödemiştir. Sadece 13.000,00 TL civarında bir borç kalmıştır.” şeklinde beyanda bulunduğu ancak ödeme belgesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin takipte işlemiş faiz talebinde bulunmadığı, davacının takip talebinde 24.493,67-TL asıl alacak talep ettiği ve talebin yerinde olduğu, takip tarihinden sonra dava tarihine kadar davalının herhangi bir ödeme yapmadığı, davacı tarafından davalının usulüne uygun olarak temerrüde düştüğüne ilişkin delilin dosyaya ibraz edilmediği, icra takibi öncesi temerrüt oluşmadığı, temerrüt icra takip tarihinde oluştuğu, icra takip tarihinden itibaren davacının taleplerinin doğrultusunda yıllık %9 yasal faizi uygulanması gerektiği..." gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile;1-İzmir 21. İcra Müdürlüğü' nün 2020/7695 E. sayılı dosyasında davalının; 29.493,67-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile, Asıl alacağa yıllık yasal faiz uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, 2-Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, tarafların tacir olmadığını, davanın ticari dava olmadığını, mahkemenin görevsiz olduğunu, mahkemenin yetkisiz olduğunu, müvekkilinin yerleşim yeri olan Antalya Mahkemelerinin yetkili olduğunu, tarafların imzaladığı bir sözleşmenin olmadığını, müvekkilinin parasını ödeyerek mal aldığını ve taksitlerle ödeme yaptığını, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.
Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.
Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir
7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle tarafların tacir olmasına, mahkemenin görevli ve yetkili olmasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalının ödeme savunmasını ispatlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/11/2021 tarih ve 2020/626 Esas 2021/911 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 2.014,71.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 505,67.TL harcın mahsubu ile bakiye 1.509,04.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.