T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/265
KARAR NO : 2025/1314
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/09/2021
NUMARASI : 2020/642 Esas 2021/768 Karar
DAVA : TAZMİNAT
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
KARAR YAZIM TARİHİ 10/07/2025
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/642 Esas ve 2021/768 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı ....... vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde nakliyat Emtea Taşıma Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalanan motorlu endüstriyel vantilatör emteasının davalı şirket tarafından Aliağa Limanından Torbalı daki fabrikaya taşınması sırasında hasara uğradığını, davacı şirkette yapılan ihbar sonucu hasar dosyası açıldığını, yapılan ekspertiz incelemesinde 18 adet emtianın söz konusu konteynerin araç üzerinde düşmesi neticesinde ezilme, eğilmek, bükülmek, yamulmak, delinmek, çizilme, balans ayarının bozulması, motorun çalışmamak sureti ile hasar meydana geldiği kanaatine varıldığını, hasarın davalı şirket sorumluluğunda meydana geldiğini, taşımanın davalı şirket ve diğer davalı sürücü ...... eli ile yapıldığını,taşıma sırasında konteynerin araç üzerine sabitlenmediğinin liman yetkililerince tutulan tutanak ile sabit olduğunu, ekspertiz raporunda zararın 6.131 Euro olarak belirlendiği, davalı şirketin 26/10/2020 tarihinde 4.100 Euro ödeme yaptığını belirterek bakiye 2.031 Euro'nun davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP VE SAVUNMA:
Davalı ...... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin nakliye konusu emtianın ziya ve hasarında kusuru olmadığını, taşıma akdine konu emtianın 23/10/2019 tarihinde konteynerin araç üzerinde düşmesi sonucu hasar gördüğünü, liman işletmesi ve limanda görev yapan personelin konteyneri araç üzerine alıp hemen limandan çıkın aşırı yoğunluk var kontrolü çıkışta yapın şeklinde talimat verdiklerini, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, kazadan doğan zarardan liman işleticisinin sorumlu olduğunu, davacı şirketin nakliyat poliçesi kapsamı dışında hatalı şekilde yapıldığı ödemeyi davalı şirketten talep etme hakkının olmadığını, hasarın giderilmesinde davalı şirketin mali mesuliyet sigortacısının sorumlu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ......' a dava dilekçesi tebliğ edilmiş, adı geçen davalı davaya cevap vermemiş, duruşmalardaki beyanında davanın reddini talep etmiştir.
DAVA:
Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat talebine ilişkindir.
DELİLLER:
-...... A.Ş nin 22/01/2021 tarihli yazısı ve eki poliçe ve hasar dosyası
-..... A.Ş nin 07/05/2021 tarihli yazısı ve eki poliçe
-Bilirkişiler ....., ....., .....'in 14/06/2021 tarihli heyet raporu,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davacının, dava dışı ...... A.Ş'nin davacı sigorta nezdinde Nakliyat Emtia Taşıma Sigorta poliçesinin olduğu, adı geçen sigortalıya ait motorlu endüstriyel vantilatörlerin davalı ..... A.Ş tarafından Aliağa limanından dava dışı sigortalının Torbalı'daki fabrikasına taşınması sırasında hasara uğradığı, taşımayı yapan aracın diğer davalı .....'in sevk ve idaresinde olduğu, dava dışı sigortalıya hasar nedeniyle ödeme yapıldığı, davalıların meydana gelen hasardan sorumlu oldukları, dava dışı sigortalıya yapılan ödemenin davalılardan rücuen tahsili gerektiği, davalılarca dava öncesinde kısmen ödeme yapıldığı iddiası ile iş bu dava ile bakiye alacağın zarara sebebiyet verdiği iddia olunan araç sürücüsü ve taşıyıcı olan davalı şirketten rücuen tazminini talep ettiği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı ilamında "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklindeki ilke uyarınca dava dışı ..... A.Ş ile davalı şirket arasındaki ilişkiye göre somut uyuşmazlıkta görev hususunun değerlendirilmesi gerektiği, dava dışı şirket ile davalı arasında taşıma sözleşmesi bulunduğundan ve davacı iş bu davada taşıma hukukuna ilişkin hükümlere dayandığından mahkememizin görevli olduğu, mahkememizce sigorta, makine mühendisi ve trafik bilirkişisinden oluşan heyetten alınan 16/06/2021 tarihli raporda, davacı sigorta tarafından dava dışı şirketin nakliyeye konu emtialarının hasar tarihinde teminat altına alındığı, 23/10/2019 tarihinde davalı sürücünün sevk ve idaresinde ve davalı şirkete ait araç içerisinde bulunan eşyaların dorse kilitlerinin kilitlenmemesi nedeniyle zarar gördüğü ve hasarlandığı, davalı sürücünün hasarın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu, sigorta tarafından dava dışı sigortalıya yapılan 6.131,30 Euro ödemenin piyasa rayiçlerine uygun olduğu, davalı tarafından dava öncesinde davacı şirkete 4.100,00 Euro rücu ödemesi yapıldığı, buna göre davacının talep edebileceği bakiye alacağın 2.031,30 Euro olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, TTK 850 maddesine göre taşıyıcının taşıma sözleşmesi ile eşyayı varma yerine götürmesi ve orada gönderilene teslim etmesi gerektiği, bu durumun taşıyıcının asli edim yükümlülüğünü oluşturduğu, yine TTK'nun 863. maddesine göre taşıyıcının yükleme ve boşaltma işlemini işletme güvenliğine uygun olmasını sağlamakla yükümlü olduğu, TTK'nun 879 maddesine göre taşıyıcının kendi adamlarının ve taşımanın yerine getirilmesi için yararlandığı kişilerin görevlerini yerine getirmesi sırasındaki fiil ve ihmallerinden kendi fiil ve ihmali gibi sorumlu olduğu, buna göre güvenli şekilde yükleme yükümlülüğünü tamamen yerine getirmeden yükleme alanını terk eden ve böylece davaya konu zarara sebebiyet veren davalı sürücünün fiil faili olarak, davalı şirketin ise taşıyıcı olarak meydana gelen zararda kusurlu ve sorumlu olduğu, davacı şirket tarafından dava dışı sigortalıya yapılan ödemeyi tazmin etmesi gerektiği, ancak dosya içerisinde bulunan ve davacı sigorta şirketi tarafından sunulan hasara ilişkin fotoğraflar incelendiğinde gönderen tarafından taşımaya konu eşyaların yeterli ve uygun şekilde ambalajlanmadığı, bu nedenle TTK'nun 863 ve 864.maddeleri uyarınca meydana gelen hasarın artmasında gönderenin sorumluluğunun da bulunduğunun kabulü gerektiği, gönderene ait bu sorumluluğun dava dışı (gönderilen) sigortalının müterafik kusuru olarak değerlendirilmesi gerektiği, mahkememizce dava dışı sigortalının yetersiz ambalaja ilişkin %25 oranında müterafik kusurlu kabul edilmesinin somut olaya ve hakkaniyete uygun olduğunun değerlendirildiği, bu kabule göre davalıların 4.598,47 Euro (6.131,30 Euro x%75=4.598,47 Euro) zarardan sorumlu oldukları, davalı taşıyıcı tarafından dava öncesinde davacıya 4.100,00 Euro rücu ödemesi yapıldığına göre davacı şirketin talep edebileceği bakiye zararın 498,25 Euro olduğu, davacının ödeme tarihi olan 27/12/2019 tarihinden itibaren faiz talep edebileceği, ayrıca dava dışı şirket ile davalı şirket arasındaki taşıma işinin ticari iş olması nedeniyle davacı sigortanın yabancı para cinsinden faiz talep edebileceği, mahkememizce alınan 14/06/2021 tarihli bilirkişisi raporunun yapılan açıklamalar ışığında usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu..." gerekçesi ile; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, 498,25 Euro maddi tazminatın 27/12/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı...... Şirketi vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hasarın dorse kilitleri kilitlenmediğinden dolayı meydana geldiğini, ekspertiz incelemesinde ambalajlama ve istiflemenin olağan olduğunun bildirildiğini, bilirkişi heyet raporunda davalı sürücünün %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, sigortalının taşımaya konu eşyaları yeterli ve uygun şekilde ambalajlamadığını gösterir bir delilin dosyada mevcut olmadığını, taşımaya konu eşyaların yeterli ve uygun şekilde ambalajlanıp ambalajlanmaması hususunun özel bilgi, uzmanlık gerektirdiğini, çözümünün hukuk dışında olduğunu, sadece bu nedenle dahi kararın haksız ve eksik inceleme ile verilmiş olduğunun ortada olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere müterafik kusur oranının toplam zarar miktarı üzerinden değil dava edilen miktar üzerinden indirilmesi gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı ....... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, nakliye konusu emtianın ziya ve hasarından müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, müvekkili şirkete atfedilecek kusurun bulunmadığını, meydana gelen kazadan ve doğan zarardan dava dışı liman işleticisinin sorumlu olduğunu, ambalaj ve tertip noksanlığı sebebiyle zararın doğduğunu ve arttığını, müterafik kusur oranının %25'ten fazla olması gerektiğini, davacının rücu şartlarının oluşmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, sigorta poliçesinden doğan zararın rücuen tazmini istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmalıdır.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusu yönünden;
02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 Sayılı Yasa ile değişik HMK 341/2. maddesinde öngörülen istinaf sınırı, yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında dava tarihi olan 2020 yılı için 5.390.00.TL'dir.
Yerel mahkemece, davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile 498.25.Euro'nun tahsiline karar verilmiş olmakla, davalı şirket tarafından istinafa konu edilen 498.25.Euro (dava tarihi itibariyle 4.590.87.TL) rücuen tazminat yönünden 29.09.2021 tarihli karar, dava tarihi olan 18.11.2020 tarihi dikkate alınarak istinaf edenin sıfatına göre miktar yönünden kesin niteliktedir.
Kesin olan kararların istinaf istemleri hakkında HMK 346/1. madde uyarınca mahkemece bir karar verilebileceği gibi, Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından da istinaf isteminin reddine karar verilebilir.
Bu itibarla, davalı şirket vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun, kararın miktar itibariyle kesin nitelikte olması nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
2-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusu yönünden;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, ambalajlanmanın yeterli olmaması nedeniyle meydana gelen hasarın artmasından dolayı mahkemece toplam hasar miktarı üzerinden %25 müterafik kusur indirimi yapılmasının dosya kapsamına uygun olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341/2. maddesi gereğince davalı şirket vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kararın istinaf edenin sıfatına göre miktar itibariyle kesin olması nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/09/2021 tarih ve 2020/642 Esas 2021/768 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı şirketten alınan peşin harcın istinaf kanun yoluna başvuran davalı şirkete iadesine,
4-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 615,40.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 59,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı ve davalı şirket tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali/iadesi ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.