T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/42
KARAR NO : 2025/1204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/11/2021
NUMARASI : 2021/269 Esas 2021/1020 Karar
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ : 19/06/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/06/2025
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/269 Esas ve 2021/1020 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili Mahkememize verdiği dilekçe ile; müvekkili şirket ile davalı borçlu şirket arasında alam satım ilişkisi bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden kesilmiş olan 14.07.2020 tarihli 3959 nolu ve 33.967,48.-TL faturaya istinaden borcunun bulunduğunu, davalı borçlu şirketin faturada yer alan malzemeleri satın aldığını ve davalının kendi müşterisi olan ve imzalı mail order formunu sunduğu ... ..'e ait kredi kartından tahsil edildiğini, faturada yer alan malların bizzat davalı şirket yetkilisi .... teslim edildiğini, davalının kendi temin ettiği nakliye aracına yüklendiğini, daha sonra .... Bankası ve İzmir C.Başsavcılığı'nın 2020/4014 soruşturma no lu yazıları ile şirket hesabına işlem tutarı kadar bloke konulduğunu ve bloke edilen miktarın müvekkili şirketin hesabından alındığını, ödenmeyen bakiyenin tahsili için davalı aleyhine İzmir 10.İcra Müd.nün 2021/ 1577 Esas sayılı takip dosyası ile takip yapıldığını, borçlunun itirazını kabul etmediklerini zira, müvekkili şirketi ile davalı arasında alam satım ilişkisi bulunduğunu, bu ilişkiye istinaden borçlunun haksız olarak borcu ödemekten kaçındığını, bu nedenlerle davanın itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiş olmakla yapılan açık yargılama sonunda;
GEREKÇE: Davalı Şirket yetkilisi .... cevap dilekçesinde; davacının saç plaka ve trafo saçı satışı yaptığını, şirketinin davacı firmadan .... adlı şahsa satışında aracılık ettiğini, buna göre, .....adlı kişinin kendi şirketini arayarak malı mail order yolu ile almak istediğini kendisine bildirdiğini, kendisinin mail order sistemi ile tahsilat sisteminin olmaması nedeni ile malı sağlayacak olan davacı firmaya durumu ilettiğini, davacının bu talebe olumlu yanıt verdiğini, ....'in mail order formunu imzalayarak pos makinasından 35.000,00 TL bedelli çekimin gerçekleştirildiğini, 35.000,00 TL davacının hesabına geçince, davacının adresinde müşterisinin temin ettiği kamyona malın yüklendiğini, malın kamyona yüklenmesinden bir gün sonra ....ile yaptıkları görüşmede önce ....'in kendisine malı teslim aldığını beyan ettiğini, daha sonraki yazışmalarda ise tutarsız ifadelerde bulunulunca İzmir C.Başsavcılığına kredi kartı dolandırıcılığından şikayetçi olduklarını, davacı.... firmasının ....'e doğrudan 34.885,52 TL tutarında yapmış olduğu 35.000,00 TL tahsilat karşılığı faturayı kesmesi ve kendisinin de....'a 918,04 TL komisyon bedelini, komisyon bedeli faturasını keserek .....'ın müvekkiline bu bedeli ödemesi gerektiği halde doğrudan müvekkiline bu faturanın kesildiğini, daha sonra yapılan görüşmelerde mail order yolu ile kopya kart ödemesi ile dolandırıldığının ortaya çıktığını, müvekkili şirketin dolandırıcılık suçu ile en ufak ilişkisinin olmadığını, yetkilisi olduğu şirketin .... firması ile dava dışı ....firması arasındaki ticari işleme aracılık ettiğini, ....'e satılan malların davacı şirkete ait mallar olduğunu, yetkilisi olduğu şirketin yapmış olduğu hizmete karşılığında 650,00 TL gibi meblağ kazanacağını, davacının kendi mallarının satışını gerçekleştirdiğini ve ödemenin mail order sistemi ile yapılmasını kabul ederek basiretli bir tacir gibi davranmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İzmir 10.İcra Müd.nün 2021/1577 Esas sayılı icra takip dosyası, 14.07.2020 tarihli ve 3959 nolu 33.967,48 TL bedelli fatura, mail order formu, sevk irsaliyesi dosya içerisinde mevcuttur.
İzmir 10.İcra Müd.nün 2021/1577 Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde, alacaklısının .... A.Ş olduğu, borçlusunun .... Ltd.Şti olduğu, takip konusunun 14.07.2020 tarihli 33.967,48 TL bedelli faturadan kaynaklandığı, borçlunun yetkilisi olduğu şirketin satıcı .... ve alıcı ....arasına girmesinin amacının 918,04 TL tutarındaki komisyon bedelinin içindeki 140,04 TL tutarındaki komisyon KDV bedelinin devlete beyanı ile kalan 778,00 TL'nin içinden kurumlar vergisinin devlete beyanı amaçlı olduğunu, mail order sistemi ile satış yapmayı kabul eden ....'ın hesabına geçen 35.000,00 TL'nin yaklaşık 4 ay sonra kerdi kartının kopyalanmış kart çıkması nedeni ile banka tarafından iade alındığını, ..'in de ... gibi mağdur olduğunu beyan ederek borca ve fer'ilerine itiraz ettiği görülmüştür.
Taraflar arasında mal alışverişi yapıldığı ve malın davalıya teslim edildiği sabittir. Burada davalı, davacı ile 3.kişi arasında aracılık yaptığını , mal bedelinden sorumlu olmadığını savunmaktadır.
Davalı....'in B-A formunun incelenmesinde, takip konusu faturanın kesildiği 2020 Temmuz ayında ....'dan KDV hariç 28.786,00 TL tutarında mal alımı yaptığını bildirdiği görülmüştür.
Davacının takibe konu ettiği 14.07.2020 düzenleme tarihli faturanın incelenmesinde de davacının davalıya KDV ve ve diğer vergiler hariç toplamda 28.786,00 TL bedelli fatura kestiği , KDV ve diğer vergilerle birlikte fatura bedelinin 33.967,48 TL olduğu görülmüştür.
Tarafların dosyaya sundukları beyanlar ve sunulan belgelerin incelenmesine göre; Mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre, davacı firmanın saç plaka ve trafo saçı satışı ile meşgul olduğu, davalı ...' in de kendi müşterisi ...-......'e temin etmek üzere yani ona satışını yapmak üzere takip konusu malları almak için davacı ile davalının anlaştıkları, 3. Kişi ....'in davalıya iş bu bedeli ile mail order yolu ile yapmak istediği ancak davalının mail order ile tahsilat sisteminin bulunmaması nedeni ile davalıdan olan diğer alacakları ile birlikte 35.000,00 TL bedelin mali order ile davacıya ödemesinin yapıldığı, malın davalı şirket yetkilisinin de bulunduğu ortamda davalının müşterisinin temin ettiği kamyona yüklenerek tesliminin gerçekleştirildiği, daha sonra gelişen dava dışı olaylar nedeni ile .....'in mail order yolu ile ödeme yapılırken kopya kredi kartı kullandığı iddiası nedeni ile davalının İzmir C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğu, bunun üzerine ilgili banka ve Savcılığın işlemi ile davacıya yapılan ödemenin hesaptan geri alındığı, dolayısı ile davacının satışını yaptığı mala ilişkin bedelin ödenmemiş olduğu sabittir.
Davalının gerek borca itiraz dilekçesinde, gerekse Mahkememize sunduğu beyanlarında malın satışına aracılık ettiğini, fatura bedelinden sorumlu olmadığını iddia etmiş ise de; davacı ve davalı arasında dosyaya sunulan bir komisyon sözleşmesi bulunmadığı, davalının davacıdan temin ettiği malları üzerine kar koyarak 3. kişiye satmasında komisyon ilişkisi değil, ticari alım satım ilişkisinin bulunduğu, zaten fatura ve irsaliyenin incelenmesinde de aynı sonucun ortaya çıktığı, ayrıca davalının, aynı ayda takip konusu malı davacıdan aldığına dair Vergi Dairesine bildirimde de bulunduğu, yani malı davacıdan satın aldığını kabul ettiği, dolayısı ile mal bedelinden sorumluluğun davalıya ait olduğu, malın bedelinin mail order yolu ile ödenme şeklinde tarafların beyanları dikkate alındığında davacının hesabına ödeme yapıldıktan sonra davacının ve davalının da bulunduğu ortamda malın tesliminin yapılmak sureti ile satış işleminin gerçekleştirildiği, ancak daha sonra kopya kart ile ödeme yapıldığının anlaşılması üzerine banka tarafından davacının hesabına işlem kadar bloke konularak daha sonra paranın hesaptan geri çekildiği anlaşılmasına göre, tarafların kabulünde olan bu hususlar dikkate alınarak ticari defter incelemesine gerek görülmemiş olup, dosyaya sunulan ve incelenen tüm delillerin değerlendirilmesine göre, davalının mal bedelinden sorumlu olduğu, zira satışın davalıya yapıldığı, davalının da B-A formu ile mal teslimini kabul ettiği, davalının önce kendi borcunu davacıya ödedikten sonra 3.kişi ile ilişkisindeki durumunda hukuki yollara başvurabileceği..." gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile, İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2021/1577 sayılı icra takip dosyasında davalının itirazının iptali ile takibin devamına, Takip ve dava değeri olan 33.967,48.TL'nin %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin gerekçeli kararında; açıklama ve iddialara itibar göstermeyerek, 369867 no'lu irsaliye ve OZE20200000003959 nolu faturanın .. tarafından ....'dan alındığını ve Vergi Dairesine bildirildiği için kabul ettiğini açıkladığını, mahkemece hiçbir araştırma yapılmadan .... tarafından .... firmasına kesilen faturayı baz alarak, karar alma yönüne gittiğini, malın sahibi .... OZE20200000003959 nolu faturayı malın alıcısı ...'e kesmediğini, .... firmasına kestiğini ancak fatura bedelini ....lin doğrudan ....'ın kendi banka hesabına yapmasını istediğini, söz konusu faturanın ...'e kesildiği tarihte firma yetkilisi .... tarafından ....'ın ortağı ve yetkilisi ... bey ile yapılan görüşmede, ödemenin ... tarafından doğrudan kendilerine (....) yapılacağı bu durum için faturanın neden ..'e kesildiği sorusuna ... bey “Faturanın yanlışlıkla ...'e kesildiği ” cevabını verdiğini, ayrıca,.... firmanın yetkilisi ile yapılan görüşmede daha önce de mail order vasıtası ile kredi kartı dolandırıcılığı ile karşılaştıklarının ifade edildiğini, gelinen noktada .... firması faturayı yanlışlıkla değil bilerek ... firmasına kestiğini, daha önce başlarından geçen dolandırıcılık hadiselerine karşı şirketlerini koruma altına almayı, faturayı malın alıcısı olan firmaya değil, aracı firmaya keserek, ancak ödemeyi kendi hesaplarına alarak sağlamayı planladıklarını, böylece 30 yıldır iş yaptıkları ve tanıdıkları....firması üzerinden firmaları....'ı koruma altına almayı tercih ettiklerini, ... tarafından faturanın ....yetkilisine yanlışlıkla kesildiği ifade edildiğinde, anılan faturanın taraflarınca yılların hukuku ile samimiyetle karşılandığını ve alıcı tarafından ödemenin ....'a yapıldığı için fazla irdelenmediğini, ancak ..... firması tarafından anılan faturanın kredi kartı kopyalanmasından kaynaklı olası mail order dolandırıcılığına karşı bir tavır almak için ...' e kesildiği bilgisi verilseydi .....firmasının, alıcı ...'in gönderdiği kamyona malzemenin yükletilmesine razı olmayacağını ve işlemi durduracağını, .... firması, 35.000 TL'sinin ...'den yapıp faturayı ...'e keserken vergi tekniği açısından ...' i zor duruma soktuğunu, .... tarafından ...'e kesilen faturanın birkaç gün sonra şirketin Mali Müşaviri tarafından Vergi Usul Kanununa uygun olmadığı için kabul edilmemesi konusunda uyarıldığını, ancak bu faturanın ...'a geri gönderilmesine vakit kalmadan dolandırıcılık hadisesinin gerçekleştirildiğini, dava konusunda ..., .... dan 33.967,48 TL tutarında fatura alıp, ...'e 34.885,52 TL tutarında fatura kestiğini, ancak, maliyeye tevsik edeceği bir tahsilat evrakı ile ödeme evrakının bulunmadığını, bu işlemin ileride Maliye Müfettişlerince incelemeye alındığında, ... açısından usulsüzlük cezası, naylon fatura gibi konuların araştırılmasını gerektireceğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.
Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.
Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir
7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı ticari defterlerinde davacı tarafından kesilen faturanın kayıtlı olmasına, davalının ödeme yaptığını kanıtlayamamasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/11/2021 tarih ve 2021/269 Esas 2021/1020 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 2.320,32.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 580,50.TL harcın mahsubu ile bakiye 1.739,82.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 19/06/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.