T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1916
KARAR NO : 2025/1122
KARAR TARİHİ : 02/06/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/06/2021
NUMARASI : 2019/446 Esas 2021/505 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 02/06/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 02/06/2025
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında ticari satım gerçekleştiğini, satılan araçtaki gizli ayıp nedeni ile müvekkilinin zarara uğradığını, müvekkiline ait ticari aracın gizli ayıplı olarak satılması nedeni ile müvekkilin uğramış olduğu zarar miktarının tespit edilmesine, tespit edilecek tutar oranında tazminatın tahsiline dair şimdilik 100,00-TL’nin, satış tarihinden itibaren avans faizi yürütülerek davalı şirketten tahsiline, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının asılsız ve haksız olduğunu, davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının hak düşürücü sürede ayıp ihbarı yapılmadığını, davanın usulden ve esastan reddine, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Dava, ayıplı mal nedeniyle tazminat talebine ilişkindir.
Mahkememizce dosya Hasar Uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek rapor aldırılmıştır. 14/05/2020 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; davaya konu aracın davalı şirket tarafından davacıya 10/07/2018 tarihinde KDV dahil 312.099,38 TL fatura satış bedeline satıldığını, 10/07/2018 tarihli noter satış sözleşmesine göre satış bedelinin 312.000,00 TL olduğunu, araç kilometresinin 27/06/2018 test tarihinde 1023,988 km olduğunu, 10/07/2018 test tarihinde 317.601 km olduğunu, aracın gerçek kilometresinin 10/07/2018 satış tarihinde yaklaşık 1.000,000 km düşürülmüş olduğunu, davaya konu aracın kilometresinin yaklaşık 1 milyon kilometre düşürülmesinin aracın rayiç değerini düşüreceğini, teknik açıdan ayıp olduğunu, zararın 50.000,00 TL olduğu sonucuna varıldığı tespitlerine yer verilmiştir. Oluşa, dosya içeriğine ve bilimsel verilere uygun bulunan rapor mahkememizce benimsenmiş ve hükme esas alınabilir kabul edilmiştir.
Tüm dosya kapsamında, taraflar arasında yapılan araç alım satım sözleşmesine konu otobüste gizli ayıp bulunduğu, aracın kilometre sayacının 1.000.000 Km düşürülerek 317.601 Km olarak değiştirildiği, bu hususun mahkememizce benimsenen bilirkişi raporuyla da tespit edildiği üzere basit bir muayene ile alıcı tarafından anlaşılabilmesinin mümkün olmadığı, söz konusu aracın orijinal kilometreli satış tutarı ile satış tarihindeki değiştirilmiş kilometreli satış tutarı arasında 50.000 TL fark olacağı takdir ve sonucuna ulaşılmıştır. Bu fark ise davacının somut olaydaki uğradığı zarar miktarıdır. Bu itibarla bu miktar alacağın davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesi gerektiği hususunda mahkememizde vicdani kanı oluşmuştur.
Mezkur nedenlerle davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile;
"Davanın KABULÜ İLE
50.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın gerekçesiz olduğunu, taraflarınca toplanması istenilen delillerin toplanmadığını, tanıkların dinlenmediğini, davacının iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının satın aldığı araçta gizli ayıp olduğu iddiasıyla eldeki davayı açmışsa da müvekkiline süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, dava dilekçesinde dahi bu yönde en ufak bir iddiasının bulunmadığını, müvekkilince araç satımının 10.7.2018 de yapılmış olup iddia edilen gizli ayıp için süre 8 gün ilavesiyle 18.7.2018 tarihinde dolduğunu, davacının ayıp ihbarında bulunduğunu iddia dahi etmediğini, kaldı ki ihbarın da "..muteber olması için noter marifetiyle ya da iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğunu, dosyada böylesi bir durumun da mevcut olmadığına göre esasa girmeksizin davanın reddinin gerektiğini, ayrıca davacı yanın dilekçesinde aracı işletirken motor, elektrik, elektronik ve multimedya görüntü sistemlerinde de arızalar meydana geldiğininin de ileri sürdüğünü, dava konusu aracın davacı tarafından incelenerek görülüp beğenilerek satın alınmış olup iddiaları kabul etmediklerini, bu yönde de müvekkiline usulüne uygun biçimde hiç bir ayıp ihbarı yapılmadığını, yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak, başkaca hiç bir delil toplamaksızın ( hatta yemin deliline de dayandıkları göz ardı edilerek) davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, ayıplı araç satımı iddiasına dayalı zararın tazmini istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir.
TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.
Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:
a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır
Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.
b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.
Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.
c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.
Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.
Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.
d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır
e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır
f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır
Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.
Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;
-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı,)
Öte yandan bütün hakların kullanılmasında uyulması gereken temel kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenmiş olup anılan madde;“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M. / Sarı, S.: Türk Özel Hukuku 6. Baskı İstanbul 2011, s. 226-227).
Dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır.
Somut olayada; Davacı, dava konusu aracı davalıdan 10/7/2018 tarihinde satın aldıktan sonra 01/03/2019 tarihinde dava dışı sahsa sattığı, 27/03/2019 tarihinde dava dilekçesine göre gizli ayıbı sebebi ile iade aldığı, 28/03/2019 tarihinde dava dışı bir başka şahsa aracı sattığı, 25/06/2019 tarihinde yine bu şahıstan iade aldığı, davalı ile arabuluculuk sürecinin başladığı tarihin 24/07/2019 olduğu davanın 25/09/2019 tarihinde açıldığı görülmektedir. Dava dilekçesinin içeriğinden aracın kilometresinin düşürülmesi kaynaklı iddia olunan ayıbın ilk öğrenilmesinin 27/03/2019 tarihinde gerçekleştiği, davacının bu hususta davalıya ayıp ihbarında bulunduğuna ilişkin delil bulunmadığı, aracın davacı tarafından ikinci satışı sonra iadesinin 25/06/2019 tarihinde olmasına rağmen yine ayıp ihbarına ilişkin delil bulunmadığı görülmüştür.
Bu durumda TBK'nın 223/2 maddesindeki satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunduğunun sonradan anlaşılması durumunda hemen satıcıya bildirilmesi gerekmekte olup bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağına ilişkin düzenleme ve satıcının ağır kusurlu olduğuna ilişkin ispat bulunmaması karşısında davacı taraf süresinde ayıp ihbarında bulunmadığından ve davalı tarafın bu hususu cevap dilekçesinde ileri sürmesi nedeniyle davanın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür. Tüm bu tespitler doğrultusunda davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
1-Davalı vekilinin yatırmış olduğu 794,57 TL istinaf karar harcı ile 59,30 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde kendisine ödenmesine,
2-Davalı vekilinin yatırdığı 162,10 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
3-Davalı tarafın yapmış olduğu istinaf yargılama gideri olan 16,50 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,
B- İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/06/2021 tarih, 2019/446 Esas ve 2021/505 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;
KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;
1-Davacının davalı hakkındaki davasının REDDİNE,
2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, başlangıçta alınan 44,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 571,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının, 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
6-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/06/2025