T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/2139
KARAR NO : 2025/1066
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/06/2021
NUMARASI : 2020/185 Esas 2021/494 Karar
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 22/05/2025
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/185 Esas ve 2021/494 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, davanın davalı ... A.Ş yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı ... A.Ş. vekili 10.03.2020 harç tarihli dava dilekçesiyle; müvekkilinin 73054882/0 nolu emtia nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalısı ... A.Ş. ait olan 12 konteynır yükü (.. emtiası) ... gemisine.yüklenerek ... Limanına daha sonra da ...Gemisine aktarılarak .... Limanına taşındığını, 25.05.2019 tarihinde sigortalının deposuna sevk edilen konteynırlardan MEDU237142-5 ve MSCU119291-7 numaralı iki adet konteynırdan 52.850 KG emtiada hasar oluştuğunun tespit edildiğini, konteynırların kapak lastiklerinin yetersizliği ve kapıların deformasyonu sebebiyle kapaklardan giren yağmur sularını zarara sebebiyet verdiğinin ekspertiz raporuyla belirlendiğini, bu emtianın insan gıdası olarak kullanılamayacağının tespit edilmesi üzerine hayvan yemi olarak kullanılabileceğinin belirlendiği ve 3.699,50 USD sovtaj bedelinin hesaplandığı, abonman poliçesinde ki %1 muafiyet düşüleceği belirlendiğinden 18.497,50 USD hasar bedelinden %1 muafiyet 1.078,88 USD muafiyet bedeli mahsup edilmesiyle, 13.719,12 USD nin sigortalıya 19.07.2019 tarihinde ödendiği ve ibraname alındığı, müvekkilinin TTK m.1472 e göre sigortalının haklarına halef olduğunu, TTK m. 1472 uyarınca talep ve dava haklarının doğduğunu, davalı tarafın ödeme yapmadığını, İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15382 Esas sayılı dosyasıyla takibe geçtiğini, davalının takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptali, takibin devamı % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar ...'ya İzafeten ... A.Ş. ve ... Anonim Şirketi vekili 29.06.2020 tarihli cevap dilekçesiyle; Davaya konu taşımadan hasar gördüğü belirtilen emtianın taşındığı, konşimentonun 10. maddesinde yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri ve uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak belirlendiğini, MÖHUK m. 47 de de tarafların yetki sözleşmesiyle yetkili mahkemeyi belirleyebileceğini, ayrıca pasif husumet yönünden de davacı dava dilekçesinde ... A.Ş e karşı açılan davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, TTK m. 105 gereğince husumetin acenteye karşı yönetilmesi gerektiğini, davanın bu nedenle husumet yönünden reddinin gerektiğini, davanın esası yönünden ise; dava konusu hasarla ilgili olarak bir ihbar yapılmadığını ve TTK m. 1185 e uygun tespit bulunmadığını, her iki tarafın iştiraki ile bir tespit yapılmasının gerektiğini, tek taraflı tespitin yeterli olmadığını, iddia edilen hasarın deniz taşıması sırasında ya da kara taşıması sırasında meydana geldiğinin ispatlanamadığını, malların ....Limanından .... Limanına taşındığını, bu taşımanın yapılmasında hasarın hangi aşamada meydana geldiğinin belirlenemediğini, taşımanın FCL / FCL Full Container Load olarak yapıldığını, Shıpper’s Load, Stow, Count ibaresiyle malların taşındığını, konteynırın davacının sigortalısına sağlam olarak teslim edildiğini, yükleten tarafından dondurulmuş ve mühürlenmiş konteynırdan taşıyanın sorumlu olmadığını, yine konteynırın hasarlandığına ilişkin herhangi bir tutanak bulunmadığını belirterek davanın reddi ve %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava; sigorta sözleşmesine dayalı taşıma şirketine karşı sigorta konusu malın hasara uğramasına istinaden açılan rücuen tazminat davasıdır.
Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir.
İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15382 Esas sayılı dosyası, Poliçe, ihtarname, faturalar, konşimento, ekspertiz raporları, fotoğraflar incelenmiştir.
İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15382 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısı ... A.Ş.'nin 20.11.2019 tarihli ilamsız icra takibi ile ... A.Ş, ... izafeten ... A.Ş ve ... LTD ŞTİ aleyhine 78.218,19 TL asıl alacak, işlemiş faiz ile birlikte 83.292,73 TL üzerinden takibe geçtiği, ödeme emrini borçlulardan ... A.Ş ye 22.11.2019 tarihinde ... izafeten ... A.Ş ödeme emrinin 27.11.2019 tarihinde tebliğ edildiği, borçluların 26.11.2019 tarihinde borca ve tüm ferilerine itiraz ederek takibi 28.11.2019 tarihinde durdurduğu belirlenmiştir.
Dosyaya ibraz edilen konşimento da yer alan yetki ilk itirazı incelendiğinde; bu halde yetkili mahkemenin m.10/3'e göre MEDUHO314072 numaralı konşimento da yer alan ve milletlerarası yetki kaydını içeren konşimento kuralının genel işlem şartı niteliğinde bulunduğu açıktır. Buradaki genel işlem şartı, ticari nitelikte olsa da, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu m. 20-25’te yer alan denetime tabidir. Söz konusu denetim gerek tüketici gerekse de ticari nitelikteki genel işlem şartlarına uygulanmaktadır. Ayrıca söz konusu hükümler, tarafların iradelerinden bağımsız olarak emredici nitelikte kurallar barındırmakta ve bu sebeple kamu düzenine ilişkindir. Dolayısıyla Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 2 uyarınca, hukuki işlemin tarihine bakılmadan, TBK m. 20-25’de yer alan kurallar geçmişe yönelik olarak da uygulanabilecektir. Öte yandan somut olayda yabancılık unsurunun bulunması da, kamu düzeni ile ilgili bulunan söz konusu hükümlerin uygulanmasını engellememektedir. Çünkü bu konuda “Türk Hukukunu Doğrudan Uygulanan Kuralları” başlıklı MÖHUK m. 6 uygulama alanı bulur: “Yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır”. Öğretiye göre, iç hukukta sözleşmeler için getirilmiş olan ve kamu yararı açısından önemli olan hükümler (örn. kira hukukuna ilişkin emredici hükümler, hâkimin fahiş cezai şartı indirmesi gibi), Türkiye’de yabancı bir hukuka tabi olan sözleşmelere de doğrudan uygulanır (Bkz. Aysel Çelikel / Bahadır Erdem: Milletlerarası Özel Hukuk, 11. Bası, 2012, s. 155). Genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerin bu kapsamda değerlendirileceği açıktır. Dolayısıyla yabancılık unsurlu olaylarda dahi, mahkemenin TBK’ da yer alan genel işlem şartlarına ilişkin denetim kurallarını uygulaması gerekmektedir.
Olayda konşimentoda yer alan yetki kaydının müzakere edildiği kabul edilse dahi, TBK m. 25’e göre söz konusu genel işlem şartı içerik denetimine tabidir. Bu maddeye göre, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte hükümler konulamaz”. Somut olaydaki yetki kaydının geçerli olduğu kabul edildiğinde, söz konusu konşimento tahtında ortaya çıkan her türlü uyuşmazlıkta davacının yükle ilgilinin Londra mahkemelerine başvurması gerekecektir. Bu halde TBK m. 25 çerçevesinde söz konusu yetki kaydının geçersiz sayılmasına sebep olmaktadır. Dürüstlük kuralına göre, söz konusu yetki şartının geçerli olması Türkiye’de bulunan ihracatçı firmalar açısından açık bir dengesizlik yaratmaktadır.
Türk içtihat hukukunda TBK m. 25’te yer alan içerik denetimi konşimentolarda yer alan uluslararası yetki ve tahkim kayıtları için uygulanmıştır. Bu hususta verilen yerel mahkeme kararlarının Yargıtay 11’inci Hukuk Dairesi tarafından da onaylandığı görülmektedir. (Örneğin: İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1-) 2012/147 Esas, 2-) 2012/148 Esas, 3-) 2012/201 Esas, 4-) 2012/205 Esas, 5-) 2012/230, Esas 6-) 2012/236 Esas, 7-) 2012/247 Esas, 8-) 2012/249 Esas, 9-) 2012/312 Esas, 10-) 2012/313 Esas, 11-) 2012/317 Esas, 12-) 2012/319 Esas, 13-) 2012/342 Esas, 14-) 2013/10 Esas, 15-) 2013/12 Esas, 16-) 2013/18 Esas, 17-) 2013/37 Esas, 18-) 2013/49 Esas, 19-) 2013/51 Esas, 20-) 2013/52 Esas, 21-) 2013/54 Esas, 22-) 2013/55 Esas, 23-) 2013/74 Esas, 24-) 2014/16 Esas, 25-) 2014/22 Esas, 26-) 2014/42 Esas, 27-) 2014/56 Esas, 28-) 2014/73 Esas, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin – 1-) 2014/428 Esas, 2-) 2014/443 Esas, 3-) 2014/483 Esas, 4-) 2014/1370 Esas, 5-) 2015/22 Esas, 6-) 2015/23 Esas, 7-) 2015/206 Esas, 8-) 2015/469 Esas, 9-) 2015/503 Esas, 10-) 2015/667 Esas, 11-) 2015/1200 Esas, 12-) 2015/1210 Esas, 13-) 2015/1211 Esas, 14-) 2015/1444 Esas, 15-) 2016/898 Esas, 16-) 2016/1009 Esas, 17-) 2016/1454 Esas, 18-) 2018/144 Esas, 19-) 2018/386 Esas) Dolayısıyla, Yargıtay İhtisas Dairesi tarafından da, konşimentolardaki yetki tahkim kayıtları açısından TBK m. 25’te yer alan içerik denetimi hâli hazırda kabul gören ve uygulanan bir yoldur. Söz konusu uygulama da, temelde, somut olaydaki yükle ilgilinin hak arama özgürlüğü üzerinde yetki ve tahkim kaydının ekonomik bir sınırlama yapıp yapmadığı ölçütüne dayanmaktadır. Bu tür bir etkinin olmadığı durumlarda yetki ve tahkim kaydı geçerli görülürken, hak arama özgürlüğünün fiilen sınırlanmış olacağı durumlarda genel işlem koşulu niteliğindeki bu kayıtlar bağlayıcı nitelikte sayılmamaktadır.
Ayrıca, Konişmentoda yer alan yetki kaydı incelendiğinde "Tüccarın açtığı herhangi bir davanın ve aşağıda belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla taşıyıcının açtığı herhangi bir davanın Londro Yüksek Mahkemesi'nin inhisari yetkisinde olduğu ve ingiliz kanunlarına tabi olduğu kabul edilmiştir Amerika Birleşik Devletlerine veya Amerika Birleşik Devletlerinden yapılacak taşımalara ilişkin dava, münhasıran NewYork Güney Bölgesinden sorumlu Birleşik Devletler Bölge Mahkemesinde açılacak ve ABD kanunları münhasıran geçerli olacaktır. Tüccar herhangi bir diğer mahkemede dava açmamayı ve başka bir mahkemede açılan davanın sona erdirilmesinde oluşacak taşıyıcının makul yasal giderlerini ve masraflarını karşılamayı kabul eder. Tüccar yukarıda belirtilen esasa ilişkin tüccar aleyhine verilmiş herhangi bir karara itiraz hakkından feragat eder.
Navlun veya tüccarın taşıyıcıya ödemesi gereken herhangi bir diğer tutarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık durumunda, taşıyıcı seçim hakkı kendisinde olmak üzere belirtilen ülkelerde ya da yükleme limanı, boşaltma limanı, teslim yerinin bulunduğu ülkede veya tüccarın ticari faaliyetinin bulunduğu herhangi bir yerde tüccar aleyhine dava açabilir. Bu kaydın her iki taraf için belirli bir mahkemeyi yetkili kılmadığı, taraflardan birinin menfaatlerinin üstün tutulduğu ve karşılıklı dengenin bulunmadığı bir mahkeme seçimi yapıldığı görülmektedir. Uluslararası Usul Hukuku açısından bu tür yetki kayıtları “Asimetrik Yetki Kaydı” olarak anılmaktadır. Bu tür kayıtların mahkemenin belirli olmaması sebebiyle geçerli olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca bu durum, genel işlem şartı denetimi dışında ortaya çıkmaktadır. Mahkemeye sunulan asimetrik yetki kaydının geçersizliği için genel işlem şartı denetimine başvurmaya dahi gerek yoktur.
Sonuç olarak; MÖHUK m. 6 gereğince uygulama alanı bulan genel işlem koşullarına ait hükümler gereğince somut olayda yetki itirazına dayanak yapılan konşimento kaydının geçerli olmadığından bu yöndeki yetki ilk itirazının reddine karar verilmiştir.
Bununla birlikte biraz önce açıklandığı üzere ... AŞ somut olayda konşimentoda yer aldığı üzere acente olması nedeniyle açılacak davada husumetin ....’ya karşı izafeten yükleme acentesi olan .... ve boşaltma acentesinin ise ... A.Ş/...karşı dava açması gereklidir. Davaya konu konşimentolar üzerinde yapılan incelemede taşıyanın ..... olduğu bu konşimento incelendiğinde yükleme acentesinin.... ve boşaltma acentesinin ise ... A.Ş/... olarak yer aldığı, davacının davalı olarak asıl taşıyan ....’ya karşı husumet göstermesi ve ona izafeten TTK m.105/2’ye göre ... AŞ nin veya ..... ye karşı dava açması gerektiği belirlenmiştir. ... AŞ nin ise bu şirket adına boşaltma acentesi sıfatıyla hareket ettiği belirtildiğinden, davacının bu acenteye karşı doğrudan dava açmasının usul hükümlerine aykırı olduğu tespit edildiğinden, davacının bu davalı yönünden davasının pasif husumet/sıfat yokluğu nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.
Pasif husumet ehliyetinin bu dava ve takipte bulunmadığı, bu durumun HMK m. 119 ve 124’e göre düzeltilmesinin de mümkün olmadığı belirlenmiştir.
Ayrıca 17.06.2019 tarihli 3.080,40 USD bedelli MS12019000261782 nolu faturada ... AŞ nin ... nın adına acente sıfatıyla tanzim edildiği belirtilmiştir.
Davacının bu davalı yönünden açmış olduğu dava pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiş olup, diğer davalı ....'YA izafeten ... A.Ş yönünden ise davaya devam edilmiştir
Davacının zararının bulunup bulunmadığı, varsa zararın kaynağı ve taşıyanın bu zarardan sorumlu olup olmadığı konularında Gıda Mühendisi ....., .....ve Teknik Bilirkişi ..... vasıtasıyla rapor alınmıştır. 09.03.2021 tarihli bu raporda; davacı ... A.Ş.’ye sigortalı dava dışı .... A.Ş.’ne ait olan 12 konteyner ... emtiasının .... Limanından .....Porta oradan da ..... Limanına taşındığını, MEDU237142-5 ve MSCU119291-7 numaralı iki adet konteynerde emtiada hasar oluştuğunun belirlendiği, hasarın konteyner kapak lastiklerinin yetersizliği ve deformasyonundan kaynaklandığı, alıcı firma tesisinde ürünlerin tahliye edilmesiyle ıslak olduğunun fark edildiği, konteyner içerisine kapaklardan ışık sızdığı, standartlara göre konteyner içerisine suyun girmemesi gerektiği, zirai yönden yapılan incelemede de, yükte bakteri ve küf mantarları oluştuğu, pasif husumet yönünden ... A.Ş.’ne açılan davanın pasif sıfat yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, yetkili mahkemenin doğrudan belirlenmediği ve bu nedenle yetki itirazının yerinde olmadığı, ihbar süresinin TTK m. 1185 hükmüne uygun olarak usulüne uygun yerine getirildiği, yine konşimento üzerinde yer alan FCL / FCL ve Shıpper’s Load, Stow, Count ibaresinin taşıyanın sorumluluğunu kaldırmadığını, konşimentonun temiz konşimento olduğunu, sorumluluk sınırlarının ise TTK m. 1186’ya göre “kg” bazında yapılan hesaplamalarda 828.688-TL’nin olması nedeniyle dava değeri olan 78.218,19-TL’den yüksek olduğundan davalının sorumluluğunun sınırlanmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasına yer olmadığı belirtilmiştir.
Bu rapora karşı davacı vekili 17.03.2021 tarihli beyan dilekçesiyle; davanın kabulünü talep etmiştir.
Bu rapora karşı davalı vekili 29.03.2021 tarihli beyan dilekçesiyle; yetki konusundaki bilirkişi tespitlerine katılmadıklarını, yetkinin mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, sözleşmenin 10.3 maddesine göre yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri olduğunu, TTK m. 1185’e göre usulüne uygun bir hasar ihbarının yapılmadığını, ihtarnamenin tarihi 24.05.2019 olduğunu, bu nedenle süresinde yapılmış bir ihtar olmadığını, hasarın kaynağının belirlenemediğini, 20.05.2019 tarihine kadar konteynerin limanda bir ay beklediğini belirterek bilirkişilerden ek rapor alınmasını talep etmiştir.
Tarafların beyan ve itirazları doğrultusuna bilirkişilerden alınan 17.05.2021 tarihli ek raporda; davalı vekilinin kök rapora itirazları değerlendirildiğinde konteyner muhteviyatı malların nasıl ve ne şekilde hasarlandığının net şekilde anlaşılamadığını, ihbar yükümlülüğünün yerine getirilemediğini, bu nedenle davacı sigortalısının lehine karine oluşmadığı iddiası değerlendirildiğinde dava konusu dosyada bulunan fotoğraf ve ekspertiz raporlarından davalının, davacının sigortalısının TTK m. 1185’e göre ihbar yükümlülüğüne uymadığı kabul edilse dahi davalı taşıyan lehine aynı madde içerisinde ihdas olunan karinenin teknik tespitler üzerine çürütüldüğü, ayrıca mübrez konteyner izleme belgesi uyarınca konteynerin Mersin Limanından 20.05.2019’da çıkış yaptığı ve 22.05.2019’da ıslandığı tutulan tutanak ile belirlendiği, 21.05.2019 tarihinde dava dışı sigortalı tarafından davalıya yönelik bir ihtarname gönderildiği, buna göre davacının ihbar külfetini yerine getirdiği, ayrıca konşimento da yer alan kayıtların davalının sorumluluğunu ortadan kaldırdığı ileri sürülse dahi illiyet bağının tesis edildiği, zirai ve gıda yönünden yapılan incelemede de meydana gelen hasarın 3.699,50 USD sovtaj bedeli bulunduğu, ayrıca abonman poliçesinde %1 bedel düşüleceği belirlenmiş olup, 18.497,50 USD’den %1 bedel 1.078,88 USD’nin mahsubuyla 17.418,62 USD alacağının tespit edildiği, 3.699,50 USD sovtaj sonrası toplam tazminat tutarının 13.719,12 USD olduğu, toplam tazminat tutarının “TL” karşılığının 73.449,2 TL olduğunun belirlendiği, bu miktarın TTK m. 1186’da yer alan sınırlı sorumluluk miktarı altında kaldığını belirtmişlerdir.
Toplanan tüm deliller ve yapılan incelemelere göre;
Dava konusu sigortalı ... A.Ş.’nin ...’dan 12 konteyner ... emtiası ithal ettiği ve gemiye yüklenen emtianın önce ...’a .... Port Limanına daha sonra ise başka bir gemiyle.... Limanına taşındığı, davacı sigortacıya sigortalı olan malın MEDU237142-5 ve MSCU119291-7 numaralı iki adet konteynerde 52.850 kg emtiada ıslanma, küflenme ve topaklanma meydana gelmesi nedeniyle hasar gördüğü, konteyner kapaklarının tam olarak kapanmaması, kapak lastiklerinin yetersizliği nedeniyle hasarın oluştuğu, konteynerin davalı tarafın temin edilmesiyle teknik standartları taşımadığı ve içerisine su girerek bozulmaya sebebiyet verdiği, .... üzerinde yapılan incelemede de asıl ve ek raporlar gözetildiğinde ekspertiz raporunda belirlenen 52.850 kg emtianın insan sağlığı için kullanılması mümkün olmadığından 3.699,50 USD sovtaj tutarının usulüne uygun olduğu ve bu miktarın zarardan mahsup edilmesi gerektiği, davacı tarafın talebiyle bağlı kalındığında 18.497,50 USD zarar miktarından davacı sigortacının talebi gereğince 1.078,88 USD muafiyet düşülmesi nedeniyle talep edebileceği zararın 17.418,62 USD olduğu, bu miktardan sovtaj miktarı olan 3.699,50 USD’nin mahsup edilmesiyle de kalan zararın 13.719,12 USD zararının oluştuğu belirlenmiştir.
Davacı sigortacının bu zarar miktarı üzerinden sigortalıya 19.07.2019’da ödemesiyle bu tarih üzerinden rücu hakkını kazandığı ve taşıyanlara rücu etme şartlarının oluştuğu belirlenmiştir. Yine davalının ihbar süresine uyulmadığı itirazı TTK m. 1185/1f uyarınca incelendiğinde 231.05.2019 tarihinde sigortalı tarafından taşıyana ihtarname bildirilmekle ihbar külfetinin yerine getirildiği ve konşimento da FCL / FCL ile Shıpper’s Load, Stow, Count ibarelerinin sorumluluğu kaldırmadığı, zira konteynerdeki eksikliğin ve bu nedenle ürünlerin ıslanmasından dolayı taşıyanın sorumluluğunun bulunduğu belirlenmiştir.
Olaya konu olan yük zararı taşımada kullanılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklanmaktadır. Şayet konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş ise bu taşıma kabı aynı zamanda geminin alonju sayılır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olacaktır. Dolayısıyla taşıyan ortaya çıkan zarardan TTK m. 1141 (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olacaktır. Buna göre taşımaya konu MEDU237142-5 ve MSCU119291-7 numaralı konteyner taşıyan.....’nın sorumluluğunda taşındığı, konteyneri temin eden ....’nın temin ettiği ve gemiye yüklenen konteynerdeki delikten su girmesi sonucu yükteki hasarın oluştuğu belirlenmiş olduğundan geminin alonju niteliğindeki konteynerdeki bu delik nedeniyle 6102 sayılı TTK m.1141’e göre taşıyıcı sorumlu olacaktır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olacaktır. Dolayısıyla taşıyan ortaya çıkan zarardan (6102 sayılı TTK m. 1141) (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olacaktır.
Olaya konu olan yük zararının taşıyan açısından sorumluluğunun belirlenmesinde bugüne kadar uygulanan sorumluluk kuralları dikkate alındığında gerek eski Alman Hukukunda ve mahkememiz uygulamasında; taşımada kullanılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklandığı kabul edilerek şayet konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş ise bu taşıma kabı aynı zamanda geminin alonju sayılmıştır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olduğu kabul edilerek taşıyanın ortaya çıkan zarardan TTK m. 1141 (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olduğu ve sorumluluğunun sınırsız olduğu kabul edilmiştir. Ancak bu sorumluluğunun değişen doktrin ve Uluslararası sözleşmede ki sorumluluk sınırlamaları ve uygulaması (Rotterdam Kuralları m. 14’e göre bu davranışlar artık konteynerin yüke elverişli hâle getirilmesi borcu kapsamında değerlendirilmektedir) göz önüne alındığında konteynırın taşıyan tarafından tedarik edilmesi halinde (ki somut olayda ki taşıma bu şekilde gerçekleşmiş olup, davalı vekilinin ön inceleme duruşmasında ki beyanında yer aldığı üzere) taşıyanın sorumluluğu taşıyanın navlun sözleşmesinin ifasına yardımcı olmak amacıyla konteyner tedarik etmeyi taahhüt etmesi navlun sözleşmesinden doğan yan edim yükümlülüğü kabul edilmektedir. Bu halde taşıyan konteynır tedarik ederek tek bir sözleşme niteliği taşıyan ve karma sözleşme olmayan navlun sözleşmesinde taşıma ediminin yanında yan edim olarak sağlam, taşımaya ve yüke elverişli bir konteynır tedarik etmeyi yükümlenmektedir. Bu edim yan edim yükümlülüğü olmakla edimin yerine getirilmemesi halinde sorumluluğu doğmakta olup bu sorumluluk navlun sözleşmesinden ortaya çıkmakta ve sözleşmenin ihlalinden doğan (taşıyan yüke elverişli konteyner tedarik etme borcunun ihlâlinden (kötü ifa) ötürü yükle ilgililere karşı sorumlu olacaktır). TBK m. 112 ve devamına göre borcun ifa edilmemesinden dolayı sorumluluğu bulunacaktır. Taşıyanın hâkimiyet alanında bulunduğu dönemde konteynerin elverişsizliği sebebiyle ortaya çıkan eşya zararları (zıya ve hasar) için ise yüke özen borcunun ihlâlinden doğan sorumluluk kuralları (TTK m. 1178 vd.) uygulanacaktır. Yükümlülüğün ihlâl edilmesi halinde taşıyanın hâkimiyet alanı içerisinde eşya zıya veya hasara uğrarsa, yüke özen borcunun ihlâlinden doğan sorumluluk hükümleri uygulanmalıdır ([e]TTK m. 1061 vd., TTK m. 1178 vd). Konteynırda ki zıya veya hasarın taşıyanın hâkimiyet alanı dışında gerçekleşmesi hâlinde ise, navlun sözleşmesinin ihlâlinden ötürü taşıyan sorumluluk sınırlamasına tâbi olmadan ortaya çıkan bütün zararlardan sorumlu olması söz konusu olacaktır (BK m. 112 vd.).
Taşımayı FCL kaydıyla yapmakla konteynerin su geçirmezliği için gerekli denetimlerin taşıyan tarafından zorunlu denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bundan kurtuluş için gerekli ispat vasıtalarını da ortaya koymamıştır. Konteynerdeki conta zayıflama derhal anlaşılabilecek ve gözle görülebilecek nitelikte olmadığı da belirlenmiştir. 6102 sayılı TTK m.1141’e göre gerek taşıyanın geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden sorumluluğu sınırsız olduğundan ya da konteynırın taşıyan tarafından temin edilmesiyle hâkimiyet alanı içinde veya dışında olmakla birlikte meydana gelen zarardan sorumludur. Meydana gelen zarar taşıma sırasında oluşmuş olup bu zarardan dolayı taşıyanın sorumluluğu gerek TTK m. 1186’da ki yer alan sınırlamalar ve gerekse BK m.112 gereğince TTK da ki sınırlamalara tabi olmasa da bu sınırlar içeresinde kaldığından TTK m. 1186’ya göre bilirkişi raporunda da taşıyanın sorumluluk miktarı karar tarihi itibari ile meydana gelen zararın TTK m. 1186’ya göre hüküm tarihine en yakın tarihteki değeri “koli” başına (666,67 SDR x 2 konteyner (koli) x 1.43994 USD=) 1.919,93 USD x 8.5371 TL = 16.390,63 TL olduğu ve yine “kilogram” başına (2 SDR x 52.850 kg x 1. 43994 USD=) 152.201,66 USD x 8.5371 TL = 1.299.360,77 TL olduğu ve meydana gelen zarar miktarının (78.218,19 TL’nin) ekspertiz ve bilirkişi raporunda belirlendiği üzere bu sınırların altında kaldığından bu zarara hükmedilmesi gerektiği belirlenmiştir.
Takip tarihi itibariyle 13.719,12 USD’nin karşılığının 5.7066 TL olup, 13.719,12 USD karşılığı 78.289,53 TL belirlendiği ve davacının takipte 78.218,19 TL talep ettiğinden bu taleple bağlı kalındığı, yine işleyen faiz alacağının da 5.149,71 TL olup, talep miktarının 5.074,54 TL olması nedeniyle bu miktarla bağlı kalınmıştır.
Buna göre davalılardan ... A.Ş.’ye karşı olan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalı ...'ya İzafeten ... A.Ş. aleyhine açılan davanın ise kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Buna göre davacı sigortacının dava dışı sigortalının yerine halef olduğu ve alacağı ibraname ile temlik aldığından, taşıyanı sorumluluktan kurtulacak herhangi bir kurtuluş beyyinesi getirilmediğinden zarardan sorumlu olduğunun kabul edildiği..." gerekçesi ile; Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile, A-)Davacı sigorta şirketinin davalı ...'ya İzafeten ... A.Ş. aleyhine İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15382 Esas sayılı dosyası ile yaptığı takibe itirazın iptali ile takibin taleple bağlı kalınarak 78.218,19.TL asıl alacak ve 5.074,54.TL faiz olmak üzere toplam 83.292,73.TL üzerinden takibin devamına, Takip konusu asıl alacak miktarı olan 78.219,19.TL’ye takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, Alacak likit olup itiraz haksız olmakla 83.292,73.TL’nin %20 icra inkar tazminatı olan 16.658,55.TL'nin davalı borçlu ...'ya İzafeten ... A.Ş.’den tahsili ile davacıya ödenmesine, Ödemelerin icra müdürlüğünce nazara alınmasına, B-)Davacı davasını asıl taşıyan dışında ... A.Ş.’yi göstererek takip yapması ve dava açması nedeniyle TTK m. 105/2’ye aykırı olarak doğrudan acenteye karşı ve onu hasım göstererek doğrudan takip yaparak dava açamayacağından; davacının davasının bu davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taşıma sözleşmesi şartlarının yer aldığı konişmentonun 10. maddesi ile taşıma sözleşmesinden kaynaklanacak uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri ve uygulanacak hukukunun İngiliz hukuku olarak belirlendiğini, öncelikle yetki şartı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının doğrudan davalılardan ve müvekkillerinden biri olan ... A.Ş.’ye davalı .....'nın acentesi olmasından dolayı doğrudan husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, taşımaya konu mallarda oluştuğu iddia edilen hasar nedeniyle müvekkili şirkete atfedilecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, davacı tarafından hasar ile ilgili olarak taşıyana TTK'nun 1185. maddesi gereğince süresinde bir ihbar yapılmadığını, davacının hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ileri geldiğini ispatlamakla yükümlü olduğunu ve bu durumu ispatlayamadığını, hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin belli olmadığını, konteyner muhteviyatı malların ne şekilde ve neden hasarlandığının net olarak anlaşılamadığını, konteynerın hasarlandığına ilişkin herhangi bir hasar kaydının bulunmadığını, müvekkili şirket aleyhine haksız ve kötüniyetli olarak icra takibi başlatan davacı aleyhine %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken müvekkili şirket aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, nakliyat emtia sigorta poliçesinden doğan zararın rücuen tazmini için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...Dava, davacı ve davalı olmak üzere iki taraf sistemine göre kurulmuştur. Davanın taraflarının kimler olduğu davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde gösterilir. Taraf ehliyeti ise, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Hak ehliyetine sahip olan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme yeteneğine sahiptir. Taraf ehliyeti dava şartı olduğundan mahkemece tarafların taraf ehliyetine sahip olup olmadıkları hususu re’sen araştırılır.
Bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadıkları hususu ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde taraf sıfatı bir usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin maddi bir hukuk sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kural olarak, bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) o hakkın sahibine, davalı sıfatı (pasif husumet) ise; o hakka uymakla yükümlü bulunan kişiye (borçlu) aittir. Davanın tarafları o davada gerçekten taraf sıfatına sahip ise mahkeme davanın esası hakkında inceleme yaparak karar verir ( Kuru, Baki: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 331 vd.).
Görülmektedir ki, mahkemenin davanın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı, bir dava şartı, dolayısıyla bir usul hukuku sorunu değildir. Sıfat, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 E., 2016/106 K.; 11.11.2020 tarihli ve 2017/13-663 E., 2020/873 K.; 04.11.2021 tarihli ve 2018/1-941 E., 2021/1342 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir...'' (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.03.2022 tarih ve 2021/(17)-4-282 Esas 2022/299 Karar sayılı Kararı)
“…Eğer davalı, davacının yönelttiği hakkın istenebileceği kişi değilse davada taraf sıfatı olmadığından mahkemece bu durumda davaya konu edilen hakkın esası hakkında bir inceleme yapılmayıp, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir…” (Bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2005/8103 Esas sayılı ilamından)
''...Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, gerek konişmento gerekse de konişmentonun atıf yaptığı 29.03.2004 tarihli navlun ve 01.11.2009 tarihli tadil sözleşmesi uyarınca davalının taşıyan olmayıp, taşıyanın genel acentesi olduğu, acenteye sadece aracılık ettiği işlemlere ilişkin olarak izafeten dava açılabileceği, davalının dava konusu taşımaya aracılık etmediği ve acenteye doğrudan dava yöneltilemeyeceği, bu itibarla davalının pasif husumet ehliyeti olmadığından geçerli bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.02.2014 tarih ve 2013/12310 Esas 2014/2614
Karar sayılı İlamı)
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, TTK'nun 105. maddesi gereğince acenteye doğrudan dava açılamayacak olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/06/2021 tarih ve 2020/185 Esas 2021/494 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 5.689,73.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 1.422,45.TL harcın mahsubu ile bakiye 4.267,28.TL harcın davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 22.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.