T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1769
KARAR NO : 2025/1019
KARAR TARİHİ : 15/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/02/2021
NUMARASI : 2016/972 Esas 2021/161 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 15/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2025
Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; her iki müvekkili arasında 12/12/2014 tarihinde adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığını, adi ortaklık ile de davalı arasında 19/02/2015 tarihinde boru alım ve satımına ilişkin tedarik sözleşmesinin imzalandığını, adi ortaklığın davalıdan “sözleşmenin 4. maddesi uyarınca boru üretimine başlamasını ve boru üretiminin karşılığı olan çeki kendilerinden teslim almasını” istediğini, davalının sözleşmeye aykırı olarak boru üretme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, üretime başlamadığını ve ilgili çeki teslim almadığını, müvekkilinin 30/07/2015 tarihinde siparişin onaylanma isteğini bir kez daha yinelediğini, davalının üretimden imtina ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin Ankara 53. Noterliği’nden gönderdiği 26/08/2015 tarihli, 24750 yevmiye numaralı ihtarname ile “3 gün içinde üretime başlaması ve çeki teslim alması, aksi takdirde uğradıkları ve uğrayacakları zararlar ile yapılan harcamalar için rücu edileceği” hususunu davalıya bildirdiğini ancak davalının ihtarname gereğini yerine getirmediğini, müvekkilinin aynı hususları 09/09/2015 tarihinde de e-posta ile bildirdiğini, davalının bu e-posta üzerine Karşıyaka 3. Noterliği’nden gönderdiği 17/09/2015 tarihli, 21438 yevmiye numaralı ihtarname ile sözleşmeye aykırı olarak yeni birim fiyat üzerinden anlaşma isteğini ileri sürdüğünü, bunun üzerine işin aciliyeti nedeniyle müvekkilinin dava dışı ... Tic. A.Ş. ile anlaşmak zorunda kaldığını, boruların üretimi için bu şirkete 1.974.019,41 TL ödeme yaptığını, müvekkilinin davalının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle 171.404,00 Euro fazla ödeme yaptığını, 04/11/2015 tarihli, 31160 yevmiye numaralı ihtarname ile bu zararın karşılanmasını istediğini ancak davalının söz konusu zararı gidermediğini, bunun üzerine davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının itirazının haksız olduğunu belirterek, davalının itirazının iptaline, müvekkili yararına % 20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müspet zararın istenebilmesi için ancak davalının temerrüte düşmesi gerektiğini, oysa sözleşmeye aykırı davranan ve temerrüte düşen tarafın davacı olduğunu, bu nedenle menfi ya da müspet zarar adı altında alacak isteyemeyeceğini, iş ortaklığını oluşturan davacı şirketlerin taahhüt ettikleri ve tahsil için verdikleri çekleri gününde ödemediklerini ve temerrüte düştüklerini, davacıların ödemedikleri çekler için erteleme istediklerini ve karşılıksız kaşesi vurulmamasını istediklerini, davacıların ödemedeki temerrütlerinin şirket kayıtları ve şirket içi yazışmalar ile sabit olduğunu, bu hususta bilirkişi incelemesi yapılmasını istediklerini, sözleşmenin 8. maddesinde temerrütün düzenlendiğini, buna göre alıcının herhangi bir çek ve senedi gününde ödememesi durumunda diğer çek veya senetlerin de muaccel hale geleceğini, müvekkilinin, ödemede temerrüt oluşması nedeniyle “sonraki satışların ancak peşin ödeme karşılığı yapılacağını ya da ödeme çekleri ile birlikte çek miktarı kadar banka teminat mektubunun verilmesi halinde ticarete devama hazır olduğunu” bildirdiğini ancak davacı tarafın hiçbir bankadan teminat mektubu alamadığını ve nakit ödeme yapamadığını, davacı tarafın yeniden çek teklif ettiğini ancak müvekkilinin “çek ile alışveriş yapılmayacağını, peşin ödeme ya da teminat mektubu ile alışveriş yapacaklarını” davacılara bildirdiğini, zararın varlığı kabul edilse bile bu zarara davacıların kendi kusurları ile sebebiyet verdiklerini, müvekkilinin hiçbir tazmin borcunun olmadığını, davacılardan ... Firmasının borca batık olduğunu, iflas erteleme davası açtığını, davacıların basiretli bir tacir gibi davranmadıklarını, ifa imkansızlığına kendilerinin sebebiyet verdiklerini, taraflar arasındaki sözleşmenin 4/son maddesi uyarınca alıcının siparişin tamamını 30/07/2015 tarihine kadar vermiş olması gerektiğini, oysa davacının 19/02/2015 tarihinden 2015 yılı Temmuz ayına kadar 5 ay içerisinde sözleşme konusu malın sadece % 40’ını sipariş verdiğini ve üretim yapıldığını, kalan kısmın siparişini 7. ayda verdiğini, bu kısmın bir ayda üretilmesinin fiilen mümkün olmadığını, takibe konu alacağın likit olmadığını, bu nedenle tazminat istenemeyeceğini belirterek, davanın reddine, müvekkili yararına % 20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Toplanan tüm deliller, aldırılan bilirkişi raporları çerçevesinde somut olaya bakıldığında; davacı taraf, ödeme yapılmasına ve sipariş verilmesine rağmen davalı yüklenici tarafından üretime geçilmediği iddiasına dayanarak eldeki bu davayı açmıştır. Davalı yüklenicinin, eseri sözleşmeye uygun şekilde teslim ettiğini kanıtlama yükümlülüğü bulunmakla birlikte esasen davalı taraf teslimin gerçekleştiğini de savunmamış, aksine davacı şirketlerin taahhüt ettikleri ve tahsil için verdikleri çekleri gününde ödemediklerini ve temerrüte düştüklerini savunmuştur. Her iki taraf vekilinin de kabulüne göre; davalı tarafından 20/04/2015 tarihinden sonra herhangi bir üretim ve davacı tarafa mal teslimi yapılmamıştır. Sözleşmede kararlaştırılan sürede davalıya ürün siparişinde bulunulduğunu ve ödeme yaptığını ispat yükü davacı tarafa aittir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4. maddesinde “siparişin tamamının en geç 30/07/2015 tarihine kadar verilmiş olacağı” düzenlenmiştir. Bu düzenleme üretimin süresine ilişkin bir düzenleme değildir. Zira; sözleşmede üretimin ne kadarlık bir sürede yapılacağı konusunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Nitekim; davalı vekili 22/12/2017 tarihli dilekçesinde “ürünün % 40’ının siparişinin 19/02/2015 tarihinden 2015 Temmuz ayına kadar verildiğini, kalan % 60’ının siparişinin Temmuz ayında verildiğini” bildirmiştir. Bu ifadeden ve Ankara 53. Noterliği’nin 26/08/2015 tarihli ihtarname içeriğinden yola çıkıldığında; sözleşmenin 4. maddesine göre siparişin en geç 30/07/2015 tarihine kadar verilmiş olması gerektiğinden davacının, sözleşmede kararlaştırılan süreye uygun olarak 28/07/2015 tarihinde davalıya sipariş verdiği ancak davalının üretime geçmediği sonucuna ulaşılmıştır. Sözleşmede sipariş ile birlikte 90 gün vadeli çeklerin davalıya teslim edileceğinin kararlaştırılmış olması ve davacı tarafın Ankara 53. Noterliği’nin 26/08/2015 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan "3 gün içerisinde üretime başlamasını ve çeki teslim almasını" istemiş bulunması karşısında TBK'nın 106. maddesi gereğince davalının teslimde temerrüte düştüğü kabul edilmiştir. Davacı tarafın sözleşme kapsamında davalıya verdiği 29/05/2015 tarihli 0012626 numaralı ve 12/06/2015 tarihli 0012627 numaralı iki adet çekin vadesinde ödendiği, 26/06/2015 tarihli 0012628 numaralı çekin ise vade tarihinden 7 gün sonra 06/07/2015 tarihinde ödendiği belirlenmiştir. TTK’nın 796/1 maddesi gereğince çek, düzenlendiği yerde ödenecekse 10 gün, düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse 1 ay içerisinde ibraz edilmelidir. 26/06/2015 tarihli çekin TTK’nın 796/1 maddesinde düzenlenen sürelerde ibraz edilip ödemenin yapıldığı anlaşıldığından davacı tarafın ödeme yönünden temerrüdünün oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davalının süresinde yapılan ürün siparişine ve ödemeye rağmen üretime geçip davacıya mal teslim etmediği, davacının, aynı nitelikte boruların üretimi için dava dışı şirketle anlaşmak zorunda kaldığı ve mal tedariki yoluna gittiği, dava dışı firmanın ise davacı tarafa 30/11/2015 ve 09/12/2015 tarihli faturaları düzenlediği, davacı tarafça bu firmaya 1.974.019,41 TL ödeme yapıldığı, davalının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle davacının aradaki fark tutarı olan 171.404,00 Euro zararının oluştuğu, davalının, zararın oluşumunda kendisine yüklenebilecek kusurun bulunmadığı hususunu ispatlayamadığı, bu nedenle de davacı zararını gidermekle yükümlü olduğu anlaşıldığından, haklı görülen davanın kabulüne, davalının 171.404,00 Euro’su asıl alacak ve 821,80 Euro'su işlemiş faiz olmak üzere toplam 172.225,80 Euro borca itirazının iptaline karara verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Alacak likit olmayıp, yargılamayı gerektirdiğinden; davacılar vekilinin tazminat isteği haklı görülmemiş, reddine karar verilmiştir," gerekçesi ile;
"Davanın KABULÜ ile;
İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün 2016/4114 sayılı dosyasında davalının 171.404,00 Euro’su asıl alacak ve 821,80 Euro'su işlemiş faiz olmak üzere toplam 172.225,80 Euro borca itirazının iptaline,
171.404,00 Euro asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren bu yabancı para bakımından 3095 sayılı kanunun 4-a maddesi gereğince Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden faiz yürütülmek suretiyle takibin bu miktar üzerinden devamına,
Alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacılar vekilinin tazminat isteğinin reddine, şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin "davanın kabulü" kararının hukuka uygun olduğunu, ancak ... sözleşme aykırı şekilde malzemeleri temin etmediği gibi; Ortaklıkın, bu sebeple uğradığı maddi zararın tazmini amacıyla başlatılan icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini, icra inkar tazminatı taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ...'in 19.04.2016 tarihinde, söz konusu borca, faize, faiz oranına, husumete, zamanaşımına ve borcun tüm ferilerine haksız olarak itiraz ettiğini, icra takibini durdurduğunu, ...in itirazının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, haksız ve kötü niyetli yapılan itirazın iptali ile birlikte icra inkar tazminatına da hükmedilmesinin gerektiğini, ..., ... - ... Adi Ortaklığının başlatmış olduğu 171.404 Euro tutarındaki icra takibine, haksız olduğunu bile bile, tamamen borcunu ödemeyi sürüncemede bırakmak amacıyla, kendisine gönderilen ihtarlara rağmen kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, beyanla ve açıkladıkları tüm nedenlerle yerel mahkemenin ilamının "icra inkar tazminatı" yönünden kaldırılarak, icra inkar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının eksik ve hatalı inceleme, irdeleme ürünü olduğunu, davacı borçlunun temerrüdünün oluştuğunu, çekin vadesinden 7 gün sonra 06/07/2015 tarihinde ödendiğini, mahkemece çekin kanuni ibraz sürelerinin belirtilerek temerrüt olgusunun oluşmadığının kabulünün hatalı olduğunu, davacının kötü niyetle sözleşmeye aykırı mal siparişiyle ifa imkansızlığına sebep olduğunu, sözleşmenin imzalanmasını takip eden 5 ay içerisinde sözleşmede kararlaştırılan mal miktarının yalnızca % 40'lık kısmını sipariş edebilen davalının kalan % 60'lık mal bölümünün siparişini sözleşmenin son iş günü verdiğini, mal siparişinde temerrüde düştüğünü, müvekkili ile davacı arasında yapılmış olan sözleşmeden bağımsız farklı ve yeni bir ticari sözleşme olduğunu, ikame sözleşmesi olmadığını, davacının dayanağı 3.kişi firma ile sözleşmesi ve müvekkiline çektiği tazmin talepli ihtarnamenin TL bazında olduğu halde Euro üzerinden zarar kabulü ile hüküm kurulmasının ayrıca hatalı olduğunu, müvekkilince davacının siparişine karşılık teminat sunmasının istenmesinin mal alım talebinin reddinin hukuka uygun olduğunu, davacının dava dışı 3.kişi firmayla, davalı ile imzaladığından farklı yeni ve başka bir ticari ilişkiye dair sözleşme imzaladığını, farklı miktar ve nitelikte mal alışlarının bulunduğunu, davacının dava dışı 3.kişi ile yeni bir ticari ilişki kurduğunu, müvekkili ile olan sözleşmenin yerine getirilmemesi iddiasında doğan zararın tazmini taleplerinin hukuka ve ticari ahlaka aykırı kötü niyetli alacak yaratma çabası olduğunu, dosya kapsamında inceleme yapılması ve bilirkişi raporu alınması talepleri dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile karar verildiğini, davacının zarar iddiasının incelenmeden kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, tedarik sözleşmesine dayalı zarardan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2016/4114 sayılı dosyasının fotokopisinin dosya içerisinde mevcut olduğu, takip talebi ve ödeme emri fotokopisinde imza ve tarih bölümlerini gösterir alt kısmı çıkmamış ise de talep edilen Euro tutarın TL karşılığının yazılı olduğu, ödeme emrinin 19/04/2016 tarihinde tebliğ edildiği, 19/04/2016 tarihinde borçlu tarafından itiraz edildiği, 01/08/2016 tarihli alacağın Euro gösterildiği ödeme emri bulunduğu, davacının dava dilekçesi ekinde de 01/08/2016 tarihli ödeme emri ve 19/04/2016 tarihli itiraz dilekçesi bulunduğu, 01/08/2016 tarihli ödeme emrinin tebliğine ilişkin evrak bulunmadığı, davalı tarafça bu hususta icra dosyasında ve cevap dilkeçesinre bir itiraz da olmadığı, bu durumda takip talebinde yabancı para alacağının harca esas değer olarak Türk Lirası karşılığı gösterildiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf, adi ortaklık ile de davalı arasında boru alım ve satımına ilişkin tedarik sözleşmesinin imzalandığını, adi ortaklığın davalıdan “sözleşmenin 4. maddesi uyarınca boru üretimine başlamasını ve boru üretiminin karşılığı olan çeki kendilerinden teslim almasını” istediğini, davalının sözleşmeye aykırı olarak boru üretme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ihtarname ile “3 gün içinde üretime başlaması ve çeki teslim alması, aksi takdirde uğradıkları ve uğrayacakları zararlar ile yapılan harcamalar için rücu edileceği” hususunu davalıya bildirdiğini ancak davalının ihtarname gereğini yerine getirmediğini, işin aciliyeti nedeniyle dava dışı şirket ile anlaşmak zorunda kaldığını, davalının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle 171.404,00 Euro fazla ödeme yaptığını, davalının söz konusu zararı gidermediğini, davalı hakkında İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2016/4114 sayılı dosyası icra takibi başlatıldığını beyanla itirazın iptali talebiyle dava açmıştır. Davalı taraf, müspet zararın istenebilmesi için ancak davalının temerrüte düşmesi gerektiğini, oysa sözleşmeye aykırı davranan ve temerrüte düşen tarafın davacı olduğunu, bu nedenle menfi ya da müspet zarar adı altında alacak isteyemeyeceğini, iş ortaklığını oluşturan davacı şirketlerin taahhüt ettikleri ve tahsil için verdikleri çekleri gününde ödemediklerini ve temerrüte düştüklerini, borcun bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacının sözleşme kapsamında davalıya siparişin ilk bölümü için verdiği 29/05/2015 ve 12/06/2015 tarihli iki adet çekin vadesinde ödendiği, 26/06/2015 tarihli çekin ise vade tarihinden 7 gün sonra da olsa 06/07/2015 tarihinde ödendiği, davacı tarafın sipariş tarihi itibariyle ödenmemiş çekinin bulunmadığı, taraflar arasında imzalanan Euro bedelli tedarik sözleşmesinin 4. Maddesinde siparişin tamamının en geç 30/07/2015 tarihine kadar verilmiş olacağının ve fiyat listesinin belirlenen birim fiyatlara göre hazırlanacagı düzenlenmiş olup, davacı tarafından siparişin kararlaştırılan süreye uygun olarak 28/07/2015 tarihinde verilmesine, davacı ihtarnamesinden sonra düzenlenen 17/09/2015 tarihli cevabi ihtarnamede davalının karşılıklı kabul edilecek yeni birim fiyatlar üzerinden peşin veya teminat mektubuna bağlı çekle ödeme yapılması durumunda ticarete devama hazır olduklarını bildirmiş olmasına göre davalının teslimde temerrüte düştüğü, dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacının sözleşme kapsamında davalıya siparişin ilk bölümü için verdiği 29/05/2015 ve 12/06/2015 tarihli iki adet çekin vadesinde ödendiği, 26/06/2015 tarihli çekin ise vade tarihinden 7 gün sonra da olsa 06/07/2015 tarihinde ödendiği, davacı tarafın sipariş tarihi itibariyle ödenmemiş çekinin bulunmadığı, taraflar arasında imzalanan Euro bedelli tedarik sözleşmesinin 4. Maddesinde siparişin tamamının en geç 30/07/2015 tarihine kadar verilmiş olacağının ve fiyat listesinin belirlenen birim fiyatlara göre hazırlanacagı düzenlenmiş olup, davacı tarafından siparişin kararlaştırılan süreye uygun olarak 28/07/2015 tarihinde verilmesine, davacı ihtarnamesinden sonra düzenlenen 17/09/2015 tarihli cevabi ihtarnamede davalının karşılıklı kabul edilecek yeni birim fiyatlar üzerinden peşin veya teminat mektubuna bağlı çekle ödeme yapılması durumunda ticarete devama hazır olduklarını bildirmiş olmasına göre davalının teslimde temerrüte düştüğünün kabulü gerekmesine, alınan bilirkişi raporunda dava dışı firma tarafından davacı adına düzenlenen 30/11/2015 ve 09/12/2015 tarihli faturalarda gösterilen işin bu davanın tarafları arasında imzalanan sözleşme gereğince üretimi kararlaştırılan işle uyumlu olduğunu, fatura bedellerinin 2015 yılı piyasa rayiçlerine uygun olduğu bildirilmiş olmasına, davacının ürünleri dava dışı firmadan temin etmesinden kaynaklı uğramış olduğu zararı davalıdan talep edebileceğine, uyuşmazlıkta zarar miktarının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin isabetli olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19/02/2021 tarih, 2016/972 Esas ve 2021/161 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 37.315,41 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 9.329,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 27.986,41 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
6-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın re'sen taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.15/05/2025