T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1656
KARAR NO : 2025/630
KARAR TARİHİ : 20/03/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/04/2021
NUMARASI : 2017/781 Esas 2021/371 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
BAM KARAR TARİHİ : 20/03/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 20/03/2025
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı arasında 06.01.2014 tarihinde ticari ilişkiye binaen satış sözleşmesi imzalandığı ve 04.02.2014 tarihinde davalı şirkete 334.000,00 TL bedelli tapu masrafları ile birlikte toplamda 350.000,00 TL bedel karşılığında 3 taşınmazın satıldığı, ticari satıma ilişkin olarak satıcı tarafından 04.02.2014 tarihli 334.000,00 TL faturda tanzim edildiği ve şirket tarafından faturaya istinaden aynı gün davalı şirket hesabından müvekkil şirket hesabına 300.000,00 TL yatırıldığı, bakiye 8.375,00 TL nin ödeneceği vaad edildiği, kayıt altına alındığı ve imzalandığı, bakiye bedel ödenmediğinden noterde düzenlenen ihtarnamenin davalı tarafa gönderildiği ihtara rağmen ödeme yapılmadığından hakkında icra takibi başlatıldığı ancak haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına davalının mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tapu satışlarının resmi şekilde yapılması gerektiğinden harici sözleşmenin geçersiz bulunduğu, müvekkili gayrimenkulu satın aldıktan sonra 04.02.2014-15.04.2014 tarihleri arasında kiracı sıfatı ile davacının işgal ettiğini, bu sebeple müvekkilin 29.05.2015 tarihli fatura ile davacıdan 8.774,46 TL alacağı bulunduğu beyan edilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "..., Dava, gayrimenkul satışından kaynaklanan bakiye alacağın tahsiline yönelik İİK 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali istemlidir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İtirazın iptali davasının koşullarını; ilamsız bir icra takibine girişilmesi, bu takip nedeniyle çıkarılan ödeme emrine 7 günlük itiraz süresi içinde itiraz edilmiş olması, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde mahkemeden itirazın iptalinin talep edilmesi şeklinde sıralamak mümkündür.
İtirazın iptali davası icra takibi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2004 tarih 2004/19-410 Esas, 2004/471 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, itirazın iptali davasının görülebilmesi için, öncelikle ortada takip hukuku kuralları çerçevesinde yasaya ve yöntemine uygun şekilde yapılmış geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Ortada geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. Bu husus dava şartıdır ve mahkemece re’sen gözetilmesi gerekmektedir.
2004 Sayılı İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının dava ederek haklı çıkması zorunludur. Borçlunun kötüniyetle itiraz etmiş olması yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatına, işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı alacağın likit ve belli olması gerekir. Borçlu, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve belli olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. İİK 67/2. madde hükmünün amacı, borçlu olduğu miktarı bilebilecek veya bilebilecek durumda olan borçlunun icra takibine konu alacağın varlığına haksız olarak itiraz etmesini önlemektir. (Prof.Dr.B.Kuru İ.İ.Huk.2008.İst.sh.230-231).
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı aleyhinde İzmir 11. İcra Dairesinin 2014/16189 sayılı dosyasında taşınmaz satışından kaynaklanan bakiye alacağa istinaden 8.375,00 TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı, ödeme emrinin borçluya 08/05/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 08/05/2015 tarihinde yasal süresi içerisinde borca ve ferilerine itiraz ettiği, icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, işbu itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ikame edildiği, borçlunun itirazının iptalinin talep edildiği, tarafları tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren nispi ticari dava niteliğine sahip uyuşmazlıkta mahkememizce 16/12/2016 tarih ve 2016/547 esas, 2016/1226 karar sayılı ilam ile davanın kabulüne karar verildiği, davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17 Hukuk Dairesinin 28/04/2017 tarih ve 2017/407 esas, 2017/424 karar sayılı ilamı ile taraflar arasında 06.01.2014 tarihinde önce harici satım sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede tapu teslim bedeli olarak 3 adet taşınmazın 350.000 TL ye satıldığı belirtildiği, daha sonra 04.02.2014 tarihinde tapuda resmi devir işlemi ve satım akdi yapılarak davacı-satıcının her bir taşınmaz bedeli 130.000 TL üzerinden satım bedelini nakden ve peşinen aldığını resmi satım akdinde beyan ettiği, bakiye satım bedelini saklı tutmadığının anlaşıldığı, davacı-satıcının resmi akit tablosunda toplam 390.000 TL yi peşin aldığına ilişkin beyanının aksini HMK'nın 200. maddesi uyarınca usulüne uygun yazılı delille veya yeminle ispat edebileceği, davacının icra takip dosyasında takip talebinde ve ödeme emrinde borcun sebebi olarak davalıya satılan 3 adet taşınmazdan bakiye alacak tutarını gösterdiği ve takip dosyasına harici satım sözleşmesi ve belge örneğini eklediği, itirazın iptali davasının niteliği gereği takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu, davalı tarafın da bu belgelerdeki imzaların müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını ileri sürdüğü, bu durumda dava konusu takip dosyasının dayanağı harici satım sözleşmesi ile diğer belgenin asılları getirtilerek davalı şirketin söz konusu sözleşme ve belge tarihi itibariyle yetkilisinin ticari sicil kayıtları ile kim olduğu tespit edildikten sonra sözleşme ve belge tarihi itibariyle yetkili olan davalı şirket yetkilisinin bu sözleşme ve belge tarihinden öncesine ait mukayeseye uygun belge asılları getirtilerek HMK'nın 211. maddesi uyarınca bu iki belgedeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunda konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınması ve tüm deliller toplanıp değerlendirildikten ve karar yerinde tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkememiz ilamının kaldırılmasına karar verildiği, mahkememizce istinaf ilamı doğrultusunda davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtlarının dosyaya kazandırıldığı, ayrıca davacıya takibe dayanak 06/01/2014 tarihli harici satım sözleşmesi ve 29/05/2014 tarihli tahsilat ve borç beyanına ilişkin belge asıllarını sunmak üzere süre verildiği, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün cevabı yazısına göre davalı şirketin 2014 yılında yetkilisinin ... olduğu, davacı tarafından sadece 06/01/2014 tarihi harici satım sözleşmesinin aslının sunulduğu, 29/05/2014 tarihli belge asıllarının mahkememize sunulmadığı, mahkememizce yapılan bilirkişi incelemesinde 06/01/2014 tarihli harici satım sözleşmesi altındaki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olmadığının tespit edildiği, 29/05/2014 tarihli belge aslı sunulmadığından mahkememizce bu yönde herhangi bir inceleme yapılamadığı, yine davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı dikkate alınarak yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda davacıya tebligat çıkartıldığı, davacının kendisine tanınan yasal süre içerisinde yemin deliline başvurmadığı, takip dayanağı olarak gösterilen belgelerin davalıdan sadır olduğu davacı tarafından ispatlanmadığından davacının takibe konu alacağın varlığının sübut bulmadığı, her ne kadar davacı cari hesap nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürmüş ise de, davanın niteliğine göre takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu, bu sebeple davacının iddiasına değiştirip genişletemeyeceği anlaşılmakla, davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davalı davacının kötüniyetli olduğunu savunmuş ve kötü niyet tazminat talebinde bulunmuş ise de, davaya konu uyuşmazlığın taraflar arasındaki ticari satım ilişkisinden kaynaklandığı, davacının kötüniyetli olduğunun davalı tarafından ispatlanmadığı anlaşılmakla kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir," gerekçesi ile;
"1-Davanın REDDİNE,
2-Yasal koşulları oluşmadığından kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme tarafından verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya karşı davalı yan tarafından sunulan 10.05.2016 tarihli cevap ve 20.06.2016 tarihli ikinci cevap dilekçelerinde "Davalı gayrimenkulü müvekkilime sattıktan sonra 04.02.2014-15.04.2015 tarihleri arasında kiracı sıfatı ile taşınmazı işgal etmiştir" demek suretiyle aradaki satım sözleşmesinin ve bu sözleşmeye dayalı işlemlerin kabul edildiğinin açıkça beyan edildiğini, kaldı ki bu sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafından müvekkili hesabına 300.000 TL yatırıldığını, daha sonra ise kaşe üzerindeki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığına ilişkin beyanda bulunulduğunu, şayet kaşe üzerindeki imza şirket yetkilisine ait değilse ya da şirket yetkilisi gibi hareket eden birine ait değilse davalı şirketin neden bu satım sözleşmesine dayalı olarak müvekkili hesabına 300.000 TL para yatırdığını, bu bedel yatırılırken kabul edilen ve ne cevap dilekçeleri ile ne 25.05.2015 tarihli cevabı ihtarname ile inkar edilmeyen imzanın sonradan inkar edildiğini, söz konusu hususlar incelenmeksizin yerel mahkemece verilen kararın açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, 01.04.2019 tarihli bilirkişi raporu ile de davalının kötüniyetinin ispatlandığını, şirket ortağı ...'a ait olan imzanın neden inkar edildiğinin açığa kavuştuğunu, davalı yanın, Ticaret Sicil Gazetesinde de görüleceği üzere şirket ortağı ... tarafından imzalanan sözleşmeyi kabul ettiğini, sözleşmeye istinaden bir kısım bedeli müvekkil hesabına yatırdığını fakat kalan bedeli yatırmamak için iş bu davada kötüniyetli olarak imzanın, şirketi temsile yetkili ...'a ait olmadığını iddia ettiğini, davalı yanın imzanın ...'a ait olmasını fırsat bilerek imzayı inkar etme yolunu seçtiğini, davalı tarafından sadece 06.01.2014 tarihli belge üzerindeki imzanın inkar edildiğini, hal böyleyken 29.05.2014 tarihli belge üzerinde yer alan imzanın kime ait olduğu hususunda inceleme yapılması için yerel mahkeme tarafından belge aslının sunulmasının istenilmesinin usul ekonomisi ilkesinin açıkça ihlali olduğunu, davalı yanca 29.05.2014 tarihli belgedeki imza inkar edilmediğinden söz konusu belgede imza incelemesi yapılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, taşınmaz satımından kaynaklı bakiye alacağa dayalı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Davacı tarafça, davalı arasında ticari ilişkiye binaen satış sözleşmesi imzalandığı ve davalı şirkete 3 taşınmazın satıldığı, ticari satıma ilişkin olarak satıcı tarafından 04.02.2014 tarihli 334.000,00 TL faturda tanzim edildiği ve şirket tarafından faturaya istinaden aynı gün davalı şirket hesabından müvekkil şirket hesabına 300.000,00 TL yatırıldığı, bakiye 8.375,00 TL'nin ödeneceği vaad edildiği, ancak ödeme yapılmaması üzerine icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacı satıcı resmi akit tablosundaki bedeli peşin aldığına ilişkin beyanının aksini HMK'nın 200. maddesi uyarınca usulüne uygun yazılı delille veya yeminle ispat edebilecek olup davaya ve takibe dayanak harici satım sözleşmesi altındaki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olmadığının tespit edilmesine, 29/05/2014 tarihli belge aslı sunulmamasına ve yemin deliline başvurulmadığından davacının davasını kanıtlayamadığının anlaşılmış olmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/04/2021 tarih, 2017/781 Esas ve 2021/371 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 20/03/2025