T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/1043
KARAR NO : 2024/1509
TÜRKMİLLETİADINA
İSTİNAFKARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/01/2020
NUMARASI : 2017/897 Esas 2020/39 Karar
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ : 12/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 12/09/2024
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/897 Esas ve 2020/39 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesi ile; Davacı gerçek kişinin süt ve süt ürünleri ile gıda maddelerinin ticaretini yaptığı, 030677 nolu 11/09/2015 tarihli 35.000,00 TL bedelli fatura, 030678 nolu 13/09/2015 tarihli 40.000,00 TL bedelli fatura ve 030679 nolu 15/09/2015 tarihli 20.000,00 TL bedelli faturaları ile faturalara konu mal olan susamı davalı şirkete teslim ettiği, davalı şirketin fatura bedellerini davacı gerçek kişiye ödemediği, ilgili faturalardan kaynaklanan 109.647,81 TL alacağın tahsili için 30/05/2017 tarih itibari ile İzmir 15. İcra Müdürlüğü'nün 2017/9464 tarihli sayılı takip dosyası ile takibin başlatıldığı, davalı şirketin takibe itiraz ettiği, takibin durduğu, itirazın iptali ile takibin devamı ile %20'den aşağı olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
Dava dilekçesi davalı şirkete tebliğ edilmiş, davalı şirket vekilinin 08/09/2017 tarihli yanıt dilekçesi ile; Davaya konu faturalardan kaynaklı davacı gerçek kişinin davalı şirketten alacağının olmadığı, davacı tarafından 15.675 kg susam faturası kesildiği, fatura içeriği susam gelmediği için davalı şirket tarafından 29/04/2016 tarihinde B seri 728128 sıra numaralı 125.000,00 TL bedelli iade faturası kesildiği, davacı tarafından dosyaya konu faturaların irsaliyeli fatura olmadığı, malların teslim edildiğine dair herhangi bir beyan ve kaydın dosyaya sunulmadığı, faturaya konu malların teslimine ilişkin ispat yükümlülüğünün davacı tarafta olduğu, davalı şirketin takip öncesi temerrüde düşürülmediği, davacının takip ile birlikte 14.647,81 TL işlemiş faiz talep ettiği, 818 Sayılı Borçlar Kanunu madde 104 ve 6098 sayılı TBK mad. 121 uyarınca temerrüde hasıl olmadan faiz talebinin mümkün olmadığı, faiz borcuna itiraz ettikleri, %20'den az olmamak kaydı ile davacı tarafın kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ettiği görülmüştür.
İzmir 15. İcra Müdürlüğü 2017/9464 Sayılı takip dosyası celb edilerek dosyamız içerisine alınmıştır, dosyanın yapılan incelemesinde; Alacaklısının dosyamız davacısı gerçek kişi, borçlusunun dosyamız davalısı şirket olduğu,31/05/2017 tarihinde Turgutlu İcra Müdürlüğünde 2017/1880 Esas sayılı takip dosyasında dava konusu faturalar ile 95.000,00 TL asıl alacak, 14.647,81 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 109.647,81 TL üzerinden takibin başlatıldığı, davalı şirket vekilinin 06/06/2017 tarihli dilekçesi ile takibe, yetkiye, borca, faize, işlemiş faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, 22/06/2017 tarihili karar ile itirazın kabulü ile takibin yetki yönünden durdurulması yönünde karar verildiği, 23/06/2017 tarihli davacı vekili dilekçesi ile dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesinin istendiği, 26/06/2017 tarihli karar ile dosyanın yetkisizlik nedeni ile kapatılmasına, dosyanın yetkili icra müdürlüğü olan İzmir İcra Müdürlüklerine gönderilmesi yönünde karar verildiği, İzmir 15 İcra Müdürlüğünün 2017/9464 Esas sayılı takip dosyası açılarak 18/07/2017 tarihinde takibin tekrar başlatıldığı, davalı şirket vekilinin 21/07/2017 tarihli dilekçesi ile takibe, yetkiye, borca, faize, işlemiş faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, 24/07/2017 tarihili karar ile itirazın kabulü ve takibin durdurulması yönünde karar verildiği görülmüştür.
Dava davacı tarafından davalıya satıldığı ve teslim edildiği iddia edilen ürünlere ilişkin düzenlendiği belirtilen 3 adet fatura bedelinin davalı tarafından ödenmediği ve alacaklı olduğu iddiasıyla davalı aleyhine başlatılan icra takibine itirazın iptali davasıdır.
Davacıya ait ticari defter ve kayıtların üzerinde inceleme yapmak üzere dosya Turgutlu 2 Asliye Hukuk Mahkemesine yönerge yolu ile gönderilmiş, SMMM bilirkişisine tevdi edilmiş, 25/05/2018 havale tarihli bilirkişi raporunun yapılan incelemesinde; Davacı gerçek kişinin 2015 yılına ait yasal defterlerinin TTK mad. 64/3 gereğince sahibi lehine kesin delil olma vasfına haiz olduğu, davalı şirketten 15/09/2015 tarihi itibari ile 95.000,00 TL alacaklı olduğunun resmi defter ve belgelerine göre tespit edildiği, davacı şirket tarafından düzenlendiği beyan edilen 728188 nolu 125.000,00 TL bedeli iade faturasının davacı gerçek kişi resmi defter ve belgelerinde kaydının olmadığı, dava tarihi olan 09/08/2017 tarihi itibari ile 95.000,00 TL asıl alacağa 1.639,73 TL yasal faizi işlediğinini tespit edildiği, takdirin mahkemeye bırakıldığı yönünde kanaat kullanıldığı görülmüştür.
Davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtların incelenmesi için davalı vekiline tebliğ edilen meşruatlı davetiyeye rağmen davalı ticari defter ve kayıtlarının dosyaya sunulmadığı ve bulunduğu adresin bildirilmediği görülmüştür. Davacı tarafından düzenlenen ve vergi dairesine sunulan beyanameler ile davalı şirketin düzenlediği ve vergi dairesine ibraz ettiği beyanameler bağlı oldukları vergi dairelerinden istenilmiş yapılan incelemede davalı şirketin ve davacının aynı bedelde faturaları vergi dairelerine beyan ettikleri görülmüştür.
Davalı tarafça her ne kadar yanıt dilekçesinde ilgili faturanın iade faturası düzenlenerek iade edildiği beyan edilmiş ise de faturaların düzenlendiği ve davalı şirketçe vergi dairesine beyan edildiği görülmekle süresi geçtikten sonra iade faturasının düzenlendiği ve bu haliyle yapılan işlemin içeriği itibariyle usulune uygun olmadığı tespit edilmiştir.
Davacının her ne kadar esnaf sicilini kayıtlı olduğu görülmüş ise de, tacirler tarafından tutalan defterlerin davacı tarafından tutulduğu, yevmiye defteri ve defter-i kebir'in, ayrıca envanter defterinin davacı tarafından düzenlendiği ve bilirkişi incelemesine sunulduğu, bu nedenle mahkememizin görevli olduğu kanaatine varılmıştır.
Dosyada yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacı ile davalı arasında mal alım satımından kaynaklı olarak düzenlenen fatura bedellerinin davalı tarafından ödenmediği iddiasıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edildiği, itirazın iptali istemi ile iş bu davanın açıldığı, davalı tarafça faturalarda gösterilen ürünlerin davalıya teslim edilmediği, bu nedenle davalının borçlu olmadığı yönünde beyanda bulunulduğu, davacı tarafından düzenlenen fatura içeriğindeki ürünlerin teslim edilmemesi nedeniyle iade faturasının düzenlendiğinin beyan edildiği yapılan incelemede, dayanılan faturaların 11/09/2015, 13/09/2015 ve 15/09/2015 tarihlerini taşıdığı bu tarihlerden sonra 2015 yılı kasım ayı itibariyle davalı şirket tarafından davalı şirketin bağlı olduğu Bornova Vergi Dairesine davacı tarafından düzenlenen faturaların beyan edildiği, buna ilişkin BA formunun düzenlendiği, davacı tarafça bağlı olduğu Turgutlu Vergi Dairesine aynı bedelde 3 adet faturaya ilişkin BS bildiriminin olduğu, TTK md 21/2 uyarınca "bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren 8 gün içerisinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış ise bu içeriği kabul etmiş sayılır" hükmü uyarınca davalının bağlı olduğu vergi dairesine takibe dayanak faturaları beyan ettiği görülmekle bu fatura içeriğinin kabul edildiğinin kabulü gerektiği, davalı tarafından düzenlendiği beyan edilen iade faturasının davacı tarafça kabul edildiği ve kayıtlarına geçtiğine dair herhangi bir beyan ve belgenin tespit edilemediği, kaldı ki iade faturasının süresi içerisinde olmadığı, davacı tarafça icra takibine konu edilen bedele her ne kadar faiz işletilmiş ise de, davalının takibe kadar temerrüde düşürüldüğünü gösterir herhangi bir delilin dosyada olmadığı, bu nedenle takip tarihinden sonra işletilecek faizden sorumlu olabileceği, takip tarihine kadar herhangi bir faizin işletilmesinin mümkün olmadığı, alacağın niteliği dikkate alınarak likit olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatı isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği...'' gerekçesi ile; DAVANIN KISMEN KABULÜNE, İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2017/9464 esas sayılı takip dosyasında davalının itirazının kısmen iptaline, takibin 95.000,00.TL asıl alacak yönünden devamına, Fazlaya ilişkin istemin reddine, İcra inkar tazminatı isteminin kabulüne, Hükmedilen asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, takip konusu faturaların içeriği ürünlerin, müvekkiline teslim edilmediğinden faturayı düzenleyen davacının, teslim konusunu ispat etmesi gerektiğini, davacının faturalara konu ürünlerin teslimini ispatlayamadığını, salt defter incelemesinin malların teslim edildiğini ispat edemeyeceğini belirtilerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından Vergi Dairesine bildirilen takibe dayanak faturaların borcunun ödendiğinin yada iade faturasına konu malların iade edildiğinin yasal delillerle ispatlanamamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Ancak; yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, dava ya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de re'sen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur.
Bu açıklamalar uyarınca mahkemece; davalı vekilince cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı, iade faturasına konu malların iade edildiği yada faturaya konu bakiye alacağın ödendiği hususunda ispat yükü kendisinde olan davalının iddialarını yazılı delille ispat edilemediği gözetilerek, davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla; davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kısmen kabulü ile mahkemece verilen hükmün 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri uyarınca re'sen kaldırılmasına, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/01/2020 tarih ve 2017/897 Esas 2020/39 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince RE'SEN KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
3-Davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının REDDİNE,
4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine,
5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 12/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy