T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/482
KARAR NO : 2024/1518
KARAR TARİHİ : 12/09/2024
TÜRKMİLLETİADINA
BÖLGEADLİYEMAHKEMESİKARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/10/2020
NUMARASI : 2015/1401 Esas 2020/493 Karar
DAVANIN KONUSU : Alacak (Ticari Nitelikteki Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 12/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 12/09/2024
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalının şahıs şirketi olan ... ... isimli işyerini 11/07/2011 tarihinde verilen vekaletname uyarınca vekaleten işlettiğini, işlerin yürütülmesi için davacı ile davalının ilk olarak aylık 5.000,00 TL ücret konusunda anlaştıklarını, kârın ne olacağı kestirilemediğinden işlerin durumuna göre ücretin yeniden belirlenmesi konusunda tarafların anlaştıklarını, davalıya ait ticari işletmenin kamu kurumlarından yüksek bedelli işler aldığını ve davacının kendi işyeri gibi sahiplenerek davalıya ait işletmeyi işlettiğini, davalının 03/10/2012 tarihinde kendisine azilname gönderdiğini, müvekkilinin işyerini vekaleten işlettiği dönemde ne bir icra takibi ne de borç ödemesi yapılmaması gibi bir durumun söz konusu olduğunu, davacının davalının para kazanmasını sağladığını, ancak davalı tarafça kendisine vaat edilen ücretlerin ödenmediğini, davalı yanın ayrıca şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle müvekkili aleyhinde İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/39 Esas sayılı dosyasında tazminat davası açtığını, davacı müvekkilinin 15 aylık emeğinin karşılığı olarak hiçbir ücret almadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ve kardeşi ...’in ... Ltd. Şti. adlı işyerlerinin olduğunu, davacı ve kardeşine ait işyerine gelen farklı markalara ait işlerin kaçırılmaması için yeni bir işyeri açılması gerektiği gerekçesiyle aynı işyerinde çalışan müvekkili adına yeni bir işletmenin kurulduğunu, davacı ve kardeşinin bu işyerinin açılması konusunda kendisine yardım edeceklerini davalıya söylediklerini, bu şekilde iki işyerinin bağlantılı içinde uzun süre çalıştığını, müvekkilinin davacı ve kardeşine güvendiği için vekaletname verdiğini, davacı ve kardeşinin müvekkiline ait işyerinde ticari faaliyetlerini istedikleri gibi sürdürdüklerini, müvekkilinin iş kazası geçirdiğini, bir süre işten uzak kaldığını, sonrasında davacı ve kardeşinden bilgi ve belge istediğinde kendisine herhangi bir bilgi ve belge verilmediğini, müvekkilinin kendi işyerinde yok sayıldığını, bunun üzerine işyerini kapattığını, davacıya ve kardeşine azilname gönderdiğini, ayrıca mali müşavir tarafından müvekkiline teslim edilmesi gereken ticari belgelerin müvekkiline tesliminin yapılmadığını, öncelikle davanının zamanaşamı yönünden reddi gerektiğini, davanın ticari dava olmadığını, mahkemenin görevsiz olduğunu, davanın hukuki dayanağının net olarak ortaya konulmaması nedeniyle de esastan reddi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari temsilcinin tanımı; “ticari temsil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari temsilciyi “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bunun yanında ticari vekilin tanımı, ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir şeklinde yapılmıştır. Ticari temsilci gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari temsil gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Bornova 4. Noterliği'nin 11/07/2011 tarihli ve 24751 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalıya ait ...-... isimli işletmesi için vekil olarak tayin edilen davacının, Bornova 4. Noterliği'nin 03/10/2012 tarihli ve 33400 yevmiye numaralı azilname tarihine kadar davalıya ait iş yerini ona vekaleten idare ettiği, işbu dava ile ücret alacağı talebinde bulunduğu, mülga 818 sayılı BK'nun 386/TBK'nun 502. maddesine göre taraflar ücrete ilişkin bir anlaşma yapmamışlarsa özel yasalarda aksi açıkça öngörülmemiş ise ya da teamül aksini öngörmüyorsa vekaletin kural olarak ücretsiz olduğu, ticari vekilliğin düzenlendiği mülga 818 sayılı BK'nun 453/TBK'nun 551. maddesinde de ticari vekillikte ücret akdine ilişkin bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bilindiği üzere ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişi olduğu, somut uyuşmazlık bakımından taraflar arasında ücrete yönelik bir anlaşma bulunmadığı gibi davacının ticari vekil olarak ücrete hak kazanacağına dair özel bir kanun hükmünün de olmadığı, doktrinde ticari vekillikte ücretin teamül gereği ödenmesi gerektiğinin ifade edildiği, böylelikle taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile davacının ücrete hak kazanacağı, ancak Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/06/2016 tarih ve 2013/39 Esas, 2016/539 Karar sayılı ilamına göre davacı ve kardeşi ...'in davalı adına işlem yaptıkları dönemde herhangi bir belgesi olmadan ve davalının aktifini azaltıcı şekilde toplam 10.876,00 TL tutarında ödeme ve işlem yaptıkları, davalıyı bu miktarda zarara uğrattıkları, bu nedenle davacının 818 sayılı BK'nun 390/TBK'nun 506. maddesinde düzenlenen özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalı tarafından yapılan azlin haklı olduğu ve ticari teamül gereği davacının ücret talep etme hakkını yitirdiği, mahkememizce alınan bilirkişi raporunun usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile,"Davanın reddine, "şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince verilen kararın öncelikle vicdana, somut olayın özellikleri dikkate alındığında hukuk kuralları ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının yerel mahkeme tarafından göz önüne alınmadan dosya hakkında karar verildiğini, bilirkişiler tarafından işletmenin müvekkil tarafından vekalet ilişkisiyle yönetildiği ve şirketin yönetildiği süre zarfında askeri ihaleler gibi zor ihalelerden başarılı bir şekilde çıktığının tespit edildiğini, sırf bu hususun dahi müvekkilinin büyük bir dikkat ve özenle işini yaptığını ispatladığını, davalının sahip olduğuşirket defterlerinin tasdikinin yapılmamış olması nedeniyle söz konusu defterlerin iş bu davada davalı lehine yorumlanmaması gerektiğini, zira, bilirkişinin yapmış olduğu incelemelerde ihalelerden elde edilen gelirin tamamını dikkate almak yerine net karlılık hesabı yaptığını, müvekkilinin vekalet ilişkisi gereği üstlendiği bütün edimleri en iyi şekilde yerine getirdiğini ve davalıya ait şirketi askeri ihaleler gibi hassas ve gizli ihalelerden başarılı bir şekilde alnının akıyla çıkartabildiğini, diğer yandan kabul anlamına gelmemekle birlikte, bilirkişinin belirttiği zarar olgusunun kabulü halinde dahi müvekkilinin vekalet ilişkisinden kaynaklı olarak alacak olduğu bedelden davalı şirketin zarara uğradığı iddia edilen bedelin mahsup edilerek hesaplama yapılmasının gerektiğini, şöyle ki 11.07.2011 tarihinde verilen vekaletname gereği müvekkilinin azil tarihi olan 03.10.2012 tarihine kadar tüm iş ve işlemleri eksizlik olarak tamamladığını, dolayısıyla 15 ay ücret almadan bu işleri yapmasının hakkaniyete ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, 15 aya tekabül eden ücretinin hesaplanması gerektiğini, eğer ki zarara uğradığı iddia olunduğu taktirde zarar miktarının bu bedelden düşülerek hesaplamanın yapılması gerektiğini, belirterek ilk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, ticari işletmenin işletilmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kesinleşen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/39 esas, 2016/539 karar sayılı ilamına göre davacı ve dava dışı kişinin davalı adına işlem yaptıkları dönemde herhangi bir belgesi olmadan davalının aktifini azaltıcı şekilde ödeme ve işlem yaparak davalıyı zarara uğrattıklarının, davacının ücrete hak kazandığını kanıtlamayamadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/10/2020 tarih, 2015/1401 Esas ve 2020/493 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 373,20 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın re'sen taraflara tebliğine,
7-Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/09/2024
Full & Egal Universal Law Academy