(2709 S. K. m. 2, 104, 137) (5237 S. K. m. 20, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39, 40, 41, 44, 53, 58, 82, 86, 87, 109, 220, 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316) (3713 S. K. m. 3, 5) (765 S. K. m. 146, 147) (1632 S. K. m. 12, 41) (211 S. K. m. 6, 8, 9, 10) (5271 S. K. m. 279, 280, 303, 324, 325) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 33) (16. CD. 14.07.2017 T. 2017/1443 E. 2017/4758 K.) (YCGK 23.11.1999 T. 1999/9-274 E. 1999/284 K.) (ANY. MAH. 11.10.1963 T.1963/124 E. 1963/243 K.) (YCGK 09.02.2010 T. 2009/9-103 E. 2010/22 K.) (YCGK 19.10.2010 T. 2010/1-153 E. 2010/206 K.) (YCGK 04.11.2014 T. 2014/1-558 E. 2014/480 K.) (YCGK 10.12.1990 T. 1990/9-301 E. 1990/329 K.) (9. CD. 17.02.2000 T. 1999/1673 E. 2000/345 K.) (16. CD. 24.04.2017 T. 2015/3 E. 2017/3 K.) (YCGK 24.12.1996 T. 1996/8-286 E. 1996/296 K.)
Yerel mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilmiştir.
İncelenen ve yukarıda numarası belirtilen yerel mahkeme kararına esas teşkil eden dosyadaki duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede 03/05/2018 tarihli karar ile davanın sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A. yönünden yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
Duruşma açılan sanıklar ve suçlar yönünden sanık ve katılanlara sınırlı olarak tebligat yapılmıştır.
Sanık C. A. hakkında ilk derece mahkemesince; Cumhurbaşkanına Suikaste Yardım Etme suçundan beraatine karar verildiği, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verildiği, Anayasayı İhlal suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Sanık A. K. hakkında ilk derece mahkemesince, Anayasayı İhlal suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Cumhurbaşkanına Suikast suçundan beraatine karar verildiği, Maktul M. Ç.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Maktul N. C. E.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan Müebbet Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına, Yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Mala Zarar Verme (19 defa) ve Kamu Malına Zarar Verme (2 defa)suçlarından Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Zincirleme Şekilde Silahla tehdit suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Müşteki M. B.'a karşı nitelikli kasten yaralama suçundan 5 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Müştekilere karşı Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçundan beraatine karar verildiği görülmüştür.
Sanık M. G. hakkında ilk derece mahkemesince, Anayasayı İhlal suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Cumhurbaşkanına Suikast suçundan beraatine karar verildiği, Maktul M. Ç.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Maktul N. C. E.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan Müebbet Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına, Yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Mala Zarar Verme (19 defa) ve Kamu Malına Zarar Verme (2 defa) suçlarından Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Zincirleme Şekilde Silahla tehdit suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Müşteki M. B.'a karşı nitelikli kasten yaralama suçundan 5 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Müştekilere karşı Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçundan beraatine karar verildiği görülmüştür.
Sanık A. Ö. hakkında ilk derece mahkemesince, Anayasayı İhlal suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Cumhurbaşkanına Suikast suçundan beraatine karar verildiği, Maktul M. Ç.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Maktul N. C. E.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan Müebbet Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına, Yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Mala Zarar Verme (19 defa) ve Kamu Malına Zarar Verme (2 defa) suçlarından Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Zincirleme Şekilde Silahla tehdit suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Müşteki M. B.'a karşı nitelikli kasten yaralama suçundan 5 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Müştekilere karşı Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçundan beraatine karar verildiği görülmüştür.
Sanık H. M. Ö. hakkında ilk derece mahkemesince, Anayasayı İhlal suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Cumhurbaşkanına Suikast suçundan beraatine karar verildiği, Maktul M. Ç.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Maktul N. C. E.'e karşı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Mala Zarar Verme (19 defa) ve Kamu Malına Zarar Verme (2 defa) suçlarından Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Zincirleme Şekilde Silahla tehdit suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına dair karar verildiği, Müşteki M. B.'a karşı nitelikli kasten yaralama suçundan 5 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Müştekilere karşı Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan 15 Yıl Hapis Cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçundan Beraatine karar verildiği görülmüştür.
Sanık H. M. Ö. istinaf aşamasında dairemiz huzurunda yaptığı savunmasında: Ben olay öncesinde İzmir Gaziemir 3. Kara Havacılık Alay Komutanlığı'nda pilot üsteğmen olarak görevliydim. Suçlamayla ilgili aşamalarda savunmalarımı yapmıştım. Önceki savunmalarımın tamamını tekrar ediyorum. Öncelikle ben hakkımdaki suçlamalarının tamamını çürütmeme ve savunmalarımın doğruluğu ilk derece mahkemesi huzurunda toplanan delillerle ispatlanasına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından bu savunmalara ve toplanan delillere itibar edilmeyerek mahkumiyetime karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin hakkımda vermiş olduğu mahkumiyet kararını kabul etmiyorum. Öncelikle olay tarihinde yargılanmama sebep olan bu uçuş ile ilgili olarak kendi isteğimle bir görevlendirmem olmadı. Önceden bilgim olmadan göreve çağırıldım. Göreve ibraz geç geldiğim için görev öncesi yapılan toplantıya katılmadım. Ben helikopter başına geçerek helikopterin çalıştırılmasıyla ilgili görev yaptım. Burada belirtmek isterim ki helikopterin Gaziemir'den ilk kaldırılırken kuleyle temasa geçip motor çalıştırma izni aldım. Eğer bu gizli görevi bilerek iştirak etmiş olsaydım böyle bir izin almadan motor çalıştırırdım. Benim görevimin mahiyetiyle ilgili önceden hiç bir bilgim olmadı. Göreve çağırılırken VIP uçuş olacağı söylenmişti. Benim bulunduğum helikopterin birinci pilotu Z. G.'di. Kendisi daha önce benim komutanlığımı yapmış bir kişiydi. Bu nedenle daha önce kendisiyle çalıştığım için kendisi hakkında olumsuz herhangi bir düşüncem yoktu. Görevim başlangıcında Z. G. telefonların kapatılması talimatını verdi. Askeri birlik içerisinde normalde zaten telefon bulundurulması yasak olduğu için bu talimatta anormal bir durum yoktu. Telefon yasağı kuralı biz pilotlar yönünden sıkı uygulanmıyordu. Zira biz dış göreve gittiğimiz için zaman zaman telefonla iletişime ihtiyaç oluyordu. Bu nedenle yanımızda telefon bulunduruyorduk. Bu ortamda telefonların kapatılması talimatını askeri kurallar gereğince bir anormallik görmedim. Gaziemir'den kalkış yapıp Çiğli Hava Meydanına geldikten sonra, bu meydanda 1-2 saatlik bir bekleme süresi oldu. Birinci pilotlar kendi aralarında oturup beklediler. İkinci pilotlar olarak bizler ayrı bir alanda bekledik. Bu bekleme sırasında da darbe teşebbüsü ile ilgili herhangi bir bilgilendirme olmadı. Özellikle belirtmek isterim ki bu göreve katılmayıp helikopterine motor arızası yaptıran pilotlar dahil bu konuda bize herhangi bir bilgi vermediler. Ben H. İ. Ç.'a helikopterin neden arıza yaptığını sorduğumda bana sadece teknik arıza olduğunu söyledi. Bekleme süresince telefonlarımız kapalı olduğu için ve eşimin de hamile olması nedeniyle arka taraftan geçip telefonumu kısa süreliğine açarak eşimle 16 saniyelik ve kardeşimle 15 saniyelik bir görüşme yaptım. Bu görüşmelerde sadece iyi olduğumu, göreve gideceğimi söyledim. Eşim ya da kardeşim bana darbe teşebbüsü ile ilgili herhangi bir bilgi vermedi. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde böyle bir bilgi vermeleri de mümkün olmazdı. Yine kararda benim internet bağlantımın açık olduğu belirtilmiş ise de ben internet bağlantısı yapmadım. Sadece telefon açık olduğu için telefonda yüklü programlar otomatik olarak internet kullanımı yapmıştır. Zaten kullanım miktarı da bu durumu doğrulamaktadır. İnternete girerek darbe teşebbüsünden haberdar olmuş da değilim. İlk derece mahkemesi kararında uçuş sırasında helikopterin tanıma sisteminin kapalı olması ve iletişim sistemlerin de kapalı olması gerekçe gösterilerek darbe teşebbüsünden haberdar olarak görev yaptığım iddia edilmiş ise de, kol uçuşlarında her helikopterin bir görevi olur. Genellikle iletişim ve kuleyle temas kurma görevi diğer helikoptere verilir. Diğer helikopterler ise kol uçuşunu takiple görevlidir. Bu sırada helikopterlerin tanıma sistemlerinin kapatılmış olmasında anormal bir durum yoktur. Zaten kara havacılık mevzuatında helikopterlerin uçabilmesi için tanıma sistemlerinin açık olmasında bir zorunluluk olmadığı gibi arıza olan veya üzerinde hiç tanıma sistemi olmayan helikopterlerin dahi uçabilmesi mümkündür. Uçuş öncesinde bize VIP uçuşu yapılacağı yönünde genel bilgi verilmişti. Bulunduğum helikoptere tuğgeneral seviyesinde bir komutan olan G. Ş. S. bindi. Kendisi rütbe itibariyle VIP uçuşun yapabilecek rütbede bir komutandı. VIP uçuşu yapan komutanın yanında silahlı askerlerin bulunmasında herhangi bir anormallik görmedim. Zira zaman zaman VIP uçuşlarında bu şekilde silahlı askerlerin de bindiği oluyordu. Uçuş öncesinde uçuş güzergahının ve görevin mahiyeti hususunda bize bilgi verilmedi. Biz gayet normal bir şekilde VIP uçuşu olduğunu düşünerek diğer helikopterlerle beraber kalkış yaptık. Kol uçuşu üzerinde uçuş yaparak Marmaris bölgesine geldik. Ben daha önce bu bölgeye uçuş yaptığım için Marmaris'e geldiğimizi anladım. Z. G. iniş yapacağımız yerin koordinatlarını bana verdi. Belirlenen koordinata indiğimizde helikopterdeki silahlı timler aşağıya indi. Biz kalkış yaparak havada bir süre asılı kalarak bekledik. Bu sırada helikopterimizde G. Ş. S. kalmıştı. Ben uçuş sırasında helikopterde makinalı tüfekçi olduğunu fark etmemiştim. Bunu da olaydan çok sonra Sulh Ceza Hakimliğinde ifade verirken öğrendim. Bizim bulunduğumuz helikopterden herhangi bir şekilde ateş etme olayı olmadı. Biz havada asılı kalarak bir müddet aşağıya inen timi bekledik. Yakıtımız azalınca oradan hareket ederek IMSIK'ta bulunan üsse gittik. Marmaris üzerinde asılı olarak beklediğimiz sırada aşağıya inen askeri tim ne yaptığını, çatışmaya girip girmediğini görme imkanım olmadı. Yanımızda mevcut bulunan gece görüş gözlükleri normal gündüz olan görüntünün ancak onda biri kadar görüntü sağlayabilmektedir. Bu nedenle aşağıya inen timin ne tür eylem yaptığını ve nereye müdahale ettiğini görmedim. Ben olayın mahiyetinden ancak IMSIK alanına indikten sonra bu birliğin komutanı olan F. Ş.'ın bilgilendirmesiyle öğrendim. Bu durum IMSIK üssünde bulunan komutanlar F. Ş., F. Y., S. C. ve E. S.'in tanık sıfatıyla ilk derece mahkemesi huzurunda alınan beyanlarıyla da sabittir. Bu tanıklar ifadelerinde darbe teşebbüsünü bize haber verdiklerinde Y. E. ve benim haberi öğrenmenin etkisiyle şok içinde kaldığımızı ve ellerimizin titrediğini beyan etmişlerdir. Özellikle bu ifadeyi benim için kullanmışlardır. Bu tanıkların beyanı ile benim önceden bilgim olmadan bu olaya katılmamın sağlandığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Zaten bu olayın mahiyetini öğrenir öğrenmez bulunduğum helikopterden kaçarak uzaklaştığım yine aynı şekilde Y. E.'nun da diğer askeri personelden uzaklaştığı ortadadır. Yine birlikte geldiğimiz helikopter yakıtı almaması nedeniyle uçamaması nedeniyle IMSIK meydanına en son gelen Skorsky helikopterin yakıtının bulunması nedeniyle göreve dahil olan diğer askeri personel IMSIK meydanından ayrıldıktan sonra darbeci askerlerin tekrar IMSIK meydanına gelerek bu kez oradaki askeri helikopteri alarak eylemlerine devam etme ihtimalinin olmasının söylenmesi üzerine bu birlikte görevli personel helikopteri uçamaz hale getirmek için üzerindeki bir kısın teknik aksamı sökmek isteyip sökmeyi başaramayınca benden yardım istenmemesine rağmen ben kendi irademle helikopteri uçamaz hale getirdim. Bu durum dahi benim bu darbe teşebbüsünden haberdar olmadığımı önceden bilgim olmadığını, bu göreve dahil edildiğimi ispatlayan fiili durumdur. Burada mahkemenin değerlendirmesine iştirak etmiyorum. İlk derece mahkemesi bizim Cumhurbaşkanlığına suikast teşebbüsü başarısız olduktan sonra diğer darbeci personelden ayrıldığımızı değerlendirmektedir. Oysa savunmamda belirttiğim üzere ben o aşamaya kadar darbe teşebbüsünden haberdar olmadığım gibi bana göre bu aşamada da cumhurbaşkanına suikast amacıyla hareket ettiği söylenen timin görevi son bulmamıştı. Benim ve Y. E.'nun bu askeri timden ayrılmamız ile görev sonlanmış kabul edilmelidir. Zira beyan ettiğim gibi ben şahsi olarak bu darbe teşebbüsünü öğrendikten sonra birlikte yola çıktığım diğer sanıkların eylemlerini devam ettirdiklerini düşünerek onlardan ayrıldım ve karşı tavır içerisinde oldum. Benim darbe teşebbüsünden haberdar olduğumun en önemli delili sayılan telefon görüşme kayıtları ile ilgili HTS kayıtları dosya içerisinde mevcuttur. Bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını, benim olay sırasında internete girip girmediğim, Girmişsem hangi sitelere girdiğim ve görüşme süreleri dikkate alınarak darbeden haberdar olup olamayacağım hususunda rapor aldırılmasını talep ediyorum. Yine siber raporunda telefonumda Kakao-Talk programının kalıntısı olduğu tespit edilmiş ise de, aynı raporda bu programın telefonlarda kullanılan bazı programların uzantısı olarak bulunabileceği belirtilmesine rağmen bu husus nazara alınmamıştır. Telefonumda tespit edilen bu programı LG telefon işletim sisteminde bulunan bir programın uzantısı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemece bu konuda tereddüt ediyorsa bu hususta da bilirkişi raporu alınmasını istiyorum. Askerlik mesleğinde astın amirinin emirlerine itaat etmesi, amirlerine güvenerek verdiği emirleri sorgulamaksızın yerine getirmesi asıl olup, iç hizmet kanununda da bu durum belirtilmiştir. Ben üst teğmen rütbesiyle görev yapan bir asker olarak amirimin bana verdiği ve o anki görünüm itibariyle yasal sınırlar içerisinde olan emirlerine riayet ettim. Verilen görev konusunun suç teşkil ettiğini sonradan IMSIK meydanına geldikten sonra anladım. Olaydan sonra uzun süredir tutuklu durumdayım. Ben ve ailem mağdur durumdadır. Beraatimin ve tahliyeme karar verilmesini talep ediyorum,
Sanıktan sorulması üzerine; Bulunduğum helikopterde bulunan silahlı timin Marmaris'teki sivil bölgeye bırakmamız sonrasında benim görev mahiyeti ile ilgili o an herhangi bir düşüncem olmadı. Zira görevim helikopter kullanmak olduğu için öncelikle bu işe yoğunlaştım. Normalde olayın üzerinden süre geçtikten sonra olay değerlendirildiğinde, silahlı bir timin sivil bölgeye inmesinde şüphe çeker durum ortaya çıkmakta ise de, olay anında görev esnasında bu durumu ve mahiyetini idrak etme imkanım olmadı. Ben Marmaris üzerindeyken görevin mahiyeti ile ilgili helikopterin birinci pilotu olan Z. G.'e herhangi bir soru soramadım. Zira daha ilk kalkışta helikopterde teknisyen olarak bulunan M. G. şüphelenmiş olacak ki Z. G.'e silahlı timin helikoptere neden bindiğini sorduğunda, Z. G., sen işine bak diyerek fırça attı. Bu nedenle sonraki aşamasında beni tekrar komutanım pozisyonunda olan Z. G.'e görev mahiyeti ile ilgili bir soru sormam mümkün olmadı şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık M. G. istinaf aşamasında dairemiz huzurunda yaptığı savunmasında: Ben olay tarihinde Gaziemir 3. Kara Havacılık Alay Komutanlığı astsubay üstçavuş rütbesiyle genel helikopter teknisyeni olarak görev yapıyordum. Olay tarihinde görev yaptığım birlikten VIP uçuş olacağı belirtilerek Z. G. ve H. M. Ö.'in pilotluğunu yaptığı helikopterde görevlendirildim. Görev için benim bir talebim olmadı. Bu hususta birliğimde görevli olan sorumlu personel tarafından tamamen mevzuat çerçevesinde görevlendirildim. Görevlendirilme sürecim tabur komutanı V. T.'nın tanık sıfatıyla verdiği beyanıyla açıkça bellidir. Görevlendirilirken bize VIP uçuş olacağı söylenmişti. Helikopter birinci pilotu olan komutanımız Z. G. biraz geç geldiği için ikinci pilot olan H. M. Ö. kuleden motor çalıştırma izni alarak helikopter motorunu çalıştırdı. Daha sonra Z. G. geldi. Gaziemir'den havalanarak Çiğli askeri hava meydan komutanlığına uçuş yaptık. Oraya indik. Buraya geldiğimizde Z. G. telefonların kapatılması talimatını verdi. Biz de emre uyarak telefonlarımızı kapattık. Çiğli'de iki saat kadar bekledik. Biz görev mahiyeti VIP uçuş olarak biliyorduk. Darbeden haberimiz yoktu. İlk derece mahkemesinin gerekçesini kabul etmiyorum. İlk derece mahkemesi gerekçeli kararda hakkımızda mahkumiyet kararı verirken helikopter teknisyeni olan sanıklar A. Ö., A. K. ve M. G. her ne kadar darbe teşebbüsü kapsamında icra edilen faaliyete bilerek ve isteyerek katılmadıklarını savunmuş iseler de sanık G. Ş. S. tarafından kendilerine brifing verildiğine dair veya görevin mahiyetinin açıklandığına dair bir iddia veya beyan söz konusu değil ise de, sanıklara VIP uçuşu yapılacağı söylenmesine rağmen silahlı tim personelinin helikoptere binmiş olması, sanık M. D.'nın uçuş sırasında tanıma ve takip sistemlerinin kapalı tutulması, sadece bir telsiz hattından kendisi ile iletişim kurulması, başka kimseyle iletişim kurulmaması yönünde talimat vermesi ve ayrıca sanıkların HTS kayıtlarından telefonlarının özellikle benim yönümden 22:05 22:16 22:17 22:23 22:24 22:25 22:28 ve 01:00 saatlerinde internet erişiminin bulunması nedeniyle darbe teşebbüsünün bu iletişim sayesinde öğrenmiş olduğum, yine Marmaris'e gelmeden önce bazı pilotların darbeden haberdar olmaları nedeniyle uçmayı reddetmelerine rağmen bizim uçmuş olmamız uçuş sırasında kuleden izin alınmadan uçuş yapılması, uçuş sırasında helikopterin radara yakalanmamak için alçak uçuş yapması, Marmaris'e geldikten sonra silahlı tim personelinin helikopterden sivil yerleşim alanına indirilmesi, helikopterde bulunan bizlerin ise bir otele baskın yapılması sırasında havadan operasyona nezaret etmesi, helikopterlerde bulunan makinel tüfekçilerin çevreye ateş etmesi, inen timin aşağıda çatışmaya girmesi gerekçe gösterilerek mahkumiyetimize karar verilmiş ise de, mahkemenin bu gerekçesini kabul etmiyorum. Zira darbe teşebbüsü ile ilgili Başbakan'ın ilk konuşması saat 23:05'tir. Cumhurbaşkanı'nın televizyonlara çıkıp ilk açıklaması ise 00:40 civarı itibariyledir. Dolayısıyla benim telefonumun açık olduğu sırada böyle bir haber aldığım kabul edilse bile henüz Başbakan ve Cumhurbaşkanının bir açıklama yapmadığı bir ortamda benim darbe teşebbüsünden haberdar olduğumun kabul edilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Yine helikopterin tanıma ve takip sistemlerinin kapalı tutulması, telsiz sisteminin kapalı tutulması, sadece alay komutanı M. D. ile temas kurulması gibi emirlerden de uçuş sırasında biz teknisyenlerin haberi yoktur. Bu şekilde bir emir verildiyse bu emir helikopter birinci pilotuna verilmiştir. Uçuş seyrinin nasıl yapılacağı ve gidilecek yerin rotasının belirlenmesi helikopter pilotlarına ait olup, benimle bir ilgisi yoktur. Benim uçuştaki görevim helikopteri uçuş öncesi teknik olarak uçuşa hazır hale getirmek, uçuş sırasında ise helikopterin teknik olarak uyarı cihazlarında uçuşa engel herhangi bir uyarı gelmesi halinde bu durumu helikopter pilotlarına bildirmektir. Bu kapsamda yapılan faaliyetin mahiyeti ve kapsamı ile ilgili önceden bilgi sahibi olmam mümkün olmamıştır. Bize sadece önceden VIP uçuşu yapılacağı bilgisi verilmişti. Helikoptere silahlı askerlerin binmesi üzerine ben helikopter birinci pilotu olan komutanımız Z. G.'e kulaklığı alarak "Komutanım VIP uçuş olacaktı, silahlı askeri tim helikoptere biniyor" gibisinden bir şey sordum. Kendisi bana komutanın emri biz verilen görevi yapıyoruz, kulaklığı karşındakine ver, diye söyledi. Ben de bunun üzerine helikopter kulaklığını orada bulunan sonradan isminin G. Ş. S. olarak öğrendiğim kişiye verdim. Ben uçuş sırasında G. Ş. S.'in irtibat kurduğu kişilerle görüşmelerinin ne mahiyette olduğunu anlayamadım. Daha çok elindeki cep telefonuyla mesaj yazıyor veya konuşuyordu. Ancak helikopter gürültüsünden kulaklık olmadan konuşulanları duymak mümkün değildir. Bu nedenle ben ne tür konuşmalar yaptığını duymadım. Marmaris'te helikopter bir yere inerek içindeki silahlı timleri indirdi. Ben oraya ne maksatla gittiğimizi bilmiyordum. Bizim bulunduğumuz helikopterde çevreye ateş etme olayı kesinlikle olmamıştır. Bu durum yapılan inceleme sonucunda tanzim edilen raporlarda sabittir. Helikopterde atış artığı ve barut izi mevcut değildir. Helikopter içerisinde bulunan sonradan isminin S. Ç. olduğunu öğrendiğim elinde makinalı tüfek bulunan bir kişi helikopterde kaldı. Ancak kesinlikle makinalı tüfekle ateş etmiş değildir. Ben makinalı tüfek bulunan kişi helikoptere bindiğinde elinde makinalı tüfek olduğunu dahi anlamamıştım. Normalde bizim görev yaptığımız helikoptere askeri görevler sırasında makinalı tüfek monte edilir. Ancak bu uçuşta monte edilen bir makinalı tüfek olmadı. Zaten buna ilişkin aparat da helikopterde o sırada yoktu. Biz görevin mahiyetini Çiğli'ye döndükten sonra öğrendik. O ana kadar uçuşun mahiyeti ile ilgili herhangi bir bilgim olmadı. Her ne kadar internet erişimi üzerinden darbe teşebbüsünden haberdar olduğum iddia edilmekte ise de, telefonum kapalı olduğu için kısa süreliğine telefonu açtığımda telefonda bulunan bir kısım uygulama otomatik olarak internet erişimi sağlamaktadır. Bana ait GSM hattı üzerinden olay sırasında tespit edilen internet erişimi bu şekilde oluşan erişimdir. Ben herhangi bir şekilde bir internet sitesine girerek darbe teşebbüsü ile ilgili haber almadım. Telefon görüşmesi veya mesajlaşması da yapmadım. Hakkımdaki suçlamaları da kabul etmiyorum. Suç işleme kastım yoktur. Görevim sonlanıncaya kadar görevin mahiyeti hususunda bilgi sahibi olmadığım için bu göreve karşı çıkma imkanım da olmamıştır. Bilerek suç işlemedim. Beraatimi talep ediyorum, şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık A. K. istinaf aşamasında dairemiz huzurunda yaptığı savunmasında: Ben olay tarihinde Gaziemir 3. Kara Havacılık Komutanlığı'nda helikopter Avyonik teknisyeni olarak görev yapıyordum: olay günü gündüz saatlerinde katıldığım VIP uçuş oldu. Görevden döndükten sonra yeni bir VIP uçuş olduğu söylendi. Birlikte bulunan diğer Avyonik teknisyeni Kemal Can astsubay kendisi Malatya'dan gelecek helikopterdeki arızayla ilgileneceğini söyleyip yeni çıkacak göreve benim gidip gidemeyeceğimi sordu. Ben yorgun olmama rağmen başka teknisyen olmadığı için gidebileceğimi söyledim. Bunun üzerine birlikte bulunan amirlerim beni akşam yapılacak VIP uçuşunda avyonik teknisyeni olarak görevlendirdiler. Benim bulunduğum Cougar marka helikopterde 1. Pilot alay komutanı M. D. idi. İkinci pilot Y. E., genel teknisyen A. Ö. ve avyonik teknisyeni olarak da ben vardım. Gaziemir'deki komutanlığımızdan hareket ederek Çiğli'ye geldik. Görev sırasında telefonların kapatılmasına dair bir talimat verildi. Ben ilk ifademde bu talimatı M. D.'yla birlikte uçtuğumuz ve alay komutanı olduğu için onun verdiğini düşünerek o şekilde beyan ettim. Ancak sonradan düşündüğümde bu talimatı onun verip vermediğini hatırlamıyorum. Ancak bu şekilde bir talimat verildiğini hatırlıyorum. Biz Çiğli'ye geldikten sonra iki saat bekledik. Bekleme sırasında biz teknisyenlerle beraber pistin kenarındaki çim alanda bekleyip sohbet ettik. Görevle ilgili verildiği belirtilen brifinge biz katılmadık. Bize görevin mahiyeti ile ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Uçuş başlamadan önce bizim bulunduğumuz helikoptere 10-12 kişilik silahlı tim bindi. Hava karanlık olduğu için ben o ortamda helikoptere binenler içerisinde VIP uçuşu yapacak üst düzey komutanın kim olduğunu anlayamadım. Binen silahlı askerlerin VIP uçuşu yapmak için korumaları olduğunu düşündüm. Ben avyonik teknisyeni olarak kulaklık kullanmadığım için helikopter içerisindeki diğer helikopter personelinin kendi aralarındaki konuşmalarını duyamıyordum. Zaten yorgun olduğum için uçuşun çoğunluğunu uyuklayarak geçirdim. Helikopter uçuş sonrasında alçalarak helikopterde bulunan silahlı askerleri yere bıraktı. Helikopterde bizden olmayan silahlı iki asker kaldı. Her ikisinde de silah vardı ancak ben bu silahlardan birinin makinalı tüfek olup olmadığını o sırada fark etmedim. Biz havada bir süre askıda kaldıktan sonra yakıtımız azaldığı için IMSIK'a döndük. Imsık'tayken helikopterde bulunan diğer askerlerin ne olduğunu sorup bilgi almaya çalıştık ancak onlar da bilmediklerini söylediler. Daha sonra skorsky helikopter geldi. Bizim helikopterde yakıt kalmadığı için biz de skorsky'e binerek Çiğli askeri hava üssüne geldik. Biz Çiğli'ye gelene kadar darbe teşebbüsünden haberimiz olmadı. Ben Y. E.'nu bizim helikopterimizden ayrılma anını görmedim. Daha doğrusu biz skorsky helikoptere binerken onun da binmiş olduğunu düşündüm. Bize IMSIK'taki askeri üsse darbe teşebbüsünde bulunulduğu söylenmedi. Biz bu durumu ilk kez Çiğli'ye döndükten sonra öğrendik. Benim görev yaptığım helikopterin VIP uçuşu yapacağı söylenmesine rağmen helikoptere askeri tim binmesi ve bu askeri timin sivil bir alana bırakılması görev yapılan bölge itibariyle şüphe uyandırabilir, ancak bu bölgelerde tatbikatlarda yapılır. Bu nedenle görev sırasında bende de bu hususta bir merak uyandı. Ancak savunmamda belirttiğim üzere, uçuş sırasında bende helikopter içiyle iletişim sağlayan kulaklık olmaması nedeniyle görev sonuna kadar bu hususta herhangi bir kimseyle görüşemedim ve soramadım. Ben suça bilerek ve isteyerek iştirak etmiş değilim. Görev sırasında görevin mahiyetinden bize verilen bilgi çerçevesinde haberim vardı. Ancak bize VIP uçuş olacağı söylenmişti, darbe teşebbüsü veya Cumhurbaşkanına suikast ile ilgili herhangi bir faaliyet icra edileceği söylenmemiştir. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık A. Ö. istinaf aşamasında dairemiz huzurunda yaptığı savunmasında: Ben olay tarihinde Gaziemir 3. Kara Havacılık Komutanlığı'nda helikopter teknisyeni olarak astsubay rütbesiyle görev yapıyordum. Olay günü gündüz saatlerinde bir VIP uçuşuna katıldım. Birliğe döndüğümde öğleden sonra 16:00 sıralarında başka bir VIP uçuşu olduğu söylenerek görevlendirildim. Daha sonra uçuş saati gece 22:00'ye alındığı söylendi. Ben kıdemli teknisyen olduğum için beni 1 numaralı helikoptere görevlendirmişlerdi. Görevlendirildiğim helikopterin 1. Pilotu bölük komutanımız Albay M. D.'ydı. İkinci pilotu ise yarbay rütbesinde olan Y. E.'ydu. Helikopterde benden başka diğer teknisyen A. K. vardı. Biz helikopterle kendi birliğimiz olan Gaziemir'den hareket ederek Çiğli Hava Meydan komutanlığı pistine indik. Biz 5 tane teknisyen farklı helikopterlerde görevlendirilmiştik. Çiğli'de beklemeye başladığımız sırada biz teknisyenler helikopterlerin yanında bulunan çim alanda sohbet edip bir şeyler yiyorduk. 2. Pilotlar ise bizden ayrı bir yerde kendi aralarında oturuyorlardı. Bu arada 1. Pilotlar arasında görev yeriyle ilgili brifing olmuş ancak bizim bundan haberimiz olmadı. Biz bu şekilde otururken diğer helikopterin ikinci pilotu olan H. M. Ö. yanımıza gelerek eski alay komutanımız olup diğer helikopter birinci pilotu olan Z. G.'in telefonların kapatılması talimatı verdiğini söyledi. Bunun üzerine biz telefonlarımızı kapattık. Ben saat 01:21'e kadar herhangi bir şekilde telefonumu açmadım. Ancak bekleme süresi uzayıp görevimizi yapmadığımız için o gün çocuğumun da hasta olması nedeniyle eşimin merak etmemesi için 01:21'de telefonu açıp eşimle bir kaç saniye görüşmem oldu. Sadece görevin uzadığını haber verdim. Eşim tarafından bana darbe teşebbüsü ile ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Yine burada önemle belirtmek isterim ki benim görev yaptığım helikopterin birinci pilotu albay M. D. bir gün önce benim görev yaptığım alayın komutanlığına atanmıştı. Dolayısıyla kendisini yeterince tanımıyor, mizacı hakkında bir bilgim bulunmuyordu. Bu nedenle verdiği emri sorgulamam veya bu amaçla kendisiyle görüşme yapmam bulunduğum şartlar itibariyle mümkün değildi. Bekleme sırasında biz teknisyenlere herhangi bir şekilde darbe teşebbüsü ile ilgili bir haber gelmedi. Hepimiz tamamen habersiz olarak orada bekledik. Eğer bu yönde bir haber gelseydi zaten kendi aramızda bir değerlendirmemiz olurdu. Ancak beyan ettiğim gibi böyle bir haber bize gelmedi. Aynı şekilde sonradan uçuşa katılmayan helikopterlerin teknisyeninin de bu durumdan haberleri yoktu. Bu teknisyenler pilotları uçuşa katılmadığı için uçuşa katılamadılar. Yoksa verilen görevin gerçek mahiyetinden bilgi sahibi oldukları için vazgeçmiş değillerdir. Yine bekleme sonrasında hareket edileceği aşamada B. A.'ün helikopterinin motorunda bir ses geldi. Biz motor sesinden arıza olduğunu anladık. Herhangi bir çağrı olmamasına rağmen bütün teknisyenler hep birlikte helikopterin yanına giderek sorunun ne olduğunu sorduğumuzda B. A. sıcak çalıştırma nedeniyle motorun arıza yaptığını, göreve katılamayacağını ima eder şekilde diğer motorla birliğe kadar dönebilir miyim diye sordu. Ben de helikopterin boş olması nedeniyle Gaziemir'deki alaya dönebileceğini herhangi bir sorun çıkmayacağını düşündüğümü ancak takdirin kendisine ait olduğunu söyledim. Kendisi sonradan öğrendiğimize göre bir takım şeylerden şüphelenmiş. Araştırmalar yapıp bu bağlamda telefon görüşmeleri yapmış. Darbe teşebbüsünden veya suç teşkil eden bir eylemden şüphelenerek bu işe katılmamak için helikoptere arıza yaptırmış. Ancak kendisi kesinlikle bize bu doğrultuda bilgi vermemiştir. Hatta uçuşa katılmayan H. Y.'nin yönetimindeki helikopterin uçuşa katılmadığını sonradan haber aldık. Bu helikopterin teknisyeni ve pilotları dahil darbe teşebbüsünden tam olarak Gaziemir'e döndükten sonra haberdar olduklarını beyan etmişlerdir. Biz helikopterde teknisyen olarak görev yapan kişileriz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin genel işleyişinde komutan ancak gerekli görürse alt rütbedeki personele açıklama yapar. Astsubay komutanına görevi ile ilgili fazladan açıklama istemesi olağan bir davranış şekli değildir. Bunun aksine olayların tamamında hem emri sorgulayan ast rütbedeki kişi terslenmiş ve azarlanmıştır. Hatta bir olayda emir sorgulayan teknisyenin pilot tarafından terör bölgesine bırakıldığını dahi biliyorum. Bu ortamda bizim verilen emri sorgulamamız ve izahat istememiz mümkün değildir. Kaldı ki bize verilen emir VIP uçuşu yapılacağı şeklindeki bir emirdir. Çiğli'ye geldiğimizde helikoptere son merhalede silahlı askerler binmiş olup ve bulunduğum helikoptere binen silahlı askerler arasında VIP uçuşunu yapacak rütbede bir komutan olup olmadığını fark edemedim. Görevim kapsamında bir değişiklik olabileceğini sezinlemiş olsam da o anki şartlarda ani gelişen bir terör operasyonu veya gizli görev olabileceğini düşündüm. Alay komutanımızın yeni göreve başlamış olması nedeniyle bu hususta bir şey soramadım. Kaldı ki bu haliyle dahi bize konusu suç teşkil eden herhangi bir emir verilmemiştir. Diğer bir husus ise helikoptere binen makineli tüfekli askerlerle ilgili açıklama yapmak gerekirse, bulunduğum helikopterde makineli tüfek mahveli denen aparat takılmadan makineli tüfek kullanılması mümkün değildir. Bu durum helikopter personelinin hayatını riske atmak anlamına gelir. Zira bu aparat takılmadan makineli tüfekle ateş edilmesi halinde çevreye saçılan kızgın kovanlar helikopterde herhangi bir yakıt sızıntısı veya genleşme nedeniyle patlamaya veya alev almaya sebebiyet verebilir. Olay sırasında görev yaptığım helikopterde makineli tüfek mahveli takılmamıştı. Bu sebeple görev sırasında helikopterden ateş edilmesi söz konusu olmamıştır. Biz uçuşa başladığımızda uçuş mahallimiz konusunda da bilgilendirilmedik. Uçuş sonrasında Marmaris'i daha önceden bildiğim için limanın çok açığında uzak bir mahale indiğimizi fark ettim. Bize Marmaris'e asker bırakıp geleceğimiz söylenmişti. Biz silahlı askerleri indirdikten sonra tekrar havalandık. Helikopterde helikopter personeli olan bizler dışında silahlı tim personelinden iki kişi kaldı. İkisinin elinde de uzun namlulu silah vardı ancak makineli tüfek miydi yoksa normal tüfek miydi tam bilemiyorum. Ancak bu kişiler herhangi bir şekilde ateş etmiş değildir. Helikopterimiz herhangi bir silahlı çatışmada yer almadı. İnen askerlerin nereye gittiğini ve çatışmaya girip girmediğini göremedik. Biz havada beklerken bir ara skorsky helikopterin Dalaman'dan yakıt alamadığına dair bazı söylemlere tanık oldum. Bize daha sonra IMSIK'a gideceğimiz söylendi. Yakıtımız azaldığı için IMSIK'taki askeri meydana indik. Buradan yakıt ikmali yapmak istedik. Ancak bir süre sonra alana inen diğer helikopter pilotu Z. G. bizim yanımıza gelerek "tankerin şoförü yokmuş, yakıtı siz ikmal edin" diye teknisyen olarak bize söyledi. Ancak benimle M. G. bu arada göz göze geldik. Zira IMSIK'taki birliğin komutanı F. Ş. bu sırada olay yerinde olmasına rağmen helikopter pilotu Z. G.'in böyle bir talimat vermesi normal bir durum değildi. Yine F. Ş.'ın bizim helikopterimizden Y. E.'nu, diğer helikopterden de H. M. Ö.'i de alarak yanımızdan ayrılması normal gelmediği için biz anormal bir durum olduğunu anladık ve yakıt doldurmamaya karar verdik. Bu aşamada tankerin lastinin inik olduğunu takozda asılı olduğu hususlarını bilmiyorduk. Eğer bu darbe teşebbüsüne bilerek iştirak etmiş olsaydık en azından yakıt ikmali için deneme yapardık. Böyle bir teşebbüsümüz olmamıştır. Bu dahi olaydan haberdar olmadığımızı gösterir. Biz olayın mahiyetini Çiğli'ye döndükten sonra anlamaya başladık. Skorsky helikopter IMSIK’a geldikten sonra M. D.'nın talimatıyla helikopteri boşaltıp Skorsky'e bindik ve Çiğli'ye döndük. Nasıl bir eylem içerisinde olduğumuzu tam manasıyla hakkımızda soruşturma başlayınca anladık. Ben bilerek eyleme katılmadım. Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay rütbesinde görev yapan bir personelim. Silahlı kuvvetler içerisinde rütbe ayrımı nedeniyle subay durumundaki personelle oturduğumuz yer dahi farklıdır. Emirleri sorgulayabilmemiz mümkün değildir. İçerisinde bulunduğumuz şartlar itibariyle icra ettiğim görevi darbeye teşebbüs amacıyla yapıldığını idrak edebilmem mümkün olmadı. Eğer mümkün olsaydı kesinlikle katılmazdım. Böyle bir darbe teşebbüsünü meslek hayatımda daha önce yaşamadığım için yaptığım görevi darbe amacıyla yapıldığını sorgulama ihtiyacı da duymadım. Ancak bu olaydan sonra bu tarz bir görev de teknisyenlerin bundan ders çıkarıp bundan sonra sorgulayacaklarını düşünüyorum. Ben bilerek suça iştirak etmedim. Suç kastın yoktur. Suçsuz olduğumu düşünüyorum. Beraatimi talep ederim, şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık C. A. istinaf aşamasında dairemiz huzurunda yaptığı savunmasında: Ben olay tarihinde Dalaman Deniz Hav. Üs Komutanı olarak albay rütbesiyle görev yapıyordum. Olay günü mesai bitmiş evimdeyken birlikte bilgim dışı bir uçuş hazırlığı yapıldığı duyumunu aldım. Evde iken televizyonda da olağan dışı bazı gelişmeler olduğunu gördüm ancak mahiyetini tam anlayamadım. Bunun üzerine evimden çıkarak sivil kıyafetlerle karargaha geldim. Uçuşla ilgili koyu sorduğumda bir üst komutanım olan T. K.'nın bana ulaşamayınca uçak filo komutanı M. A.'u arayarak gece saat 22:00 sıralarında bir VIP uçuşu olabilir diyerek uçak hazırlanmasını istemiş. Ancak bu olay öncesinde bizim birliğimizin harekat merkezinden beni arayarak bizim bir üst komutanlığımızın harekat merkezinden bilgi alındığı, havadaki uçaklarımızı indirmemiz gerektiği ve bu gece başka uçuş yapmamamız gerektiği bana söylendi. Ben zaten uçuşları kontrol ettiğimizde bizim zaten bir uçuşumuz yok diye söyledim. Sonraki aşamada ben birliğe 22:50 civarında birlikte karargaha geldim. Bir üst komutanım olan Cengiz Topel deniz hava komutanını aradım ve olayın mahiyetini sordum. Kendisi bana ulaşamadığı için alt komutanımı aradığını ve emir verdiğini bir VIP uçuş olma ihtimalinin olduğunu ancak henüz belli olmadığını bu nedenle hazırlık yapılmasını istediğini söyledi. Olunca arayacağını söyledi. Bu görüşme sonrasında birliğimdeki personelim bana Genelkurmay'dan bir yazılı emir geldiğini, başlık kısmı 3 sayfa olan ancak ekinde kalın bir dosya bulunan mesaj emri geldiğini söyledi. Benim gözlüklerim evde olduğu için mevcut haliyle okumaya çalıştım. Tamamını okumakta zorlandığım için son bölüme bakıp anladığım kadarıyla gelen emirde saat 03:00 itibariyle sıkıyönetim ilan edildiği yazıyordu. Ayrıca bir kısım atamalar yer alıyordu, ancak atama yazısı son derece küçük puntoyla yazıldığı için okuyamadım. Kendimle ilgili herhangi bir görevlendirme olup olmadığını da bu nedenle okuyamadım. Ben bu gelen evrakı okuyunca tekrar üst komutanım olan Tuğamiral T. K.'yı aradım. Bana kendisine de böyle bir emir ve yazı geldiğini, incelemekte olduğunu söyledi. Ben bu görüşme sonrasında yazının rutin bir yazı olmaması, imzalayan kişilerin farklılığı ve rütbesi gibi hususlar nedeniyle tereddüte kapıldığım için önce yan tarafımızda bulunan Dalaman Hava Meydan Komutanı olup aynı zamanda ilçe garnizon komutanı olan albay M. S. Ç.'u aradım. Ancak kendisi dışarıda olduğunu, yoğun olduğunu yanında misafiri bir korgeneral olduğunu söyledi. Ben telefonu kapatmak istediğimde niçin aradığımı öğrenmek için ısrarcı oldu. Ben telefonda konuşulacak bir konu olmadığını söyledim. Bu sırada yanında bulunan Korgeneral olan kişi söylesin diye beyan edince ben de gene yazıdan bahsettim. Kendileriyle telefonda kısa bir süre görüştük. Bana birliğe dönmekte olduklarını gelince beni arayacaklarını söyledi. Ben M. S. Ç. ve yanında bulunan sonradan Korgeneral Y. Ö. olduğunu öğrendiğim kişinin Hava Meydan Komutanlığına gelmesi sonucunda saat 00:00'dan sonra yanlarına gittim. Bana gelen sıkıyönetim emrini kendilerine gösterdim. Korgeneral Y. Ö. verdiğim yazıyı inceledi. Bu yazının şüpheli olduğunu, itibar edilmemesi gerektiğini, sıralı amirlerimin emirlerine riayet etmem gerektiğini bana söyledi. Ben saat 00:40 civarında Albay M. S. Ç. ve yanındaki korgeneralin yanından ayrıldım ve tekrar birliğime geldim. Birliklerimiz zaten yan yanadır. Tekrar komutamınız T. K.'ı arayarak durumu bildirdim. Ben birliğimin başında kalarak çevre emniyeti aldım. Birliğimin dışarıda bulunan personelini göreve çağırdım. Nizamiye ve görev kulelerinde ve uçak park sahasında önlemler aldım. Birliğin koruma önlemlerini aldıktan sonra fazladan çağırdığımız personelin evlerine dönebileceğine dair emir verdim. Saat 03:30 sıralarında Muğla İl Jandarma Alay Komutanı albay Y.. Ö. beni arayarak Marmaris'te uçan bir helikopter ihbarı olduğunu söyleyerek bizim birliğe ait helikopterlerin yerinde olup olmadığını sıordu. Ben gerek helikopter gerekse uçağın yerinde olduğunu söylememe rağmen gidip kontrol etmemi rica etti. Ben telefonu kapatıp telrar hangardaki helikopterlerimizi ve pistteki uçaklarımızı kontrol ettim. Hepsinin yerinde olduğunu gördükten sonra saat 03:36'da tekrar albay Y.. Ö.'ı arayarak uçan helikopterin bizim birliğe ait olmadığını, tüm uçak ve helikopterlerin birliğimizde olduğunu kendisine söyledim. Bu görüşmemiz sırasında albay Y.. Ö. Marmaris'teki helikopterden halkın üzerine ateş açıldığı bilgisini bana verdi. Telefon görüşmemizin sonlanacağı sırada bizim Aksaz'daki HELİPET denen helikopter pisitne iniş kalkış olup olmadığını sordu. Ben bunun üzerine bu görüşmeyi sonlandırarak benim birliğime bağlı bulunan Aksaz'daki Helipet Birlik komutanını aradım. Ancak birlik komutanı yerinde olmadığı için oradaki nöbetçilerle görüştüm. Görüştüğüm er herhangi bir helikopterin gelip gitmediğini, kendisinin helikopter sesi duymadığını söyledi. Ben komutanının beni araması talimatını verdim. Kısa süre sonra bu birliğin komutanı olan Üstteğmen A. G. beni arayarak bu birliğe herhangi bir helikopter gelmediğini ve helikopter faaliyeti olmadığını teyit etti. Ben A. G.'le görüşmeden önce Aksaz Üs Komutanlığını arayıp üs komutanı tuğamiral N. A.'le görüştüm. Kendisine helikopter faaliyeti olup olmadığını sorduğumda herhangi bir helikopter faaliyeti olmadığını söyledi. Ben bu görüşmeler sonrasında tekrar albay İl Jandarma Alay komutanı Albay Y.. Ö.'ı arayarak Aksaz'da da herhangi bir helikopter faaliyeti olmadığı bilgisini verdim, kendisi telefonda havadan atış ihbarı geldiği için o yüzden soruyorum diye söyledi. Bu görüşmemiz bu şekilde son buldu. Saat 03:50 civarında hava meydan komutanlığı uçuş kulesinde bulunan personelim beni arayarak batı yönünden tanımlanamayan bir hava aracı meydana doğru yaklaşıyor diye bilgi verdi. Bu görüşmeden kısa süre sonra biz helikopter sesi duyduk ancak kendisini göremedik. Kuleyi arayıp görüp göremediklerini sordum. Ancak onlar herhangi bir temaslarının olmadığını söylediler. Kısa süre sonra sesini duyduğumuz helikopteri uzaktan gördük. Alçalıp bizim alanımıza doğru indiğini fark ettim. Durumu tekrar kuleye bildirdim. Ancak kule herhangi bir temas olmadığını söyledi. Biz çatışma ihtimaline binaen gerekli tertibatı alarak önlem aldık. Helikopter inince helikopteri üç yönünden çevirdik. Hava karanlık olduğu için helikopteri gri renk gördük. Bu nedenle Black Hawk tipi helikopter olduğunu düşünüp önce o şekilde rapor ettik. Yanına yaklaşamadığımız için helikopterin kuyruk numarasını göremedik. Kule vasıtasıyla helikopterle temas kurup motoru stop etmesini istedik. Ancak helikopter aksine yüksek devirde her an kalkmaya hazır vaziyette çalışmaya devam etti. Biz tekrar helikopter ile kule vasıtasıyla iletişim kurmaya çalıştık. Ancak en son bilgi olarak helikopterin yakıt almak için geldiği, etrafının çevrilmesine gerek olmadığı şeklinde kuleye bildirim yaptığını öğrendik. Ancak helikoptere yakıt verilmeyeceğini, helikopter motorunu stop edip inip teslim olmaları gerektiğinin bildirilmesini istedim. Ancak yaklaşık 30 saniye sonra helikopter aniden kalkış yapıp uzaklaştı. Biz aynı şekilde tertibat alıp bekleyişimizi sürdürürken saat 04:30 sıralarında havada tekrar helikopter sesi duyduk. Tam bu sırada helikopter daha inmeden telsizden yarbay E. K.'in deniz hava komutanı T. K.'nın emriyle bu gelen helikoptere yakıt verileceği talimatı verdiğini geçti. Bu telsiz mesajı öncesinde kule telsizden gelen helikopterin Kara Kuvvetleri helikopteri olduğunu, meydana inip motor stop ederek yakıt talbi olduğu bilgisini geçti. Kısa süre sonra helikopter piste iniş yaptı. Biz aynı şekilde tekrar etrafını çevirdik ve kuleye helikopterle temas kurup ışıklarını yakıp bize tabi olmaları talimatı iletmesini istedim. Helikopterdekiler talimata uyarak ışıkları yakıp sonradan A. A. olduğunu öğrendiğim pilot inerek elleri havada bana doğru yaklaşmaya başladı. Ben de kendisine yaklaştım. Birbirimizi görebilecek mesafeye gelince albayın rütbeli olduğunu görünce silahı indirdim. O da ellerini indirdi. Bana yakıt ikmali için geldiklerini, yakıt ikmali işinin daha önce koordine edilmesi gerektiğini söyleyerek niye bu şekilde bir prosedür uyguladığımızı sordu. Ben kendisine sizin prosedürünüz bu şekilde mi yakıt talimatını helikopter indiği sırada geldiğini bizim son derece güç duruma düşürüldüğümüzü kendisine söyledim. Kendisi bana cevaben biz dalaman meydanına gelmeyi planlamıyorduk. Değişen ve gelişen durumlar nedeniyle en yakın meydan olarak gelmek durumunda kaldık diye söyledi. Bu sırada Dalaman Meydan Hava Komutanı 04:37 civarında beni arayarak durumu sordu. Benim deniz hava komutanlığının gelen helikoptere yakıt verilmesi için talimat verdiğimi söyledim. Bana cevaben gelen helikopterin radarda tanımlanamadığını, bu nedenle yakıt vermesen daha iyi olur diye söyledi. Ben kendisiyle görüşmem bittikten sonra bağlı bulunduğum Cengiz Topel Deniz Hava Komutanı Tuğamiral T. K.'yı aradım ve durumu kendisine anlattım. Bana cevaben kendisinin deniz kuvvetleri komutanlığıyla temasla olduğunu onların bilgisi dahilinde emir komuta zinciri içerisinde gelen helikoptere yakıt vermesi talimatı verdiğini beyan etti. Ben telefon görüşmesini bitirdikten sonra saat 04:43 sıralarında Muğla İl Jandarma Komutanı Y.. Ö.'ı arayarak gelen helikopterle ilgili bilgi verdim. Bana helikopterle ilgili daha detaylı bilgi öğrenmemi talep etti. Hatta telefon açıkken karşımda duran A. A.'e bir kısım sorular sordum. A. A. bana Genelkurmay Başkanının emriyle personel nakli için kalkış yaptıklarını ve İzmir'e döndüklerini söyledi. Marmaris'teki olaydan herhangi bir şey bahsetmedi. Sorduğum halde kendilerinin Marmaris'te yaşanan olaylardan bilgisi olmadığını beyan etti. Albay Y.. Ö.'ın bu helikopter Marmaris’teki helikopter olabilir iyi inceleyin diye söylemesi nedeniyle ben tekrar T. K.'yı arayıp irtibat kurdum. Bana bu kez biraz azarlar tonda "ben deniz kuvvetleriyle görüşüyorum, bu helikopter deniz kuvvetlerinin bilgisi dahilinde takip görevi yapan bir helikopter" diye bana söyledi. Ben bu görüşme bittikten sonra yakıt verilmesi yönünde astım olan personele talimat verdim. Bu sırada beni tekrar Muğla il jandarma alay komutanı Y.. Ö. arayıp komutanınla görüştün mü diye sordu. Ben de görüşmeyi anlatıp yakıt verilmesi talimatı verdiğimi söyledim. Bunun üzerine bana komutan yakıt verme diye söyledi. Hatta yanında bulunan valinin konuşacağını söyleyip telefonu bana verdi. Ben telefonu alan kişi bana hitaben "ben vali; komutan yakıt verme, verirsen sorumlu olursun, hesabı sorulur" diye söyleyip cevap vermemi beklemeden telefonu yüzüme kapattı. Ben bunun üzerine tereddüte düşerek yakıtı kesin diye talimat verdim. Ancak yanımdaki personel komutanım zaten yakıt verme işlemi tamamlandı tanker ayrılıyor diye söyledim. Ben baktığımda tankerin hortumu topladığını gördüm. Bu sırada il jandarma alay komutanı Y.. Ö. beni tekrar aradı. Ben yakıt verildiğini görüşme sırasında yakıt verme işleminin tamamlanmış olduğunu söyleyince bana o zaman onlarla görüş ikna et hatta alıkoyabilirsen alıkoy diye söyledi. Ben kendilerini zorla alıkoyma yetkim olmadığını söyleyerek telefon açık olduğu halde A. A.'le görüşerek konuyu kendisine anlattım. Ancak A. A. biraz önce komutanlarından emir geldiğini ve İzmir'e dönmek zorunda olduğunu söyleyerek helikoptere bindi ve meydandan ayrıldı. Ben derhal kuleyi arayarak helikopterin uçuş yönünü bildirip radarla takip etmelerini istedim. Ancak radardan görünmediğini söylediler. Ben yakıt alan helikopterin sonraki faaliyetleri hakkında bilgi sahibi değilim. Ben helikopter gittikten sonra komutanım olan T. K.yı arayıp konuyla ilgili bilgi verdim. Valiyle ve il jandarma komutanıyla görüştüğümü anlatıp bu görüşmeden rahatsız olduğumu, bu makamlara helikoptere neden yakıt verildiğinin açıklanması gerektiğini söyledim. Olay bu şekilde olmuştur,
Sanıktan sorulması üzerine; Ben yakıt alan helikopter pilotlarının yakıt belgesini imzalamadıklarından haberim yoktur. Normalde helikopter yakıt alım işinden ikinci pilot sorumlu olduğu için ikinci pilot imzalasın diye talimat vermiştim. Normalde teknisyen bunu imzalar ancak gelen helikopterde teknisyen olmadığı için ikinci pilotun imzalaması yönünde talimat verdim. Ancak imzalayıp imzalamadığını bilmiyorum dedi.
Sanıktan sorulması üzerine; Normalde plan dahilinde gelen helikopterlerin uçuş planı doğrultusunda bizden yakıt alıp almayacağı önceden belli olur. Ancak plansız gelen helikopter meydana inip meydanın çalışma saatlerine ve iş durumlarına göre bekler. Ancak protokoller gereği yakıt verilir. Plansız gelen hava araçlarının yakıt ikmali öncesinde görev belgesi veya uçuş izni sorulmasına dair herhangi bir uygulama askeri birlikte yoktur. Bugüne kadar plansız gelen helikopter veya uçaklara bu şekilde uçuş izin belgesi sormuş değiliz. Ayrıca bu askeri vasıtalara yakıt vermek için üst makamlardan ayrıca izin almaya gerek yoktur dedi.
Sanıktan sorulması üzerine; Ben bağlı bulunduğum bir üst komutan olan T. K.'yı 20 yıldan fazla süredir tanırım. Benim 3 farklı zamanda toplam 5 yıl sicil amirliğimi yapmıştır. Bu nedenle kendisine güvenirim. Olay tarihine kadar bana icra edilemeyecek kanunsuz bir emir verdiği olmamıştır. Bu nedenle kendisine güveniyordum. Olay gecesi bu sebeplerle bağlı bulunduğum üst komutan olan T. K.'nın yakıt verin talimatını başka kanallardan sorgulama ihtiyacı o esnada hissetmedim. Kendisinin darbeci olabileceği aklıma gelmedi. Kendisi bana donanma komutanıyla temasta olduğunu, emirleri ondan aldığını söyledi. Ancak olaylar olup bittikten sonra beni yanılttığını anladım. Ben bilerek suça iştirak etmedim. Sadece olayların yaşandığı sırada yetkili amirim tarafından bana verilen ve konusu itibariyle suç teşkil etmeyen emirleri yerine getirdim. Bu emiri yerine getirme öncesinde en az iki kez üst komutanım olan emri veren T. K.'yı arayarak emri teyit ettirdim. Bir nevi mütalaa ettik. Ancak bulunduğum durum itibariyle kendisinden yazılı emir talep etmedim, eğer donanma komutanı T. K.'da darbeci olduğuna yönelik bir sıkıntı görseydi. Kendisini arayarak alt birim olarak beni arardı. Aramadığına göre bir sıkıntı olmadığını değerlendirdim. Yine Albay M. S. Ç. gelen helikopterin darbeci olduğu hususunda yoğun şüphe duysaydı Garnizon komutanı olarak gelip bizzat kendisi müdahale ederdi dedi.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararı hakkında istinaf başvurusunda bulunması gereğince; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 2018/904 esas sayılı dosyasında sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A. yönünden yapılan kovuşturma neticesinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde elde edilen deliller ile dinlenen sanık beyanları kapsamında kovuşturmaya konu eylemlerin süreci:
13/07/2016 gecesi sanık Ş. S.'in İstanbul’dan Ankara'ya giderek, 14/07/2016 sabah erken saatlerde sanık O. K. ile buluştukları, sanık O. K.'ın sanık Ş. S.'i o sırada Ankara'da bulunan sanık G. Ş. S.'in bulunduğu eve götürerek onunla görüştürdüğü, bu görüşme sırasında G. Ş. S.'in Ş. S.'e silahlı kuvvetlerin emir komuta zinciri içerisinde darbe yapacağı konusunu konuşarak, devamında Ş. S. ve O. K.'ın G. Ş. S.'in planlama ve değerlendirme yaptıkları. 14/07/2016 günü sanıklar G. Ş. S. ve Ş. S.'in aynı uçakla İstanbul'a gittikleri, sanık Ş. S.’in İstanbul’da sanık E. Ş. ve sanık M. K. ile ayrı ayrı görüşmeler yapmış, bu görüşmelerde beraber eğitim gördükleri özel kuvvet mensubu personel hakkında ayrıntılı bilgiler aldığı ve aldığı bilgiler ışığında sanık G. Ş.'in talimatı doğrultusunda eylemin Muharebe Arama Kurtarma (MAK), Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) ve Sualtı Taarruz Grup Komutanlığı (SAT) personelinin iştiraki ile gerçekleştirileceği ve eyleme iştirak eden MAK personelinin, burada Binbaşı rütbesi ile görev yapan sanık T. B. tarafından; ÖKK personelinin, burada Binbaşı rütbesi ile görev yapan sanık Ş. S. tarafından ve SAT personelinin de burada Yüzbaşı rütbesi ile görev yapan sanık Ö. C. tarafından seçildiği, ÖKK ekibinde: sanık Ş. S. ve diğer sanıklar E. Ş., İ. Y., M. D., B. S., M. K., E. Y., M. Ö., M. G., B. K., M. C. ve M. S. Ö.’ın bulunduğu; seçilen mevcut ekibin buluşarak 3 araçla Atatürk Havalimanına intikal ederek orada beklemeye başladıkları, sanık Ş. S. operasyon için hazırlanacak olan timin intikali için sanık D. U. ile yüz yüze görüştüğü. Bu görüşmelerde timi ile icra edecekleri faaliyet hakkında bilgi verdiği, Sanık Ş. S. tarafından sanık Ö. C.'e yapılacak darbe teşebbüsü ve bu kapsamdaki operasyonlarla ilgili bilgi aktarımı yapıldığı, sanık Ö. C.'ın sanık A. S. ile kolordu kantininde buluşarak, yapılacak faaliyet hakkında bilgi aktarımı yaptığı. 15 Temmuz günü saat 18:30'da SAT ekibinden olan sanıklar A. S. ve H. G.'in Atatürk Havalimanı askeri apronuna gittikleri. Darbe faaliyetine katılacak olan ÖKK ve SAT personelinden oluşan timin havalimanında giyinip kuşandıktan sonra kendilerini nakledecek uçağın gelmemesi üzerine timin başında bulunan sanık Ş. S.'in 15 Temmuz akşamı 20:49 - 21:30 saatlerinde sanık D. U.'u arayarak intikal için acilen helikopter talebinde bulunduğu, sanık D. U.'un İstanbul 4. Kara Havacılık Alay Komutanlığında alay komutan yardımcısı olarak görev yapan diğer sanık A. A.'ün 1. pilotluğunda Skorksy marka helikopter ile havalanarak Atatürk Havalimanı askeri apronuna geldikleri ve burada beklemekte olan tim personelinin helikoptere binmesinden sonra saat 21:45 sıralarında Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gitmek üzere havalandıkları, ÖKK ve SAT personelinden oluşan timi taşıyan Skorsky tipi helikopterin 15 Temmuz gecesi saat 23:00 sıralarında İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üssüne iniş yaptıkları.
14 Temmuz günü saat 20:12'de sanık Ü. C.'un sanık M. D.'yı arayarak 15 Temmuzda gecenin ilerleyen saatlerde yapılacak uçuşla ilgili bilgi verdiği ve uçuş için 4 helikopter ile uçuş ekiplerini hazırlanmasını istediği, sanık Ü. C.'un 15 Temmuz günü saat 11:22'de sanık M. D.'yı tekrar aradığı ve hazırlıklarla ilgili bilgi aldığı, İzmir 3. Kara Havacılık Alayında; 15 Temmuz gece saat 22:00 sıralarında görev için seçilen ve hazırda bekleyen; 1. Cougar helikopterinde; 1. Pilotu sanık M. D., 2. pilotu sanık Y. E., teknisyeni sanık A. Ö., aviyonikçi teknisyeni sanık A. K. olduğu; 2. Cougar helikopterinin; 1. pilotu sanık Z. G., 2. pilotu sanık H. M. Ö. ve teknisyeni sanık M. G. olduğu; 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B. olduğu; 1. Ve 3. Cougar helikopteri ve SAR helikopterinin İzmir 3. Kara Havacılık Alayından Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gitmek üzere saat 22:00 sıralarında havalanmışlar, 1. pilotu sanık Z. G.’i bekleyen 2. Cougar helikopterinin; bir süre sonra 1. pilotu sanık Z. G.’in gelmesi ile 2.Cougar helikopteri de havalanarak: Uçuşta helikopterlerin tanınmasını ve takibini sağlayacak sistemlerin kapatılması, yine uçuş sırasında radarlara yakalanmamak için alçak uçuşla saat 22:00 - 22:30 aralarında Çiğli 2. Ana Jet Üssüne indikleri, burada motor susturarak beklemeye başladıkları.
Sanık T. B.'in MAK (Muharebe Arama Kurtarma) Okul Komutanı olarak görev yaptığı ve MAK ekibinden, sanıklar Z. K., H. A., M. B. İ., S. Ç., S. E., İ. Y., G. G., E. Ç., A. G., Ö. F. G., Y. Ö. ve E. B.'nin görevli olarak seçildiği, 15 Temmuz günü sanık G. Ş. S. gündüz saatlerinde İstanbul'dan uçakla İzmir'e geldiği, sanık T. B. tarafından sanık M. B. İ. vasıtasıyla havaalanından alınarak Çiğli 2. Ana Jet Üssüne geldikleri; Burada sanıklar G. Ş. S., T. B. ve Z. K.’nun toplantı yaparak hazırlıkları değerlendirmişler, devamında MAK personeli sanıkların MAK Okulu deposunda toplandıkları, sanık T. B., sanık G. Ş. S.'in malzemelerin acilen hazırlanması talimatını verdiğini söylediği ve Kaklıç'taki depodan malzemelerin getirilerek 27 kişilik tim personeli için silah ve malzeme hazırlamaya başladıkları, bu sırada saatin 20:00 sıraları olduğu ve o zaman kadar sivil kıyafetle bulunan sanık G. Ş. S.'in de kamuflaj kıyafetini giymiş olarak depoya geldiği ve hazırlıklara nezaret ettiği, bir süre sonra sanık G. Ş. S.'in beklenen timi gelmek üzere olduğunu söylediği, bunun üzerine sanıklar Z. K. ve Ö. F. G.'in saat 23:00 sıralarında orada bulunan 2 araçla helikopter pistine giderek İstanbul'dan gelen ÖKK ve SAT personelinden oluşan timi alarak MAK deposuna getirdikleri, sanık Ş. S.'in komutasındaki timin MAK deposuna gelmesinden sonra hazırlanan silah ve malzemeleri herhangi bir zimmet yapılmaksızın hızlı bir şekilde kuşanmaya başladıkları, bu arada MAK personeli olan sanıkların da aynı şekilde silah ve malzemeleri zimmetsiz bir şekilde kuşandıkları. Hazırlıkların tamamlanmasını müteakip sanık G. Ş. S.'in orada bulunan ÖKK, MAK ve SAT personelinden oluşan silahlı timi etrafına toplayarak görevin mahiyeti ile ilgili açıklama yaptığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta zinciri içerisinde yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini, kendilerine verilen görevin Cumhurbaşkanını almak olduğunu, bu görev kapsamında gerekirse silahlı çatışmaya gireceklerini ve hedefi sağ veya ölü mutlaka alacaklarını, gidecekleri yerde kendisinin helikopterde kalacağını, yerde yapılacak operasyonu sanık Ş. S.'in yöneteceğini ve emir komutanın Ş. S.'de olduğunu söylediği, bu suretle orada bulunan ÖKK, MAK ve SAT personeli olan sanıkların darbeden ve kendilerinin de darbe kapsamında faaliyet icra edeceklerinden haberdar oldukları ve görevin de Cumhurbaşkanına yönelik olarak icra edilecek operasyon olduğunu öğrenmiş oldukları. Sanık G. Ş. S.'in operasyonun ne şekilde icra edileceği hususunda açıklamalarda bulunduğu, ÖKK ve SAT personelinin bir takım, MAK personelinin ise bir takım olarak hareket etmelerinin, MAK ekibini sanık T. B.'in koordine etmesinin, telsiz iletişiminde ÖKK ve SAT ekibini Barbaros, MAK ekibinin ise Kartal kodunu kullanmalarının, ÖKK ve SAT ekibinin öncü grup olmasının, MAK ekibinin ise arkada ÖKK ve SAT personelinin geri emniyetini sağlamasının, helikopterlerde 4 adet makineli tüfek bulunmasının, makineli tüfekçilerin indirme bölgesinde araziye ateş ederek araziyi yumuşatmalarının, yere inen ekibin de bu ateşin ardından ilerlemesinin, sanık G. Ş. S.'in helikopterde kalarak yerdeki ekiplerden sorumlu Ş. S. ve T. B. ile telsiz ve telefon irtibatı sağlamasının kararlaştırıldığı ve ÖKK ekibinden sanık M. C.'ın, SAT ekibinden sanık H. G.'in, MAK ekibinden ise sanıklar S. Ç. ve H. A.'ın helikopter makineli tüfekçileri olarak tespit edilmiştir. MAK deposu önünde operasyonun detayları görüşüldükten ve gerekli hazırlık ve görevlendirmeler tamamlandıktan sonra sanık G. Ş. S.'in emir ve komutası altında bulunan silahlı tim helikopter başına hareket etmişlerdir.
İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üssü Helikopter Pistine gelen Cougar tipi 3. Helikopter, 1 SAR helikopteri ile 1 Skorsky tipi helikopteri kıdemli pilotlar M. D., Z. G., A. A., D. U., Y. E. ve B. A.'ün bir araya gelerek sohbet etmeye başladıkları, diğer pilotlar ile teknisyenlerin ise ayrı yerlerde beklemeye başladıkları, bu sırada sanıklar M. D., Z. G., A. A. Ve D. U.'un aralarında "internete haber düşmüş", "daha yeni uyanıyorlar", "köprü kapatılmış haberi var" şeklinde konuşmaya başladıkları, sanık M. D.'nın “Şu an tarihe tanıklık ediyorsunuz, hatta içindesiniz tarihin” şeklinde sözler söylediği, sanık Z. G.'in ise "Biz yarın ya kahraman olacağız ya vatan haini olacağız" dediği, sanıkların ve tanık B. A.'ün cep telefonları ile internete girdikleri ve bir grup askerin İstanbul'da Boğaz Köprüsünü kapattıklarına ve Ankara'da bir takım askeri hareketlenmeler olduğuna ilişkin haberleri gördükleri, bu sırada sanık Y. E.'nun "Bu ne ya, darbe mi oluyor, buna ne gerek vardı?" şeklinde sözler söylediği, sonrasında sanık M. D.'nın orada bulunanlara "Telefonları kapatın, konuşmayın" şeklinde ikazda bulunduğu, daha sonra Ege Ordu Komutanlığından bir paket alınacağının konuşulduğu, alay komutanı olan M. D.'nın tanık B. A.'e gidip paketi Ege Ordu'dan almalarını söylediği, yaşanan anormal hadiselerden ve yakınlarının kendilerini aramalarından bir takım yanlış işler yapıldığını anlayan tanık B. A.'ün verilen emri yerine getirmemeye ve darbeden haberdar olduğunun düşündüğü diğer kıdemli pilotlarla birlikte hareket etmemeye karar verdiği ve bunu helikoptere doğru giderlerken 2. pilot olan tanık H. İ. Ç.'la paylaştığı, "İ., burada acayip işler oluyor, bu işe gitmeyeceğiz, sağ motoru sıcak basacağız ve gitmeyeceğiz" dediği, tanık H. İ. Ç.’ın da "Komutanım, ne emrederseniz yaparım, arkanızdayım" şeklinde karşılık verdiği, helikoptere bindikten sonra 3 kez motoru sıcak çalıştırmak suretiyle arıza yaptırdıkları, daha sonra tanık B. A.'ün kıdemli pilotların yanına gelerek alay komutanı olan sanık M. D.'ya helikopterinin sağ motorunun çalışmadığını söyleyerek "müsaade ederseniz biraz bekleyip motor soğuduktan sonra tekrar çalıştırarak istisnai uçuş ile birliğimize dönelim" dediği, ancak sanık M. D.'nın "hayır, biz gelene kadar burada bekleyeceksiniz, ayrılmayacaksınız" demesi üzerine alandan ayrılamadığı ve beklemeye devam ettikleri, tanık B. A.'ün helikopterinin devre dışı kalması üzerine bu kez sanık M. D.'nın Ege Ordu'dan paket alınması görevini tanık H. Y.'ye verdiği, tanık H. Y.'nin 2. pilotu ile birlikte kullandığı SAR helikopteri ile Ege Ordu Komutanlığına gittikleri ve bir süre sonra herhangi bir paket alamadan/bulamadan geri döndükleri. Alanda bulunan SAR (Arama Kurtarma) helikopterinin ise boş olarak diğer helikopterlere eşlik etmesi yönünde sanık M. D. tarafından pilotlara talimat verildiği, Ancak helikopter 2. pilotu olan ve yaşanan gelişmeleri görüp faaliyete katılmak istemeyen tanık S. Ç.'ın uçmayı reddettiği, bunun üzerine helikopter 1. pilotu olan tanık H. Y.'nin bu durumu telsizle M. D.'ya bildirdiği, M. D.'nın tanık B. A.'ün gelmesi halinde ikisinin helikopter ile uçmalarını söylediği, tanık H. Y.'nin helikopter teknisyenini tanık B. A.'e göndererek durumu bildirdiği, ancak tanık B. A.'ün de uçmayı kabul etmemesi üzerine SAR helikopterinin Marmaris'e gelen timi taşıyan diğer 3 helikoptere eşlik edemediği ve bir süre sonra alanda kalan her iki helikopterin motor çalıştırarak 3. Kara Havacılık Alayına gitmek üzere alandan ayrıldıkları.
Cumhurbaşkanlığı Başyaveri olan sanık A. Y.'nın saat 24:05 de Çiğli 2. Ana Jet Üssü'ne geldiği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Marmaris'teki Grand Yazıcı Club Turban Otel'de kaldığı bilgisini sanık G. Ş. S.'e aktardığı, sanık G. Ş. S.'in bu bilgiyi teyit amacıyla Ankara ilinde bulunan ve darbeci askerlerin komuta merkezi olarak kullanılan Akıncı Üssü ile yaptığı telefon görüşmeleri sonucunda Cumhurbaşkanı'nın Marmaris İlçesi İçmeler Mevkiinde bulunan Grand Yazıcı Club Turban isimli otelde kaldığı bilgisini kesinleştirdiği, Pist bölgesinde sanık G. Ş. S. tarafından helikopter kıdemli pilotlarına ikinci bir açıklama daha yapıldığı ve görevin mahiyetinin açıklandığı, sonrasında ise 2. Pilotların çağrılarak gidilecek yerin koordinatlarının verildiği ve sonrasında Marmaris'e hareket etmek üzere personelin helikopterlere binmişlerdir. Sonra sanık O. K.'tan sanık Ş. S.'in telefonuna "göreve devam" şeklinde ikinci bir mesajın geldiği, bunun üzerine personelin 3 helikoptere dağıtıldığı, tüm bu süreçte helikopterlerin çalışır vaziyette beklemekte oldukları ve personelin helikopterlere yerleşmesi tamamlandıktan sonra yaklaşık olarak saat 02:15 sıralarında 3 helikopterin peş peşe havalandıkları, helikopterlerin hem motor çalıştırırken, hem de hareket ettiklerinde hiçbir şekilde kule ile temas kurmadıkları ve gerekli izinleri almadıkları, uçuş sırasında transponder ve DT-500 cihazlarını kapalı tuttukları, yalama uçuşu olarak tabir edilen alçak uçuş yapmak suretiyle Marmaris istikametine hareket ettikleri,
İzmir 3. Kara Havacılık Alay Komutanlığı'na ait Cougar tipi helikopterlerden birincisinin l.pilotunun sanık M. D., 2.pilotunun sanık Y. E., teknisyenlerinin ise sanıklar A. K. ve A. Ö. olduğu, İzmir 3. Kara Havacılık Alay Komutanlığı'na ait Cougar tipi helikopterlerden ikincisinin 1.pilotunun sanık Z. G., 2.pilotunun sanık H. M. Ö., teknisyeninin ise sanık M. G. olduğu, İstanbul 4. Kara Havacılık Alay Komutanlığı'na ait Sikorsky tipi helikopterin l.pilotunun sanık A. A., 2.pilotunun ise sanık D. U. olduğu, Bu helikopterlerin içerisinde ise sanık G. Ş. S.'in yanı sıra MAK ekibinden sanıklar: 1-T. B., 2-Z. K., 3-E. Ç., 4-A. G., 5-S. E., 6-S. Ç., 7-M. B. İ., 8-H. A., 9-İ. Y., 10-G. G., 11-E. B., 12-Ö. F. G., 13-Y. Ö.'ın; ÖKK ekibinden sanıklar: 1-Ş. S., 2-İ. Y., 3-M. K., 4-E. Ş., 5-M. C., 6-M. Ö., 7-M. D., 8-E. Y., 9-B. S., 10-M. S. Ö., 11-B. K., 12-M. G.’ün, SAT ekibinden sanıklar: 1-H. G., 2-A. S.'in bulunduğu; İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nden havalanan helikopterlerin saat 03:20 sıralarında Muğla ili Marmaris ilçesindeki Grand Yazıcı Club Turban Otel'in bulunduğu mevkiye geldikleri:
Her üç helikopterin Çiğli ilçesinden havalanmasından evvel müşteki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Dalaman Havaalanı aracılığı ile İstanbul iline taşıyacak olan TC-ATA uçağının THY-8451 koduyla İzmir Adnan Menderes Havaalanı'ndan kalkarak saat 00:40'ta Dalaman Havaalanı'na iniş yaptığı, müşteki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve beraberindekileri Marmaris'te kalmakta olduğu otelden alarak Dalaman Havaalanı'na getiren helikopterin ise Dalaman Havaalanı'na iniş yapıp, müşteki Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindekilerin TC-ATA uçağına nakledilmesini takiben TC-ATA uçağının THY-8456 koduyla saat 01:43'te Dalaman Havaalanı'ndan havalandığı,
Helikopterler oteller bölgesine geldikten sonra ilk olarak Turban Otelin sahil bölgesine iniş yapmak istemişler, ancak helikopter pervanelerinin oluşturduğu hava hareketleri nedeniyle sahilden yoğun şekilde toz bulutu kalkması üzerine buraya iniş gerçekleştirilememiştir. Turban Oteli sahiline iniş yapamayan helikopterler yakında bulunan Casa De Maris isimli otelin yan tarafında bulunan boş araziye inmek suretiyle suikast timinin yere inmesi sağlanmıştır. Helikopterden inen silahlı tim tarafından havaya ateş edilmek suretiyle sivil halkın uzaklaşması sağlanmış, bilahare SAT personeli olan sanık A. S.'in de dahil olduğu sanık Ş. S.'in komutasındaki ÖKK personeli önde, sanık T. B.'in komutasındaki MAK personeli ise timin geri güvenliğini sağlamak üzere arkada olacak şekilde Turban Oteline giriş yapmışlardır. Bu esnada sanık G. Ş. S. ile makineli tüfekçiler H. G., M. C., H. A. Ve S. Ç. ise helikopterlerde kalmışlar ve helikopterler yukarıdan otel üzerinde tur atmak ve askıda kalmak, ayrıca otel bölgesine ateş açmak suretiyle hem operasyon için araziyi yumuşatmış, hem de timin havadan güvenliğini sağlamışlardır. Yerdeki tim otel bölgesinde karşılaştıkları kişilerden de bilgi almak suretiyle Cumhurbaşkanının Marmaris'te kalmış olduğu Grand Yazıcı Club Turban isimli otelin villalar kısmına geçerek ilerlemeye başlamış ve Cumhurbaşkanlığı korumalarının bulunduğu villaya doğru yöneldikleri sırada kendilerini fark eden koruma polisleri ile silahlı çatışma yaşandığı, bu çatışma sırasında sanıkların villanın dış korumasını sağlayan koruma polisi M. Ç.'i şehit ettikleri, Sanıklarda daha üstün vasıflı ve nitelikli silahlar bulunması karşısında çatışmaya daha fazla devam edemeyen Cumhurbaşkanlığı koruma personeli 1782 nolu villa içerisine girmek suretiyle güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır. Ancak sanık Ş. S.'in talimatı üzerine sanık İ. Y. tarafından villanın balkon kısmına bomba atılarak patlatılmış ayrıca sanıklar tarafından içeride bulunan koruma personeline "dışarı çıkmazsanız içeriye roket atacağız" diye bağırılması üzerine koruma amiri olan müşteki M. B. bazı koruma personelinin yaralandığını da fark etmesi üzerine sanıklara "ateş etmeyin, teslim olacağız" diye bağırmış ve dışarı çıkarak teslim olmuş, sonrasında M. B.'ın da talimatıyla diğer koruma polisi olan müştekiler de dışarı çıkarak teslim olmuşlardır. Bu sırada time emir komuta eden sanık Ş. S.'in polislerin silahlarından tecrit edilmesi yönündeki talimatı üzerine diğer sanıklar tarafından polislerin üzerlerinde bulunan silah, cep telefonu, cüzdan gibi eşyalar toplanarak bir çanta içerisine konulmuş, müştekiler bir süre süründürülerek geride bulunan MAK timinin olduğu alana götürülmüş ve burada plastik kelepçe ile elleri kelepçelenerek ve yere yatırılmak suretiyle etkisiz hale getirilmişlerdir. Villadan çıkan koruma personeline sanıklar Ş. S. ve Z. K. tarafından "hani inimize girecektiniz, biz sizin ininize girdik, hırsızın piçleri, hırsızın evlatları, hırsız nereye gitti, Cumhurbaşkanı nereye gitti, hangi havaalanına inecek, ne zaman gitti" şeklinde koruma polislerine ve katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaretlerde bulunulmuş ve Cumhurbaşkanının nerede olduğu, ne zaman ayrıldığı, nereye gittiği sorulmak suretiyle gittiği yer öğrenilmeye çalışılmıştır. Sanıklar aynı zamanda yere yatırdıkları müşteki koruma polislerini "kafanızı kaldırmayın, kafasını kaldıran ensesinden kurşunu yer" şeklindeki sözlerle tehditte bulunmuşlardır. Ayrıca yerde yatan koruma polislerine tekme atmak, kafalarına basmak suretiyle etkili eylemlerde bulundukları ve müşteki M. B.'ı vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaraladıkları, Müşteki koruma personelinin Cumhurbaşkanının bir saat kadar önce ayrıldığını, otelde olmadığını söylemelerine rağmen bunu inandırıcı bulmayan tim personeli sanık İ. Y. elindeki uzun namlulu silah müşteki N. A.'ın kafasına dayayarak "kafana sıkarım, bizi olduğu yere götür" dediği, müşteki N. A.'ın da sanıkları Cumhurbaşkanının toplantı için kullandığı villaya götürdüğü, sanıkların bu villa içine girerek Cumhurbaşkanını aradıkları ve bu esnada saklanmak için villaya giren ve otelde stajyer güvenlik görevlisi olan katılan S. T.'ın villanın banyosuna girerek kapıyı kilitlemiş olduğu, kilitli kapıyı fark eden sanık İ. Y.'in kapıyı açması için birkaç sefer bağırdığı, ancak katılanın kapıyı açmaması üzerine kapıya dört el ateş etmek suretiyle kırıp içeri girdiği, bunun üzerine katılan S. T.'ın ellerini kaldırarak "tamam, ateş etmeyin, çıkıyorum" dediği, bunun üzerine sanık İ. Y.'in "çık deyince niye çıkmıyorsun" diyerek katılan S. T.'ı yumrukla darp ettiği, sonra dışarı çıkararak yere yatırdığı ve dışarıda tekmeledikleri, Cumhurbaşkanının bu villada da bulunmadığını anlayan sanıkların geri dönüp diğer sanıkların yanına gittikleri, sanık Ş. S.'in bu durumu telefonla görüştüğü sanık O. K.'a aktardığı ve oradan derhal ayrılmaları yönünde talimat aldığı, bunu da telefonla sanık G. Ş. S.'e bildirdiği, sanıkların Marmaris oteller bölgesinde helikopterden inmelerinden sonra helikopterlerin yaklaşık 45-50 dakika civarında havada askı vaziyetinde kalarak ya da otel üzerinde daire çizmek suretiyle operasyona yukarıdan nezaret ettikleri, ancak helikopterlerin yakıtlarının azalması üzerine önce Skorsky helikopterin daha sonra ise Cougar helikopterlerin yakıt ikmali yapmak üzere bölgeden ayrıldıkları, aşağıda bulunan suikast timinin Cumhurbaşkanının otelden ayrıldığına kesin kanaat getirilip derhal bölgeden ayrılmaları yönünde talimat almalarından sonra müşteki koruma polislerini orada bırakarak ve üzerlerinden aldıkları silah ve eşyaları boşaltıp hızlı bir şekilde helikopterden indikleri yere geçmek üzere otelden ayrıldıkları, ancak helikopterden indikleri alana geldiklerinde helikopterlerin orada bulunmadığını gördükleri, otel bölgesine polisin geleceğini öngören timin bölgeden uzaklaşmak amacıyla sahil kısmına doğru yöneldikleri, bu sırada Casa De Maris otelinin önüne geldiklerinde 155'e yapılan ihbarlar sonrasında olay mahalline intikal eden aralarında Marmaris emniyetinde görevli polis memurlarının da bulunduğu özel harekat grubu ile karşılaştıkları, bir kişinin "emniyet burada" diye bağırması üzerine sanıkların siper alarak ve hedef gözetmek suretiyle polis ekibine ateş ettikleri, açılan ilk ateş sırasında Marmaris İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru N. C. E.'in vurularak yere düştüğü ve şehit olduğu, daha sonra sanıkların polis ekibiyle bir süre daha çatıştıktan sonra Casa De Maris isimli otele girdikleri, yaşanan çatışma sırasında müştekiler Ö. K.'nin BTM giderilemeyecek şekilde, T. A., Ç. Ş. Ve M. Ö.'in BTM giderilebilecek şekilde, S. D.'nun ise BTM gerektirmeyecek şekilde yaralandıkları, diğer müşteki polis memurları O. Ö., Ö .T., İ. E., E. T., A. A., T. K. B., F. İ., Ö. K.ve M. O.'un ise yaralanmadıkları, ayrıca yaşanan çatışmalar sırasında müştekilere ait taşınır ve taşınmaz mallar -araçlar, konutlar, oteller vb.- ile 2 adet ambulansın isabet alarak hasar gördüğü anlaşılmıştır. Casa De Maris'e giren suikast timin otel personelinin de yardımıyla otelin alt katında bulunan yemekhaneye inmiş ve bir süre sonra da otelin arka kapısından çıkarak orada bulunan duvarın üzerinden geçmek suretiyle sahil bölgesine ulaşmışlardır. Bu esnada olay mahallinde bulunan özel harekat polislerince kendilerine açılan ateşe karşılık da vermek suretiyle yakında bulunan A. H.'a ait eve girerek burada helikopterlerin gelmesini beklemişlerdir.
Sanıklar A. A. ve D. U.'un kullandıkları ve makineli tüfekçisi sanık H. G. olan Skorsky tipi helikopterin gerek Çiğli'deki helikopter pistinde çalışır vaziyette bir süre beklemesi, daha sonra Marmaris'e intikali, Marmaris'te oteller bölgesinde havada bir süre kalması sonrasında yakıt ihtiyacının doğması üzerine Marmaris'ten ayrılarak Dalaman'a yönelmiş, transponder ve DT-500 cihazları kapalı olarak ve kuleden yapılan çağrılara rağmen kimliğini açıklamadan Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığı helikopter pistine 03:55 sıralarında iniş yapmıştır. Kuleden yapılan çağrılara rağmen kimliğini açıklamamakta ısrar etmesi ve ne amaçla geldiğini bildirmemesi üzerine Dalaman Deniz Hava Üs Komutanı olan sanık C. A.'nın talimatıyla helikopterin etrafı hazır kıta tarafından sarılmış ve kuleden dart kanalı üzerinden helikopterdeki personele motor susturmaları ve helikopterden inerek teslim olmaları yönünde çağrı yapılmıştır. Ancak helikopter personeli tarafından bu çağrıya olumlu cevap verilmediği ve 04:23'de helikopterin tekrar havalanarak pistten ayrıldığı ve boş bir araziye iniş yaptığı sanıkların ikrarları ile sabit olmuştur. Sanık A. A. saat 04:24'de sanık Ü. C.'u arayarak durumu bildirmiş ve helikoptere yakıt verilmesi konusunda yardım talep etmiştir. Sanık Ü. C. saat 04:29'da sanık A. A.'e dönüş yapmış, Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığı ceridesine göre bu telefon görüşmesinden sonra saat 04:31'de helikopter yeniden piste iniş yapmıştır. Sanık T. K. tarafından sanık C. A.'nın makam odasında kurulu bulunan telefon aranmak suretiyle gelen helikoptere yakıt verilebileceğini; üsse geri dönen Yarbay E. K. bu esnada üzerini giyinmek için odasında bulunduğu sırada üs komutanı C. A.'nın oda telefonunun uzun uzun çaldığını ve cevap verilmediğini fark edince kendisi giderek telefona cevap vermiş, arayan kişinin Deniz Hava Komutanı T. K. olduğunu fark etmiştir. Sanık T. K. telefonda "gelen helikopterlere yakıt verilebilir" diye söylemiş, bunun üzerine tanık E. K. sanığın emrini tam olarak almak ve anlamak amacıyla "yakıt vermemizi mi istiyorsunuz?" diye sormuş, sanık T. tekrar "evet, verebilirsiniz" şeklinde karşılık vermiştir. Bunun üzerine helikopterin etrafının hazır kıta ile sarılmış olması ve her an bir çatışma çıkma ihtimalinin mevcut olmasını göz önünde bulunduran tanık en seri vasıta olarak telsiz ile “Deniz hava komutanının direktifiyle o helikopterlere yakıt verilebilir” demek suretiyle emri sanık C. A.'ya iletmiştir. Helikopterin ikinci kez inmesi ve sonrasında T. K.'dan gelen talimat üzerine sanık C. A.'nın helikoptere yakıt verilmesi için hazırlık yapılması yönünde personeline talimat vermesi üzerine tanık S. C. durumu telefonla komutanı olan M. S. Ç.'a bildirmiş ve yakıt vermemesi için C. A.'yı aramasını söylemiştir. Tanık M. S. Ç.’un saat 04:37'de C. A.'yı arayarak gelen helikopterin darbeci olabileceğini ve yakıt vermemesini söylemiştir. Sanık C. A.'nın 04:38'de komutanı olan sanık T. K.'yı arayarak Garnizon Komutanının söylediklerini kendisiyle paylaşmıştır. Akabinde helikopterlerin Dalaman istikametine doğru gittikleri yönünde Muğla Valiliğinde oluşturulan kriz masasına bilgiler ulaşması üzerine İl Jandarma Komutanı Y.. Ö. saat 04:43'de C. A.'yı arayarak helikopterin darbeci olabileceğini ve yakıt vermemesini söylemiştir. (Sanık C. B. A.'nın Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde; “yakıt dolum işlemi yaptığım esnada Muğla İl Jandarma Komutanı beni telefonla aradı. Bana helikopterin şüpheli olabileceğini o yüzden yakıt vermememi söyledi.” şeklinde ikrar beyanının olduğu.) Bunun üzerine C. A.’nın T. K.'yı tekrar arayarak İl Jandarma Komutanının da aradığını ve helikoptere yakıt verilmemesini söylediğini bildirmiş ve T. K.'nın yakıt verilmesi yönündeki talimatı üzerine C. A. saat 04:53'de Y.. Ö.'ı arayarak bağlı bulunduğu komutan olan T. K.'nın talimatı olduğunu ve helikoptere yakıt vereceğini söylemiştir. Bunun üzerine Y.. Ö. helikoptere kesinlikle yakıt verilmemesini söylemiş ve daha etkili olacağını düşünerek telefonu yanında bulunan dönemin Muğla Valisi tanık A. Ç.’e vermiş, Vali A. Ç.'de sanık C. A.'ya "komutan helikoptere yakıt verme, verirsen sorumlu olursun" demiştir. Ancak olay gecesi TSK'ya sızmış bir grup örgüt mensubu subayın emir komuta zincirinin de dışına çıkarak darbe teşebbüsünde bulunduğunun yazılı ve görsel basında devletin en üst kademelerinde görev yapan idareciler tarafından açıklanmış olduğu, Genelkurmay tarafından askeri uçuşlar yasaklandığı, söz konusu helikopter meydana ilk inişi sırasında transponder ve DT-500 gibi tanıma ve takip olanağı sağlayan cihazlarını kapattığı ve kimliğini gizlediği, temas kurduğu ikinci gelişi sırasında ise o saatte ve o bölgede ne amaçla bulunduğu ve ne tür bir faaliyet icra ettiği konusunda herhangi bir açıklama yapmadığı, Dalaman Garnizon Komutanı M. S. Ç., Muğla İl Jandarma Komutanı Y.. Ö. ve Muğla Valisi A. Ç. gelen helikopterin darbeci olabileceğini ve kesinlikle yakıt verilmemesi gerektiğini tekrar ve ısrarla söyledikleri halde sanık C. A.'nın tüm bunları dikkate almayarak ve kendi birliğine de ulaşan sözde sıkıyönetim direktifi EK'indeki görevlendirme listesinde hakkında "göreve devam" yönünde değerlendirme yapılmış olan ve dolayısıyla darbecilerle birlikte hareket ettiği anlaşılan komutanı T. K.'nın talimatını yerine getirmiş ve gelen helikoptere yakıt verdikten sonra helikopter saat 04:56'da kalkış yaparak Dalaman Deniz Hava Üssünden ayrılarak oteller bölgesine bıraktıkları suikast timini almak üzere Marmaris'e geri dönmüş ve yerdeki timi almak üzere otel bölgesine yönelmiş, ancak otel bölgesine ulaşan özel harekat ve polis ekiplerinin operasyona katılan ve polislerle çatışmaya girerek biri koruma polisi olmak üzere 2 kişiyi şehit eden suikast timinin kaçmasını engellemek için helikoptere ateş açmaları üzerine timi alamamış, helikopterden de güvenlik güçlerine yönelik baskı ateşi açılmış, bir süre çatışma yaşanmış, bu çatışma sırasında A. H.'ın konutuna girmiş olan sanıklar da helikopterin kendilerini almaya gelen helikopter olduğunu anlamaları üzerine konuttan çıkarak sahil boyu ilerlememiş, aynı zamanda helikoptere destek vermek amacıyla polis ekiplerine yönelik baskı ateşinde bulunmuşlardır. Polis ekipleri tarafından açılan yoğun ateş sonucu yere inemeyen ve çok sayıda isabet alan Skorsky helikopterin makineli tüfekçisi olan mağdur sanık H. G.'in de göğsünden vurulması üzerine çatışmaya daha fazla devam edemeyeceklerine ve yerde bulunan timi alamayacaklarına karar veren helikopter pilotları helikopteri süratle bölgeden uzaklaştırarak Imsık Meydanına yönelmişlerdir. Yerde bulunan suikast timi helikopterin iniş yapamadığını ve kendilerini alamadan ayrıldığını görmeleri üzerine sahil boyu koşarak çatışma bölgesinden uzaklaşmış ve karşılaştıkları Mares Otel çalışanları müştekiler R. Y. ve C. Ö.'a silah doğrultup tehditte bulunmak suretiyle ormana giden yolu sormuşlardır. Adı geçen müştekilerin kendilerine yolu söylemeleri üzerine de bu yoldan devam ederek ormana çıktıkları ve ormanda ilerlemek suretiyle olay bölgesinden uzaklaşmışlardır.
Helikopter pilotu sanık A. A.'ün sanık M. D. ile telefon irtibatı kurarak Dalaman'dan yakıt ikmali yaptıklarını, tekrar Marmaris'e döndüklerini ve burada çatışma çıktığını, kendilerine ateş edildiğini, bir personelin yaralı olduğunu söyleyerek ne yapmaları gerektiğine ilişkin talimat sormuş, sanık M. D. da sanık G. Ş. S.'in talimatı doğrultusunda Imsık'a gelmelerini söylemiş, Skorsky helikopterinin daha evvel oteller bölgesinden ayrılıp Dalaman'a gitmesi sonrasında Dalaman'daki görevlilerin Skorsky helikopteri çevirmeleri, alanın kırmızı alarma geçmesi, kuleden pilotlara motor susturarak teslim olmaları yönünde anons yapılması hususlarını telsizden takip eden Cougar helikopter pilotlarının Bodrum Imsık Hava Meydanına gitmeye karar verdikleri, alınan bu karar doğrultusunda, pilotları sanıklar M. D. ve Y. E. olan, ayrıca içerisinde makineli tüfekler sanıklar H. A. ve M. C. ile uçuş teknisyenleri sanıklar A. Ö. ve A. K. bulunan Cougar tipi helikopterin Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na yöneldiği, bu aşamada sanık Y. E.'nun söz konusu birliğin tabur komutanı olarak görev yapan ve devresi olan tanık F. Ş. ile telefon irtibatı kurup yakıt ikmali yapmak üzere meydana gelmek istediklerini belirttiği ve kısa süre sonra Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na iniş yaptığı; aynı şekilde pilotları sanıklar Z. G. ve H. M. Ö. olan, ayrıca içerisinde sanık G. Ş. S. ile makineli tüfekçi sanık S. Ç. ve teknisyen sanık M. G.'in bulunduğu diğer Cougar tipi helikopterin ise sanıkları Marmaris ilçesinde indirdikten sonra yerdeki sanıkları himaye için bir süre yukarıda asılı pozisyonda kaldığı, bu sırada sanık G. Ş. S.'in sanıklar T. B. ve Ş. S. ile telefon irtibatı kurarak operasyonu yönettiği ve Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na saat 04:42 - 04:43 sıralarında Cougar tipi helikopterlerin peş peşe alana indikleri, tanık F. Ş.'ın dışarı çıktığında iki helikopterin alana inmiş olduğunu, aşağıya inen tim personeli tarafından helikopter emniyetinin alınmış olduğunu gördüğü, bir süre sonra helikopterlerden sanıklar Z. G. ve M. D.'nın inerek kendilerine doğru yürümeye başladıkları, sanık Z. G.'in "F. hemen yakıt ikmali yapıp kalkmamız gerekiyor" diye söylediği, tanık F. Ş.'ın da “Komutanım, zaten tankerin biri arızalı, Y.’e de mesaj atmıştım, bir de tanker şoförümüz dışarıda oturuyor, haberi verdim, gelecek, biraz vakit alacak, buyrun odamda biraz soluklanın" diyerek sanıklar M. D. ve Z. G.'i odasına davet ettiği, her ikisinin odaya girmeden telefonları ile meşgul oldukları ve görüşmeler yaptıkları, bu sırada tanık F. Ş.'ın sanık M. D.'nın kullandığı helikopterin 2. pilotu olan sanık Y. E.'nu mesajla yanına çağırdığı, sanık Y. E.'nun yanında diğer 2. pilot olan sanık H. M. Ö. ile birlikte geldikleri, tanık F. Ş.'ın sanık Y. E.'nun kolundan tutarak kenara çektiği ve kendisine “Sen neyi karıştırdın, ne yapıyorsun farkında mısın sen?” dediği, odaya girdikleri, tanık F. Ş.'ın tekrar “Neyi karıştırıyorsunuz? Bak kötü şeyler oluyor, bir tane helikopteri düşürmüşler zaten, sizi de düşürecekler, ne yaptınız, ne ettiniz?” dediği, her iki sanığın odada bulunan televizyonlardaki haberlere baktıkları ve şaşkınlık yaşadıkları, sonrasında tanık F. Ş.'ın sanık Y. E.'nu odadan dışarı çıkararak “Y. B., böyle böyle bir durum var, biz seni alıkoyacağız” dediği sırada sanık H. M.'ın da yanlarına geldiği, sanık Y. E.'nun F. Ş.'a sanık H. M. Ö.'in de kendisi gibi sonradan olaya dahil olduğunu ve onun da bilgisi olmadığını söylemesi üzerine tanık F. Ş.'ın her ikisine jandarmaya haber verdiklerini, birazdan jandarmanın geleceğini ve jandarmaya teslim olmalarını söylediği, her ikisini de ikna ederek birlik içerisinde saklanmalarını sağladığı, bu sırada içeriden albayların odaya geçtikleri yönünde haber gelmesi üzerine odasına döndüğünde sanıklar M. D. ve Z. G.'in içeride oturmakta olduklarını, odada televizyon bulunduğu ve darbeye ilişkin haberler mevcut olduğu halde televizyonla ilgilenmediklerini, telefonları ile meşgul olduklarını gördüğü, tanık F. Ş.'ın “Komutanım, neye bulaştınız, ne yaptınız bilmiyorum ama ne olur yalvarıyorum vazgeçin, çocuklarınızın hatırı için vazgeçin, televizyondan görmüyor musunuz, bakın havada uçaklar var sizi düşürecekler, jandarmaya haber verdik, gelecekler buraya, Ankara’da zaten bir helikopter düşürmüşler, H.G. diyorlar” diye söylediği, bunun üzerine sanık M. D.'nın “Ben H. ile görüştüm o olamaz” diye karşılık verdiği, bir süre sonra yakıt ikmalinin geciktiğini gören ve sanık Z. G.'in kullandığı helikopterde bulunan sanık G. Ş. S.'in de odaya geldiği, 1. pilotlar Z. G. ile M. D.'nın tanık F. Ş.'ın konuşmalarından etkilenerek bir daha havalanmaları durumunda F16 uçaklarının kendilerini vurabileceklerini söylemeleri üzerine sanık G. Ş. S.'in tüm hava üslerinin kendilerinin yanında olduğunu belirterek diğer sanıkları teskin edip Skorsky tipi helikopterin de buraya inişini sağlamak için F. Ş.'dan meydanın koordinatlarını istediği, tanık F. Ş.'ın önce yanlış koordinat vererek Skorsky helikopterin gelişini engellemeye çalıştığı ve fakat verdiği koordinatın yanlış olduğunun anlaşılması üzerine bu defa doğru koordinatı vermek zorunda kaldığı, bu arada birlikte görevli askeri personel tarafından iki tankerden birisinin hava kompresörünün söküldüğü, lastiğinin indirildiği ve kriko ile kaldırıldığı, diğer tankerin ise mazot borularının söküldüğü, bu nedenle sanık G. Ş. S.'in tüm çabalarına rağmen Cougar tipi helikopterlere yakıt ikmali yapılamadığı ve bu süreçte Marmaris ilçesinde çatışmaya giren Skorsky tipi helikopterin de hasarlı ve içerisindeki makineli tüfekçi sanık H. G.'in göğsünden vurulmuş halde gelerek meydana iniş yaptığı, sanık G. Ş. S.'in Cougar tipi helikopterlere yakıt ikmali yapma imkanının bulunmadığını anlayarak Cougar tipi helikopterlerde bulunan personeli, askeri malzeme ve mühimmatları Skorsky tipi helikoptere taşıttığı ve bu şekilde Imsık meydanında tanık F. Ş.'ın telkini ve yardımı ile burada saklanan sanıklar Y. E. ve H. M. Ö. dışındaki diğer sanıklar G. Ş. S., M. D., Z. G., A. A., D. U., H. G. (yaralı halde), H. A., M. C., S. Ç., M. G., A. K. ve A. Ö.'ın Skorsky tipi helikoptere binip havalanarak İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı'na doğru yönelerek 16/07/2016 tarihinde sabah 06:30 civarında Çiğli 2. Ana Jet Üssü'ne iniş yaptıkları anlaşılmıştır.
A-1-Sanık H. M. Ö.’in üzerine atılı Anayasayı ihlal suçu, Kasten Öldürme suçu, Kasten Öldürmeye Teşebbüs suçu, Kasten Nitelikli Yaralama suçu, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçu, Konut Dokunulmazlığını İhlal suçu, Hükümete Karşı Suç, Yasama Organına Karşı Suç, Terör Örgütü Üyesi Olma suçu, Mala Zarar Verme suçu, Kamu Malına Zarar Verme suçu, Silahlı Tehdit suçlarını işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmiş olduğu ve Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında uygulanan suç niteliği ve yasal mevzuata ilişkin maddelerde usul ve yasaya uygun süreç ve uygulama yapıldığı kanaati ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi,
2-Sanık A. Ö.’ın üzerine atılı Anayasayı ihlal suçu, Konut Dokunulmazlığını İhlal suçu, Hükümete Karşı Suç, Yasama Organına Karşı Suç, Terör Örgütü Üyesi Olma suçu, Mala Zarar Verme suçu, Kamu Malına Zarar Verme suçu, Silahlı Tehdit suçlarını işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmiş olduğu ve Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında uygulanan suç niteliği ve yasal mevzuata ilişkin maddelerde usul ve yasaya uygun süreç ve uygulama yapıldığı kanaati ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi,
3- Sanık M. G.’in üzerine atılı Anayasayı ihlal suçu, Konut Dokunulmazlığını İhlal suçu, Hükümete Karşı Suç, Yasama Organına Karşı Suç, Terör Örgütü Üyesi Olma suçu, Mala Zarar Verme suçu, Kamu Malına Zarar Verme suçu, Silahlı Tehdit suçlarını işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmiş olduğu ve Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında uygulanan suç niteliği ve yasal mevzuata ilişkin maddelerde usul ve yasaya uygun süreç ve uygulama yapıldığı kanaati ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi,
4- Sanık A. K.’ın üzerine atılı Anayasayı ihlal suçu, Konut Dokunulmazlığını İhlal suçu, Hükümete Karşı Suç, Yasama Organına Karşı Suç, Terör Örgütü Üyesi Olma suçu, Mala Zarar Verme suçu, Kamu Malına Zarar Verme suçu, Silahlı Tehdit suçlarını işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmiş olduğu ve Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında uygulanan suç niteliği ve yasal mevzuata ilişkin maddelerde usul ve yasaya uygun süreç ve uygulama yapıldığı kanaati ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi,
5- Sanık C. A.’nın üzerine atılı Anayasayı ihlal suçu, Hükümete Karşı Suç, Yasama Organına Karşı Suç, Terör Örgütü Üyesi Olma suçlarını işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmiş olduğu ve Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında uygulanan suç niteliği ve yasal mevzuata ilişkin maddelerde usul ve yasaya uygun süreç ve uygulama yapıldığı kanaati ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi,
B-1-Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. Ve C. A.’nın üzerlerine atılı Cumhurbaşkanına Suikast suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “...Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K.'ın... Cumhurbaşkanına yönelik icra edilen faaliyetten haberdar olmadıkları yönündeki savunmalarının aksi ispat edilememiş olup, bu kapsamda sanıkların Cumhurbaşkanına suikast eylemine bilerek ve isteyerek katıldıklarına, bir diğer ifade ile suç kastı ile hareket ettiklerine dair mahkumiyetlerine yeterli delil elde edilemediğinden suç kastı yokluğundan adı geçen sanıkların ayrı ayrı beraatlerine... ve sanık C. A.’nın... Cumhurbaşkanına yönelik icra edilen faaliyetten haberdar olmadığı yönündeki savunmalarının aksi ispat edilememiş, sanığın yakıt verdiği helikopterin Cumhurbaşkanına suikast teşebbüsünde bulunan timi taşıdığını öğrenmesine rağmen bilerek ve isteyerek yakıt vermek suretiyle suça iştirak ettiği kesin olarak sabit olmadığından müsnet suçtan suç kastı yokluğu nedeniyle sanığın beraatine...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K.'ın devletin meşru otoritesine karşı ülke genelinde cebir-şiddet kullanılmak suretiyle bir kalkışma hareketinin bulunduğunu ve kendilerinin de bu hareket kapsamında icra edilen faaliyete katılmakta olduklarını bildikleri toplanan deliller kapsamından sabit olup, görevi kabul ederek suikast timini Cumhurbaşkanının kaldığı otele intikal ettirmek ve operasyon sırasında helikopterleri otel binasının üzerinde askıda tutmak ya da helikopterlerle daire çizmek suretiyle time havadan himaye sağlamak, helikopter makineli tüfekçilerinin arazinin yumuşatılması için otel bölgesine ateş açmalarına olanak sağlamak suretiyle iştirak halinde asli maddi fail olarak atılı suçu işledikleri, Cumhurbaşkanına suikast eylemine katılan ekibin içerisinde hakim olan hiyerarşik ilişki mevcut olduğu ve sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A.’nın da hiyerarşi içinde olarak eylem sürecinde fiilen iştiraklerinin bulunduğu. sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A.’dan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Eylem sürecinde istifadeye sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Her ne surette olursa olsun operasyona giren ekibin hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler maddi asli fail olarak suç ortaklığı kapsamında görülecektir. Cumhurbaşkanına suikast eylemine katılan ekibe destek teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Tüm eylem bütünlüğü içinde suça konu eylem süreci değerlendirilecektir. Cumhurbaşkanına suikast teşkil eden faaliyetlerde; devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk mevcut olduğundan maddi asli fail olarak suç ortaklığı olarak kabul edilecektir. Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K. yönünden de atılı suçun maddi ve manevi unsurları gerçekleşmiştir. Müşteki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve beraberindekileri Marmaris'te kalmakta olduğu otelden alarak Dalaman Havaalanı'na getiren helikopterin Dalaman Havaalanı'na iniş yapıp, müşteki Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindekilerin TC-ATA uçağına nakledilmesini takiben TC-ATA uçağının saat 01:43'te Dalaman Havaalanı'ndan havalandığı, Cumhurbaşkanına suikast ile görevli timin bu bilgiye operasyon sürecinde operasyon yeri Marmaris'te olmadığının tespiti ile ulaşarak, Cumhurbaşkanına suikast ile görevli timin operasyon alanından alınması ve takip görevi ile takip aşamasına gelmesi sürecinde; sanık C. A.’nın Cumhurbaşkanına suikast ile görevli timi Marmaris'e getiren ve Dalaman'dan yakıt aldıktan sonra yerdeki timi almak üzere Marmaris'e dönen ve burada güvenlik güçleri ile çatışmaya giren helikoptere sanık T. K.'nın talimatı ile yakıt verilmesini sağlamak suretiyle diğer sanıkların işledikleri Cumhurbaşkanına Suikast suçuna 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesi kapsamında yardım etmek suretiyle iştirak ederek üzerine atılı bulunan suçu işlemiştir.
Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. Ve C. A.’nın Cumhurbaşkanına suikast eylem süreci ile Anayasayı İhlal suçunu işledikleri ve eylem bütünlüğü içinde eylem varlığında herhangi bir şüphe bulunmadığı ve bu yönde mahkumiyete ilişkin karar oluşturulduğundan; Cumhurbaşkanına Suikast suçu yönünden de eylem ile eylem faili irtibatının mevcut olduğu; Anayasayı İhlal suçunu oluşturan eylem sürecinin Cumhurbaşkanına Suikast yönünde eylem içeriğinin mevcut olmasının oluşturduğu ve Cumhurbaşkanına Suikast eylem varlığı nedeniyle Anayasayı İhlal suçu oluştuğundan Cumhurbaşkanına Suikast suçuna ilişkin eylem süreci ile Anayasayı İhlal suçuna konu eyleme maddi asli fail olarak katılan Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. Ve C. A.’nın eylem ile eylem faili irtibatının mevcut olduğu; 5237 sayılı TCK'nın 24. ile 34. maddeleri arasında bulunan ikinci bölümünde düzenlenen ceza sorumluluğunun kaldıran veya azaltan nedenlerden 5237 sayılı TCK’nın 24. maddede yer alan; Kanunun hükmü ve amirin emri, 25. maddede yer alan; Meşru savunma ve zorunluluk hâli, 26. maddede yer alan; Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası, 27. maddede yer alan; Sınırın aşılması, 28. maddede yer alan; Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, 29. maddede yer alan; Haksız tahrik, 30. maddede yer alan; Hata, 31. maddede yer alan; Yaş küçüklüğü, 32. maddede yer alan; Akıl hastalığı, 33. maddede yer alan; Sağır ve dilsizlik, 34. maddede yer alan; Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma, mevcut olmadığı, Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. Ve C. A.’nın savunmalarında yer alan iradesi sakatlanmış rızanın varlığının suçtan kurtulma yönünde kabul göremeyeceği, Anayasamızda ve yasalarımızda açıkça konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilemeyeceği, bu emirleri yerine getiren astların sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmesine rağmen sanıklar üst veya amirlerinin başkomutanları olan Cumhurbaşkanına suikast yönündeki konusu açıkça suç teşkil eden emirlerini yerine getirmiş ve bu nedenle Cumhurbaşkanına Suikast suçunun kanuni suç tipine uygun eylem varlığının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabülü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. Ve C. A.’nın üzerlerine atılı Cumhurbaşkanına Suikast suçundan kurulan “beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K.'ın üzerlerine atılı Cumhurbaşkanına Suikast suçundan 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi delaleti ile 310/1 maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi, Sanık C. A.’nın üzerlerine atılı Cumhurbaşkanına Suikast suçundan 5237 sayılı TCK’nın 310/1, 39/1-2-c. maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması karar verilmesi,
2-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. Ç.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “... sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. her ne kadar darbe kapsamında faaliyet icra eden helikopterlerin hazırlanmasında ve operasyona güvenli bir şekilde katılmasında görev almış ve Anayasayı ihlal suçuna iştirak etmişlerse de, bu sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları, teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları, suça asli iştirak veya yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek başka bir hareketlerinin de bulunmadığı anlaşılmakla maktuller M. Ç. ve N. C. E.'e yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan ayrı ayrı beraatlerine...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyonun yapıldığı otel üzerinde helikopterlerle daire çizmek ve askıda tutmak suretiyle yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle adı geçen sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işledikleri maktuller M. Ç. ve N. C. E.'e karşı kasten öldürme suçuna asli maddi fail olarak iştirak ettikleri, üzerlerine atılı bulunan suçların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyon için özel olarak seçilen ve bu yönde operasyonun icrai hareketleri sırasında eylemlere katılacak veya katılması sakıncalı gözükmeyen kişilerden oluşan bir ekibin parçası oldukları, ekibin amacına ulaşmasında engel olabilecek herhangi bir kimsenin mevcut seçili ekibe dahil edilmeyeceği. 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B.’ın kuşkulu eylem varlığı nedeniyle operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulundukları, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde gelişen olaylardan haberdar olmalarına rağmen bu yönde operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulunmadıkları gibi, iradelerinin sakatlandığı, yani iradelerinin baskı altında olduğu yönünde de eylem sürecinde bulunmadıkları, zımni/eylemsel kabul ile operasyon eylem planına katılmışlar ve planlanmış/öngörülen sonuçları ile öngörülemeyen de tüm sonuçlarından sorumluluğu kabul etmiş sayılacaklardır. Bunun yanında “teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları” yönünde kanaat mevcut ise de; teknisyenler zorunlu uçuş mürettebatı olmamaları halinde, Sanıklar A. Ö.,M. G. ve A. K.’ın uçuşa katılmaları sağlanmayacağı; uçuş ağırlığı, eylemin gizliliği, eylem sürecinde engel olabilecek unsurlardan arınma vb. gerekçelerle sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın ekip dışı tutularak eylem sürecine katılmaları sağlanmayacaktır. Ancak; sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın seçili ekipte, ihtiyaç ve gereklilik ile maddi asli fail olarak katılımı sağlanmıştır. Sanık A. Ö.'ın beyanında; “rutin gündüz görevi bitiminde, alay komutanı sanık M. D.'nın, A. K. ve A. Ö.'a bu görevlere çıkarken silah taşıyıp taşımadığımızı sorduğu, A. Ö.'ın silah taşımadığını söylemesi üzerine; Bundan sonraki görevlerde taşımaları gerektiğini söyleyerek, akşam bir VIP görevinin daha olabileceğini belirttiği, yorgun olmaları halinde, başka bir teknisyenle A. K. ve A. Ö.'ı değiştirebileceğini söylediği. A. K. ve A. Ö.'ın göreve devam edebileceklerini söylediğini” ifade ederek; eylem sürecine silahlı katılım ile belirli tedbir ve donanım edinmeleri ikazı ile sanıklar A. K. ve A. Ö.'ta görev niteliğinde şüpheli bir durum oluşmasında görevi kabul etmeme yönünde açık bir tercih mevcudiyetine rağmen; sanıklar A. K. ve A. Ö.'ın eyleme sakatli/tereddütsüz ve mazeretsiz katılımı sağlamışlardır. “sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları” gerekçesinde ise; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak helikopterlerin uçuş teknik yeterlilik ve becerilerinden sorumlu olarak eylem sürecine katılmışlar; yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, suikast timi ile girdikleri çatışma sırasında yaralanan polis memurları M. Ç. ve N. C. E.’in olay yerine çağrılan ambulanslarla helikopterlerden aşağıya ateş edilmesi ve yaşanan çatışma nedeniyle güçlükle hastaneye sevk edilerek kurtarılma yönündeki sağlık müdahalesinde gecikmeye sebebiyet verilmiştir. Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde eylemin planlanan sürece uygun gerçekleştirilmesi için maddi asli fail olarak eyleme katkılarının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. Ç.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçundan kurulan “ beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. Ç.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi delaleti ile 82/1-g-h maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,
3-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı N. C. E.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “... sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. her ne kadar darbe kapsamında faaliyet icra eden helikopterlerin hazırlanmasında ve operasyona güvenli bir şekilde katılmasında görev almış ve Anayasayı ihlal suçuna iştirak etmişlerse de, bu sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları, teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları, suça asli iştirak veya yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek başka bir hareketlerinin de bulunmadığı anlaşılmakla maktuller M. Ç. ve N. C. E.'e yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan ayrı ayrı beraatlerine...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyonun yapıldığı otel üzerinde helikopterlerle daire çizmek ve askıda tutmak suretiyle yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle adı geçen sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işledikleri maktuller M. Ç. ve N. C. E.'e karşı kasten öldürme suçuna asli maddi fail olarak iştirak ettikleri, üzerlerine atılı bulunan suçların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyon için özel olarak seçilen ve bu yönde operasyonun icrai hareketleri sırasında eylemlere katılacak veya katılması sakıncalı gözükmeyen kişilerden oluşan bir ekibin parçası oldukları, ekibin amacına ulaşmasında engel olabilecek herhangi bir kimsenin mevcut seçili ekibe dahil edilmeyeceği. 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B.’ın kuşkulu eylem varlığı nedeniyle operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulundukları, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde gelişen olaylardan haberdar olmalarına rağmen bu yönde operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulunmadıkları gibi, iradelerinin sakatlandığı, yani iradelerinin baskı altında olduğu yönünde de eylem sürecinde bulunmadıkları, zımni/eylemsel kabul ile operasyon eylem planına katılmışlar ve planlanmış/öngörülen sonuçları ile öngörülemeyen de tüm sonuçlarından sorumluluğu kabul etmiş sayılacaklardır. Bunun yanında “teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları” yönünde kanaat mevcut ise de; teknisyenler zorunlu uçuş mürettebatı olmamaları halinde, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın uçuşa katılmaları sağlanmayacağı; uçuş ağırlığı, eylemin gizliliği, eylem sürecinde engel olabilecek unsurlardan arınma vb. gerekçelerle sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın ekip dışı tutularak eylem sürecine katılmaları sağlanmayacaktır. Ancak; sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın seçili ekipte, ihtiyaç ve gereklilik ile maddi asli fail olarak katılımı sağlanmıştır. Sanık A. Ö.'ın beyanında; “rutin gündüz görevi bitiminde, alay komutanı sanık M. D.'nın, A. K. ve A. Ö.'a bu görevlere çıkarken silah taşıyıp taşımadığımızı sorduğu, A. Ö.'ın silah taşımadığını söylemesi üzerine; Bundan sonraki görevlerde taşımaları gerektiğini söyleyerek, akşam bir VIP görevinin daha olabileceğini belirttiği, yorgun olmaları halinde, başka bir teknisyenle A. K. ve A. Ö.'ı değiştirebileceğini söylediği. A. K. ve A. Ö.'ın göreve devam edebileceklerini söylediğini” ifade ederek; eylem sürecine silahlı katılım ile belirli tedbir ve donanım edinmeleri ikazı ile sanıklar A. K. ve A. Ö.'ta görev niteliğinde şüpheli bir durum oluşmasında görevi kabul etmeme yönünde açık bir tercih mevcudiyetine rağmen; sanıklar A. K. ve A. Ö.'ın eyleme sakatli/tereddütsüz ve mazeretsiz katılımı sağlamışlardır. “sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları” gerekçesinde ise; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak helikopterlerin uçuş teknik yeterlilik ve becerilerinden sorumlu olarak eylem sürecine katılmışlar; yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, suikast timi ile girdikleri çatışma sırasında yaralanan polis memurları M. Ç. ve N. C. E.’in olay yerine çağrılan ambulanslarla helikopterlerden aşağıya ateş edilmesi ve yaşanan çatışma nedeniyle güçlükle hastaneye sevk edilerek kurtarılma yönündeki sağlık müdahalesinde gecikmeye sebebiyet verilmiştir. Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde eylemin planlanan sürece uygun gerçekleştirilmesi için maddi asli fail olarak eyleme katkılarının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabülü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı N. C. E.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçundan kurulan “beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı N. C. E.’in öldürülmesi ile Kasten Öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi delaleti ile 82/1-g-h maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,
4-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı Kasten Öldürmeye Teşebbüs suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “... Helikopterlerin teknisyeni olan sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. her ne kadar darbe kapsamında faaliyet icra eden helikopterlerin hazırlanmasında ve operasyona güvenli bir şekilde katılmasında görev almış ve Anayasayı ihlal suçuna iştirak etmişlerse de, bu sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları, teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları, suça asli iştirak veya yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek başka bir hareketlerinin de bulunmadığı anlaşılmakla müştekilere yönelik kamu görevlisini görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı beraatlerine ...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyonun yapıldığı otel üzerinde helikopterlerle daire çizmek ve askıda tutmak suretiyle yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle adı geçen sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işledikleri kasten öldürme teşebbüs suçuna asli maddi fail olarak iştirak ettikleri, üzerlerine atılı bulunan suçların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyon için özel olarak seçilen ve bu yönde operasyonun icrai hareketleri sırasında eylemlere katılacak veya katılması sakıncalı gözükmeyen kişilerden oluşan bir ekibin parçası oldukları, ekibin amacına ulaşmasında engel olabilecek herhangi bir kimsenin mevcut seçili ekibe dahil edilmeyeceği. 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B.’ın kuşkulu eylem varlığı nedeniyle operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulundukları, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde gelişen olaylardan haberdar olmalarına rağmen bu yönde operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulunmadıkları gibi, iradelerinin sakatlandığı, yani iradelerinin baskı altında olduğu yönünde de eylem sürecinde bulunmadıkları, zımni/eylemsel kabul ile operasyon eylem planına katılmışlar ve planlanmış/öngörülen sonuçları ile öngörülemeyen de tüm sonuçlarından sorumluluğu kabul etmiş sayılacaklardır. Bunun yanında “teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları” yönünde kanaat mevcut ise de; teknisyenler zorunlu uçuş mürettebatı olmamaları halinde, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın uçuşa katılmaları sağlanmayacağı; uçuş ağırlığı, eylemin gizliliği, eylem sürecinde engel olabilecek unsurlardan arınma vb. gerekçelerle sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın ekip dışı tutularak eylem sürecine katılmaları sağlanmayacaktır. Ancak; sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın seçili ekipte, ihtiyaç ve gereklilik ile maddi asli fail olarak katılımı sağlanmıştır. Sanık A. Ö.'ın beyanında; “rutin gündüz görevi bitiminde, alay komutanı sanık M. D.'nın , A. K. ve A. Ö.'a bu görevlere çıkarken silah taşıyıp taşımadığımızı sorduğu, A. Ö.'ın silah taşımadığını söylemesi üzerine; Bundan sonraki görevlerde taşımaları gerektiğini söyleyerek, akşam bir VIP görevinin daha olabileceğini belirttiği, yorgun olmaları halinde, başka bir teknisyenle A. K. ve A. Ö.'ı değiştirebileceğini söylediği. A. K. ve A. Ö.'ın göreve devam edebileceklerini söylediğini” ifade ederek; eylem sürecine silahlı katılım ile belirli tedbir ve donanım edinmeleri ikazı ile sanıklar A. K. ve A. Ö.'ta görev niteliğinde şüpheli bir durum oluşmasında görevi kabul etmeme yönünde açık bir tercih mevcudiyetine rağmen; sanıklar A. K. ve A. Ö.'ın eyleme sadakatli/tereddütsüz ve mazeretsiz katılımı sağlamışlardır. “sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları” gerekçesinde ise; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak helikopterlerin uçuş teknik yeterlilik ve becerilerinden sorumlu olarak eylem sürecine katılmışlar; yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları. Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde eylemin planlanan sürece uygun gerçekleştirilmesi için maddi asli fail olarak eyleme katkılarının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı Kasten Öldürmeye Teşebbüs suçundan kurulan “beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı müştekiler T. A., S. D., Ö. K., Ç. Ş., M. Ö., M. O., O. Ö., Ö .T., İ. E., E. T., A. A., T. B., F. İ. ve Ö. K.'ya karşı "Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Kasten Öldürmeye Teşebbüs Etme" suçundan 5237 sayılı TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-g-h, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 35/2, 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,
5-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. B.’ın kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanması ile Kasten Nitelikli Yaralama suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “... Helikopterlerin teknisyeni olan sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. her ne kadar darbe kapsamında faaliyet icra eden helikopterlerin hazırlanmasında ve operasyona güvenli bir şekilde katılmasında görev almış ve Anayasayı ihlal suçuna iştirak etmişlerse de bu sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları, teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları, suça asli iştirak veya yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek başka bir hareketlerinin de bulunmadığı anlaşılmakla mezkur suçtan beraatlerine ...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyonun yapıldığı otel üzerinde helikopterlerle daire çizmek ve askıda tutmak suretiyle yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle adı geçen sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işledikleri M. B.’ın kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanması eylemi ile nitelikli kasten yaralama suçuna asli maddi fail olarak iştirak ettikleri, üzerlerine atılı bulunan suçların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyon için özel olarak seçilen ve bu yönde operasyonun icrai hareketleri sırasında eylemlere katılacak veya katılması sakıncalı gözükmeyen kişilerden oluşan bir ekibin parçası oldukları, ekibin amacına ulaşmasında engel olabilecek herhangi bir kimsenin mevcut seçili ekibe dahil edilmeyeceği. 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B.’ın kuşkulu eylem varlığı nedeniyle operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulundukları, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde gelişen olaylardan haberdar olmalarına rağmen bu yönde operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulunmadıkları gibi, iradelerinin sakatlandığı, yani iradelerinin baskı altında olduğu yönünde de eylem sürecinde bulunmadıkları, zımni/eylemsel kabul ile operasyon eylem planına katılmışlar ve planlanmış/öngörülen sonuçları ile öngörülemeyen de tüm sonuçlarından sorumluluğu kabul etmiş sayılacaklardır. Bunun yanında “teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları” yönünde kanaat mevcut ise de; teknisyenler zorunlu uçuş mürettebatı olmamaları halinde, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın uçuşa katılmaları sağlanmayacağı; uçuş ağırlığı, eylemin gizliliği, eylem sürecinde engel olabilecek unsurlardan arınma vb. gerekçelerle sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın ekip dışı tutularak eylem sürecine katılmaları sağlanmayacaktır. Ancak; sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın seçili ekipte, ihtiyaç ve gereklilik ile maddi asli fail olarak katılımı sağlanmıştır. Sanık A. Ö.'ın beyanında; “rutin gündüz görevi bitiminde, alay komutanı sanık M. D.'nın, A. K. ve A. Ö.'a bu görevlere çıkarken silah taşıyıp taşımadığımızı sorduğu, A. Ö.'ın silah taşımadığını söylemesi üzerine; bundan sonraki görevlerde taşımaları gerektiğini söyleyerek, akşam bir VIP görevinin daha olabileceğini belirttiği, yorgun olmaları halinde, başka bir teknisyenle A. K. ve A. Ö.'ı değiştirebileceğini söylediği. A. K. ve A. Ö.'ın göreve devam edebileceklerini söylediğini” ifade ederek; eylem sürecine silahlı katılım ile belirli tedbir ve donanım edinmeleri ikazı ile sanıklar A. K. ve A. Ö.'ta görev niteliğinde şüpheli bir durum oluşmasında görevi kabul etmeme yönünde açık bir tercih mevcudiyetine rağmen; sanıklar A. K. ve A. Ö.'ın eyleme sakatli/tereddütsüz ve mazeretsiz katılımı sağlamışlardır. “Sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları” gerekçesinde ise; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak helikopterlerin uçuş teknik yeterlilik ve becerilerinden sorumlu olarak eylem sürecine katılmışlar; yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları. Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde eylemin planlanan sürece uygun gerçekleştirilmesi için maddi asli fail olarak eyleme katkılarının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. B.’ın kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanması ile Kasten Nitelikli Yaralama suçundan kurulan “ beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı M. B.’ın kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanması ile Kasten Nitelikli Yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nın 309/2., 109/6., 37/1. maddesi delaleti ile 86/1., 86/3-c., 87/3. maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,
6-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçu yönünden:
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında: “... Helikopterlerin teknisyeni olan sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. her ne kadar darbe kapsamında faaliyet icra eden helikopterlerin hazırlanmasında ve operasyona güvenli bir şekilde katılmasında görev almış ve Anayasayı ihlal suçuna iştirak etmişlerse de bu sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları, teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları, suça asli iştirak veya yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek başka bir hareketlerinin de bulunmadığı anlaşılmakla mezkur suçtan beraatlerine ...” dair gerekçe ile hüküm oluşturulmuş ise de;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyonun yapıldığı otel üzerinde helikopterlerle daire çizmek ve askıda tutmak suretiyle yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle adı geçen sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna asli maddi fail olarak iştirak ettikleri, üzerlerine atılı bulunan suçların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak operasyon için özel olarak seçilen ve bu yönde operasyonun icrai hareketleri sırasında eylemlere katılacak veya katılması sakıncalı gözükmeyen kişilerden oluşan bir ekibin parçası oldukları, ekibin amacına ulaşmasında engel olabilecek herhangi bir kimsenin mevcut seçili ekibe dahil edilmeyeceği. 3. Cougar helikopterinde; 1. pilotu tanık B. A., 2. pilotu tanık H. İ. Ç., teknisyeni tanık Y. S. olduğu; SAR (Arama Kurtarma) helikopterinde; 1. pilotu tanık H. Y., 2. pilotu tanık S. Ç. ve teknisyeni Y. B.’ın kuşkulu eylem varlığı nedeniyle operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulundukları, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde gelişen olaylardan haberdar olmalarına rağmen bu yönde operasyon eylem planına katılmayacak eylem sürecinde bulunmadıkları gibi, iradelerinin sakatlandığı, yani iradelerinin baskı altında olduğu yönünde de eylem sürecinde bulunmadıkları, zımni/eylemsel kabul ile operasyon eylem planına katılmışlar ve planlanmış/öngörülen sonuçları ile öngörülemeyen de tüm sonuçlarından sorumluluğu kabul etmiş sayılacaklardır. Bunun yanında “teknisyenlerin helikopterlerin uçmasında zorunlu bir unsur olmadıkları” yönünde kanaat mevcut ise de; teknisyenler zorunlu uçuş mürettebatı olmamaları halinde, Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın uçuşa katılmaları sağlanmayacağı; uçuş ağırlığı, eylemin gizliliği, eylem sürecinde engel olabilecek unsurlardan arınma vb. gerekçelerle sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın ekip dışı tutularak eylem sürecine katılmaları sağlanmayacaktır. Ancak; sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın seçili ekipte, ihtiyaç ve gereklilik ile maddi asli fail olarak katılımı sağlanmıştır. Sanık A. Ö.'ın beyanında; “rutin gündüz görevi bitiminde, alay komutanı sanık M. D.'nın , A. K. ve A. Ö.'a bu görevlere çıkarken silah taşıyıp taşımadığımızı sorduğu, A. Ö.'ın silah taşımadığını söylemesi üzerine; Bundan sonraki görevlerde taşımaları gerektiğini söyleyerek, akşam bir VIP görevinin daha olabileceğini belirttiği, yorgun olmaları halinde, başka bir teknisyenle A. K. ve A. Ö.'ı değiştirebileceğini söylediği. A. K. ve A. Ö.'ın göreve devam edebileceklerini söylediğini” ifade ederek; eylem sürecine silahlı katılım ile belirli tedbir ve donanım edinmeleri ikazı ile sanıklar A. K. ve A. Ö.'ta görev niteliğinde şüpheli bir durum oluşmasında görevi kabul etmeme yönünde açık bir tercih mevcudiyetine rağmen; sanıklar A. K. ve A. Ö.'ın eyleme sadakatli/tereddütsüz ve mazeretsiz katılımı sağlamışlardır. “sanıkların otel bölgesine inen timin yerdeki eylemleri üzerinde fiili hâkimiyet kurmadıkları” gerekçesinde ise; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın helikopter teknisyeni olarak helikopterlerin uçuş teknik yeterlilik ve becerilerinden sorumlu olarak eylem sürecine katılmışlar; yerdeki timin sevk ve idaresinin sağlanmasını, güvenliklerini ve makineli tüfekçiler tarafından güvenlik güçlerine ateş edilmesini sağlanmak suretiyle yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları. Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın eylem sürecinde eylemin planlanan sürece uygun gerçekleştirilmesi için maddi asli fail olarak eyleme katkılarının mevcut olduğu kanaatiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2017 tarih, 2016/277 esas no ve 2017/253 karar nolu kararında yer alan Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan kurulan “beraat” hükmünün kaldırılarak; Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı müştekiler S. C., E. Y., B. E., O. B., M. Ö., H. Çoban, H. E., B. G., Ö. T., S. K., M. A., U. G., D. Y., İ. P., M. Y., K. T. Salim, N. A., E. K. Y., C. G., M. Ü., S. K., M. B. ve S. T.'a karşı iştirak halinde üzerlerine atılı bulunan "Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma" suçundan 5237 sayılı TCK’nın 309/2., 37/1. maddesi delaleti ile 109/2., 109/3-a,b,c., 43/1-2.maddesi, 3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi, TCK'nın 53. ve 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,
Tutuklu sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A.’nın üzerlerine atılı suçların niteliği, ilk derece mahkemesi kararında yer alan ceza müeyyidesi ile istinaf kovuşturmasında talep edilen ceza müeyyideleri kapsamında sanıkların tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına karar verilmesi talep ve mütalaa olunur. şeklinde mütalaada bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İddia, sanık savunmaları, katılan, müşteki ve mağdur beyanları, tanık beyanları, ibraz edilen bilirkişi raporları, uzmanlık raporları, ekspertiz raporları, resmi kurum kayıtları, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tüm dosya kapsamına nazaran, sanıklara isnat olunan suçlar yönünden değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle suç tarihinde yaşanan olaylar ortaya konularak, sonrasında sanıklara bu olaylar nedeni ile isnat olunan suçlardan bu olay bakımından özellik taşıyan Anayasayı ihlal, Yasama Organına Karşı Suç, Hükümete Karşı Suç ve Cumhurbaşkanına Suikast suçlarının hukuki değerlendirmesi ve en sonunda sanıklara isnat olunan fiillerin sübutu ve hukuki niteliklerinin tartışılarak, sanıkların hukuki durumlarının ortaya konulması gereklidir.
I-HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 14/07/2017 tarih,2017/1443 esas ve 2017/4758 karar sayılı ilamında TCK.nın 309,311 ve 312. maddeleri ile ilgili yaptığı değerlendirmede;
1-Anayasayı İhlal Suçu (TCK.309);
“Suçla ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Anayasayı ihlal
Madde 309- (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinin gerekçesi ise şu şekildedir:
“Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; Hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;" şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır.
Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir.
Madde ile korunmak istenen hukuki yararına niteliği dikkate alınarak, "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.
Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için, cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği, bilinen bir husustur. Bu nedenle, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. maddede olduğu gibi, cebir ("Violentemente") unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanununun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek; suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir.
Madde de, maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cezalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hakim tarafından takdir edilmesi gerekir.”
A-Genel olarak:
1982 Anayasasının 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği “hukuk devleti” olarak tayin edilmiştir. “Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan devlettir.” (Anayasa Mahkemesi 11.10.1963 T.124-243 sy. Kararı)
Meşruluk sitenin/devletin gözle görünmeyen barış meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıkları ile değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın hukuk denetimine tabi tutar.
Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi, yoksa ihtilal mıdır, darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın halk hareketi, hükümet darbesi ise, demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ordu gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun “ihtilal” olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır.
Ülkemizin çok partili hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, ünvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetleri ile mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından, her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir.
Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku 20.bası sh.128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M.Erdoğan, Anayasal Demokrasi 7.bası sh.327)
Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve Millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himayesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976 baskı s.50)
Mülga 765 sayılı TCK’nın 146.(5237 sy.TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde, icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem anayasanın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek age. s.51)
Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır? Mahkemelerin darbe ile gelmiş iktidarları, iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da, iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanabilmeleri mümkündür. (Özek, age.s71) Askeri darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması halinde, darbe yapanların, kendilerini hukuki yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması halinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age. s. 126)
B- Suçla Korunan Hukuki Değer:
Bu suçla korunan hukuki değer millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, sy. 224) Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir.
C-Suçun Maddi Unsurları:
1-Suçun konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir.
2-Fiil: Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu hususun Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40, Hafızoğulları, TCK madde 302, s 509, Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, S. 75)
Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç fiil, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai suç niteliğinde olabileceği gibi ihmali suç niteliğinde de olabilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s.73, Soyaslan, Özel Hükümler, s.582, Akdoğan s.25, Akbulut s. 135, Vural- Mollamahmutoğlulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu s. 1775, Hafızoğulları, TCK madde 302, s 561, Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, S. 91). Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi; sanığın gerçekleştirilmekte olan icrai fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyedine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır.
Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebri fiillerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı bir çok hareketlerle Anayasanın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde, değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda, suç işlenmiş, suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s, 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s 8468., Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373)
Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23/11/1999 tarih, 9-274/284 karar)
Suç, bir teşebbüs suçu ise de, gerek yargısal kararlarda gerekse, doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir.
a-Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu;
İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 309. md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir.
Cezalandırılan hareket anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir." Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne, anayasal düzenine karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik, ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh.56)
Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 309/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 309/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90)
Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 T. 2012/2855-8069 sy. k, 15.01.2014 t. 2013/12441-2014/614 sy. k. 30.03.2010 t. 2009/8654- 2010/3632 sy. k 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 karar sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur.
Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, 25.03.1983 tarih 70-73 sayılı kararı)
b-Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu:
Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık-icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre;
Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av Serra Karadeniz-LLM / Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi / Sayfa 792, 793, 794, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408)
c-Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu;
Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile subjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.
İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Kanun koyucu, TCK’nın 20/1 maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği” ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir.
Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da anayasal düzenini ortadan kaldırmak” şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığına göre, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK'nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
d-Tipik eylemde cebrilik sorunu:
Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir.
Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.
Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman, Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11.Baskı Syf. 779, 780, 781, 782)
Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Cumhurbaşkanlığı’nı ya da benzer kurumları kuşatması halinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması halinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır.
Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen “manevi cebir”le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11.Baskı Syf. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesindeki suçun “müstakil bir maddi unsur”unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için “failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti” yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir “faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir”. “Mülga 765 sy. TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir. Buna göre, “Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir.” Mesela Anayasanın 4. maddesine göre devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi cumhuriyetin niteliklerinin ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasadaki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin “gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur.”
Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için “failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir”. Hatta kastın varlığını tespit için “objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir”. Daha da ileri gidilerek, anayasal düzeni değiştirmek hususundaki “gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir”. Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır.
Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre; Anayasada öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasada öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, “Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da” 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, “görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler” yolu ile işlenebilir.
Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, “Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik” örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, Syf. 228, 229, 230, 231)
Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu, Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding’in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı Syf. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir.
Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanununun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden)
5237 sayılı TCK’nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet Tasarısının anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin “koruyucu doktrin”in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir;
Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar.
Madde gerekçesi ise şöyledir:
"Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır”
Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça “cebir ve şiddet” unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur.
Manevi cebir kavramı, me’haz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi ve Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı Syf. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur.
3-Fail ve Mağdur: Bu suçun faili yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise, demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir.
Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07/07/1998 tarih, 9-187/272 karar)
Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 07/11/2014 tarih, 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle, örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir.
D-Suçun Manevi Unsuru: Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur.
E-Suça teşebbüs sorunu: Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir.
F-İçtima sorunu: Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, Türk Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de, TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır.
Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur.
Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükümete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince;
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesinde; "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır.
Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır." denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir. Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir.
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. “...şimdi fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlamentonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlamentoyu fesh eden ve parlamenter sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlamentonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlamentoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK 312, 313 m.) bakımından da varmak gereklidir.” (Özek, age 1967 İst. bs. s. 160)
G- İştirak sorunu:
a- Genel olarak suça iştirak:
“5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir.
Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik sözkonusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir. (Roxin, 2 s25, kn200 Atfen, Koca -Üzülmez age.440 syf)
"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nun 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2)Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı"da aynı Kanunun 40. maddesinde;
"(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1-Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış,
2-Manevi yardım ise;
a) Suç işlemeye teşvik etmek,
b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/1-558-480 sayılı kararı)
b-) Örgütlü suçlarda iştirak:
Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur.
Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir.
Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
TCK’nın 220/5. maddesinde, “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir.
Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur.
TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı kanunun 220/7 maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir.
Örgütün yöneticisi olmayan sanık hakkında TCK 220/5 maddesinin uygulama imkanı da bulunmamaktadır.
c-Anayasayı ihlal, Hükümete karşı suç ve TBMM'ne karşı suçlar yönünden iştirak sorunu;
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakın her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, syf. 74 - Hafızoğulları Türk Ceza Kanununun 302. maddesi syf. 559 - Kangal syf. 55 - Akdoğan syf. 31 - Gözübüyük, syf. 10 - Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, syf. 200)
Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
Yüksek Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre; (Ceza Genel Kurulu 10.12.1990 tarih, 9-301/329 Sayılı Kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24.03.2011 tarih 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2088/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345) elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315 maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştiraktan bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca, amaç suç bakımında da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır.
Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez. (ÖZEK, Silahlı Çete, syf. 366-374; AKBULUT, Ülke Bölücülüğü, syf. 130) Bu fiiller, TCK 314'te bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK 309'daki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir. (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, syf. 202)
Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda; Mamak 1 nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 5 Eylül 1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyeti, fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15 Ocak 1964 tarih ve 1963/2548 E, 1964/1 sayılı kararı ile “icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı” gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK 168, 171. maddedeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir. (Özek, a.g.e. 172 s)
d- Gönüllü Vazgeçme:
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5237 sayılı TCK 'nın 36/1. “Fail, suçun icrai hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabaları ile suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.”
TCK madde 41/1. “İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.”
Gönüllü vazgeçme hukuki niteliği itibariyle, suçun icrasına başlandıktan sonra ancak icra hareketleri tamamlanmadan veya neticeli suçlarda icra hareketleri tamamlanmakla birlikte netice gerçekleşmeden ortaya çıkan ve failin işlemeyi kastettiği suçtan dolayı cezayı kaldıran şahsi bir sebeptir. (Koca Üzülmez - Türk Ceza Hukuku 9.b. s.484, Özgenç s.259) Bu niteliği nedeniyle, iştirak halinde işlenen suçlarda hangi fail bakımından söz konusu ise sadece onun açısından uygulanması mümkündür.
Gönüllü vazgeçme, teşebbüs aşamasında kalan bir fiil yönünden ve sadece gönüllü vazgeçen kişi bakımından sonuç doğuran bir kurumdur. Gönüllü vazgeçenin, diğer müşterek faillerce suçun icrasına devam edilmemesi veya neticenin diğer müşterek faillerce gerçekleştirilmemesi için elinden gelen gayreti göstermiş olması gerekir. Gönüllü vazgeçmenin özgür iradeye ve pişmanlığa dayalı olması, iradeyi zorlayıcı dış etken bulunmaması gerekir. Başka bir anlatımla fail suçu tamamlama imkanına sahip olmasına rağmen tamamen iradi ve gönüllü olarak icra hareketlerine son vermeli suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini istememeli ve bunun için elinden gelen gayreti göstermelidir.
Bu durumda gönüllü vazgeçmeden bahsedebilmek için suçun;
a-) Suçun teşebbüs aşamasında kalması,
b-) Vazgeçmenin iradi ve gönüllü olması,
c-) Suçun tamamlanmamasının ya da neticenin gerçekleşmemesinin, sanığın iradi ve gönüllü vazgeçmesine bağlı olması, dış etkenlere bağlı olmaması gerekmektedir.
e-) Anayasayı ihlal, hükümete karşı suç ve TBMM'ne karşı suç yönünden tipik eylemde hukuka aykırılık ve kusurluluğu etkileyen haller bağlamında hukuka aykırı ve fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi sorunu:
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
T.C. 1982 Anayasası
Kanunsuz emir
MADDE 137- Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.
Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.
Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Kanunun hükmü ve amirin emri
Madde 24- (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.
2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.
3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu
İştirak:
Madde 41 - 1- Askeri cürümlerde ve kabahatlerde iştirak halinde, Türk Ceza Kanununun 64 üncüden 67 nciye kadar olan maddeler hükmü tatbik olunur.
2- Hizmete mütaallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldur.
3- Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir:
A:Kendisine verilen emrin hudutlarını aşmış ise,
B:Amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile mütaallik olduğu kendisince malum ise,
Hizmetin tarifi:
Madde 12 - Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir.
211 sayılı Türk Silahları Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu
Madde 6 - Hizmet: Kanunlarla nizamlarda yapılması veyahut yapılmaması yazılmış olan hususlarla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir.
Madde 8 - Emir: Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir.
Madde 9 - Amir: Makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir. Bunun emri altındakilere maiyet denir.
Madde 10 - Üst tabiri, rütbe veya kıdem büyüklüğünü gösterir.
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği
Madde 33 - Emirlerin, hizmete mütaallik olması (Silâhlı Kuvvetler İç Hizmet Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlâl etmemesi şarttır. Ancak, Askeri Ceza Kanununun 41 inci maddesinin b fıkrası şümulüne giren haller haricinde ast, aldığı emri kanun ve nizama uygun bulmasa bile emri yapar ve ondan sonra şikâyet eder.
Amirin verdiği emir Askeri Ceza Kanununun 41 inci maddesinin b fıkrası şümulüne giren hallere mütaallik ise emir ifa olunmaz ve fakat gecikmeksizin en kısa yoldan bir derece yukarı âmire malûmat verilir. Bu takdirde emrin yapılmasından doğacak bütün mesuliyet ast'a aittir.
Türk Ceza Kanununun 24. maddesinin gerekçesi ise şöyledir:
"Hükümet Tasarısının "Kanun hükmü ve amirin emri" başlıklı 27. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları değiştirilmiştir. Hiyerarşik yapı içinde amirin verdiği emrin hukuka uygun olması halinde, verilen bu emrin yerine getirilmesi de hukuka uygun olacaktır. Amirin emri, hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Anayasamıza göre; kamu görevlileri, görevlerini ifa ederken amiri durumundaki kişilerden aldıkları emirleri hukuka aykırı bulmaları halinde, bu emri "yerine getiremez ve bu aykırılığı o emri verene bildirirler. Ancak, emir hukuka aykırı olmakla beraber, amir "emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde emri yerine getiren sorumlu olmaz" (madde 137, fıkra 1). Bu durumda emri yerine getiren açısından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz konusudur. Yerine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hukuka uygun hale getirmez. Ancak, hiyerarşik yapı dolayısıyla, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene aittir. Hükümet Tasarısındaki hükümde, bu durumda emri verenin de sorumluluktan kurtarılmasına yönelik bir ifadeye yer verilmişti. Yapılan değişiklikle bu yanlışlık düzeltilmiştir.
Emir, hukuka aykırı olmanın yanı sıra, ayrıca suç da teşkil edebilir. Anayasamız, konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine " hiçbir surette" izin vermemektedir (madde 137, fıkra 2). Bu durumda emri "yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz". Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle Anayasanın söz konusu hükmüyle paralellik sağlanmıştır."
aa-Hukuka Aykırılık;
Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252, Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, syf. 450)
Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra, suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille bir hukuka aykırılık yönünden değerlendirme yapılacaktır.
Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir.
bb-Hukuka Uygunluk Nedenleri;
Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. (Roxin. 1 s. 14)
Klasik suç teorisine göre; Objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması halinde, failin bunu bilip bilmemesi, yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur.
İkinci görüşe göre; Hukuka uygunluk sebebinin objektif olarak varlığı yeterli değildir. Fail, fiili hukuka uygun hale getiren durumun varlığını bilmeli ve kendisine bu surette verilen yetkinin icrası veya yüklenen yükümlülüğün gerçekleştirilmesi amacıyla hareket etmelidir. (Özgenç, a.ge. s. 267 -268, Özbek, TCK İzmir şerhi s. 335, Artuk - Gökçen - Yenidünya a.ge. s. 372)
5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24.md.), meşru savunma (TCK 25/1.md.), hakkın kullanılması (TCK 26/1.md.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2.md.)dır.
TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır.
Kural olarak hukuka aykırı emir ile muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4 maddesinde yer almaktadır.
Anayasanın 137/2 maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi halinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de, böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa, Anayasanın 137/2 ve TCK'nun 24/3 maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır. (Koca-Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 9. Baskı Syf.331)
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun ilgili hükümleri astı, üst ve amirlerine mutlak surette itaate mecbur tutmaktadır. Nitekim 211 sayılı Kanunun 14/1 maddesi, astı amirlerine, kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecbur kılmaktadır. Buna göre ast, askeri hizmete dair olduğuna bakmaksızın amirinden aldığı her emre mutlak surette itaat etmek zorundadır. Astın, verilen emrin hukuka uygunluğunu sorgulama ve değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır. 211 sayılı Kanun 14/2. maddesi gereğince verilen emir hukuka aykırı ise sorumluluk emri verene aittir.
Verilen emrin suç teşkil etmesi durumunda ise emri veren ve yerine getirenin sorumluluğu aynı Kanunun İştirak başlıklı 41/2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre amirin emri suç teşkil ediyorsa ve ast, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadı ihtiva eden bir fiile müteallik olduğunu biliyorsa hem emri veren hem de emri yerine getiren sonuçtan iştirak hükümlerine göre sorumlu olacaktır.
Astın cezai sorumluluğu, ancak emrin hizmete müteallik olmaması, suç işlemek maksadıyla verilmesi ve bu maksadın ast tarafından bilinmesi halinde sözkonusu olabilecektir. (Koca-Üzülmez age Syf.332)
Sonuç olarak; gerek Anayasanın 137/2, gerek TCK'nun 24/3 ve gerekse 211 sayılı Kanunun 41/3 maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez, yerine getiren kimse de sorumluluktan kurtulamaz.
Ancak konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilmesi bakımından hata hali ile de karşılaşılabilir. Bu durumun iki şekilde karşımıza çıkması mümkündür. Nitekim emri yerine getiren verilen emir üzerine işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olmayabilir, ya da emrin yerine getirilmesinde öngörülen hukuka uygunluk sebeplerinin tüm şartlarının gerçekleştiğini düşünebilir. İlk halde TCK'nın 30/4 maddesinde yer alan haksızlık hatası, ikinci halde ise TCK'nın 30/1 maddesinde yer alan hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata sözkonusu olacaktır.
Bu nedenle öncelikle genel olarak TCK'nın 30/1 maddesinde yer alan hata kurumu üzerinde durmak gerekir.
Ayrıntıları Dairemizin 24.4.2017 tarih, 2015/3-2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere;
Hata (yanılma); Genel olarak kişinin tasavvuru zihinden geçirdikleri ile gerçeğin bir birine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde; yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. (Koca, Üzülmez TCK.Genel Hükümler-7.bası 239.sayfa)
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK.30/1), suçun nitelikli hallerinde (mad.30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (mad.30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (mad.30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (mad.30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (mad.27/1)
Yargıtay uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir. (CGK. 24.12.1996, E:1996/8-286, K: 1996/296) Doktrin ve uygulamadaki bu görüş 2003 tarihli TCK. tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır.
5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumu ile ilgili olarak madde gerekçesinde şöyle denilmiştir; "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da, bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır..…"
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulu'nun 18.03.1952 tarihli kararında; hata, unsur hatası ve haksızlık yanılgısı ayrıntılı olarak tartışmış olup, bu karar doktrinde tarihi dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. (Göktürk, age.S:88)
Söz konusu kararda; "hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanını sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir.
Ceza hukukunu ilgilendiren hukuki hata, ceza hukukunu ilgilendirmeyen hukuki hata ayrımı yapılması ve ceza hukukunu ilgilendiren hukuki hata önemsiz görünürken, ceza hukukunu ilgilendirmeyen hukuki hatanın unsur yanılgısı kapsamında ele alınarak kastı bertaraf eden bir etki tanınması kusur ilkesine aykırı olduğu gibi; böyle bir ayrımın somut olayda icra edilebilmesi mantıki olarak mümkün değildir. Nitekim, Alman İmparatorluk Mahkemesi'nin yaptığı bu ayrım yanlış ve keyfi uygulamalara neden olmuştur. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur. Kusurlu yasak yanılgısı halinde failin kusuru azalabilir. Fakat bu her zaman geçerli olmayabilir. Kusurun azalıp azalmadığı ya da ne ölçüde azaldığına göre hakime cezada indirim yapıp yapmama yahut kusurun azaldığı ölçüde takdir yetkisi tanınmalıdır." şeklindeki yorum, hukuk doktrinin yanında, karar sonrası yürürlüğe giren yasalara da ilham kaynağı olmuştur.
cc- Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı):
TCK'nın 30/1. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı” belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi halinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı, içerik itibariyle somut olayda suçun maddi unsurlarına ilişkin konulardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış tasavvuru ifade etmektedir. Failin somut olaya ilişkin tasavvuru gerçekle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlardan birisinin varlığı hakkında düşülen şüphe, emin olmama hali hata değildir. Aksine olası kastın veya bilinçli taksirin varlığını gösterir. (Koca, Üzülmez age.s.241)
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. (Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, Seçkin Yayınları, 2017 baskı)
Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki halinde kastı bertaraf edici etkisi bulunmamaktadır.
Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail somut olayda ne yaptığını bilmekte, fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksızlık olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirli işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak, yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir. (Göktürk, age.s:76,77)
Suçun maddi unsurları içerisine; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağı girmektedir. Suçun oluşması için failin bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur, (unsur yanılgısı) failin kastını kaldırır.
dd- Suçun nitelikli hallerinde hata:
TCK'nın 30/2. maddesine göre; "bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli halleri gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi bu hatasından" yararlanacaktır. Suçun nitelikli hallerinden maksat, suçun temel şekline göre cezanın arttırılması veya azaltılmasını gerektiren unsurlardır. Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekline ilişkin unsurlarda bir yanılgıya düşmüş değildir. Bu itibarla suçun temel şekli tüm unsurlarıyla gerçekleşmektedir. Fail sadece nitelikli hallerin gerçekleştiği hususunda hataya düşmektedir. Bu durumda nitelikli hallerin faile yüklenmesi mümkün olmadığından suçun temel şeklinden dolayı cezalandırılacaktır.
ee-Hukuka uygunluk Nedenlerinin Maddi şartlarında hata:
Hukuka uygunluk hallerinin maddi şartlarında hatanın, kast kapsamında mı, yoksa kusur kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği doktrinde tartışmalı olup bu konuda birçok teori ortaya atılmış ise de, ceza kanunumuzdaki düzenleme katı kusur teorisine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
TCK'nın 30/3. maddesinde; "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek, hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Madde metinde hatanın kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgilidir. Failin, yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü, somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır.
ff-Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Sınırın Aşılması:
TCK'nın 27/1 maddesinde; kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1), meşru savunma (m.25/1), hakkın kullanılması (m.26/1) ve ilgilinin rızası (m.26/2) gibi hukuka uygunluk nedenlerinde, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde sorumluluk statüsü belirlenmiştir. Kasten, sınırın aşılması halinde ceza sorumluluğu değişmeyecektir. Ancak sınırın aşılmasındaki yanılgı failin taksirinden ileri geliyorsa ve eylemin taksirle işlenmesi suç olarak cezalandırılabiliyorsa, taksirden dolayı sorumlu olacaktır. Buradaki yanılgı sadece kastı ortadan kaldıracaktır.
Astın konusu suç oluşturan emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşerek bu emri yerine getirmesi somut olay çerçevesinde, astın bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4 maddesi bağlamında değerlendirilmelidir.
Keza astın emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek, konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi halinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1 maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir. (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz TCK'nun Genel Hükümler Şerhi Syf.480-482)
2-Yasama Organına Karşı Suç (TCK.311)
Konu ile ilgili yasal düzenleme şöyledir:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Yasama organına karşı suç
Madde 311- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu
Devlet kuvvetleri aleyhinde cürümler
Madde 146 - Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.
65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.
(Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 311.maddesinin gerekçesi ise şu şekildedir:
"Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ilke ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyet Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirebilmesi yeteneğini korumaktadır.
Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirilmesini engelleme hallerinde oluşacaktır.
Bu maddeyle de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketleri, tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Teşebbüs hareketlerinin ne gibi nitelik taşınması gerektiği hususunda Anayasayı ihlal suçunun gerekçesine bakılmalıdır.
Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için, cebri veya tehdide başvurulması gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit, bu suçun seçimlik unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği hakkında Anayasayı ihlal suçunun gerekçesine bakılmalıdır.
Bu suçun işlenmesi sırasında kişiler öldürülmüş, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri gerçekleşmiş ya da kişilerin veya kamu mallarına zarar verilmiş olabilir. Maddenin 2. fıkrasında, bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolacağı kabul edilmiştir."
Adalet Komisyonunda kabul edilen metinde yer alan "cebir veya tehdit" kavramlarının, "cebir ve şiddet" olarak değiştirilmesine dair değişiklik Gerekçesi: Anayasamızda güvence altına alınmış olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında kullanılan hakların, bu suç kapsamında değerlendirilemeyeceğinden daha açık bir biçimde vurgulanması ve bu bakımdan ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi için böyle bir değişiklik yapılması gerekli görülmüştür.
A-Korunan Hukuki Değer:
Millet iradesine dayalı demokratik rejimdir. Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu ile aynı hukuki değeri korur.
B-Suçun Maddi Unsurları:
1-Suçun Konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre teşekkül eden ve yasama organını oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
2-Fail ve Mağdur: Suçun faili yöneten/yönetilen herkes olabilir. Mağdur ise demokratik toplumun her bir ferdidir.
3-Fiil: Madde gerekçesinde fiille ilgili açıklama şöyledir: Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirilmesini engelleme hallerinde oluşacaktır.
Bu maddeyle de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketleri, tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Fiilin kurumsal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlevini engellemeye yönelik olması gerekir. Milletvekillerine belli amaçlarla tevcih edilen cebir şiddet maddenin koruma alanı dışında kalır.
C-Suçun Manevi Unsuru: Suç özel saik ve doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur.
3-Hükümete Karşı Suç (TCK.312) :
“Konu ile ilgili yasa maddeleri şöyledir:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Hükümete karşı suç
Madde 312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu
Madde 147 - Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 312. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:
“Madde metninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da, Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketi tam suç gibi cezalandırılmaktadır.
Maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır.”
A- Korunan hukuki değer:
Bu suç, siyasi iktidar aleyhine işlenen suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır.
B- Suçun maddi unsurları:
1-Suçun konusu: Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir.
2-Fail ve mağdur: Suçun faili, idare eden/edilen her gerçek kişi olabilir. Suçun mağduru demokratik toplumu oluşturan gerçek kişilerdir.
3-Tipik Eylem: Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir.
Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır.
Korunan değerlerin önemi ve yasa metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314. md. gibi) Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur.
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekirse de, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir.
C-Suçun Manevi Unsuru:
Suçun manevi unsuru kasttır. Ancak, genel kastla gerçekleştirilen nihai amaca matuf eylemlerin, hükûmeti ortadan kaldırma veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engelleme amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir.” şeklinde değerlendirmede bulunmuştur.
4-Cumhurbaşkanına Suikast veya Fili Saldırı; (TCK. 310)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104/1. maddesi gereğince Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Bu maddeden anlaşılacağı üzere Cumhurbaşkanı Devleti temsil etmekte olup, Anayasada belirtilmiş olan görev ve yetkileri dikkate alındığında Cumhurbaşkanına Suikast ve Fiili Saldırı suçu ayrı olarak düzenlenmiştir. Suikast, bir devlet büyüğü ya da önemli bir kişiyi planlamak suretiyle öldürmek olarak anlaşılmakta ise de, burada kasten öldürmeyi belirtmek amaçlanmıştır. Türk Ceza Kanunu sistematiğinde kasten öldürme ve yaralama suçları hayata karşı suçlar başlığı altında, hakaret suçu şerefe karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş ise de, devleti temsil yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanının konumu itibariyle Cumhurbaşkanına Suikast ve Fiili Saldırı suçu ile Cumhurbaşkanına Hakaret suçuna ayrı yer verilerek bağımsız birer suç olarak düzenlendiği görülmektedir. Bu kapsamda devletin başı konumunda olan Cumhurbaşkanına karşı işlenen Cumhurbaşkanına Suikast ve Fiili Saldırı suçu Cumhurbaşkanlığı makamının siyasal iktidarı, devletin egemenliğini ve Anayasanın uygulanmasını ve bu nedenle Anayasal düzeni temsil eden niteliği nedeniyle kanun koyucu tarafından Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve aynı zamanda devletinin varlığının ve birliğinin temsilcisidir. Bu nedenle Cumhurbaşkanının fiziki varlığına, yaşam hakkına yönelmiş olan her türlü eylem Devletin varlık nedenine, birlik ve bütünlüğüne karşı işlenmiş kabul edilmelidir. Cumhurbaşkanının bir insan ya da kamu görevlisi olması niteliğinden bağımsız olarak açıklanmaya çalışıldığı üzere Devletin varlığı ve birliğinin temsilcisi olmasından dolayı yaşam hakkının her türlü saldırıya karşı korunması gerekmektedir. Burada kişisel yarar ve kamu yararı söz konusudur. Cumhurbaşkanın hukuki varlığını ve buradan hareketle Devletin Anayasal düzenini korumak amacıyla TCK 310 maddesindeki düzenleme yapılmıştır. Herhangi bir kimse bu suçun faili olabilecektir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesi de dikkate alındığında, TCK 310/1. madde ve fıkrasında düzenlenen Cumhurbaşkanına Suikast suçunun mutlak terör suçu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu suçun doğrudan Cumhurbaşkanının şahsına karşı işlenmesi nedeniyle kişi olarak mağdur Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmakla birlikte, bu suç ile aynı zamanda Anayasal Düzeni koruduğu için devletin zarar görmesi de söz konusu olmaktadır. Cumhurbaşkanının şahsı ile konumu bu suçta birleşmektedir. Suçun Cumhurbaşkanına karşı işleniyor olması nedeniyle mağdurun olay tarihinde Cumhurbaşkanı sıfatını taşıması gerekmektedir. TCK 310/1 maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına Suikast suçunun gerekçesi de "Cumhurbaşkanına karşı suikastte bulunulması, kasten öldürme suçuna nazaran özel bir suç olarak tanımlanmıştır. Hatta, bu suça teşebbüs tamamlanmış suç gibi cezalandırılmaktadır. Bizim mevzuat geleneğimizde Cumhurbaşkanlığı veya Devlet Başkanlığı gibi, devletin en yüksek makamını işgal eden zatın öldürülmesi gibi bir sözcüğe kanunda da yer vermemek için bu hususta öteden beri kullanılmasına alışılmış suikast sözcüğü tercih edilmiştir. Bilindiği gibi suikast, devlet büyüğünü veya önemli bir kişiyi planlı tarzda öldürmeyi ifade ederse de, burada kasten öldürmeyi belirtmek amacıyla kullanılmıştır." şeklinde açıklanmıştır.
Cumhurbaşkanına suikast suçunda kanun metninden anlaşılacağı üzere bu fiile teşebbüs edilmesi hali yeterli görülmüş olup, tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Suikastın ne şekilde gerçekleştirileceği önemli değildir. Neticeyi ortaya çıkartmaya elverişli olan her türlü yöntemle ve araçlarla gerçekleştirilebilecektir. Teşebbüsten söz edilebilmesi için de elverişli hareketlerle işlenmesi kastedilen suçun icrai hareketlerine başlanılması gerekmektedir. Hazırlık hareketi niteliğindeki davranışlar bu nedenle cezalandırılamayacaktır. Eylemin neticeyi ortaya çıkaracak şekilde kastı göstermesi gerekmekte olup, tehlikeli olmasa dahi neticeyi ortaya çıkartmaya elverişli olmasının anlaşılması halinde icrai hareketlerin başladığının kabul edilmesi gerekmektedir.
İşlenemez Suç;
Bu suç bakımından ayrıca işlenemez suç kavramına değinilmesinde yarar görülmüştür. Yasal mevzuatımızda işlenemez suç kavramı özel olarak düzenlenmemiş olup, konunun genel hükümler çerçevesinde TCK.nın 35.maddesi gereğince teşebbüs hükümleri içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. İşlenemez suçta icrai hareketlere suç işleme kastıyla başlanması sonrasında araçta elverişsizlik veya suçun konusunun bulunmamasından dolayı sonuç elde edilememektedir. İşlenemez suç yönünden birinci kavram, işlenmesi amaçlanan suç yönünden elverişli vasıtalarla icra hareketinin yapılması olup, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar hedeflenen suç yönünden mutlak olarak elverişsiz olması halinde, işlemez suç hali ortaya çıkacak olup, ikinci kavram ise işlenmesi amaçlanan suçun konusunun yokluğu halidir. Suçun konusunun yokluğu kavramı açıklanacak olursa, burada mutlak yokluk ve nispi yokluk kavramı ortaya çıkmaktadır. Mutlak yokluk suçun maddi konusunu oluşturan varlığın suç anında (öncesinde) dünyada cisim olarak mevcut olmamasıdır. Bu duruma atılı suç bakımından örnek verilir ise; suçun konusunu oluşturan Cumhurbaşkanı’nın suç öncesinde başka bir nedenle ölmüş olması, Cumhurbaşkanlığı sıfatının suç öncesinde görev süresinin dolması istifa vb. nedenlerle bitmiş olması halleri örnek olarak gösterilebilir. Bu hallerde Cumhurbaşkanına suikast suçu açısından mutlak işlenemez suç hali mevcut sayılacaktır. Nispi yokluk halleri değerlendirilir ise; suç konusunun suçun işlenmesi sırasında dünyada mevcudiyetini sürdürmesine rağmen, zaman veya mekan bakımından suçun işlenmesinin amaçlandığı yerde bulunmaması hali olup, bu duruma örnek verilir ise, hasmını öldürmek amacı ile hasmının bulunduğunu düşündüğü odaya bomba atan sanığın, hasmının o gece yan odada uyuması veya saldırıdan haberdar olması nedeni ile sanık gelmeden odadan çıkarak ayrılması nedeni ile sonuç alamaması hali örnek olarak gösterilebilir.
Açıklamalar doğrultusunda mutlak yokluk hallerinde işlenemez suç nedeni ile suç failine işlenmesi amaçlanan suç nedeni ile ceza verilemez iken, nispi yokluk hallerinde ise, ortaya çıkan tehlike ve suç kastı dikkate alınarak tamamlanamayan suç nedeni ile suç failinin en azından işlenmesi hedeflenen suça teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekecektir.
II-OLAYA İLİŞKİN GENEL DEĞERLENDİRME;
1-Genel Olarak 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü;
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal düzenine karşı gerçekleştirilen silahlı darbe teşebbüsü ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırması Komisyonu tarafından, resmi kurumlardan temin edilen bilgi ve verilere istinaden hazırlanan rapor içeriğine göre, ülke genelinde gerçekleştirilen olayların özeti şu şekildedir:
20:09 Ankara - Saat 14.45’te Kara Havacılık Komutanlığında görevli bir binbaşının MİT’e gelerek gece saat 03:00’te MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik bir eylemi ihbar etmesi üzerine başlatılan ve Genelkurmay nezdinde yapılan toplantılar neticesinde alınan tedbirlerden sonra paniğe kapılan FETÖ/PDY mensubu darbeci Yurtta Sulh Konseyi üyeleri daha önce 16/07/2016 tarihinde saat 03:00 olarak belirlenen darbeye teşebbüs saatini öne çekerek saat 20:30 olarak yeniden belirlemiştir.
20:23 Ankara - Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı'nda toplanan 33 Özel Kuvvetler görevlisi Genelkurmay Karargahına doğru bir otobüs ile yola çıkmıştır.
20:25 Ankara - Genelkurmay Başkanı’nın açık emrine aykırı olarak Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ndeki darbeci askerler Tuğgeneral K. M.'un talimatıyla ilgili yerlere, bütün uçakların uçuşlarının serbest olduğunu duyurmuşlardır.
20:46 Ankara - Darbenin gece saat 03:00'da Başlayacak olması nedeniyle karargahtan erken ayrılan Genelkurmay Stratejik Daire Başkanı Tümgeneral M. D. kendi özel aracıyla Genelkurmay Karargahı'na geri dönmüştür.
21:00 Ankara - Tümgeneral M. Di. Genelkurmay Başkanı Orgeneral H. A.'ın makam odasına girerek kendisine "Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" diyerek darbeyi tebliğ etmiştir. Bunun üzerine söylenenlere tepki gösteren ve bu girişimi hiçbir şekilde desteklemediğini net olarak belirten Genelkurmay Başkanı H. A.odanın dışında hazır bekleyen bir grup darbeci tarafından bir bezle ağzı kapatılmak, elleri kelepçelenmek suretiyle zorla alıkonmuş ve emir subayı Yarbay Levent Türkkan tarafından başına silah dayanması suretiyle ölümle tehdit edilmiştir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral H. A. da; “sık ulan" diyerek tepki göstermiş, "ne yaparsanız yapın, bu girişiminizi desteklemeyeceğim" diyerek karşılık vermiştir.
21:03 Ankara – M. P. ve bir grup darbeci subay Yarbay G. E.'nin odasına gelerek 28.Topçu Tugay Komutanı M. A.'ü telefonla arayıp harekete geçme emrini vermiştir.
21:16 Ankara-Darbecilerden oluşan bir grup Genelkurmay Karargahı'ndaki Silahlı Kuvvetler Harekat Merkezi'nin giriş çıkışını kontrol altına almıştır.
21:20 Ankara - Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığından hareket eden ve içinde 33 Özel Kuvvetler personelini taşıyan otobüs Genelkurmay Karargahı'na ulaşmıştır. Darbeci Yarbay G. E.'nin karşıladığı personel Kurmay Albay D.Ö. ve Başçavuş S. S. refakatinde Genelkurmay Başkanı'nın giriş çıkış yaptığı 1-A kapısından girerek komuta katına çıkmıştır.
21:26 İstanbul - Darbeciler tarafından oluşturulan Yurtta Sulh isimli WhatsApp grubunda, "E-5 ve TEM'den İstanbul dışına çıkan trafik serbest bırakılacak, İstanbul içine giren trafik engellenecek ve geri çevrilecek" emri verilmiştir.
21:28 İstanbul - Darbeciler tarafından oluşturulan Yurtta Sulh isimli WhatsApp grubunda, bu saat itibariyle; "Alınması gerekenlerin derhal alınması" talimatı verilmiştir.
21:30 Ankara - J. Gn. K.lığı Beştepe Ana Karargah Binası, darbeye teşebbüs maksadıyla, emir-komuta zinciri dışında münferit hareket eden yaklaşık (80-85) darbeci tarafından hareket merkezleri ile nöbetçi heyetleri silah zoruyla görev başlarından uzaklaştırılarak ve kişi hürriyetleri tahdit edilerek ele geçirilmiştir.
21:30 İstanbul - Beylerbeyi civarında birtakım askerlerin araçların önünü keserek, “Darbe yaptık, kimlik soruyoruz” dedikleri, bazı araçları da geri gönderdikleri belirlenmiştir.
21:45 Ankara - Ankara semalarında uçakların alçak uçuş yapması üzerine Başbakanlık Müsteşarı konunun araştırılması talimatını vermiştir.
21:45 Ankara - Jandarma Genel Komutanıyla irtibat kesilmiştir. Gazi Orduevinden düğünden çıktığı sırada darbeciler tarafından kaçırılarak Akıncı Hava Üssüne götürüldüğü ertesi gün öğrenilmiştir.
22:00 Ankara - Genelkurmay’da silah sesleri duyulmuş ve bir helikopterden dışarıda bulunan halkın üzerine ateş açılmıştır.
22:00 Ankara - Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı Karargahı ve TRT Genel Müdürlüğü bir grup askerce ele geçirilmiş, aynı saatlerde İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri bir grup asker tarafından geçişe kapatılmıştır.
22:00-23:00 Sakarya - 1. Motorize P. Tug. K. V. P. Kur. Alb. U. C. darbe kalkışmasını başlatmıştır ve İl J. K. vekili de darbecileri desteklemiştir. 22:20 İstanbul - 1. Ordu Komutanı Org. Ü. D. konutunu terk ettikten on beş-yirmi dakika sonra 4 veya 5 kişilik bir ekip konuta gelerek evin içerisinde Komutanı aramıştır.
22:22 Ankara - Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan İl Jandarma Komutanı Ferdi Korkmaz’ı aramış ve F. K. "Ahlatlıbel’deki Jandarma tesislerine girmek üzere olduğunu, girip bilgi alıp geri döneceğini" söylemiş ve içeri girince de FETÖ mensuplarınca esir alınmıştır.
23:00-24:00 Sakarya - Nöbetçi personelin direnme çabasına rağmen Sakarya Valiliği darbeciler tarafından işgal edilmiştir.
23:00-24:00 Şırnak - Çakırsöğüt Tugay Komutanı olarak görev yapan A. O. G.'ın darbeye destek olmak üzere yaklaşık 400 komandoyu taşıyan 29 adet Unimog içinde personelleri ile birlikte, 3 adet kirpi, 3 adet sultan araç ve 10 adet zırhlı kobra araç Cizre istikametine hareket etmiştir.
23:08 Ankara-Gölbaşında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi Başkanlığı F-16 uçakları tarafından bombalanmış, 7 havacılık dairesi personeli şehit olmuştur.
23:24 Ankara - Gölbaşı ilçesindeki Polis Özel Harekat Eğitim Merkezi'nde patlama meydana gelmiştir.
23:30 Ankara - Genelkurmay Başkanı Orgeneral H. A.’ın, darbe girişiminde bulunan bir grup asker tarafından rehin alındığı bildirilmiştir.
23:45 Ankara - Genelkurmayda silah sesleri duyulmuş ve bir helikopterden de dışarıda bulunanların üzerine ateş açılmıştır.
16 Temmuz 2016 Cumartesi
00:00-01:00 Malatya - 2. Ordu Komutanlığı İnönü kışlasında kalkışmaya destek veren silahlı kuvvetler mensuplarının bulunduğu, kışlanın (2) numaralı nizamiyesinin kalkışmacılar tarafından ele geçirildiği, kışla içerisine giriş çıkışa müsaade edilmediği tespit edilmiştir.
00:03 Ankara - Gölbaşında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığı nizamiye girişine F-16 savaş uçağı ve silahlı helikopter ile hava saldırısı 325 gerçekleşmiştir. Saldırı sonucunda 38’i özel harekat, 4 genel idare ve 2 sivil olmak üzere 44 personel şehit olmuştur.
00:05 Ankara - Darbe girişiminde bulunan askerler tarafından TRT spikerine Yurtta Sulh Konseyi imzasıyla darbe bildirisi okutulmuştur.
00:44 Ankara - Helikopterler tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliye bölgesine yönelik saldırılar başlamıştır.
00:57 Ankara - TRT'de yayımlanan korsan bildirinin ardından TÜRKSAT tarafından televizyon yayınının kesilmesi üzerine, askeri kalkışmada bulunan saldırganlar, TÜRKSAT'ın Gölbaşı'ndaki tesislerine askeri helikopterlerle saldırmıştır.
01:01 Ankara-Ankara Emniyet Müdürlüğü savaş uçağı ve helikopterlerin saldırısına uğramıştır. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, “Bu, TSK içinde bir cuntanın kalkışma girişimidir” şeklinde açıklama yapmıştır.
01:15 Marmaris - Sayın Cumhurbaşkanı, Marmaris’ten Dalaman’a helikopterle hareket etmiştir.
01:30 Sayın Cumhurbaşkanı, Dalaman’a helikopterle iniş yapmış, saat 01:43’te de İstanbul’a hareket etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanının İstanbul’a hareketi akabinde konaklanan otele darbeciler tarafından gerçekleştirilen saldırıda çatışma çıkmış, 2 polis şehit olmuş, 25 polis ve 1 özel güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
02:38 Ankara-Genelkurmay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında toplanan vatandaşın üzerine helikopterden ağır silahlarla ateş açılmıştır.
02:42 Ankara - TBMM bombalanmış, bazı polis memurlarıyla Meclis görevlileri yaralanmış, kulis camları kırılmış, binada ciddi tahribat meydana gelmiştir.
02:49 Ankara - Meclise yeni bir bomba atılmıştır. TBMM Başkanı İ. Kahraman ve Genel Kuruldaki milletvekilleri Meclis sığınağına inmiştir.
02:57 Ankara - Darbe girişimi sırasında saldırıya uğrayan Ankara Gölbaşı'ndaki TÜRKSAT Kampüsü'nde görevli 2 personel şehit olmuştur.
03:00-04:00 Malatya - Kalkışmacılar tarafından 2. Ordu K. İnönü kışlası 2 nolu nizamiye bölgesinde tertiplenen Jandarmaya ait üç zırhlı araca yoğun şekilde ateş açılmıştır. 03:15 Ankara - Genelkurmay Başkanlığından yeniden çatışma sesleri gelmeye başlamıştır.
03:20 Marmaris - Cumhurbaşkanın kaldığı otele darbeciler 34 kişilik SAT ve SAS timleri ile indirme yapmıştır.
03:22 Ankara - Gölbaşı'ndaki TÜRKSAT kampüsü, sivillerin tahliye edilmesinin ardından bombalanmıştır.
03:40 Ankara - Genelkurmay önünde toplanan vatandaşlara ateş edilmiştir.
03:40 İstanbul - Cumhurbaşkanlığı ATA uçağı Atatürk Havaalanı’na inmiş, akabinde Devlet Konukevine geçmiştir. Bir askeri helikopter ve alçak uçuş yapan uçak tarafından taciz yapılmıştır.
04:42 Marmaris-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Marmaris’te konakladığı ve gece yarısı ayrıldığı otele helikopterlerden ateş açılmıştır. Helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve ağır silahlar taşıyan askerler oteli abluka altına almıştır. Çıkan çatışmada 5 polis yaralanmıştır.
06:43 Ankara- FETÖ mensuplarınca, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin yakınlarına 2 bomba atılmıştır. Bombalar, Millet Camisi’nin önüne park etmiş araçlardan birinin üzerine düşmüştür.
07:00 Ankara - Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığının bulunduğu kavşağa askeri uçaktan bomba atılmıştır.
07:41 Ankara - Genelkurmay Başkanlığından dışarıya çıkarılan tanktan, barikat amacıyla kurulan kamyonların olduğu bölgeye ateş açılmıştır.
Aynı gece Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılan soruşturmalar kapsamında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03/3/2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı iddianamesinde yapılan tespitlere göre, 38 kişiden müteşekkil "Yurtta Sulh Konseyi" Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığında görev yapan subaylardan oluşmaktadır. Bunlardan biri orgeneral, biri korgeneral, üçü tümgeneral, on üçü tuğgeneral/tuğamiral, on dördü albay, altısı ise yarbay rütbesindedir. Ayrıca "Yurtta Sulh Konseyi" tarafından hazırlanan sıkıyönetim direktifinin ekinde bulunan atama listesine göre, 84 askerin "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirildiği, 413 kişinin ise "sıkıyönetim mahkemeleri "ne atanmasının planlandığı, kritik önemdeki askeri ve sivil makamlar için de 450 kişilik atama listesi hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre; anılan teşebbüse 8.000'in üzerinde askeri personelin karışmış, savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74 tanesi tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı görülmüş, bu kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılmış, bu saldırılar sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 kişi hayatını kaybetmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi yaralanmıştır. Başbakan darbecilerden 36'sının öldüğünü, 49'unun yaralandığını açıklamıştır.
Darbe teşebbüsü tüm anayasal organlar başta olmak üzere TBMM'de temsil edilen tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve basın yayın organları tarafından reddedilmiş, Cumhurbaşkanı'nın çağrısı üzerine halk meydanlara çıkarak iradesine sahip çıkmıştır. Cumhuriyet başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma başlatarak güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir. Nihayet darbe teşebbüsü devletin meşru anayasal kurumları ve sivil halk dayanışması ile eşine az rastlanır bir biçimde akamete uğratılmıştır.
2- 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30/6/2017 tarih, 30110 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 20.06.2017 tarih, 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03/3/2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre, "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri’ne ve "kritik önemdeki askeri ve sivil makamlara" ataması planlanan bu kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY mensubu olduğu ve bu görevlendirmelerin yapılmasında FETÖ/PDY içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının, haklarında FETÖ/PDY'ye üye olmaktan işlem yapılan bazı emniyet mensuplarının ve mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmi devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Ş. ve K.)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M.gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar, resmi kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurlarında katılmış olma ihtimalinin, darbenin bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir.
Somut olayda darbenin teşebbüs aşamasında kalmasına neden olan başlıca etkenler ve gönüllü vazgeçme kurumunun değerlendirilmesi;
Somut olayda, darbeciler eylemden gönüllü olarak mı vazgeçmişlerdir; yoksa aşağıdaki nedenler engel teşkil etmiştir? Nedenler şu şekilde sıralanabilir;
1-Türk Halkının bir bütün olarak demokrasiye sahip çıkması, özellikle darbeye teşebbüs edildiği gece farklı düşünce ve etnik yapıda olmasına rağmen bireysel özgürlüğü ve ülke bağımsızlığını korumak amacıyla ağır harp silahlarına karşı silahsız olarak canı pahasına yasal meşru savunma hakkını kullanmak için sokaklara çıkan büyük halk kitlelerinin direnişi,
2-Halkın iradesi ile meşru yollarla iktidara gelmiş bulunan başta Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Başbakanı ve Üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve üyeleri ile bir kısım siyasi partilerin yetkililerinin; darbeye karşı almış olduğu tavır ve demokrasiye olan bağlılıklarını kesin biçimde ifade edip, halkı direnişe, ilgilileri göreve davet etmeleri,
3-Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst komuta kademesi ile FETO/PDY mensubu olmayan vatansever subay-astsubay, er ve erbaş olarak görevli personelinin etkili direnişleri, Polis teşkilatının amir ve memurlarının canları pahasına darbenin bastırılması adına göstermiş oldukları kahramanlıklar ve Milli İstihbarat Teşkilatının darbenin engellenmesi sürecinde üstlendiği görev azmi,
4-Basın ve medyanın demokrasiye ve evrensel değerlere sahip çıkması, kamuoyunu bu yönde yönlendirmesi,
5- Darbe teşebbüsünü öğrenir öğrenmez adli görevlerini, etkin ve süratli şekilde yerine getirerek suç işleyenler hakkında soruşturma sürecini başlatan yargı teşkilatı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,
6-Bir kısım kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevliler, özellikle büyük şehirlerde görev yapan Belediye Başkanları ve Belediye çalışanlarının, darbecilerin saldırı amacıyla kullandığı zırhlı araçlarını engellemesi girişiminde üstlendikleri etkin görev;
Gibi, burada değinilemeyen çok sayıda isimsiz kahramanların direnişleri ön plana çıkmış olup, bu direniş sonucu darbenin başarılı olamadığı somut olayda, amaçlanan neticenin gerçekleşmemesi teşebbüse katılanların iradi ve gönüllü vazgeçmelerine değil ve fakat yukarıda sayılan dış etkilere bağlı olması nedeniyle gönüllü vazgeçmenin koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
III-YARGILAMAYA KONU OLAYLAR:
1- Ankara'da Yaşanan Olaylar;
Dosyamız tanıkları olan ve aynı zamanda kendileri de eski birer asker olan H. İ. Y. ve H. B.'ın gerek "şapka" ve "kuzgun" adlarıyla gizli tanık olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında verdikleri, gerekse gerçek kimlikleriyle İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde ve Mahkememizde verdikleri ifadeleri kapsamından, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden bir süre önce FETÖ mensuplarının Ankara ili Çukurambar mevkinde bulunan bir villada örgüt mensubu yüksek rütbeli subayları toplayarak yapılacak darbe teşebbüsü üzerinde çalışmaya başladıkları, bu çalışmalar sırasında görev dağılımının yapıldığı, o tarihte tuğgeneral rütbesiyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bulunan MÜHAYM (Müşterek Hedef Analiz Yönetim Merkezi) komutanı olarak görev yapan dosyamız sanığı G. Ş. S.'e Cumhurbaşkanına yönelik olarak yapılacak eylem görevinin verildiği ve her kuvvete mensup örgüt üyelerinin kendi aralarında verilen görevlere ilişkin planlamaları yaptıkları, FETÖ'nün hava kuvvetleri imamı olduğu kamuoyuna yansıyan ve halen firari durumda olan A. Ö.'ün de bu villada yapılan toplantılara bizzat nezaret ettiği, daha sonra hazırlanan darbe planlarını Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya Eyaletinde ikamet eden dosyamız firari sanığı Fetullah GÜLEN'e götürerek onayını aldığı, bunun üzerine örgüt mensubu subayların bu planı hayata geçirmek üzere 15 Temmuz 2016 akşamı harekete geçtikleri, Cumhurbaşkanına yönelik olarak yapılacak eylemde görev alacak kişilerin FETÖ mensubu özel kuvvetler personeli arasından oluşturulmasının, ayrıca FETÖ mensubu birlik komutanlarına aktif görev verilmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.
Sanık T. B.'in soruşturma aşamasında Muğla TEM Şube Müdürlüğünde avukat huzurunda alınan samimi ifadesi ve bu ifadeyi doğrular nitelikte dosya içerisinde bulunan HTS kayıtları (Bknz: Deliller: 28-21) kapsamından, 08/07/2016 günü saat 17:27'de sanık G. Ş. S.'i telefonla arayarak görüştükleri, her ikisinin de o tarihte Ankara'da olduklarının anlaşılması üzerine G. Ş.'in talebi ile Ankara Eskişehir yolu üzerinde bulunan bir pastanede buluştukları, aralarında kısa bir süre sohbet ettikten sonra G. Ş.'in T.'e birliğe yeni silah gelip gelmediğini, silahların mühimmatının bulunup bulunmadığını sorduğu, T.'in de birliğe HK-416 model 40 civarı silahın geldiğini ve yeterli mühimmatın bulunduğunu söylediği, bunun üzerine G. Ş.'in T.'e MAK ekibine bir görev vereceğini söylediği anlaşılmıştır. Sanık T. B. her ne kadar görevin İzmir Güzelyalı bölgesinde bulunan Hava Eğitim Komutanı Korgeneral H. K.'ün alınarak Çiğli 2. Ana Jet Üssüne götürülmesi olduğunu, kapıyı açmaması halinde zorla kırarak açabileceklerini söylediğini beyan etmiş ise de, konuşmanın yapıldığı 08/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağan dışı bir durumun bulunmaması, sanık T. B.'in Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde binbaşı rütbesine kadar yükselmiş bir subay olması ve görev yaptığı birliğin kolluk yetkisinin bulunmaması karşısında sanığın böyle bir görevin neden kendilerine verildiğini ve ne amaçla icra edeceklerini hiçbir şekilde sorgulamadan kabul etmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu itibarla sanık T. her ne kadar ikrar etmemiş ise de bu konuşma sırasında sanık G. Ş.'in kendisine yapılması planlanan darbe ve bu kapsamda icra edecekleri görev ile ilgili bilgilendirme yaptığı değerlendirilmiş, sanık G. Ş.'in sanık T.'e birliğine döndükten sonra konu ile ilgili olarak çarşamba günü yani 13/07/2016 günü harekat komutanı olan Albay R. E.'a konuyu açmasını ve daha sonra kendisinden haber beklemesini söylediği her iki sanığın soruşturma ifadeleri, HTS kayıtları, HTS analiz raporu ve diğer deliller kapsamından anlaşılmıştır.
Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde binbaşı rütbesiyle görevli olan sanık Ş. S.'in olay tarihinde albay rütbesiyle görevli olan diğer sanık O. K. ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetler Yüksek ve İdare Akademisinde eğitim görmekte oldukları, 13/07/2016 gecesi Ankara'ya gelen sanık Ş. S.'in 14/07/2016 sabah erken saatlerde sanık O. K. ile buluştukları, O. K.'ın Ş. S.'i o sırada Ankara'da bulunan sanık G. Ş. S.'in bulunduğu eve götürerek onunla görüştürdüğü, bu görüşme sırasında G. Ş. S.'in Ş. S.'e silahlı kuvvetlerin emir komuta zinciri içerisinde darbe yapacağını, kendisi dahil toplam 12 kişilik tim hazırlamasını, gerekli silah teçhizat ve malzemeyi kendisinin tedarik edeceğini, 14/07/2016 akşamı İstanbul Hava Harp Okulunda olacağını ve 15/07/2016 sabahı erken saatlerde İstanbul'dan ayrılacağını söylediği, daha sonra Ş. S. ve O. K.'ın G. Ş. S.'in yanından ayrıldıkları, bilahare 14/07/2016 günü sanıklar G. Ş. S. ve Ş. S.'in aynı uçakla İstanbul'a gittikleri sanık Ş. S.'in soruşturma ifadesi, uçuş kayıtları (Bknz: Deliler 6-1) ve diğer deliller kapsamından anlaşılmıştır.
2-İstanbul'da Yaşanan Olaylar;
Sanık Ş. S. İstanbul'a gittikten sonra yüzbaşı rütbesi ile harp akademilerinde eğitim görmekte olan sanık E. Ş. ve üsteğmen rütbesiyle görevli sanık M. K. ile ayrı ayrı görüşmeler yapmış, bu görüşmelerde beraber eğitim gördükleri özel kuvvet mensubu personel hakkında ayrıntılı bilgiler almış ve aldığı bilgiler ışığında sanık G. Ş.'in talimatı doğrultusunda kendisi de dahil olmak üzere 12 kişilik tim personelini belirlediği aşamalardaki kendi ikrarından anlaşılmıştır. Sanık Ş. 15 Temmuz günü sabah erken saatlerde Hava Harp Okulu Misafirhanesine giderek sanık G. Ş. ile tekrar görüşmüş, bu görüşme sırasında G. Ş., Ş.'ye aynı gün için Çiğli'ye intikal edileceğini, akşam saat 20:00-21:00 sıralarında Atatürk Havalimanı askeri portunda hazır olmalarını söylemiştir. Aynı gün saat 18:00 sıralarında sanık Ş. S., tamamı o tarihte akademide öğrenci subay olan diğer sanıklar E. Ş., İ. Y., M. D., B. S., M. K., E. Y., M. Ö., M. G., B. K., M. C. ve M. S. Ö. ile buluşarak 3 araçla Atatürk Havalimanına intikal ederek orada beklemeye başladıkları adı geçen sanıkların aşamalardaki beyanlarından anlaşılmıştır.
Yine sanık Ş. S. operasyon için hazırlanacak olan timin intikali için o tarihte İstanbul 4. Kara Havacılık Alayında pilot yarbay rütbesiyle görevli sanık D. U.'u 15 Temmuz sabahı saat 06:54 ve 06:57'de telefonla arayarak görüşme yapmış ve bilahare öğlen saatlerinde sanık D. U.'un görev yaptığı birliğe giderek D. U. ile yüz yüze görüşmüştür. Bu görüşmelerde timi ile icra edecekleri faaliyet hakkında bilgi verdiği, görev yerine intikali için helikoptere ihtiyaç duyabileceklerini, helikoptere ihtiyaç duyulması halinde nakil için 3 helikopterle göreve gelmelerini söylediği, aynı gün mesai bitiminde sanık D. U.'un nöbetçi amiri olarak görevine devam ettiği, akşam saatlerinde uçuşların kesik olduğuna ilişkin emir geldiği HTS kayıtları, sanıkların soruşturma ifadeleri ve dosya mündericatından anlaşılmıştır.
Sanık Ş. S.'in 14/07/2016 günü saat 14:55'de o tarihte SAT Komutanlığında yüzbaşı rütbesiyle görev yapan sanık Ö. C.'e mesaj attığı, aynı gün saat 16:53'de ise sanık Ö. C.'in sanık Ş. S.'i arayarak 59 saniyelik bir telefon görüşmesi yaptığı HTS kayıtlarından anlaşılmıştır. Sanık Ş. S.'in İstanbul'a dönmesinden sonra Ö. C. ile yüz yüze bir görüşme yapıp yapmadığı kayden tespit edilememiş ise de yapılan bu görüşmeler ve devamındaki gelişmeler kapsamından sanık Ş. S. tarafından sanık Ö. C.'e yapılacak darbe teşebbüsü ve bu kapsamdaki operasyonlarla ilgili bilgi aktarımı yapıldığı değerlendirilmiştir. Zira görüşme sonrasındaki hareket tarzından sanık Ö.'ın yapılacak darbe teşebbüsünden haberdar olduğu ve bu kapsamda faaliyet icra ettiği gerek suikast timine personel temininden, gerekse kendisinin de darbe teşebbüsünün ana merkezi olan Çiğli'ye gitmiş olmasından anlaşılmıştır. Sanık H. G. soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde sanık Ö. C.'in kendisini 15 Temmuzdan 1-2 gün evvel arayarak operasyon ile ilgili detay vermeksizin bilgi verdiğini, bu esnada eşiyle birlikte çarşıda olduğunu, müsait olmadığını ve eve gidince kendisini arayacağını söylediğini beyan etmiştir. Sanık Ö. C. 14 Temmuz akşamı saat 19:23'de N. S. adına kayıtlı olup o tarihte Deniz Harp Akademileri Komutanlığında SAT İhtisaslı personel olarak üsteğmen rütbesiyle görev yapan sanık A. S. tarafından kullanılan cep telefonu üzerinden sanık A.'yi arayarak kolordu kantinine çağırmıştır. Aynı gün sanıklar Ö. ve A.'nin kolordu kantinde buluştukları, bu görüşme sırasında sanık Ö.'ın diğer sanık A. S.'e yapılacak faaliyet hakkında bilgi aktarımı yaptığı ve görevin gizli bir görev olduğunu ve bu konuyu kimseye açmaması gerektiğini, 15 Temmuz günü saat 18:30'da kendisi gibi SAT komandosu olan yüzbaşı H. G.'i alıp saat 20:00'da Hava Harp Okulu pistinde hazır olmalarını söylediği, sanık H. G.'in de eve döndükten sonra dosya içerisindeki HTS kayıtlarından da anlaşıldığı üzere 14/07/2016 günü saat 19:39'da sanık Ö.'ı aradığı, Ö.'ın kendisine yanına gelmesine gerek olmadığını söylediği, bir süre sonra diğer sanık A. S.'in evine gelerek operasyon hakkında bilgi verdiği ve ertesi günü yani 15 Temmuz 2016 saat 18:30'da kendisini evden alacağını, Yeşilköy'de buluşulacağını söylediği sanıklar A. ve H.'un soruşturma ifadelerinden ve dosya içindeki HTS kaydından anlaşılmıştır. Sanık Ö.'ın 15/07/2016 günü saat 11:50'de H.'u arayarak evine çağırdığı, H.'un Ö.'ın evine gittiği, burada yüz yüze görüştükleri, Ö.'ın H.'a toplanma yerinin Samandıra'da bulunan kara havacılık yerine Yeşilköy'de olacağını, toplanma saatinin 20:00 olduğunu, A. S.'in kendisini 18:30'da alacağını, operasyonun irtibat noktasının Ş. S. isimli binbaşı olduğunu söylediği, aynı gün saat 18:30'da sanık A.'nin sanık H.'u kolordu lojmanındaki evinden alarak havaalanının askeri apronuna götürdüğü, burada sanık Ş. S.'in komutasındaki özel kuvvet birliği ile buluştukları sanık H.'un soruşturma ifadesinden anlaşılmıştır.
Darbe faaliyetine katılacak olan Özel Kuvvet ve SAT personelinden oluşan timin havalimanında giyinip kuşandıktan sonra kendilerini nakledecek uçağın gelmemesi üzerine timin başında bulunan sanık Ş. S.'in 15 Temmuz akşamı 20:49 - 21:02 - 21:06 - 21:19 - 21:29 - 21:30 saatlerinde sanık D. U.'u 8 kez arayarak intikal için acilen helikopter talebinde bulunduğu, bu sırada 4. Kara Havacılık Alayında nöbetçi amiri olarak görevli olan ve yarbay rütbesinde bulunan sanık D. U.'un da aynı akşam 21:11 ve 21:15 saatlerinde o tarihte Kara Havacılık Komutanlığı nöbetçi amiri olarak görevli olan ve hakkındaki evrak tefrik edilen dosyamızın bir diğer sanığı Özcan KARACAN'ı 2 kez arayıp görüştüğü, bilahare uçuş için gerekli hazırlıklara başlayan sanık D. U.'un o tarihte albay rütbesiyle İstanbul 4. Kara Havacılık Alay Komutanlığında alay komutan yardımcısı olarak görev yapan diğer sanık A. A.'ün 1. pilotluğunda Skorksy marka helikopter ile havalanarak Atatürk Havalimanı askeri apronuna geldikleri ve burada beklemekte olan tim personelinin helikoptere binmesinden sonra yaklaşık olarak saat 21:45 sıralarında Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gitmek üzere havalandıkları, özel kuvvet ve SAT personelinden oluşan timi taşıyan Skorsky tipi helikopterin 15 Temmuz gecesi saat 23:00 sıralarında İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üssüne iniş yaparak motor susturduğu sanıklar Ş. S., D. U.'un soruşturma ifadeleri ve HTS kayıtlarından anlaşılmıştır. Sanık H. G. bilahare mahkememizde alınan savunmasında her ne kadar kendilerinin aslında Ö. C. ve diğer SAT personeli ile icra edilecek faaliyete katılacaklarını, havaalanında SAT birliğini beklediklerini ancak herhangi bir kimsenin gelmediğini, sanık Ö. C.'e de ulaşamadığını, havalimanında bekledikleri sırada özel kuvvet birliğini almak üzere gelen helikoptere aynı yerde görev icra edeceklerini düşünerek yanlışlıkla bindiklerini savunmuş ise de, gerek dosya içerisinde bulunan HTS kayıtlarından sanık Ö. C.'in telefonunun o akşam açık ve ulaşılabilir olduğunun ve sanık Ş. S. ile Ö. C. arasında 15 Temmuz akşamı 19:19 - 20:36 - 21:04 - 21:08 - 21:28 - 22:26 saatlerinde görüşme yapıldığının tespit edilmiş olması, gerekse sanık H. G.'in soruşturma aşamasında hem Muğla Cumhuriyet Başsavcılığında hem de Muğla 2. Sulh Ceza Hakimliğinde avukat huzurunda alınan ifadelerinde Ö. C.'in operasyonda irtibat noktasının Ş. S. isimli binbaşı olduğunu söylemiş olması bir arada değerlendirildiğinde SAT personeli olan sanıklar H. G. ve A. S.'in yanlışlıkla özel kuvvet personelinin bindiği helikoptere binmedikleri, aksine her ikisinin de özel kuvvet personelinin darbe kapsamında icra edecekleri faaliyete bilerek iştirak ettikleri değerlendirilmiştir. Zira sanık Ş. S.'in yukarıda izah edildiği üzere mahiyetinden haberdar olduğu bu denli gizli bir faaliyet için daha önceden tanımadığı, kim olduklarını bilmediği başka bir kuvvetten kişilerin etraflarında dolaşmasından rahatsız olmamasının, hatta bu kişileri kendi tim personeli ile birlikte helikoptere bindirerek faaliyet icra edecekleri yere götürmesinin Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi seçkin bir birlikte binbaşı rütbesine kadar yükselmiş bir subaydan beklenebilecek bir davranış olmadığı açıktır. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde her ne kadar ikrar etmemiş iseler de, sanıklar H. ve Ali'nin sanık Şükrü'nün talebi ile sanık Ö. tarafından görevlendirildikleri ve adı geçen sanıkların tamamının bundan haberinin olduğu değerlendirilmiştir.
3-İzmir 3. Kara Havacılık Alayında Yaşanan Olaylar;
Sanık Ü. C.'un olay tarihinde tuğgeneral rütbesiyle Ankara Kara Havacılık Okul Komutanı olarak, sanık M. D.'nın albay rütbesiyle İzmir 3. Kara Havacılık Alay Komutanı olarak görev yaptıkları, albay rütbesindeki sanık Z. G.'in sanık M. D.'dan önceki 3. Kara Havacılık Alay Komutanı olup Ege Ordu Komutanlığı Kurmay Başkanı emrine atamasının yapılması nedeniyle 14 Temmuz 2016 da görevi M. D.'yı devrettiği, sanıklar Y. E.'nun yarbay rütbesiyle, H. M. Ö.'in üsteğmen rütbesiyle aynı birlikte helikopter pilotu olarak görevli oldukları yine diğer sanıklar A. Ö. ve M. G.'in teknisyen olarak, A. K.'ın ise aviyonikçi olarak ve astsubay rütbesiyle aynı birlikte görevli oldukları; sanık Ü. C.'un 14 Temmuz günü saat 20:12'de sanık M. D.'yı arayarak ertesi gün yani 15 Temmuzda Maltepe Askeri Lisesinde yapılacak ve Kara Kuvvetleri Komutanı ile Eğitim Doktrin Komutanı'nın katılacakları törenler sebebiyle yapılacak uçuşlar için hazırlık yapmasını söylediği ve ayrıca gecenin ilerleyen saatlerde yapılacak uçuşla ilgili bilgi verdiği ve uçuş için 4 helikopter ile uçuş ekiplerini hazırlanmasını istediği, sanık Ü.'ın 15 Temmuz günü saat 11:22'de sanık M.'ı tekrar aradığı ve hazırlıklarla ilgili bilgi aldığı, aynı gün saat 12:50'de M. D.'nın Ü. C. ile mesaj atmak suretiyle iletişime geçtiği ve saat 13:13'de telefonla arayıp bilgi verdiği, 15 Temmuz'da yapılan törenler kapsamında yürütülen uçuş faaliyetleri sona erdikten sonra saat 15:30 sıralarında sanık M. D.'nın gece saat 22:00 sıralarında bir uçuş daha olacağını ve bu saatte helikopter başında hazır olmalarını söyleyerek personeli dinlenmek üzere dağıttığı sanık savunmaları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. 15 Temmuz gece saat 22:00 sıralarında sanık Z. G. dışındaki uçuş personeli helikopterlerinin başında hazır olmuşlar, 1. Pilotu sanık M. D., 2. pilotu sanık Y. E., teknisyeni sanık A. Ö., aviyonikçi teknisyeni sanık A. K. olan; 1. pilotu aynı birlikte yarbay rütbesiyle görev yapan tanık B. A., 2. pilotu aynı birlikte yüzbaşı rütbesiyle görev yapan tanık H. İ. Ç., teknisyeni aynı birlikte astsubay olarak görev yapan tanık Y. S. olan iki adet Cougar marka ve 1. pilotu aynı birlikte yüzbaşı rütbesiyle görev yapan tanık H. Y., 2. pilotu aynı birlikte üsteğmen rütbesiyle görev yapan tanık S. Ç. ve teknisyeni aynı birlikte astsubay olarak görev yapan Y. B. olan bir adet SAR (Arama Kurtarma) helikopteri 3. Kara Havacılık Alayından Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gitmek üzere saat 22:00 sıralarında havalanmışlardır. Bu sırada alanda kalan Cougar marka diğer helikopterin 2. pilotu olan sanık H. M. Ö. telsiz vasıtasıyla sanık M. D. ile irtibat kurarak helikopterin 1. pilotu olan sanık Z. G.'in gelmediğini söylemiş, M. D. da Z. G.'i beklemesini, geldiğinde Charli ile başlayan yere devam ettiklerini söylemesini istemiştir. Bir süre sonra sanık Z. G.'in de gelmesi üzerine 1. pilotu sanık Z. G., 2. pilotu sanık H. M. Ö. ve teknisyeni sanık M. G. olan 3. Cougar helikopteri de havalanarak Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gitmiş, uçuştan evvel sanık M. D.'nın diğer pilotlara "kimseyle temas kurmayacaksınız, transponder DT-500 cihazlarını kapatacaksınız, sadece 132.00 VHF kanalından benimle irtibat kuracaksınız" diyerek helikopterlerin tanınmasını ve takibini sağlayacak sistemlerin kapatılması, yine uçuş sırasında radarlara yakalanmamak için alçak uçuş yapmaları talimatını verdiği, helikopterlerin bu şekilde uçuşla saat 22:00 - 22:30 aralarında Çiğli 2. Ana Jet Üssüne indikleri, burada motor susturarak beklemeye başladıkları sanık savunmaları ve tanık beyanları kapsamından anlaşılmıştır.
4-MAK Okulunda Yaşanan Olaylar;
Olay tarihinde sanık T. B.'in binbaşı rütbesiyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görev yapan MAK (Muharebe Arama Kurtarma) Okul Komutanı olarak görev yapmakta olduğu, sanık Z. K.'nun başçavuş rütbesiyle ve üs astsubayı olarak görev yaptığı, sanık H. A.'ın üsteğmen, sanık M. B. İ.'in teğmen, sanıklar S. Ç., S. E., İ. Y., G. G., E. Ç., A. G., Ö. F. G., Y. Ö., E. B.'nin ise MAK Okulunda astsubay rütbesiyle görevli oldukları anlaşılmıştır.
Sanık T. B. Ankara'da sanık G. Ş. S. ile yaptığı görüşmeyi müteakip birliğine döndükten sonra 13/07/2016 günü harekat komutanı Albay R. E.'ın makamına giderek G. Ş. S. ile yaptıkları görüşmeden bahsetmiş, yine aynı gün MAK Okulunun deposunda sanıklar T. B., Z. K., H. A. ve Ö. F. G. aralarında toplanarak yapılacak hazırlıkları konuşmuşlardır. Bu kapsamda 14/07/2016 günü sanıklar T. B., H. A., Z. K. ve Ö. F. G. Çiğli 2. Ana Jet Üssü bünyesinde görevli EOD (Bomba İmha Ekibi) biriminden patlayıcı ile demir kapı ve pencere açma eğitimi aldıkları sanıkların aşamalardaki beyanlarından anlaşılmıştır. Ayrıca adı geçen sanıkların MAK Okulu personeli olup operasyonda görevlendirmeyi düşündükleri diğer sanıklar ile iletişime geçerek telefonlarını sürekli açık tutmaları ve göreve hazır olmaları hususunda talimat verdikleri, sanık Ö. F. G.'in "Yavru Baykuşlar" isimli bir whatsapp grubu oluşturduğu ve daha sonra yapılan operasyonda görev alan MAK personeli astsubayları bu gruba dahil ettiği ve bu grup üzerinden onlarla iletişim kurduğu sanıkların aşamalardaki savunmalarından anlaşılmıştır.
15 Temmuz günü sanık G. Ş. S. gündüz saatlerinde İstanbul'dan uçakla İzmir'e gelmiş, sanık T. B. tarafından MAK Okulunda teğmen rütbesiyle görev yapan sanık M. B. İ. vasıtasıyla havaalanından alınarak Çiğli 2. Ana Jet Üssü Harekat Komutanı Albay R. E.'ın makamına götürülmüştür. Burada sanıklar G. Ş., T. ve Z. toplantı yaparak hazırlıkları değerlendirmişlerdir. Sanık G. Ş. MAK deposunda kaç kişilik operasyon malzemesi bulunduğunun tespitini istemiş, bunun üzerine sanıklar T. ve Z.'nın MAK deposuna giderek HK-416 piyade tüfeği, Baretta marka tabanca, kompozit başlık, dirseklik, camelbeg su torbası, 5000 civarı 5,56 çapında mermi ve bir kısım silah üstü aparatların mevcut olduğunu, yeterli çelik yelek bulunmadığını ve bazı malzemelerin eksik olduğunu tespit ettikleri ve bu durumu geri dönüp sanık G. Ş.'e bildirdikleri soruşturma aşamasındaki beyanlarından anlaşılmıştır. Sanık G. Ş.'in talimatı doğrultusunda eksik olan malzemeler de bilahare tamamlanmış, sanık G. Ş. icra edilecek faaliyette MAK personeline görev vermeyi düşünmediğini, ancak gelecek ÖKK personeli sayısının az olması nedeniyle MAK ekibini de icra edilecek faaliyete dahil edebileceğini söylemiştir. Yine sanıklar T. ve Z.'nın soruşturma ifadeleri kapsamından sanık G. Ş.'in bir uydu fotoğrafını göstererek operasyonunun buraya yapılacağını ve gelecek ekibin uzun süredir bu konu için çalıştığını ve konuyu bildiklerini, tecrübeli olduklarını söylemiş, sanık Z.'nın "Komutanım gelecek olan kim?" diye sorduğunda "Özelciler" diye cevap verdiği, mesai bitimi örgüt üyesi olmayan diğer subay ve astsubaylar herhangi bir şeyden kuşkulanmamaları ve yapılan hazırlıkların deşifre olmaması için personelin tamamının dağıldıkları, bir süre sonra sanık T.'in sanık Z.'yı arayarak birliğe acil dönmesini ve görevlendirilmesi düşünülen personeli birliğe çağırmasını söylediği, bilahare yukarıda isimleri belirtilen MAK personeli sanıkların MAK Okulu deposunda toplandıkları, sanık T. B., sanık G. Ş. S.'in malzemelerin acilen hazırlanması talimatını verdiğini söylediği ve Kaklıç'taki depodan malzemelerin getirilerek 27 kişilik tim personeli için silah ve malzeme hazırlamaya başladıkları, bu sırada saatin 20:00 sıraları olduğu ve o zaman kadar sivil kıyafetle bulunan sanık G. Ş.'in de kamuflaj kıyafetini giymiş olarak depoya geldiği ve hazırlıklara nezaret ettiği, bir süre sonra sanık G. Ş.'in beklenen timi gelmek üzere olduğunu söylediği, bunun üzerine sanıklar Z. K. ve Ö. F. G.'in saat 23:00 sıralarında orada bulunan 2 araçla helikopter pistine giderek İstanbul'dan gelen özel kuvvet ve SAT personelinden oluşan timi alarak MAK deposuna getirdikleri, sanık Ş. S.'in komutasındaki timin MAK deposuna gelmesinden sonra hazırlanan silah ve malzemeleri herhangi bir zimmet yapılmaksızın hızlı bir şekilde kuşanmaya başladıkları, bu arada MAK personeli olan sanıkların da aynı şekilde silah ve malzemeleri zimmetsiz bir şekilde kuşandıkları anlaşılmıştır. Hazırlıkların tamamlanmasını müteakip sanık G. Ş.'in orada bulunan ÖKK, MAK ve SAT personelinden oluşan silahlı timi etrafına toplayarak görevin mahiyeti ile ilgili açıklama yaptığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta zinciri içerisinde yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini, kendilerine verilen görevin Cumhurbaşkanını almak olduğunu, bu görev kapsamında gerekirse silahlı çatışmaya gireceklerini ve hedefi sağ veya ölü mutlaka alacaklarını, gidecekleri yerde kendisinin helikopterde kalacağını, yerde yapılacak operasyonu sanık Ş. S.'in yöneteceğini ve emir komutanın Ş. S.'de olduğunu söylediği, bu suretle orada bulunan ÖKK, MAK ve SAT personeli olan sanıkların darbeden ve kendilerinin de darbe kapsamında faaliyet icra edeceklerinden haberdar oldukları ve görevin de Cumhurbaşkanına yönelik olarak icra edilecek operasyon olduğunu öğrenmiş oldukları, daha sonra sanık Ş. S.'in timi etrafında toplayarak Cumhurbaşkanının Marmaris ilçesinde bulunduğunu düşündükleri Okluk koyuna ait halen Muğla Adli Emanetinin 2016/916 sırasında kayıtlı bulunan hava fotoğraflarını çıkararak diğer sanıklara bu hava fotoğrafı üzerinden operasyonun ne şekilde icra edileceği hususunda açıklamalarda bulunduğu, ÖKK ve SAT personelinin bir takım, MAK personelinin ise bir takım olarak hareket etmelerinin, MAK ekibini sanık T. B.'in koordine etmesinin, telsiz iletişiminde ÖKK ve SAT ekibini Barbaros, MAK ekibinin ise Kartal kodunu kullanmalarının, ÖKK ve SAT ekibinin öncü grup olmasının, MAK ekibinin ise arkada ÖKK ve SAT personelinin geri emniyetini sağlamasının, helikopterlerde 4 adet makineli tüfek bulunmasının, makineli tüfekçilerin indirme bölgesinde araziye ateş ederek araziyi yumuşatmalarının, yere inen ekibin de bu ateşin ardından ilerlemesinin, sanık G. Ş. S.'in helikopterde kalarak yerdeki ekiplerden sorumlu Ş. S. ve T. B. ile telsiz ve telefon irtibatı sağlamasının kararlaştırıldığı ve ÖKK ekibinden sanık M. C.'ın, SAT ekibinden sanık H. G.'in, MAK ekibinden ise sanıklar S. Ç. ve H. A.'ın helikopter makineli tüfekçileri olarak tespit edildikleri sanıkların yargılama aşamasında da kısmen doğruladıkları soruşturma ifadelerinden anlaşılmıştır. Bu sırada telefonla görüşme yapmakta olan sanık G. Ş. S. diğer sanıkların yanına gelerek planın değiştiğini, Cumhurbaşkanının Okluk Koyunda olmadığını, Turban Otelde olduğunu söylemiş ve sonrasında bu kez Turban Otelinin koordinatlarını Akıncı Üssü ile görüşmek suretiyle alınmış, MAK deposu önünde bu şekilde operasyonun detayları görüşüldükten ve gerekli hazırlık ve görevlendirmeler tamamlandıktan sonra sanık G. Ş. S.'in emir ve komutası altında bulunan silahlı tim helikopter başına hareket etmişlerdir. Pist bölgesinde sanık G. Ş. S. tarafından helikopter kıdemli pilotlarına ikinci bir açıklama daha yapıldığı ve görevin mahiyetinin açıklandığı, sonrasında ise 2. Pilotların çağrılarak gidilecek yerin koordinatlarının verildiği ve sonrasında Marmaris'e hareket etmek üzere personelin helikopterlere bindikleri sanıkların soruşturma ifadeleri ve tanık B. A.'ün beyanlarından anlaşılmıştır.
5-İzmir/Çiğli 2. Ana Jet Üssü Helikopter Pistinde Yaşanan Olaylar;
1. pilotluğunu sanık M. D. ile tanıklar B. A. ve H. Y.'nin yaptığı helikopterlerin Çiğli 2. Ana Jet Üssüne inmelerinden yaklaşık 10 dakika sonra 1. pilotluğunu sanık Z. G.'in yaptığı Cougar tipi 3. helikopterin de Çiğli 2. Ana Jet Üssüne iniş yaparak motor susturduğu, bu sırada İstanbul’dan bir helikopterin geleceğinin konuşulduğu, sanık M. D.'nın “İstanbul’dan bir helikopter gelecek, önce ona yapın ikmali” diye talimat verdiği, sonra "bu arada helikopterin teknisyeni yokmuş, ikmal yapmayı bilen var mı?” diye sorduğu, bir süre sonra saat 23:00 sıralarında 1. pilotu sanık A. A., 2. pilotu ise sanık D. U. olan ve içerisinde ÖKK ve SAT personelinden oluşan timin bulunduğu Skorsky tipi helikopterin de alana iniş yaparak motor susturduğu, yarbay ve albay rütbesindeki kıdemli pilotlar M. D., Z. G., A. A., D. U., Y. E. ve B. A.'ün bir araya gelerek sohbet etmeye başladıkları, diğer pilotlar ile teknisyenlerin ise ayrı yerlerde beklemeye başladıkları, bu sırada sanıklar M., Z., A. ve D.'un aralarında "internete haber düşmüş", "daha yeni uyanıyorlar", "köprü kapatılmış haberi var" şeklinde konuşmaya başladıkları, sanık M. D.'nın “Şu an tarihe tanıklık ediyorsunuz, hatta içindesiniz tarihin” şeklinde sözler söylediği, sanık Z. G.'in ise "Biz yarın ya kahraman olacağız ya vatan haini olacağız" dediği, sanıkların ve tanık B.'in cep telefonları ile internete girdikleri ve bir grup askerin İstanbul'da Boğaz Köprüsünü kapattıklarına ve Ankara'da bir takım askeri hareketlenmeler olduğuna ilişkin haberleri gördükleri, bu sırada sanık Y. E.'nun "Bu ne ya, darbe mi oluyor, buna ne gerek vardı?" şeklinde sözler söylediği, sonrasında sanık M. D.'nın orada bulunanlara "Telefonları kapatın, konuşmayın" şeklinde ikazda bulunduğu, daha sonra Ege Ordu Komutanlığından bir paket alınacağının konuşulduğu, alay komutanı olan M. D.'nın tanık B. A.'e gidip paketi Ege Ordu'dan almalarını söylediği, yaşanan anormal hadiselerden ve yakınlarının kendilerini aramalarından bir takım yanlış işler yapıldığını anlayan tanık B. A.'ün verilen emri yerine getirmemeye ve darbeden haberdar olduğunun düşündüğü diğer kıdemli pilotlarla birlikte hareket etmemeye karar verdiği ve bunu helikoptere doğru giderlerken 2. pilot olan tanık H. İ. Ç.'la paylaştığı, "İ., burada acayip işler oluyor, bu işe gitmeyeceğiz, sağ motoru sıcak basacağız ve gitmeyeceğiz" dediği, tanık Hacı İ.'in de "Komutanım, ne emrederseniz yaparım, arkanızdayım" şeklinde karşılık verdiği, helikoptere bindikten sonra 3 kez motoru sıcak çalıştırmak suretiyle arıza yaptırdıkları, daha sonra tanık B. A.'ün kıdemli pilotların yanına gelerek alay komutanı olan sanık M. D.'ya helikopterinin sağ motorunun çalışmadığını söyleyerek "müsaade ederseniz biraz bekleyip motor soğuduktan sonra tekrar çalıştırarak istisnai uçuş ile birliğimize dönelim" dediği, ancak sanık M.'ın "hayır, biz gelene kadar burada bekleyeceksiniz, ayrılmayacaksınız" demesi üzerine alandan ayrılamadığı ve beklemeye devam ettikleri, tanık B. A.'ün helikopterinin devre dışı kalması üzerine bu kez sanık M.'ın Ege Ordu'dan paket alınması görevini tanık H. Y.'ye verdiği, tanık Hakan'ın 2. pilotu ile birlikte kullandığı SAR helikopteri ile Ege Ordu Komutanlığına gittikleri ve bir süre sonra geri döndükleri ve herhangi bir paket bulunmadığını söyledikleri tanıklar B. A., H. İ. Ç., H. Y. ve diğer tanık beyanlarından anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklandığı şekilde MAK Okulu deposunda sanık G. Ş. S.'in emir komutası altında hazırlanıp kuşanan ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan timin silahlı ve teçhizatlı olarak helikopter başına geldikleri, burada sanık G. Ş. S.'in kıdemli pilotları yanına çağırarak görevin mahiyeti ve gidilecek yer ile ilgili bilgilendirme yaptığı, helikopterinin devre dışı kalması ve kendisinin uçuşa katılmayacak olması nedeniyle tanık B. A.'ün sanık G. Ş.'in pist başında kıdemli pilotlarla yaptığı brifinge katılmadığı, ancak sanık G. Ş.'in “Genel Kurmay Başkanı’nın emriyle” şeklinde başlayan sözlerle kıdemli pilotlara konuşma yaptığını bulunduğu yerden duyduğu, konuşma içeriğini tam olarak anlayamadığı, daha sonra G. Ş. S.'in 2. pilotları yanına çağırarak gidilecek yerin koordinatlarını verdiği, sonrasında timin orada bulunan helikopterlere dağılarak bindikleri, helikopterlerin hareket etmek üzere motor çalıştırdıkları, ancak Ankara'da bulunan sanık O. K.'ın sanık Ş. S.'e "görev iptal" şeklinde telefonuna mesaj gönderdiği (mesaj alış verişi aşamalarda sanıklar tarafından kabul edilmekle birlikte HTS kayıtlarında bu saat ile örtüşen bir mesaj alış verişinin bulunmadığı, muhtemelen her iki sanığın da olay gecesi adlarına kayıtlı olmayan hatlar kullandıkları ve görev iptal - göreve devam şeklindeki mesajların bu hatlar üzerinden gönderilmiş olduğu değerlendirilmiştir), bunun üzerine sanık Ş. S.'in diğer sanık G. Ş.'in bulunduğu helikoptere giderek durumu ona bildirdiği, her iki sanığın aralarında Ankara'ya gitmeyi kararlaştırdıkları, Ankara'ya gitmek için yakıtının yeterli olmayacağı pilotlar tarafından söylenen Skorsky tipi helikopterdeki personelin Cougar helikopterlere aktarıldığı, personel yerleştirme işi tamamlandıktan sonra sanık O. K.'tan sanık Ş. S.'in telefonuna "göreve devam" şeklinde ikinci bir mesajın geldiği, bunun üzerine personelin tekrar 3 helikoptere dağıtıldığı, tüm bu trafik sırasında helikopterlerin çalışır vaziyette beklemekte oldukları ve personelin helikopterlere yerleşmesi tamamlandıktan sonra yaklaşık olarak saat 02:15 sıralarında 3 helikopterin peş peşe havalandıkları, helikopterlerin hem motor çalıştırırken, hem de hareket ettiklerinde hiçbir şekilde kule ile temas kurmadıkları ve gerekli izinleri almadıkları, uçuş sırasında transponder ve DT-500 cihazlarını kapalı tuttukları, yalama uçuşu olarak tabir edilen alçak uçuş yapmak suretiyle Marmaris istikametine hareket ettikleri, alanda bulunan SAR (Arama Kurtarma) helikopterinin ise boş olarak diğer helikopterlere eşlik etmesi yönünde sanık M. D. tarafından pilotlara talimat verildiği, ancak helikopter 2. pilotu olan ve yaşanan gelişmeleri görüp faaliyete katılmak istemeyen tanık S. Ç.'ın uçmayı reddettiği, bunun üzerine helikopter 1. pilotu olan tanık H. Y.'nin bu durumu telsizle M. D.'ya bildirdiği, M. D.'nın tanık B. A.'ün gelmesi halinde ikisinin helikopter ile uçmalarını söylediği, tanık H. Y.'nin helikopter teknisyenini tanık B. A.'e göndererek durumu bildirdiği, ancak tanık B. A.'ün de uçmayı kabul etmemesi üzerine SAR helikopterinin Marmaris'e gelen timi taşıyan diğer 3 helikoptere eşlik edemediği ve bir süre sonra alanda kalan her iki helikopterin motor çalıştırarak 3. Kara Havacılık Alayına gitmek üzere alandan ayrıldıkları sanık Ş. S. savunması, B. A. ve diğer tanık beyanları, HTS kayıtları, kule görüşme kayıtları, MASE raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
6-Sanık A. Y.'nın Çiğli 2. Ana Jet Üssüne Gelişi;
Olay tarihinde albay rütbesi ile Cumhurbaşkanı Başyaveri olarak görevli olan sanık A. Y. 15 Temmuz 2016 sabahı Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına giderek haklarında darbe kapsamında faaliyette bulundukları iddiası ile başka mahkemelerde kamu davaları devam eden zamanın alay komutanı Albay M. K. B., ÖKK Grup Komutanı Albay F. A., ÖKK'da görev yapan Yarbay E. G. ve başka bazı asker şahıslar ile bir araya gelmiştir. M. K. B.'ın A. Y.'dan Cumhurbaşkanının nerede tatil yaptığını sorduğu, A. Y.'nın bilmediğini söylemesi üzerine M. K. B.'ın "bak basında bile var, sen nasıl bilmezsin, nasıl başyaversin" dediği, bunun üzerine A. Y.'nın karacı ve havacı yaverleri arayarak Cumhurbaşkanının yerini öğrenmelerini istediği, M. K. B.'ın gece yapılacak tatbikat için personel verip veremeyeceğini sorduğu, kendisinin de astsubaylar S. D. ve A. T.'ın isimlerini verdiğini ve onları alabileceklerini söylediği sanık A. Y.'nın ikrarı ile anlaşılmıştır. 16 Temmuz akşamı Samuel Eto'o Vakfı tarafından Afrikalı çocuklar yararına tertiplenen ve Cumhurbaşkanının da katılması planlanan futbol organizasyonu sebebiyle sanık A. Y. kendisi ve emir astsubayı için daha önceden uçak bileti aldırmış olmasına rağmen sanık uçak biletlerini iptal ettirmiş, emir astsubayı yerine o gün ilk kez nizamiye çıkışında gördüğünü söylediği tanık E. G.'i alarak Antalya'ya gitmek üzere yola çıktığı anlaşılmıştır. Sanık A. Y. aşamalarda neden emir astsubayı yerine daha önce hiç görmediğini, o gün ilk kez nizamiyeden çıkarken gördüğünü söylediği tanık E. G.'i yanına aldığı hususunda makul bir açıklama yapamamıştır. Kaldı ki, tanık E. G. Antalya'ya gitmeyeceğini, yolda uygun bir yerde inerek Bodrum'da bulunan ailesinin yanına gideceğini söylemiş olup, sanık A. Y.'nın yolun bundan sonraki kısmında yalnız devam edeceği de göz önünde bulundurulduğunda yanına emir astsubayını ve şoförünü almamasının da hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra sanık A. Y. her ne kadar arabayı kendisinin kullandığını, E. yarbayın ise yolcu koltuğuna oturmuş olduğunu ve yol boyu telefonunu karıştırdığını savunmuş ise de, tanık E. G. arabayı kendisinin kullandığını, ayrıca sanık A. Y.'nın telefonunu karıştırmadığını beyan etmiştir. A. Y.'nın o tarihte albay, E. G.'in ise yarbay rütbesinde olmaları, alt rütbedeki bir subayın aralarında herhangi bir samimiyet bulunmayan ve o gün ilk kez tanıştığı kendisinden üst rütbeli bir subayın telefonunu karıştırmasının da askeri hiyerarşi göz önünde bulundurulduğunda mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Kaldı ki sanık A. Y.'nın dediği şekilde nizamiyeden çıkarken el kaldırması üzerine hiç tanımadığı birini aracına almasının ve gideceği uzun yola tanımadığı bu kişi ile çıkmasının, bu kişi ile birlikte gittiği için emir astsubayını yanında götürmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, üstelik bunu yapan kişinin Cumhurbaşkanı Başyaveri olduğu da düşünüldüğünde bunun imkansız olduğu, bu itibarla sanık A. Y.'nın savunmalarının gerçeği yansıtmadığı, buna karşılık tanık E. G.'in beyanlarının oluşa daha uygun olduğu anlaşılmıştır.
Sanık A. Y. ile tanık E. G.'in, tanık E.'in kullandığı araç ile Afyon civarlarında mola verip bir süre dinlendikten sonra tekrar yola devam ettikleri, 15 Temmuz saat 21:03'de A. Y.'nın M. K. B. tarafından arandığı ve muhtemelen darbe faaliyetinin başladığının haber verildiği, zira bu görüşme sırasında A. Y.'nın telefonunun Denizli İli Kale İlçesindeki vericiden baz aldığı halde M. K. B.'ın bir sonraki araması sırasında saat 21:15'de cep telefonunun Menteşe (Muğla) vericisinden baz aldığının HTS kayıtlarından anlaşıldığı, dolayısıyla Antalya'ya devam etmekte iken M. K. B.'ın 21:03'teki telefonu sonrasında seyir güzergahını değiştirerek Muğla istikametine döndüğü, sonrasında telefonunun saat 22:17'de Aydın/Çine, saat 22:46'da Aydın/Efeler, saat 23:15'de İzmir/Torbalı, saat 23:32'de İzmir/Buca ve nihayet saat 00:14'de İzmir/Çiğli vericilerinden sinyal aldığı, aradaki yol mesafesi dikkate alındığında sanık A. Y.'nın M. K. B. ile yaptığı ilk telefon görüşmesinden sonra Çiğli'ye gitmeye karar verdiği, yahut bu yönde talimat aldığı ve sonrasında kesintisiz bir şekilde yola devam ederek doğrudan Çiğli 2. Ana Jet Üssüne gittiği HTS kayıtlarından ve tanık E. G.'in beyanlarından anlaşılmıştır. Sanık A. Y. her ne kadar Çiğli'ye tanık E. G.'in talebi üzerine gittiğini savunmuş ise de, tanık bunu doğrulamadığı gibi sanığın yaptığı telefon görüşmesinden sonra kendisine “Çiğli’ye gideceğiz” dediğini, kendisinin “Ben Çiğli’de ne yapacağım” demesi üzerine “Sen sür” şeklinde karşılık verdiğini, kendisinin Çiğli'ye daha önce gitmediğini, oradaki birliğin yerini bilmediğini, ilk defa gitmekte olduğunu, ayrıca Çiğli'deki birliğin ana nizamiyesinde kendilerini içeri almadıklarını, sanık A. Y.'nın burada görevliler ile yüksek bir ses tonuyla tartıştığını, daha sonra Güvenlik Tabur Komutanının nezaretinde Çiğli'deki bir üs komutanının odasına götürüldüklerini beyan etmiştir. Çiğli'deki 2. Ana Jet Üssü darbenin önemli ayaklarından olan Cumhurbaşkanına suikast eylemini gerçekleştirecek timin toplanıp hazırlandığı ve hareket geçtiği yer olması hasebiyle icra edilen faaliyet açısından çok önemli bir merkez konumunda olup sanık A. Y.'nın Antalya'ya gitmekte iken Denizli İli Kale İlçesi civarından yolunu değiştirerek Çiğli'ye gitmiş olması herhangi bir tesadüfü durumla açıklanamayacağı gibi, sanık A. Y.'nın kendisinden daha alt rütbeli olan ve şayet aralarında cemaat ya da örgüt abiliği benzeri bir pozisyon yoksa içinde bulundukları aracın rotasını belirleme yahut değiştirme gibi bir yetkisi bulunmayan tanık E. G.'in Çiğli'ye gitmelerini talep etmesi üzerine Çiğli'ye gittikleri yönündeki savunmasının da inandırıcı ve makul hiçbir yanı bulunmamaktadır. Kaldı ki, dosya içerisinde bulunan HTS kayıtlarından sanık A. Y.'nın Çiğli'deki üsse gece saat 00:00 - 00:30 aralığında ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu saat aralığının ise saat 23:00 sıralarında Çiğli'ye ulaştıkları anlaşılan ÖKK ve SAT personelinin depoya götürüldükten ve hazırlanan malzemeleri giyinip kuşandıktan ve sonrasında sanık G. Ş. S. tarafından kendilerine görevin mahiyeti ve gidilecek yer ile ilgili bilgi verildikten sonraki bir zamana denk gelmektedir. Sanıkların özellikle soruşturma ifadelerinden de anlaşıldığı üzere gerekli hazırlıklar yapılıp helikopter makineli tüfekçileri tespit edildikten sonra sanık Ş. S. tarafından time operasyonun icra tarzı hususunda gerekli açıklamalar yapıldığı sırada telefon görüşmelerinde bulunan sanık G. Ş. S.'in personele durumun değiştiğini, Cumhurbaşkanının Okluk Koyunda değil Turban Otelde olduğu yönünde bilgi geldiğini söylediği sabittir. Yine sanık A. Y.'nın o saatlerde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği adına kayıtlı olan ve muhtemelen Cumhurbaşkanı danışmanları tarafından kullanılan telefonlarla irtibat halinde olduğu dosya içerisinde bulunan sanık A. Y. tarafından görev telefonu olarak kullanılan 0530 70...65 nolu hattın HTS kayıtlarıyla sabittir. Sanık A. Y. da savunmasında 21.30 civarında Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri F. K.'nın kendisini aradığını "Bazı haberler duyuyorum Albayım neler oluyor" diye sorduğunu, kendisine bilmediğini ve araştıracağını söylediğini, daha sonra Cumhurbaşkanı Başdanışmanı D. K.'nun kendisini aradığını, "Darbe girişimi mi var, neler oluyor" diye sorunca ona da araştıracağını söylediğini, daha sonra Cumhurbaşkanının Özel Kalem Müdürü Hasan DOĞAN'ın Marmaris'ten kendisini aradığını, onun da neler olduğunu sorduğunu, kendisinin de araştıracağını söylediğini beyan etmiştir. Bunun yanı sıra tanık E. G. ifadesinde sanık A. Y.'nın PDY(FETÖ mensupları için kullanılan Paralel Devlet Yapılanması)'ye ilişkin bir liste vereceğinden bahsettiğini söylemiştir. Dolayısıyla sanık A. Y.'nın FETÖ'cü listesi vereceğini söyleyerek yahut başka bir şekilde temas kurduğu kişilerden Cumhurbaşkanının kaldığı otelin ismini öğrendiği ve bu bilgiyi Çiğli 2. Ana Jet Üssüne ulaştıktan sonra suikast için hazırlık yapan time ulaştırdığı hususunda tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur. Ancak sanık A. Y.'nın Çiğli 2. Ana Jes Üssünde bulunan R. E.'ın odasına ulaştıktan sonra askeri hat kullanmak suretiyle veya üzerinde bulunan başka bir telefonla yahut orada bulunan kişilerden biri aracılığıyla bu bilgiyi ulaştırdığı için dosya içerisinde bulunan HTS kayıtlarından bu hususun tespiti mümkün olmamıştır. Ayrıca o tarihte Cumhurbaşkanı Başyaveri olan sanık A. Y.'nın gece boyunca hiçbir şekilde Cumhurbaşkanı ile temas kurmamış, emir ve talimatlarını alma gereği duymamış olması da sanığın darbeciler ile birlikte hareket ettiğini de açıkça göstermektedir. Bu itibarla sanık A. Y.'nın operasyon timine Cumhurbaşkanının kaldığı yeri noktasal olarak öğrenip bir şekilde ulaştırmak suretiyle suça yardım eden olarak iştirak ettiği sanık savunmaları, tanık E. G.'in beyanları, HTS kayıtları ve tüm deliller kapsamından sabit olmuştur.
7-Marmaris'te Yaşanan Olaylar;
Yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere sanık G. Ş. S.'in komutasında bulunan ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan tim operasyon için gerekli hazırlıkları yapıp silah ve teçhizatları kuşandıktan, bomba, mühimmat ve diğer malzemeleri aldıktan ve Cumhurbaşkanının yerini noktasal olarak tespit ettikten sonra Çiğli 2. Ana Jet Üssü helikopter sahasında beklemekte olan 1. pilotları M. D. ve Z. G., 2. pilotları Y. E. ve H. M. Ö. olan iki adet Cougar tipi ve 1. pilotu A. A., 2. pilotu D. U. olan bir adet Skorsky tipi helikoptere binerek ve Ankara'da bulunan sanık O. K. tarafından sanık Ş. S.'e "göreve devam" mesajının gelmesi üzerine 16 Temmuz gece saat 02:15 sıralarında Marmaris'e gitmek üzere Çiğli'den havalanmışlardır. Sanık M. D.'nın talimatı üzerine transponder ve DT-500 gibi helikopterlerin tespit ve takibini sağlayan cihazlar ve helikopter ışıkları kapatılmak suretiyle gece görüş gözlüğüyle ve yalama uçuşu tabir edilen alçak irtifa uçuşuyla harekete geçen helikopterler gerek motor çalıştırma sırasında, gerekse uçuşa geçtikleri sırada kuleyle de herhangi bir temas kurmadıkları ve kalkış için herhangi bir izin almadıkları dosya içerisinde bulunan Çiğli-Kule-Kaklıç ses kayıtlarından anlaşılmıştır. Ayrıca dosya içerisinde bulunan MASE raporu kapsamında sanıkların bulundukları helikopterlerin ilk kez İzmir'in güneyi 21 milde (Yaklaşık 33 km) tespit edilmiş olması hususu da helikopterlerin yalama uçuşu yaptıklarını ve bulundukları güzergahtaki fiziki yapılardan ve arazi şekillerinden faydalanarak radarlardan gizlendiklerini ortaya koymaktadır. Yaklaşık 45-50 dakikalık bir uçuş sonrasında helikopterlerin Marmaris'e ulaştığı ve saat 03:03'de oteller bölgesine ulaştığı, 155 Polis İmdat telefonuna saat 03:03'de yapılan (Bknz: Deliller:25-1/6) ilk ihbar kapsamından anlaşılmıştır. Saat 03:03'de yapılan ilk ihbardan sonra 112 ve 155'e yoğun şekilde ihbarlar yapılmış ve oteller bölgesinde gelen helikopterlerin otellere ateş açtığı, silahlı askeri personel indirdikleri bildirilmiş ve acilen bölgeye polis gönderilmesi talep edilmiştir. Helikopterler oteller bölgesine geldikten sonra ilk olarak Turban Otelin sahil bölgesine iniş yapmak istemişler, ancak helikopter pervanelerinin oluşturduğu hava hareketleri nedeniyle sahilden yoğun şekilde toz bulutu kalkması üzerine buraya iniş gerçekleştirilememiştir. Meydana gelen toz bulutu oteller bölgesindeki kameralara da yansımış ve bilirkişi inceleme raporunda da yer almıştır. Ayrıca soruşturma aşamasında alınan bir takım beyanlardaki helikopterlerden sis bombası atıldığı yönündeki ifadelerin helikopterlerin sahile inmek istedikleri sırada oluşan yoğun toz bulutunun sis bombası olarak algılanması sonucu olduğu değerlendirilmiştir. Turban Oteli sahiline iniş yapamayan helikopterler yakında bulunan Casa De Maris isimli otelin yan tarafında bulunan boş araziye inmek suretiyle suikast timinin yere inmesi sağlanmıştır. Oteller bölgesinde 3 helikopterin gelerek peşpeşe iniş yapması ve helikopterlerden silahlı personel inmesi otel personelinin ve tatilcilerin merakını celp etmiş ve ne olduğunu anlamak için helikopterlerin iniş yaptığı yere doğru yönelenler olmuş, helikopterden inen silahlı tim tarafından havaya ateş edilmek suretiyle sivil halkın uzaklaşması sağlanmış, bilahare SAT personeli olan sanık A. S.'in de dahil olduğu sanık Ş. S.'in komutasındaki ÖKK personeli önde, sanık T. B.'in komutasındaki MAK personeli ise timin geri güvenliğini sağlamak üzere arkada olacak şekilde Turban Oteline giriş yapmışlardır. Bu esnada sanık G. Ş. S. ile makineli tüfekçiler H. G., M. C., H. A. ve S. Ç. ise helikopterlerde kalmışlar ve helikopterler yukarıdan otel üzerinde tur atmak ve askıda kalmak, ayrıca yapılan yoğun ihbarlardan anlaşıldığı üzere otel bölgesine ateş açmak suretiyle hem operasyon için araziyi yumuşatmış, hem de timin havadan güvenliğini sağlamışlardır. Yerdeki tim otel bölgesinde karşılaştıkları kişilerden de bilgi almak suretiyle Cumhurbaşkanının Marmaris'te kalmış olduğu Grand Yazıcı Club Turban isimli otelin villalar kısmına geçerek ilerlemeye başlamış ve Cumhurbaşkanlığı korumalarının bulunduğu villaya doğru yöneldikleri sırada kendilerini fark eden koruma polislerinin "teslim olun, silahlarınızı bırakın, biz polisiz" diye kendilerini ikaz etmeleri üzerine sanıkların "siz silahlarınızı bırakın ve teslim olun" diye karşılık verdikleri, sonrasında Cumhurbaşkanlığı koruma personelinin silahlarını bırakmamaları ve teslim olmamaları üzerine silahlı çatışma yaşandığı, bu çatışma sırasında sanıkların villanın dış korumasını sağlayan koruma polisi M. Ç.'i şehit ettikleri, M. Ç.'e isabet eden kurşunlardan bir tanesinin üzerinde sanık Ş. S.'e ait epitel hücre tespit edilen W349539 seri numaralı tüfek ile atıldığının tespit edildiği, dolayısıyla maktul M. Ç.'e ateş eden ve en az bir isabet sağlayan kişilerden birinin sanık Ş. S. olduğu, diğer sanıkların da birlikte çatışmaya girmek veya güvenliğini sağlamak suretiyle suçun icrasına doğrudan katkıda bulundukları sanıkların kaçamak savunmaları, müşteki beyanları, dosya içerisinde bulunan ve müşteki polis memurları tarafından tutulan 18/07/2016 tarihli tutanak (Bknz: Deliller 4-1), ölü muayene ve otopsi raporları (Bknz: Deliller 18-1, 18-3), kriminal balistik raporu (Bknz: Deliller: 15-14) ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Sanıklarda daha üstün vasıflı ve nitelikli silahlar bulunması karşısında çatışmaya daha fazla devam edemeyen Cumhurbaşkanlığı koruma personeli 1782 nolu villa içerisine girmek suretiyle güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır. Ancak sanık Ş. S.'in talimatı üzerine sanık İ. Y. tarafından villanın balkon kısmına bomba atılarak patlatılmış (Bknz: Deliller 5-3), ayrıca sanıklar tarafından içeride bulunan koruma personeline "dışarı çıkmazsanız içeriye roket atacağız" diye bağırılması üzerine koruma amiri olan müşteki M. B. bazı koruma personelinin yaralandığını da fark etmesi üzerine sanıklara "ateş etmeyin, teslim olacağız" diye bağırmış ve dışarı çıkarak teslim olmuş, sonrasında M. B.'ın da talimatıyla diğer koruma polisi olan müştekiler de dışarı çıkarak teslim olmuşlardır. Bu sırada time emir komuta eden sanık Ş. S.'in polislerin silahlarından tecrit edilmesi yönündeki talimatı üzerine diğer sanıklar tarafından polislerin üzerlerinde bulunan silah, cep telefonu, cüzdan gibi eşyalar toplanarak bir çanta içerisine konulmuş, müştekiler bir süre süründürülerek geride bulunan MAK timinin olduğu alana götürülmüş ve burada plastik kelepçe ile elleri kelepçelenerek ve yere yatırılmak suretiyle etkisiz hale getirilmişlerdir. Villadan çıkan koruma personeline sanıklar Ş. S. ve Z. K. tarafından "hani inimize girecektiniz, biz sizin ininize girdik, hırsızın piçleri, hırsızın evlatları, hırsız nereye gitti, Cumhurbaşkanı nereye gitti, hangi havaalanına inecek, ne zaman gitti" şeklinde koruma polislerine ve katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'a yönelik hakaretlerde bulunulmuş ve Cumhurbaşkanının nerede olduğu, ne zaman ayrıldığı, nereye gittiği sorulmak suretiyle gittiği yer öğrenilmeye çalışılmıştır. Sanıklar aynı zamanda yere yatırdıkları müşteki koruma polislerini "kafanızı kaldırmayın, kafasını kaldıran ensesinden kurşunu yer" şeklindeki sözlerle tehditte bulunmuşlardır. Ayrıca yerde yatan koruma polislerine tekme atmak, kafalarına basmak suretiyle etkili eylemlerde bulundukları ve müşteki M. B.'ı vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaraladıkları, müştekilerin aşamalardaki beyanları ve dosya içerisinde bulunan doktor raporlarından (Bknz: Deliller 19) anlaşılmıştır. Müşteki koruma personelinin Cumhurbaşkanının bir saat kadar önce ayrıldığını, otelde olmadığını söylemelerine rağmen bunu inandırıcı bulmayan tim personeli sanık İ. Y. elindeki uzun namlulu silah müşteki N. A.'ın kafasına dayayarak "kafana sıkarım, bizi olduğu yere götür" dediği, müşteki N.'in de sanıkları Cumhurbaşkanının toplantı için kullandığı villaya götürdüğü, sanıkların bu villa içine girerek Cumhurbaşkanını aradıkları ve bu esnada saklanmak için villaya giren ve otelde stajyer güvenlik görevlisi olan katılan S. T.'ın villanın banyosuna girerek kapıyı kilitlemiş olduğu, kilitli kapıyı fark eden sanık İ.'in kapıyı açması için birkaç sefer bağırdığı, ancak katılanın kapıyı açmaması üzerine kapıya dört el ateş etmek suretiyle kırıp içeri girdiği, bunun üzerine katılan S.'nın ellerini kaldırarak "tamam, ateş etmeyin, çıkıyorum" dediği, bunun üzerine sanık İ.'in "çık deyince niye çıkmıyorsun" diyerek katılan S.'yı yumrukla darp ettiği, sonra dışarı çıkararak yere yatırdığı ve dışarıda tekmeledikleri, Cumhurbaşkanının bu villada da bulunmadığını anlayan sanıkların geri dönüp diğer sanıkların yanına gittikleri, sanık Ş. S.'in bu durumu telefonla görüştüğü sanık O. K.'a aktardığı ve oradan derhal ayrılmaları yönünde talimat aldığı, bunu da telefonla sanık G. Ş. S.'e bildirdiği, sanıkların Marmaris oteller bölgesinde helikopterden inmelerinden sonra helikopterlerin yaklaşık 45-50 dakika civarında havada askı vaziyetinde kalarak yada otel üzerinde daire çizmek suretiyle operasyona yukarıdan nezaret ettikleri, ancak helikopterlerin yakıtlarının azalması üzerine önce Skorsky helikopterin daha sonra ise Cougar helikopterlerin yakıt ikmali yapmak üzere bölgeden ayrıldıkları, aşağıda bulunan suikast timinin Cumhurbaşkanının otelden ayrıldığına kesin kanaat getirilip derhal bölgeden ayrılmaları yönünde talimat almalarından sonra müşteki koruma polislerini orada bırakarak ve üzerlerinden aldıkları silah ve eşyaları boşaltıp hızlı bir şekilde helikopterden indikleri yere geçmek üzere otelden ayrıldıkları, ancak helikopterden indikleri alana geldiklerinde helikopterlerin orada bulunmadığını gördükleri, otel bölgesine polisin geleceğini öngören timin bölgeden uzaklaşmak amacıyla sahil kısmına doğru yöneldikleri, bu sırada Casa De Maris otelinin önüne geldiklerinde 155'e yapılan ihbarlar sonrasında olay mahalline intikal eden aralarında Marmaris emniyetinde görevli polis memurlarının da bulunduğu özel harekat grubu ile karşılaştıkları, bir kişinin "emniyet burada" diye bağırması üzerine sanıkların siper alarak ve hedef gözetmek suretiyle polis ekibine ateş ettikleri, açılan ilk ateş sırasında Marmaris İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru N. C. E.'in vurularak yere düştüğü, daha sonra sanıkların polis ekibiyle bir süre daha çatıştıktan sonra Casa De Maris isimli otele girdikleri, yaşanan çatışma sırasında müştekiler Ö. K.'nin BTM giderilemeyecek şekilde, T. A., Ç. Ş. ve M. Ö.'in BTM giderilebilecek şekilde, S. D.'nun ise BTM gerektirmeyecek şekilde yaralandıkları, diğer müşteki polis memurları O. Ö., Ömer TEKİN, İ. E., E. T., A. A., T. K. B., F. İ., Ö. K.ve M. O.'un ise yaralanmadıkları, ayrıca yaşanan çatışmalar sırasında müştekilere ait taşınır ve taşınmaz mallar (araçlar, konutlar, oteller vs) ile 2 adet ambulansın isabet alarak hasar gördüğü anlaşılmıştır. Casa De Maris'e giren suikast timin otel personelinin de yardımıyla otelin alt katında bulunan yemekhaneye inmiş ve bir süre sonra da otelin arka kapısından çıkarak orada bulunan duvarın üzerinden geçmek suretiyle sahil bölgesine ulaşmışlardır. Bu esnada olay mahallinde bulunan özel harekat polislerince kendilerine açılan ateşe karşılık da vermek suretiyle yakında bulunan A. H.'a ait eve girerek burada helikopterlerin gelmesini beklemişlerdir. Bir süre sonra Dalaman'a giden Skorsky tipi helikopter yakıt ikmale yaparak Marmaris'e geri dönmüş ve yerdeki timi almak üzere otel bölgesine yönelmiş, ancak otel bölgesine ulaşan özel harekat ve polis ekiplerinin operasyona katılan ve polislerle çatışmaya girerek biri koruma polisi olmak üzere 2 kişiyi şehit eden suikast timinin kaçmasını engellemek için helikoptere ateş açmaları üzerine timi alamamış, helikopterden de güvenlik güçlerine yönelik baskı ateşi açılmış, bir süre çatışma yaşanmış, bu çatışma sırasında A. H.'ın konutuna girmiş olan sanıklar da helikopterin kendilerini almaya gelen helikopter olduğunu anlamaları üzerine konuttan çıkarak sahil boyu ilerlememiş, aynı zamanda helikoptere destek vermek amacıyla polis ekiplerine yönelik baskı ateşinde bulunmuşlardır. Bu esnada sanık Ş. S.'in kullandığı tüfekten çıkan bir adet merminin de helikoptere isabet ettiği daha sonra yapılan balistik inceleme ile tespit edilmiştir. Polis ekipleri tarafından açılan yoğun ateş sonucu yere inemeyen ve çok sayıda isabet alan Skorsky helikopterin makineli tüfekçisi olan mağdur sanık H. G.'in de göğsünden vurulması üzerine çatışmaya daha fazla devam edemeyeceklerine ve yerde bulunan timi alamayacaklarına karar veren helikopter pilotları helikopteri süratle bölgeden uzaklaştırarak Imsık Meydanına yönelmişlerdir. Yerde bulunan suikast timi helikopterin iniş yapamadığını ve kendilerini alamadan ayrıldığını görmeleri üzerine sahil boyu koşarak çatışma bölgesinden uzaklaşmış ve karşılaştıkları Mares Otel çalışanları müştekiler R. Y. ve C. Ö.'a silah doğrultup tehditte bulunmak suretiyle ormana giden yolu sormuşlardır. Adı geçen müştekilerin kendilerine yolu söylemeleri üzerine de bu yoldan devam ederek ormana çıktıkları ve ormanda ilerlemek suretiyle olay bölgesinden uzaklaştıkları müşteki beyanları, sanıkların kaçamak savunmaları, adli muayene raporları, otopsi tutanakları, balistik raporları kamera görüntüleri ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Kaçış sırasında takip edilmelerini önlemek amacıyla sanık Ş. S.'in talimatı doğrultusunda diğer sanıkların cep telefonlarının bataryalarını çıkardıkları, tümleşik bataryalı cep telefonlarını ise kırdıkları, ayrıca yüklerini hafifletmek ve kaçışlarını hızlandırmak amacıyla üzerlerinde bulunan uzun namlulu silâhları ile ağırlık yapan malzemelerini araziye bıraktıkları sanık savunmaları ve arazide bulunan eşyalara ilişkin tutanaklar kapsamından anlaşılmıştır.
Arazide başlayan kaçış sırasında sanık Ş. S.'in toplu halde hareket etmenin riskli olacağını söylemesi üzerine 23 kişilik gruptan önce sanıklar S. E., Y. Ö. ve E. B.'nin ayrıldıkları, 3 kişilik bu grubun arazide buldukları bir arıcı kulübesine girerek saklandıkları ve buradan temin ettiği sivil kıyafetleri giyen sanık S. E.'nin yiyecek almak için ilçe merkezine indiği, döndüğünde güvenlik güçlerinin sanıklar Y. Ö. ve E. B.'yi sığındıkları kulübe civarında yakaladıklarını görünce buradan uzaklaşıp otostop çekerek Denizli iline kadar geldiği, burada ailesi ile buluştuktan sonra 18/07/2016 tarihinde kendiliğinden İzmir'e gelerek güvenlik güçlerine teslim olduğu, aynı şekilde sanıklar A. S. ile B. K.'nin de ilk gün gruptan ayrıldıktan sonra sanık B. K.'nin kamuflaj giysisinin altındaki kıyafetleri kullanarak yiyecek temin etmek için sanık A. S.'den ayrıldığı ve bir daha geri dönmeyerek firar ettiği, halen yakalanamadığı; sanık A. S.'in ise birkaç gün boyunca arazi şartlarında hayatını sürdürdükten sonra yola inip otostop çekerek Muğla ili Ula ilçesine bağlı Gökova mahallesine geldiği ve 21/07/2016 tarihinde burada güvenlik güçlerince yakalandığı anlaşılmıştır.
Açıklanan şekilde ilk gün toplam 5 kişinin gruptan ayrılmasının ardından geriye kalan toplam 18 kişi arazi şartlarını kullanarak kaçmaya ve saklanmaya devam ettikleri, bir mola sırasında sanıklardan İ. Y.'in diğer sanıklara hitaben "aranızda hizmet hareketinden olmayan var mı?" diye sorduğu ve bu soruya hiç kimsenin tepki göstermediği, bu şekilde sanıkların aynı örgütsel yapı içerisinde bulunduklarını teyit ederek kendi aralarında güven tazeledikleri sanık Ö. F. G.'in soruşturma ifadesinden anlaşılmıştır. (bknz: Sanıkların FETÖ ile bağlantıları)
Otel bölgesinde müştekilerin silahlarından tecrit edilmeleri sırasında müştekilerin üzerlerinden alınan silah, telefon, cüzdan, anahtar vb eşyalar otel bölgesinden ayrıldıkları sırada çantayı taşıyan sanık A. G. tarafından otel bölgesindeki bir alana boşaltılmış, ancak kaçış sırasında çantayı kontrol eden sanık A. müştekilere ait 3 adet cüzdanın çanta içerisinde kaldığını fark ederek bu durumu sanık Z. K.'ya bildirmiştir. Sanıkların arazideki kaçışlarının ikinci gününde verilen bir mola sırasında, sanık Ş. S.'in üzerlerinde sivil elbise ve yeterli para olsaydı daha kolay kaçabileceklerini belirtmesi üzerine, sanık Z. K. içerisinde para bulunan bu cüzdanlardan bahsetmiş, bunun üzerine aksi ispat olunmayan sanık savunmalarına göre sanık Ş. S.'in müştekilerin cüzdanlarının alınması nedeniyle diğer sanıklara kızdığı ve müştekilere ait paranın daha sonra müştekiler adına sadaka olarak verilmesini söylediği anlaşılmıştır.
Devam eden kaçış sırasında sanık T. B.'in rahatsızlanması ve grubun kaçışını yavaşlatması üzerine her biri MAK personeli olan sanıklar T. B., Z. K., G. G., İ. Y., Ö. F. G., A. G., E. Ç.'ın da diğer gruptan ayrılmaya karar verdikleri, MAK personelinden sadece M. B. İ.'in gruptan ayrılmadığı ve bu şekilde gruptan ayrılan MAK personeli olan sanıkların 25/07/2016 tarihinde Çetibeli mevkiinde bir menfez içerisinde saklandıkları esnada güvenlik güçlerince yakalandıkları,
ÖKK personeli olan sanıklar Ş. S., İ. Y., M. D., E. Ş., B. S., M. K., E. Y., M. Ö., M. G. ve M. S. Ö. ile MAK personeli olan sanık M. B. İ.'ten ibaret 11 sanığın ise bir müddet daha kaçışlarını sürdürdükten sonra 01/08/2016 tarihinde sabah saatlerinde güvenlik güçlerince yakalandıkları anlaşılmıştır.
8-Dalaman'da Yaşanan Olaylar;
Saat 03:03'den itibaren ışıkları kapalı haldeki üç helikopterin gelerek yere silahlı asker indirdiği ve otel bölgesine silahlı saldırıda bulunduğu yönünde yapılan ihbarlar üzerine Muğla Valisinin talimatıyla il jandarma komutanı olan tanık Albay Y. Ö. tarafından bölgedeki tüm askeri birlikler aranarak Marmaris'te bulunan helikopterlerin kendilerine ait olup olmadığı, bu helikopterlerin hangi birliğe ait olduğunu bilip bilmedikleri sorulmuştur. Bu kapsamda tanık Y. Ö. saat 03:36'da sanık C. A.'yı da arayarak Marmaris'te uçan helikopterlerin kendilerine ait olup olmadığını sormuş, sanık C. A. ise helikopterlerin kendilerine ait olmadığını, kendi helikopterlerinin hangarda olduğunu söylemiştir. Ancak Y. Ö.'ın hangarı kontrol edip kendisine bilgi vermesini istemesi üzerine hangarları kontrol eden sanık C. A. saat 03:43'de Y. Ö.'ı arayarak helikopterlerinin hangarda durduğunu, uçuşta herhangi bir helikopterlerinin bulunmadığını söylemiştir.
Sanıklar A. A. ve D. U.'un kullandıkları ve makineli tüfekçisi sanık H. G. olan Skorsky tipi helikopterin gerek Çiğli'deki helikopter pistinde çalışır vaziyette bir süre beklemesi, daha sonra Marmaris'e intikali, Marmaris'te oteller bölgesinde havada bir süre kalması sonrasında yakıt ihtiyacının doğması üzerine Marmaris'ten ayrılarak Dalaman'a yönelmiş, transponder ve DT-500 cihazları kapalı olarak ve kuleden yapılan çağrılara rağmen kimliğini açıklamadan Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığı helikopter pistine 03:55 sıralarında iniş yapmıştır. Kuleden yapılan çağrılara rağmen kimliğini açıklamamakta ısrar etmesi ve ne amaçla geldiğini bildirmemesi üzerine Dalaman Deniz Hava Üs Komutanı olan sanık C. A.'nın talimatıyla helikopterin etrafı hazır kıta tarafından sarılmış ve kuleden dart kanalı üzerinden helikopterdeki personele motor susturmaları ve helikopterden inerek teslim olmaları yönünde çağrı yapılmıştır. Ancak helikopter personeli tarafından bu çağrıya olumlu cevap verilmediği ve 04:23'de helikopterin tekrar havalanarak pistten ayrıldığı ve boş bir araziye iniş yaptığı sanıkların ikrarları ile sabit olmuştur. Sanık A. A. saat 04:24'de sanık Ü. C.'u arayarak durumu bildirmiş ve helikoptere yakıt verilmesi konusunda yardım talep etmiştir. Sanık Ü. C. saat 04:29'da sanık A. A.'e dönüş yapmış, Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığı ceridesine göre bu telefon görüşmesinden sonra saat 04:31'de helikopter yeniden piste iniş yapmıştır. Sanık Ü. C. savunmasında her ne kadar telefon görüşmesi sırasında "kuvvet komutanlıkları arasındaki protokole göre yakıt vermek zorundalar" diyerek A. A.'ün tekrar Dalaman Deniz Hava Üssüne gitmesini söylediğini savunmuş ise de, A. A.'ün kendisini 04:24'de arayarak 61 saniyelik bir konuşma yapmasından yaklaşık 5 dakika sonra sanık Ü. C.'un saat 04:29:48'de sanık A. A.'e dönüş yapmış olması ve hemen sonrasında helikopterin havalanarak saat 04:31'de tekrar Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığına iniş yapmış olması göz önünde bulundurulduğunda her iki telefon görüşmesi arasında sanık Ü. C.'un muhtemelen askeri hattan yaptığı için HTS kayıtlarında görünmeyen bir telefon görüşmesi daha yaptığını ve yakıt verilmesi konusunda gerekli teminatı aldıktan sonra sanık A. A.'e dönüş yaparak tekrar Deniz Hava Üs Komutanlığına dönmesi talimatı verdiğini göstermektedir. (Zira ilk telefon görüşmesinde savunmasında belirttiği sözleri söylemiş olsaydı, helikopterin 5 dakika daha beklemesi ve sanık Ü. C.'un telefonla geri dönüş yapması gerekmezdi.) Bununla bağlantılı olarak sanık T. K.'nın ikrarı ve tanık E. K.'in beyanlarından anlaşıldığı üzere sanık T. K. tarafından sanık C. A.'nın makam odasında kurulu bulunan telefon aranmak suretiyle gelen helikoptere yakıt verilebileceğini söylediği sabittir. Ancak bu telefon görüşmesi askeri hat üzerinden yapıldığı için HTS kaydında görünmemektedir. Helikopterin ilk gelişi sırasında kimliğini gizlemesi ve herhangi bir şekilde kuleyle ve yerdekilerle temas kurmaması ve bu kapsamda Dalaman'dan yani sanık C. A.'dan bir üst komutanı olan sanık T. K.'ya helikopterin yakıt talebinde bulunduğu yönünde herhangi bir bilgi paylaşımı yapılmadan evvel sanık T. K.'nın askeri hattan arayarak gelen helikoptere yakıt verilebileceğini astı olan personel tarafından talimat olarak algılanacak şekilde söylemiş olması sanık Ü. C. tarafından helikoptere yakıt verilmesi hususunda askeri hatlar üzerinden sanık T. K. ile irtibat kurulduğunu açıkça göstermektedir. Dosya içerisinde de bir nüshası bulunan sözde sıkıyönetim direktifi ekindeki görevlendirme listelerinde sanık T. K. için göreve devam kaydının bulunması da göz önünde bulundurulduğunda sanık Ü. C.'un sanık T. K.'yı helikoptere yakıt verilmesi konusunda aramış olmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Saat 04:31'de helikopter ikinci kez Dalaman Deniz Hava Üssüne indikten sonra bu kez helikopter personeli kule ile temas kurmuş ve dost olduklarını, yakıt ihtiyacı için geldiklerini ve herhangi bir kötü amaçlarının bulunmadığını bildirdikten sonra motor susturmak suretiyle helikopterden inmişlerdir. Bu esnada sanık C. A. da personeliyle birlikte helikopter pistinde bulunduğu için sanık T. K.'nın odasındaki sabit telefona yaptığı aramaya cevap verememiştir. Piste inen helikopter trafiğinden haberdar olup üsse geri dönen Yarbay E. K. bu esnada üzerini giyinmek için odasında bulunduğu sırada üs komutanı C. A.'nın oda telefonunun uzun uzun çaldığını ve cevap verilmediğini fark edince kendisi giderek telefona cevap vermiş, arayan kişinin Deniz Hava Komutanı T. K. olduğunu fark etmiştir. Sanık T. K. telefonda "gelen helikopterlere yakıt verilebilir" diye söylemiş, bunun üzerine tanık E. K. sanığın emrini tam olarak almak ve anlamak amacıyla "yakıt vermemizi mi istiyorsunuz?" diye sormuş, sanık T. tekrar "evet, verebilirsiniz" şeklinde karşılık vermiştir. Bunun üzerine helikopterin etrafının hazır kıta ile sarılmış olması ve her an bir çatışma çıkma ihtimalinin mevcut olmasını göz önünde bulunduran tanık en seri vasıta olarak telsiz ile “Deniz hava komutanının direktifiyle o helikopterlere yakıt verilebilir” demek suretiyle emri sanık C. A.'ya iletmiştir.
Helikopterin ilk kez Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığına yönelmesi ve kimliğini açıklamaktan çekinmesi üzerine birliğinde yeterli personel bulunmayan sanık C. A. Dalaman Hava Meydan Komutanı ve aynı zamanda Dalaman Garnizon Komutanı olarak tanık Albay M. S. Ç. ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında birliğine personel takviyesi talep etmiş, bunun üzerine M. S. Ç. tarafından tanık Savaş CENİK komutasında bir grup asker takviye amacıyla Deniz Hava Üs Komutanlığına gönderilmiştir. Helikopterin ikinci kez inmesi ve sonrasında T. K.'dan gelen talimat üzerine sanık C. A.'nın helikoptere yakıt verilmesi için hazırlık yapılması yönünde personeline talimat vermesi üzerine tanık Savaş CENİK durumu telefonla komutanı olan M. S. Ç.'a bildirmiş ve yakıt vermemesi için C. A.'yı aramasını söylemiştir. Bunun üzerine dosya içerisinde bulunan HTS kayıtlarından anlaşıldığı üzere tanık M. S. Ç. saat 04:37'de C.'ı arayarak gelen helikopterin darbeci olabileceğini ve yakıt vermemesini söylemiştir. Sanık C. 04:38'de komutanı olan sanık Tezcan'ı arayarak Garnizon Komutanının söylediklerini kendisiyle paylaşmıştır. Akabinde helikopterlerin Dalaman istikametine doğru gittikleri yönünde Muğla Valiliğinde oluşturulan kriz masasına bilgiler ulaşması üzerine İl Jandarma Komutanı Y. Ö. saat 04:43'de C. A.'yı arayarak helikopterin darbeci olabileceğini ve yakıt vermemesini söylemiştir. Bunun üzerine C. T. K.'yı tekrar arayarak İl Jandarma Komutanının da aradığını ve helikoptere yakıt verilmemesini söylediğini bildirmiş ve T. K.'nın yakıt verilmesi yönündeki talimatı üzerine C. A. saat 04:53'de Y. Ö.'ı arayarak bağlı bulunduğu komutan olan T. K.'nın talimatı olduğunu ve helikoptere yakıt vereceğini söylemiştir. Bunun üzerine Y. Ö. helikoptere kesinlikle yakıt verilmemesini söylemiş ve daha etkili olacağını düşünerek telefonu yanında bulunan dönemin Muğla Valisi tanık A. Ç.'e vermiş, Vali A. Ç. de sanık C.'a "komutan helikoptere yakıt verme, verirsen sorumlu olursun" demiştir. Ancak olay gecesi TSK'ya sızmış bir grup örgüt mensubu subayın emir komuta zincirinin de dışına çıkarak darbe teşebbüsünde bulunduğunun yazılı ve görsel basında devletin en üst kademelerinde görev yapan idareciler tarafından açıklanmış olduğu, Genelkurmay tarafından askeri uçuşlar yasaklandığı, söz konusu helikopter meydana ilk inişi sırasında transponder ve DT-500 gibi tanıma ve takip olanağı sağlayan cihazlarını kapattığı ve kimliğini gizlediği, temas kurduğu ikinci gelişi sırasında ise o saatte ve o bölgede ne amaçla bulunduğu ve ne tür bir faaliyet icra ettiği konusunda herhangi bir açıklama yapmadığı, Dalaman Garnizon Komutanı M. S. Ç., Muğla İl Jandarma Komutanı Y. Ö. ve Muğla Valisi A. Ç. gelen helikopterin darbeci olabileceğini ve kesinlikle yakıt verilmemesi gerektiğini tekrar ve ısrarla söyledikleri halde sanık C. A. tüm bunları dikkate almamış ve kendi birliğine de ulaşan sözde sıkıyönetim direktifi EK'indeki görevlendirme listesinde hakkında "göreve devam" yönünde değerlendirme yapılmış olan ve dolayısıyla darbecilerle birlikte hareket ettiği anlaşılan komutanı T. K.'nın talimatını yerine getirmiş ve gelen helikoptere yakıt verdikten sonra helikopter saat 04:56'da kalkış yaparak Dalaman Deniz Hava Üssünden ayrılarak oteller bölgesine bıraktıkları suikast timini almak üzere Marmaris'e geri dönmüş ve burada otel bölgesine gelen özel hareket ve Marmaris polisinden oluşan güvenlik güçleri ile çatışmaya girmiş, helikopter makineli tüfekçisi tarafından güvenlik güçlerinin üzerine ateş açılmış, yaşanan çatışma sırasında kamu ve özel mülkiyete konu taşınır/taşınmaz mallarda zarar meydana gelmiştir. Ancak yerde bulunan güvenlik güçlerinin helikoptere ateş açmaları sonucu helikopterin hasara uğraması ve makineli tüfekçi olan H. G.'in isabet alıp yaralanması üzerine helikopter yerdeki sanıkları alamadan havalanarak olay yerinden uzaklaşmıştır. Helikopter pilotu sanık A. A. sanık M. D. ile telefon irtibatı kurarak Dalaman'dan yakıt ikmali yaptıklarını, tekrar Marmaris'e döndüklerini ve burada çatışma çıktığını, kendilerine ateş edildiğini, bir personelin yaralı olduğunu söyleyerek ne yapmaları gerektiğine ilişkin talimat sormuş, sanık M. D. da sanık G. Ş. S.'in talimatı doğrultusunda Imsık'a gelmelerini söylemiş, hatta Skorsky ekibi Imsık Hava Meydanının koordinatlarını bilmediklerinden meydan komutanlığından koordinatları alarak kendilerine vermiş, bir süre sonra Skorsky tipi helikopter de Cougar helikopterlerin bulunduğu Bodrum Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığına iniş yapmıştır.
Gerek Muğla Valisi, gerekse İl Jandarma Komutanı sanık C. A.'ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın Marmaris'te tatil yaptığını ve helikopterin de Cumhurbaşkanına yönelik gerçekleştirilen suikast eylemine katılmak üzere bölgede bulunduğunu söylemedikleri anlaşılmış, bu itibarla sanık C. A.'nın Cumhurbaşkanının bölgede bulunduğundan ve gelen helikopterin Cumhurbaşkanına karşı faaliyet icra ettiğinden haberdar olmadığı yönündeki savunmasının aksi ispat edilememiştir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere darbe kapsamında faaliyet icra ettiği yönünde herhangi bir tereddüt bulunmayan söz konusu helikoptere Sıkıyönetim Muhtırası EK'indeki darbecilerin yaptığı görevlendirme listesinde hakkında "göreve devam" yönünde değerlendirme yapılan komutanı T. K.'nın talimatı doğrultusunda yakıt vermek suretiyle darbecilerin işlemeyi kastettikleri Anayasal düzeni ihlal suçuna iştirak etmiştir.
9-Bodrum/Imsık'ta Yaşanan Olaylar;
Skorsky helikopterinin daha evvel oteller bölgesinden ayrılıp Dalaman'a gitmesi sonrasında Dalaman'daki görevlilerin Skorsky helikopteri çevirmeleri, alanın kırmızı alarma geçmesi, kuleden pilotlara motor susturarak teslim olmaları yönünde anons yapılması hususlarını telsizden takip eden Cougar helikopter pilotlarının Bodrum/Imsık Hava Meydanına gitmeye karar verdikleri, alınan bu karar doğrultusunda, pilotları M. D. ve Y. E. olan, ayrıca içerisinde makineli tüfekler H. A. ve M. C. ile uçuş teknisyenleri A. Ö. ve A. K. bulunan Cougar tipi helikopterin Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na yöneldiği, bu aşamada sanık Y. E.'nun söz konusu birliğin tabur komutanı olarak görev yapan ve devresi olan tanık F. Ş. ile telefon irtibatı kurup yakıt ikmali yapmak üzere meydana gelmek istediklerini belirttiği ve kısa süre sonra Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na iniş yaptığı; aynı şekilde pilotları Z. G. ve H. M. Ö. olan, ayrıca içerisinde G. Ş. S. ile makineli tüfekçi S. Ç. ve teknisyen M. G.'in bulunduğu diğer Cougar tipi helikopterin ise sanıkları Marmaris ilçesinde indirdikten sonra yerdeki sanıkları himaye için bir süre yukarıda asılı pozisyonda kaldığı, bu sırada sanık G. Ş. S.'in sanıklar T. B. ve Ş. S. ile telefon irtibatı kurarak operasyonu yönettiği, yerdeki sanıkların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın Marmaris ilçesinde olmadığını öğrenip bunu G. Ş. S.'e bildirmeleri üzerine onları geri almak amacıyla indirme noktasına gelip alçalarak bir süre bekledikleri ama pilotların yakıtın kritik seviyeye geldiğini belirtmeleri üzerine yerdeki sanıkları daha fazla bekleyemeyerek havalanmak zorunda kaldıkları ve açıklandığı gibi diğer helikopter pilotları ile kurdukları irtibat sonucu alınan karar gereği Bodrum ilçesi Imsık mevkiindeki Kara Havacılık Eğitim Tatbikat Merkezi Komutanlığı'na iniş yaptığı sanık savunmaları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Sanık Y. E.'nun tanık F. Ş. ile telefon irtibatı kurarak yakıt ikmali için Imsık Hava Meydanına yöneldiklerini bildirmesi üzerine telaşlanan F. Ş.'ın mahiyetinde görevli bir subaya Ankara'yı arayarak uçuşu teyit ettirmesini istediği, görüştükleri kişinin "2 helikopter geliyormuş, hemen yakıt ikmali yapın" diye söylediği, arkasından askeri hattan Ege Ordu'dan aradığını söyleyen ve kendisini Yarbay Nuri olarak tanıtan bir kişinin aynı şekilde "2 helikopter geliyor, hemen onlara yakıt ikmali yapın" diye söylediği, sonrasında ise tanık F. Ş.'ın beyanına göre sanık Ü. C.'u arayarak “F. 2 helikopter geliyor, hemen yakıt ikmali yapın” dediği, bunun üzerine tanık F. Ş.'ın meydana gelen durumdan kuşkulandığı ve bir gün önce İzmir'deki devir teslim töreninde görüştüğü, aynı zamanda arkadaşı olan tanık B. A.'ü arayarak “B., Y. Mesaj attı, buraya geliyorlarmış, 2 helikopter, bilgin var mı?" diye sorduğu, B.'in de “Onlar bir şeylere karıştı, sakın yakıt verme, kalkışlarını engelle, bataryalarını ayır, bataryalarının kablolarını kesebiliyorsan kes, müdahale et diyeceğim ama içinde şey var, tim var, birileri var, dikkat edin, Y.’i ayırt et, Y.’in bilgisi yok, Allah yardımcınız olsun” diye söylediği, bunun üzerine tanık F. Ş.'ın personeline “Arkadaşlar yakıt vermiyoruz, hemen tedbir alın, müdahale edeceğiz, plastik kelepçe bulun, tankerlere gidin, tankerlerin lastiklerini indirin, bataryalarını ayırın” diye talimat verdiği, sonrasında da ilçe jandarma komutanını arayarak “Olaylara karışan 2 helikopter buraya geliyor, acil müdahale kuvveti istiyorum” diyerek takviye kuvvet talebinde bulunduğu, kısa bir süre sonra saat 04:42 - 04:43 sıralarında Cougar tipi helikopterlerin peş peşe alana indikleri, tanık F. Ş.'ın dışarı çıktığında iki helikopterin alana inmiş olduğunu, aşağıya inen tim personeli tarafından helikopter emniyetinin alınmış olduğunu gördüğü, bir süre sonra helikopterlerden sanıklar Z. G. ve M. D.'nın inerek kendilerine doğru yürümeye başladıkları, sanık Z. G.'in "F. hemen yakıt ikmali yapıp kalkmamız gerekiyor" diye söylediği, tanık F.'nin de “Komutanım, zaten tankerin biri arızalı, Y.’e de mesaj atmıştım, bir de tanker şoförümüz dışarıda oturuyor, haberi verdim, gelecek, biraz vakit alacak, buyrun odamda biraz soluklanın" diyerek sanıklar M. D. ve Z. G.'i odasına davet ettiği, her ikisinin odaya girmeden telefonları ile meşgul oldukları ve görüşmeler yaptıkları, bu sırada F. Ş.'ın sanık M. D.'nın kullandığı helikopterin 2. pilotu olan sanık Y. E.'nu mesajla yanına çağırdığı, sanık Y.'in yanında diğer 2. pilot olan sanık H. M. Ö. ile birlikte geldikleri, tanık F.'nin Y.'in kolundan tutarak kenara çektiği ve kendisine “Sen neyi karıştırdın, ne yapıyorsun farkında mısın sen?” dediği, odaya girdikleri, tanık F.'nin tekrar “Neyi karıştırıyorsunuz? Bak kötü şeyler oluyor, bir tane helikopteri düşürmüşler zaten, sizi de düşürecekler, ne yaptınız, ne ettiniz?” dediği, her iki sanığın odada bulunan televizyonlardaki haberlere baktıkları ve şaşkınlık yaşadıkları, sonrasında tanık F.'nin sanık Y.'i odadan dışarı çıkararak “Y. Bak, böyle böyle bir durum var, biz seni alıkoyacağız” dediği sırada sanık H. M.'ın da yanlarına geldiği, sanık Y.'in F.'ye H. M.'ın da kendisi gibi sonradan olaya dahil olduğunu ve onun da bilgisi olmadığını söylemesi üzerine tanık F.'nin her ikisine jandarmaya haber verdiklerini, birazdan jandarmanın geleceğini ve jandarmaya teslim olmalarını söylediği, her ikisini de ikna ederek birlik içerisinde saklanmalarını sağladığı, bu sırada içeriden albayların odaya geçtikleri yönünde haber gelmesi üzerine odasına döndüğünde sanıklar M. D. ve Z. G.'in içeride oturmakta olduklarını, odada televizyon bulunduğu ve darbeye ilişkin haberler mevcut olduğu halde televizyonla ilgilenmediklerini, telefonları ile meşgul olduklarını gördüğü, tanık F. Ş.'ın “Komutanım, neye bulaştınız, ne yaptınız bilmiyorum ama ne olur yalvarıyorum vazgeçin, çocuklarınızın hatırı için vazgeçin, televizyondan görmüyor musunuz, bakın havada uçaklar var sizi düşürecekler, jandarmaya haber verdik, gelecekler buraya, Ankara’da zaten bir helikopter düşürmüşler, H. G. diyorlar” diye söylediği, bunun üzerine sanık M. D.'nın “Ben H. ile görüştüm o olamaz” diye karşılık verdiği, bir süre sonra yakıt ikmalinin geciktiğini gören ve sanık Z. G.'in kullandığı helikopterde bulunan sanık G. Ş. S.'in de odaya geldiği, 1. pilotlar Z. G. ile M. D.'nın F. Ş.'ın konuşmalarından etkilenerek bir daha havalanmaları durumunda F16 uçaklarının kendilerini vurabileceklerini söylemeleri üzerine sanık G. Ş. S.'in tüm hava üslerinin kendilerinin yanında olduğunu belirterek diğer sanıkları teskin edip Skorsky tipi helikopterin de buraya inişini sağlamak için F. Ş.'dan meydanın koordinatlarını istediği, tanık F. Ş.'ın önce yanlış koordinat vererek Skorsky helikopterin gelişini engellemeye çalıştığı ve fakat verdiği koordinatın yanlış olduğunun anlaşılması üzerine bu defa doğru koordinatı vermek zorunda kaldığı, bu arada birlikte görevli askeri personel tarafından iki tankerden birisinin hava kompresörünün söküldüğü, lastiğinin indirildiği ve kriko ile kaldırıldığı, diğer tankerin ise mazot borularının söküldüğü, bu nedenle sanık G. Ş. S.'in tüm çabalarına rağmen Cougar tipi helikopterlere yakıt ikmali yapılamadığı ve nihayet Marmaris ilçesinde yukarıda anlatılan şekilde çatışmaya giren Skorsky tipi helikopterin de hasarlı ve içerisindeki makineli tüfekçi sanık H. G. göğsünden vurulmuş halde gelerek meydana iniş yaptığı, sanık G. Ş. S.'in Cougar tipi helikopterlere yakıt ikmali yapma imkanının bulunmadığını anlayarak Cougar tipi helikopterlerde bulunan personeli, askeri malzeme ve mühimmatları Skorsky tipi helikoptere taşıttığı ve bu şekilde Imsık meydanında yukarıda açıklanan şekilde F. Ş.'ın telkini ve yardımı ile burada saklanan sanıklar Y. E. ve H. M. Ö. dışındaki diğer sanıklar G. Ş. S., M. D., Z. G., A. A., D. U., H. G. (yaralı halde), H. A., M. C., S. Ç., M. G., A. K. ve A. Ö.'ın Skorsky tipi helikoptere binip havalanarak İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı'na doğru yönelerek 16/07/2016 tarihinde sabah 06:30 civarında Çiğli 2. Ana Jet Üssü'ne iniş yaptıkları anlaşılmıştır.
Sanık H. G.'in, piste çağrılan ambulansla hastaneye götürüldüğü, taburcu olmasını müteakip 23/07/2016 tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alındığı; sanık G. Ş. S.'in helikopterden indikten sonra emir astsubayı olan ve hakkında İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Silâhlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından dolayı kamu davası açılan Y. A. ile buluşup Ankara iline döndüğü, Ankara'da bulunduğu esnada güvenlik güçleri tarafından yakalanarak 18/07/2016 tarihinde gözaltına alındığı, diğer sanıkların da üsse iniş yaptıktan sonra aynı gün yani 16/07/2016 tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alındıkları sanık savunmaları, tanık beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
IV- SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARI VE SONUÇ:
A-DURUŞMA AÇILMAYAN SANIKLAR YÖNÜNDEN;
a) Haklarında istinaf aşamasında duruşma açılmayan mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K., B. S.,Y. E., Ö. C., O. K.,Ü. C., A. Y. ve H. Y. hakkında kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;
Sanıklara isnat olunan suçlar yönünden, ilk derece mahkemesinin kararlarında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmelerin yerinde olduğu saptanıldığından, bu sanıklar hakkındaki istinaf başvurularının duruşma açılmaksızın CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
b) Sanık T. K. yönünden kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
Yargılamaya konu olayda; ülke genelinde eş zamanlı olarak başlayan darbe teşebbüsü kapsamında, Cumhurbaşkanına suikast suçundan mahkumiyetlerine karar verilen G. Ş. S. ve komutasındaki ÖKK., SAT ve MAK. personelinden oluşan silahlı timin Cumhurbaşkanına suikast amacı ile önceden yapılan planlama doğrultusunda görevlendirildiği anlaşılmış olup,
Dalaman ilçesinde yaşanan olaylar ve sanık C. A. için Anayasayı ihlal suçu yönünden yapılan değerlendirme bölümünde ayrıntısı açıklandığı üzere; sanık C. A.’nın Anayasayı ihlal amacı ile yapılan darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanına suikast amacı ile gerçekleştirilen eyleme darbeci konumunda bulunan özellikle sanık T. K. ile önceden yapılan planlamanın bir parçası olarak görüşerek, komutanı olduğu birliğin, imkanları doğrultusunda suçta kullanılan helikopterlere yakıt ikmal desteği sağlamak sureti ile iştirak ettiği, somut olayda darbe teşebbüsü kapsamında Cumhurbaşkanına suikast amacı ile Marmaris’e indirilen silahlı timin, eylemini icra ettiği sırada, bu silahlı time takip görevi icra eden sanıklardan A. A. yönetimindeki helikoptere yakıt ikmali sağlamak amacı ile, sanık T. K. tarafından, sanıklardan C. A.’ya talimat verilerek yakıt ikmali yapılmasının sağlandığı anlaşılmıştır.
Sanığın Cumhurbaşkanına suikast suçu açısından, fiil üzerinde doğrudan hakimiyet sağlamaması nedeni ile, sanığın sübut bulan eyleminin TCK.nın 39.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekli olup, eyleminin önceden yapılan planlama doğrultusunda, suçun işlendiği sırada, eyleme katılan helikoptere yakıt sağlanması amacı ile astı konumundaki diğer sanık C. A.’ya talimat vermek sureti ile gerçekleştirmiş olması dikkate alındığında; sanığın TCK.nın 39/2-a,c maddeleri gereğince suçun işlenmesi sırasında ve suçun işlenmesi tamamlandıktan sonra sanıkların kaçmasına imkan sağlamak sureti ile suça iştirak ettiği anlaşıldığından, sanığın isnat olunan Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etmek sureti ile katılma suçundan mahkumiyetine dair ilk derece mahkemesi kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmelerin yerinde olduğu saptanıldığından, bu sanıklar hakkındaki istinaf başvurularının duruşma açılmaksızın CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince ayrı ayrı esasa reddine karar verilmiştir.
B- DURUŞMA AÇILAN SANIKLAR YÖNÜNDEN;
1-ANAYASAYI İHLAL-Yasama Organına Karşı Suç-Hükümete Karşı Suç;
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM'nin ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırının gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 kişinin öldürüldüğü, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişinin de yaralandığı görülmektedir.
Bu haliyle olayın, devletin anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, tarihçesi, yapısı, ideolojisi, amaç ve yöntemleri yukarda anlatılan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur.
Ancak ilgili bölümde açıklandığı üzere; aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır.
Somut olay bu suç bakımından değerlendirildiğinde; 15-16 Temmuz 2016 tarihinde ülke genelinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün bir parçası kapsamında Marmaris ilçesinde bir otelde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etkisiz hale getirilmesi amacı ile sanıklardan H. M. Ö.’in ikinci pilotluğunu yaptığı, diğer sanıklar A. K.,M. G. ve A. Ö.’ın teknisyenliğini yaptığı üç ayrı helikopter ile silahlı timlerin getirilerek Cumhurbaşkanının bulunduğu otel yakınana indirildiği, sonraki aşamada helikopterlerin havada askıda kalarak yerdeki time destek oldukları ve bir kısım helikopterden makineli tüfek atışı yapılarak yer timine destek verdikleri, ancak Cumhurbaşkanının kısa süre önce otelden ayrılarak önce Dalaman’a, oradan da Cumhurbaşkanlığı uçağı ile İstanbul’a gitmesi nedeni ile suikast eyleminin başarısız olduğu, ancak otel bölgesinde meydana gelen silahlı çatışmalarda, sanıkların iki polis memurunu şehit ettikleri, birden fazla kişiye yaraladıkları olayda, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eşzamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk bulunmakla;
a) Sanıklar H. M. Ö., A. K., M. G. ve A. Ö. yönünden değerlendirme;
Sanıklar H. M. Ö., A. K., M. G. ve A. Ö. tarafından her ne kadar yargılamanın tüm aşamalarında darbe teşebbüsünden haberdar olmadıkları, bu nedenle suç kasıtlarının bulunmadığı savunularak suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği ileri sürülmüş ise de;
-Sanık H. M. Ö.’in ikinci pilotluğunu yaptığı helikopterin 1.pilotu olan Z. G.’in talimatı üzerine sanıkların telefonlarını kapattıkları savunulmakta ise de; sanıkların HTS. kayıtları incelendiğinde, sanıkların GSM.hatlarının darbe teşebbüsünün ülke genelinde başladığı ve bu durumun medya organları tarafından ülke genelinde paylaşılarak geniş halk kitleleri tarafından gerek televizyon yayınları, gerekse internet haber siteleri tarafından takriben duyurulma saati olan 22.00 sonrasında iletişiminin mevcut olması, bu bağlamda sanık A. K.’ın GSM.hattının 21:36 - 21:40 - 01:21 - 01:22- 01:28- 01:29 saatlerinde mesaj alma ve atmak sureti ile iletişiminin açık olduğu, yine 21:57 -01:21 saatlerinde internet erişiminin açık olduğu, sanık M. G.’in 22:05 - 22:16 - 22:17 - 22:23 - 22:24 - 22:25 - 22:28 - 01:00 saatlerinde GSM.hattının internet erişiminin bulunduğu, sanık A. Ö.’ın 21:32 - 01:21 saatlerinde telefon görüşmesi ve 21:50 - 02:03 saatlerinde ise internet bağlantı yapmak sureti ile GSM.hattının iletişime açık olduğu, sanık H. M. Ö.’in ise 22:03 ve 23:19 saatlerinde telefon görüşmesi yapmak ve mesaj iletişimi, 23:18 saatinde ise internet bağlantısı yapmak sureti ile GSM.hattının iletişime açık olduğu anlaşılmıştır. Anayasayı ihlal amacı ile yapılan bu darbe teşebbüsünün ülke genelinde eş güdümlü olarak başladığı ve bu durumun kitle iletişim araçları ile geniş halk kitleleri tarafından bilindiği bu saatlerde, evlerinde olmayan sanıkların aileleri tarafından merak edilmeleri nedeni ile sanıklara aileleri tarafından ulaşılması ve durumunun öğrenilmesi çabası hayatın olağan akış kurallarına uygun bir davranış şekli olup, bu ortamda sanıkların aileleri ile çok kısa süreli iletişime geçmeleri halinde dahi, ülke genelindeki darbe ortamında haberdar olmamaları mümkün bulunmamakta olup, bunun aksine bir davranış veya tavır hayatın olağan akış kurallarına aykırıdır. Kaldı ki teknisyen olan üç sanık, uçuşa katılmayan diğer helikopter teknisyenleri de dahil olmak üzere, aynı ortamda birlikte beklemekte olmaları nedeni ile, en azından birisinin yakınları tarafından haber verilmesi halinde dahi, diğer teknisyenlerinde aynı ortamda bulunmaları nedeni ile bu durumdan haberdar olacağı aşikar olup, sanık H. M. Ö. ise, darbe teşebbüsünün artık geniş halk kitleleri tarafından bilinmekte olduğu saatlerde eşi ve kardeşi ile 15 ve 16 saniyelik iki ayrı telefon görüşmesi yapmış olması karşısında, bu görüşmeler kısa süreli de olsa, içinde bulunulan darbe teşebbüsü nedeni ile endişeli konumda bulunan sanığın yakınlarının darbe teşebbüsünden sanığa bahsetmemeleri hayatın olağan akış kurallarına aykırı olup, mevcut olayda ülke genelinde gerçekleştirilmekte olan darbe girişimi sırasında asker olup, görev nedeni ile evinde bulunmayan sanıkların, gerek aileleri, gerekse kendilerinin meslektaşları olan diğer askeri personel tarafından darbe teşebbüsünden haberdar edilmemiş olmaları, yaşamın olağan akış kurallarına aykırı olup, dosyaya getirtilen sanıkların GSM. hatlarına ait HTS. kayıtlarındaki gerek görüşme, gerekse internet erişimlerinin darbe teşebbüsünden haberdar olmaları içen yeterli bağlantı içerdiği,
-Sanıklara olay gecesi VIP uçuşu yapılacağı beyan edilerek görevlendirme yapılmış olmasına rağmen, gerek uçuşa katılacak 5 helikopterin, sıradan bir VIP uçuşu için gerekenden çok fazla olması, gerekse uçuş öncesinde sanıkların görev yaptıkları helikopterlere binen tam teçhizatlı silahlı askeri personelin sayısı ve bulundurdukları silahların niteliği ve bu askeri personelin niteliğinin VIP görevi ile bağdaşmaması, ayrıca sanıkların içerisinde bulunduğu helikopterlerin tanıma sistemlerini ve telsiz bağlantılarını kapatarak kuleden izin almadan Çiğli meydanından kalkış yapmış olmaları nedeni ile yapılmakta olan uçuşun VIP uçuşu amacı ile yapılmadığı fark edecek konumda oldukları, en nihayetinde helikopterde bulunan ÖKK, MAK ve SAT personellerinden oluşan tam teçhizatlı çatışmaya hazır silahlı timin, sivil yerleşimin alanı olan çok sayıda otelin bulunduğu Marmaris ilçesindeki bir alana indirilmiş olması karşında, sanıkların bu andan itibaren yapılan görevin yasa dışı olduğu ve konusunun suç teşkil edeceğini anlamamaları mümkün değildir. Zira olayın açıklanan gelişimdeki uçuşun VIP uçuşu olarak beyan edilen resmi amacı ile uyumlu olmayan gelişimi ve gelinen son aşamada çok sayıda otelin bulunduğu sivil yerleşim alanına tam teçhizatlı, çatışmaya hazır vaziyetteki, normal şartlarda bu bölgedeki bir iç güvenlik harekatında kullanılamayacak askeri birliktelerin indirilmiş olması karşısında, en azından bu aşamadan sonra helikopterde bulunan ikinci pilot ve teknisyen konumunda bulunan sanıkların konusu suç teşkil eden emirleri yerine getirmekten kaçınmak amacı ile iradelerini ortaya koymaları, bu bağlamda içerisinde bulundukları helikopterin birinci pilotu olan idaresi altında bulundukları komutanlarına, verilen görevin gerekleri ile bağdaşmayan oluşu izah ederek, bu aşamadan sonra konusu suç teşkil eden göreve devam etmeyeceklerini beyan ederek, darbe iradesini ile hareket eden diğer askeri personelden ayrışmaları gerekir iken, bu şekilde bir irade göstermemiş olmaları,
Hususları bir arada değerlendirildiğinde; sanıkların Anayasayı ihlal amacı ile yapılan darbe teşebbüsünden haberdar olmamaları nedeni ile suç kasıtlarının bulunmadığı yönündeki savunmalarına dairemizce itibar edilmemiştir.
Sonuç;
Sanıkların suç tarihinde, Anayasayı ihlal amacı ile yapıldığını bildikleri darbe teşebbüsüne, eyleme katılan helikopterlerde görev yapmak sureti ile suçun tipe uygun icra hareketlerini yapmak sureti ile, TCK.nın 37/1.maddesi gereğince iştirak ettikleri anlaşıldığından, Anayasayı ihlal suçundan cezalandırılmalarına dair ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvuruları dairemizce yerinde görülmediğinden, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
b) Sanık C. A. yönünden değerlendirme;
Sanık C. A. suç tarihinde Albay rütbesinde olup, Dalaman Deniz Hava Üs Komutanı olarak görevi yaptığı, sanığın olay gecesi darbe teşebbüsü yapıldığını televizyonlardan öğrenmesi üzerine birliğine döndüğü, birliğin harekat merkezi tarafından darbeciler tarafından yasa dışı olarak yayınlanan sıkıyönetim emri ve ekindeki atama listelerinin sanığa haber verildiği, sözde sıkıyönetim emri ve ekindeki listeyi inceleyen sanığın, bu liste ile ilgili olarak Dalaman Garnizon Komutanı olup, Dalaman Hava Meydan Komutanı olan Albay M. S. Ç. ile temasa geçerek görüş alışverişinde bulunduğu, bu sırada tesadüfen M. S. Ç.’un yanında tesadüfen misafir olarak bulunan Hava Korgeneral Y. Ö.’nın da gelen sıkıyönetim emrinin yasa dışı olduğunu ve itibar edilmemesi gerektiğini sanığa bildirdiği, sanığın sıkıyönetim emri ile ilgili olarak kendisinin bir üst komutanı olan Cengiz Topel Deniz Hava Komutanı olan Tuğamiral T. K. ile de bir görüşme yapmış olup, sanığın birliğinde gerekli güvenlik önlemlerini alması sonrasında, gece saat 03:36 sıralarında Muğla İl Jandarma komutanı Albay Y.. Ö. sanığı telefon ile arayarak Marmaris’te helikopter faaliyeti olduğunu beyan ederek, sanığın birliğindeki helikopterlerin yerinde olup olmadığını sorduğu, sanığın birliğindeki helikopterlerin yerinde olduğu bilgisini verdiği, gece 03:50 sıralarında radardan kimliği belirsiz tanımlanamayan bir hava aracının yaklaştığı bilgisinin kuleden telsiz ile sanığa iletildiği ve kısa bir süre sonra bir helikopterin izinsiz olarak, kule ile temas kurmadan sanığın komutanı olduğu Dalaman Deniz Hava Komutanlığı pistine indiği, sanığın bu helikopterin etrafını çevirerek kule vasıtası ile anons yaptırıp kendisini tanımlamasını isteyerek, helikopterde bulunanların inerek teslim olmalarını istemesi üzerine, helikopterin tekrar havalanarak uzaklaştığı, sanığın bu sırada İl Jandarma komutanı Y.. Ö. ile tekrar görüşme yaptığı, bu görüşmede Marmaris’te kimliği belirsiz helikopterlerin halkın üzerine ateş açtığı bilgisini öğrendiği, saat 04:30 civarında kimliği belirsiz bir helikopterin tekrar gelerek sanığın komutanı olduğu üsse izinsiz olarak iniş yapmak isteği sırada, helikopter daha inmeden telsizden Yarbay E. K.'in Deniz Hava Komutanı T. K.'nın emriyle bu gelen helikoptere yakıt verileceği talimatı verdiği bilgisini anons ettiği, yine kule telsizinden gelen helikopterin Kara Kuvvetleri helikopteri olduğunu, meydana inip motor stop ederek yakıt talebi olduğu bilgisini geçtiği, piste inen helikopterin aynı şekilde etrafının çevrilerek güvenlik önlemi alınarak muamele edildiği sırada, helikopterden inen sanıklardan A. A. elleri havada bir şekilde “…yakıt ikmali için geldiklerini, yakıt ikmali işinin daha önce koordine edilmesi gerektiğini söyleyerek, niye bu şekilde bir prosedür uyguladığını” sorduğu, sanık C. A.’nın yakıt talebi ile ilgili olarak Deniz Hava Komutanı T. K. ile temasa geçerek, emri teyit ettirdikten sonra yakıt verilmesi talimatını verdiği, yakıt verilmesi için hazırlık yapıldığını öğrenen Dalaman Hava Meydan komutanı Albay M. S. Ç.’un sanığı telefon ile arayarak, gelen helikopterin kimliğinin belirsiz olduğunu ve izinsiz uçması nedeni ile yakıt verilmemesi gerektiğini beyan ettiği, yine İl Jandarma Komutanı Y.. Ö.’da gelen helikopterin darbeci olabileceğini, bu nedenle yakıt vermemesi ve helikopterdekileri muhafaza altına alması gerektiğini beyan ettiği, ancak sanığın komutanı olan T. K.’nın emri ile yakıt vereceğini, helikopterdekileri muhafaza altına alamayacağını beyan etmesi üzerine, bu kez Muğla İl Valisi A. Ç.’in de telefonu alarak yakıt vermemesini, aksi taktirde cezalandırılacağını beyan etmesine rağmen, sanığın yakıt verdiği, yakıt alım işlemini tamamlayan helikopterin tekrar havalanarak meydandan ayrıldığı, bu helikopterin Marmaris’e dönerek Cumhurbaşkanına suikast amacı ile bırakılan askeri timi bulunduğu yerden almak istediği, bu sırada çıkan çatışmaya katılarak helikopterden yerdeki güvenlik kuvvetlerinin üzerine ateş açıldığı, bu çatışma sırasında bir polis memurunun şehit olduğu, helikopter makineli tüfekçisinin ise yaralandığı, yerde bulunan darbeci askeri timi alamayan helikopterin uzaklaşarak Imsık askeri üssüne indiği anlaşılmıştır,
Sanık C. B. A. her ne kadar yargılamanın tüm aşamalarında kendisinin komutanı olduğu Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığından yakıt ikmali yapan helikopterin yakıt verdiği sırada darbeci olduğunu ve Cumhurbaşkanına suikast amacı ile geldiğini bilmediğini savunmuş ise de; sanığın olay öncesinde darbe yapıldığı bilgisini televizyonlardan öğrendiği, bunun üzerine birliğine geldiğinde, darbeciler tarafından hazırlanan sözde sıkıyönetim emrinin sanığın birliğine ait harekat merkezi tarafından sanığa ulaştırıldığı, gelen sıkıyönetim emri ve ekindeki atama listesini inceleyen sanığın, kendisinin bir üst komutanı olan Cengiz Topel Deniz Hava Komutanı Tuğgeneral T. K.’nın darbeciler tarafından göreve devam ettirildiğine dair atama listesini de gördüğü, sanığın bunun üzerine Dalaman Hava Meydan komutanı olup, aynı zamanda Dalaman Garnizon komutanı da olan M. S. Ç. ile istişare ihtiyacı duyduğu, yasal olarak konusu suç teşkil eden darbe teşebbüsüne her hangi bir istişareye gerek duymadan doğrudan karşı çıkarak emri uygulatmaması gerekir iken, istişare ihtiyacı duyduğu, hatta konu hakkında telefonda konuşmak istemeyerek doğrudan görüşme yolunu tercih ettiği, yine sanığın birliğine dönmesi öncesinde Deniz Hava Komutanı Tuğgeneral T. K.’nın sanığın birliğini arayarak gece saatlerinde VIP uçuşu olabileceğini belirterek hazırlık yapılması talimatı verdiği, bu talimatı öğrenen sanığın, T. K. ile irtibata geçerek bu hususta da ayrıca görüştüğü anlaşılmış olup, olay gecesi sanığın birliğine iniş yapan ve kimliğini gizleyen helikopterin alınan önlemler sonrası alandan ayrılıp kısa bir süre sonra tekrar geri gelmesi ve bu sırada sanık T. K.'nın askeri hattan aramak suretiyle gelen helikoptere yakıt verilebileceğini bildirmesi üzerine, Genelkurmay tarafından uçuşların kesilmesi yönünde verilmiş talimat da bulunmasına rağmen, darbe teşebbüsünün yaşandığı bir sırada söz konusu helikopterin ışıkları ve takip ve tanıma sistemleri (Transponder ve DT-500 cihazları) kapalı vaziyette gelerek, yapılan uyarılara rağmen kimliğini açıklamaması ve helikopterin ikinci kez gelişinden sonra helikopterden inen personelin darbe yaşanan bir gecede ne amaçla orada bulundukları hususunda herhangi bir açıklama yapmamaları, yakıt alma belgesini yakıt alan helikopter birinci veya ikinci pilotlarının yada başkaca helikopter personelinin imzalamamasına rağmen yakıt verme işlemi yapılmış olması, Garnizon Komutanı Albay M. S. Ç., İl Jandarma Komutanı Albay Y.. Ö. ve Muğla Valisi A. Ç.'in arayarak helikopterin darbecilere ait olabileceğini ve kesinlikle yakıt verilmemesini ısrarla söylemelerine rağmen, tüm bunları göz ardı ederek ve kendi birliğine de ulaşan sözde sıkıyönetim emri ekinde bulunan görevlendirme listelerinde hakkında "göreve devam" yönünde değerlendirme yapılan ve bu itibarla darbecilerle birlikte hareket ettiği hususunda yoğun şüphe bulunan sanık T. K.'nın talimatını yerine getirmek suretiyle söz konusu helikoptere yakıt vermiş olması ve sonrasında helikopterin Marmaris'te bulunan oteller bölgesine giderek polis ile çatışmaya girmesi ve güvenlik kuvvetlerinin üzerine helikopterden ateş açılmış olması nedeniyle, sanığın cebir şiddet kullanmak suretiyle Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eden diğer sanıkların eylemlerine, olaylarda kullandıkları helikoptere yakıt vermek suretiyle iştirak ettiği anlaşılmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus, sanık tarafında gelen ilk helikoptere yakıt verilmemesine rağmen, gelen ikinci helikoptere yakıt verilmesi nedeni ile sanığın kendisinin komutanı olan T. K.’nın yasal sınırlar içerinde bulunan konusu suç teşkil etmeyen emrinin uygulandığı yönündeki sanık savunması olup, öncelikle sanığın ilk helikoptere yakıt vermemek yönündeki uygulamasının, sonraki aşamada gelen emir üzerine, sanık C. A. tarafından o anda verilen anlık bir karar ile değişmediği anlaşılmakta olup, olayların gelişiminden, sanığın bu darbe teşebbüsü sırasında darbeci konumunda bulunan diğer sanıklar (özellikle T. K.) ile önceden yapılan planlamanın bir parçası olarak görüşerek, komutanı olduğu birliğin, imkanları doğrultusunda darbe teşebbüsüne katıldığı, gelen ilk helikoptere yakıt vermemesinin sebebi bu helikopterin kimliği ve darbe karşıtı olup-olmadığı hususunda kendisine bilgi verilmemiş olması olup, nitekim aynı helikopter ikinci kez geldiğinde, sanığın darbe teşebbüsü bilgisine vakıf olmasına, hatta bu kapsamda yakın bölgedeki Marmaris’te helikopter faaliyeti olduğu ve helikopterlerden halkın üzerine ateş açıldığı bilgisine vakıf olmasına, Genelkurmay Başkanı tarafından tüm uçuşların durdurulduğu bilgisine vakıf olmasına, Dalaman Hava Meydan komutanı olup, aynı zamanda kendisinin Garnizon Komutanı olan Albay M. S. Ç., Koramiral Y. Ö., İl Jandarma Komutanı Y.. Ö. ve Muğla İl Valisi A. Ç. tarafından gelen helikopterin darbeci olabileceği belirtilerek kesinlikle yakıt verilmemesi talimatı iletilmesine rağmen, darbeciler tarafından yasadışı olarak yayınlanan sözde sıkıyönetim emri ekindeki atama listesinde ismi göreve devam olarak belirtilen T. K.’nın emrini dinleyerek kimliği teyit edilmeyen ve darbe ortamında yasadışı uçan helikoptere yakıt verilmesi hali, başlı başına bu durumun göstergesidir. Nitekim darbe teşebbüsünün başladığı ilk saatlerde, sanık C.’ın, sanıklardan T. K. ile gece saatlerinde VIP uçuşu olabileceği hususunda görüşme yapmaları, VIP uçuşu bilgisinin Gaziemir’den kalkan ve darbe teşebbüsüne katılan helikopterler içinde kullanılmış olması karşısında, bu tabir’in darbe teşebbüsü kapsamında Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı’na suikast eylemi için kullanılan helikopterlerin kasıt edildiğinin anlaşıldığı, yakıt almak için gelen helikopterin takipçi olduğu yönündeki, sanık Tezcan tarafından sanığa yapılan bilgilendirmenin de bu durumu doğruladığı, zira yakıt alan helikopterin Cumhurbaşkanına suikast amacı ile Marmaris’e indirilen askeri tim için takip görevi icra ettiği anlaşılmıştır. Olay sırasında İzmir Çiğli Hava Meydan Komutanlığından kalkan üç ayrı helikopterin de yakıt ikmali yapmaksızın görevi tamamlayamamaları dikkate alındığında, yakıt ikmalinin önceden planlanması gerektiği ortaya çıkmakta olup, yakıt ikmali yapmak isteyen helikopterlerin, yakıt alabileceği yakın bölgede başkaca askeri ve sivil alanlar bulunmasına rağmen, hiçbir birim ile telsiz irtibatı kurmayarak, yakıtı azalan ilk helikopterin doğrudan sanığın komutanı olduğu Dalaman Deniz Üs Komutanlığına yönelmesi, ilk aşamada helikopterin buradan yakıt alamaması üzerine, havada bulunan diğer iki helikopterin durumu telsizden öğrenerek, bunun üzerine Imsık’ta bulunan askeri meydana yakıt ikmali için yönelmiş olmaları ve en nihayetinde sanığın birliğinden yakıt ikmali yapan helikopterin 1.pilotu olan sanık A. A.’ün yakıt almak için ikinci gelişinde elleri havada bir şekilde helikopterden inerek “…yakıt ikmali için geldiklerini, yakıt ikmali işinin daha önce koordine edilmesi gerektiğini söyleyerek, niye bu şekilde bir prosedür uyguladığını” beyan etmesi karşısında, sanığın olay sırasında anlık olarak gelen emir üzerine karar değiştirerek yakıt ikmali yapmadığı, aksine önceden yapılan planlama doğrultusunda, birlikte hareket ettiği darbecilerden kendisi ile irtibatı sağlayan T. K.’nın gelen helikopterin mahiyetine ilişkin bilgilendirmesinden sonra, bu helikoptere yakıt vermek sureti ile suça iştirak ettiği anlaşılmıştır.
İştirak Sorunu;
Yukarıda açıklandığı üzere; sanığın Anayasayı ihlal amacı ile yapılan darbe teşebbüsüne önceden bir planlamanın bir parçası olarak komutanı olduğu birliğin, imkanları doğrultusunda darbe teşebbüsüne katılan helikopterlere yakıt ikmal desteği sağlamak sureti ile iştirak etmesi ve ayrıca gerçekleşen somut olayda sanığın yakıt verdiği helikopter darbe teşebbüsü devam ederken, sanığın sorumlu olduğu birlikten aldığı yakıt ile darbeye teşebbüs suçu kapsamında eylemine devam ederek Marmaris’te çatışmaya girmiş ve bir polis memurunun şehit olduğu çatışmaya bizzat katılmış ve darbe teşebbüsü kapsamında görevine devam etmiştir. Bu nedenle sanık C.’ın eylemi TCK.309/1.maddede belirtilen suç yönünden yardım (kolaylaştırma) boyutunu aşarak, silahlı helikopterin ikmal edilmesini sağlayarak görevine devam etmesini sağlamıştır. Sanığın bu katkısı olmaksızın silahlı helikopterin bu aşamadan sonraki çatışmaya katılması mümkün olmayacağından eyleminin suça yardım boyutunu aşarak, suça TCK.nın 37/1.maddesi gereğince sanığın suça iştirak ettiği kabul edilmiştir.
Sonuç;
Açıklanan nedenlerle; sanığın üzerine atılı bulunan Anayasayı İhlal suçunun sübut bulduğu anlaşıldığından; ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvuruları dairemizce yerinde görülmediğinden, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
2-CUMHURBAŞKANINA SUİKAST SUÇU (TCK.310);
Duruşma açılmayan sanıklar yönünden ilk derece mahkemesi kararında bu suç yönünden yapılan değerlendirmede belirtildiği üzere; FETÖ Silahlı Terör Örgütü tarafından 15 Temmuz tarihinde darbe yapılmasının kararlaştırılmasından ve hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'a yönelik operasyonda görevlendirilen ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan silahlı timin helikopterlerle Cumhurbaşkanının bulunduğu Marmaris ilçesindeki otel yakınına indirildikleri, helikopterlerin havada askıda kalarak, makineli tüfek ateşi ile yerde bulunan bu time destek vererek direnişi kırdıkları, yaşanan ilk çatışma sırasında Cumhurbaşkanının koruma polislerinden M. Ç.’in şehit edildiği, otelde bulunan polislerin teslim olması üzerine, duruşma açılmayan sanıklardan Ş. S.’in komutasındaki silahlı timin Cumhurbaşkanını otel içerisinde aramaya başladıkları, bu amaçla kaldığı villaya girdikleri, ancak Cumhurbaşkanının sanıklar gelmeden helikopter ile kaldığı otelden ayrılarak önce Dalaman’a, oradan da uçak ile İstanbul’a dönmesi nedeni ile eylemin başarılı olamadığı olayda, duruşma açılmayan sanıklar A. A., D. U., H. G., G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K., B. S.,Y. E., Ö. C., O. K.,Ü. C., A. Y. ve T. K.’nın mahkumiyetine, duruşma açılan sanıklar H. M. Ö., A. K., M. G., A. Ö. ve C. A. hakkında ise, suç kasıtlarının bulunmadığı gerekçesi ile beraatlerine karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi tarafından verilen bu karar aleyhine yapılan istinaf başvurusu üzerine dairemizce sanıklar H. M. Ö.,A. K.,M. G., A. Ö. ve C. A. ile sınırlı olarak duruşma açılmasına karar verilerek bu sanıklar yönünden değerlendirme yapılmıştır.
1-Eylemin Hukuki Nitelendirme Değerlendirmesi;
Her ne kadar bir kısım sanıklar tarafından kasıtlarının Cumhurbaşkanını öldürmek olmadığını, kendilerine verilen görevin Cumhurbaşkanını bulundu yerden alarak götürmek olduğunu savunmuş iseler de; olay ile ilgili olarak soruşturma sırasında avukat huzurunda alınan ifadelerinde sanıklar A. G., İ. Y. ve G. G.’nün “…MAK deposunun önündeki açıklama sırasında, sanık G. Ş. S.'in kendilerine terör örgütü liderini almaya gideceklerini, ölü ya da diri mutlaka ele geçireceklerini söylediğini” beyan etmiş olmaları, bu beyanı doğrular şekilde olay gecesi tam teçhizatlı silahlı timin Cumhurbaşkanının bulunduğu otel bölgesine inmesi, üzerinde makineli tüfek bulunan üç ayrı helikopterin ise havadan atış yaparak yerdeki silahlı time destek olması, Cumhurbaşkanının korumalarına duruşma açılmayan sanıkların içerisinde bulunduğu silahlı timden uzun namlulu silahlarla ve helikopterlerden makineli tüfeklerle ateş açılması, sonraki aşamada bu silahlı tim personelinin koruma polislerinin teslim olması sonrasında gösterdikleri somut davranışları ile ortaya koydukları iradeleri dikkate alındığında, sanıkların ortaya çıkan kasıtlarının Cumhurbaşkanını öldürmek olduğu dairemizce de kabul edilmiştir.
2-İşlenemez Suç Yönünden Eylemin Değerlendirmesi;
Genel açıklamalar bölümünde işlenemez suç yönünden yapılan değerlendirme bölümünde belirtildiği üzere, işlenemez suç kavramı ceza hukukumuzda doğrudan doğruya düzenlenmemiş olup, konunun teşebbüs hükümleri içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanıklardan G. Ş. S. yönetimindeki silahlı timin kastının yukarıda açıklandığı üzere Cumhurbaşkanına suikast olduğu sabit olup, sanıkların kasıt ettikleri bu suç için icra hareketine başlayıp başlamadıkları değerlendirildiğinde, icra hareketinin Çiğli’den helikoptere binip yola çıkma aşamasında mı, yoksa helikopter ile suç mahalli olan Marmaris ilçesine gelip helikopterden inme aşamasında mı başlayacağı hususu tartışmalı olup, TCK.nın 35. maddesindeki, “….Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklindeki yasal düzenlemeden yola çıkıldığında, olay açısından teşebbüsün başlaması için yasa metninden de anlaşılacağı üzere, işlenmesi amaçlanan Cumhurbaşkanına suikast suçuna elverişli araçlarla doğrudan doğruya başlanarak icra hareketlerinin yapılması gerekmektedir. Doğrudan doğruyalık kavramı, suçun işlenmesi için vasıtaya ihtiyaç duyulmadan, suç konusuna ulaşmayı ifade eden bir kavram olup, mevcut olay bu bakımdan değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanına suikast suçu açısından doğrudan doğruyalık, en erken suikast timinin bulunduğu silahlı helikopterlerin Cumhurbaşkanının kaldığı oteldeki villaya, helikopterden doğrudan ateş edebilecekleri Marmaris semalarına varma anı olması gerektiği dairemizce değerlendirilmektedir. Zira Cumhurbaşkanını öldürme iradesi ile yola çıkan sanıkların, ellerindeki silahların niteliği dikkate alındığında, Cumhurbaşkanının bulunduğu alan olan Marmaris semalarına varmadan ateş ederek eylemlerini gerçekleştirme imkanı bulunmadığından, suça ilişkin doğrudan doğruyalık ancak Cumhurbaşkanının bulunduğu oteli havadan gören Marmaris semasına varmak ile sağlanmış olacaktır. Bu nedenle bu aşamadan önceki hareketlerin hazırlık hareketi olarak değerlendirilmesi gerekecektir.
Sanıkların yargılamaya konu olay bakımında durumları değerlendirildiğinde, gerek ilk derece mahkemesinin icra hareketlerinin başladığını kabul ettiği Çiğli ilçesinden helikopter ile suikast amacı ile yola çıkma anı, gerekse dairemiz değerlendirmesinde kabul edilen Marmaris semalarına suikast timinin varma anı, teşebbüsün başlama anı olarak kabul edilmesinin yargılamaya konu olay bakımından sanıkların hukuki durumlarına bir etkisinin olmayacağı değerlendirilmiştir. Zira gerek suça katılma, gerekse gönüllü vazgeçme yönünden bu aşamalar arasında sanıkların eylemlerinde bir değişme olmadığından, sanıkların hukuki durumlarında da bir değişiklik olmayacaktır. Zira yargılamaya konu olay bakımından, sanıkların isnat olunan Cumhurbaşkanına suikast suçu bakımından eylemlerine başladıkları hususunda bir kuşku bulunmamakta olup, olayda tartışılması gereken husus, sanıkların suçun icra hareketlerine başlamalarına rağmen, suç konusunun daha önce olay mahallinde olmasına rağmen, eylemin icra edildiği sırada suç mahallinden ayrılması nedeni ile neticenin gerçekleşmemesi halidir. Bu nedenle sorunun çözümünün, işlenemez suç hükümleri üzerinde yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
Yargılamaya konu olay; isnat olunan suç yönünden işlenemez suç hükümlerine göre değerlendirildiğinde; sanıkların Cumhurbaşkanının bulunduğu yeri araştırarak, bulunduğu yeri tespit ettikten sonra, Cumhurbaşkanına suikast amacı ile hazırlanan silahlı timin helikopterler ile Cumhurbaşkanının bulunduğu yere doğru eylemlerini icra etmek amacı ile hareket ettikleri, ancak sanıkların Çiğli’den yola çıktıkları sırada, Cumhurbaşkanının helikopter ile kaldığı otelden ayrıldığı, sanıkların Cumhurbaşkanın bulunduğunu tespit ettikleri otel bölgesine geldikten sonra, Cumhurbaşkanının otelden ayrıldığını bilmemeleri nedeni ile suikast amacı ile eylemlerine başladıkları, ancak Cumhurbaşkanının hedef alınan bölgede bulunmaması nedeni ile kasıt ettikleri eylemlerini tamamlayamadıkları anlaşılmıştır.
İşlenemez suça ilişkin genel bölümde açıklandığı üzere; işlenemez suç araç bakımından ve konu bakımından imkansızlık olarak iki ayrı şekilde gerçekleşmekte olup, yargılamaya konu olayda kullanılan ateşli silahların ve askeri timin niteliği dikkate alındığından araç bakımından imkansızlık hali bulunmamaktadır. Yargılamaya konu olay bakımından asıl tartışılması gereken husus, konu bakımından imkansızlık halidir. Burada konu bakımından imkansızlık halinin mutlak imkansızlık mı, yoksa nispi imkansızlık hali mi olduğu önem arz etmektedir. Konu bakımından mutlak imkansızlık hali, suç konusunun suçun işlenmesi sırasında hiç mevcut olmaması halidir. Öldürülmek istenen Cumhurbaşkanının suç öncesinde, başka bir nedeni ile zaten ölmüş olması veya Cumhurbaşkanlığı sıfatının yasal olarak son bulmuş olması halleri yukarıda da açıklandığı üzere bu duruma örnek gösterilebilir. Mutlak imkansızlık hallerinde işlenmesi amaçlanan suç yönünden fail veya faillere herhangi bir şekilde ceza verilmeyecektir. Nispi imkansızlık halleri değerlendirilir ise; suç konusunun suçun işlenmesi sırasında dünyada mevcudiyetini sürdürmesine rağmen, zaman veya mekan bakımından suçun işlenmesinin amaçlandığı yerde bulunmaması hali olup, bu duruma örnek verilir ise, hasmını öldürmek amacı ile hasmının bulunduğunu düşündüğü odaya bomba atan sanığın, hasmının o gece yan odada uyuması veya saldırıdan haberdar olması nedeni ile sanık gelmeden odadan çıkarak ayrılması nedeni ile sonuç alamaması hali örnek olarak gösterilebilir. Mutlak imkansızlık hallerinde işlenemez suç nedeni ile suç failine işlenmesi amaçlanan suç nedeni ile ceza verilemez iken, nispi imkansızlık hallerinde ise, ortaya çıkan tehlike ve suç kastı dikkate alınarak, tamamlanamayan suç nedeni ile suç failinin en azından işlenmesi hedeflenen suça teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların işlemeyi kasıt ettikleri Cumhurbaşkanına suikast suçu açısından; konu bakımından mutlak imkansızlık hali mevcut olmayıp, sanıkların suçu icra etmek amacı ile yola çıktıkları sırada, Cumhurbaşkanının sanıklar gelmeden bulunduğu yerden ayrılması nedeni ile, sanıkların Cumhurbaşkanın bu mekandan ayrıldığını bilmeden eylemi gerçekleştirme amacı ile icra hareketini yapmaları, ancak suç konusunun hedef alınan yerde bulunmaması nedeni ile neticenin gerçekleşmemesi hali mevcuttur. Bu nedenle suç konusunda nispi imkansızlık nedeni ile neticenin gerçekleşmemesi nedeni ile ortaya çıkan tehlike ve suç kastı dikkate alınarak, tamamlanamayan suç nedeni ile sanıkların Cumhurbaşkanına suikaste teşebbüs suçundan cezalandırılmaları gereklidir.
3-Gönüllü Vazgeçme:
Anayasayı İhlal suçuna ilişkin kabul kısmında belirtildiği üzere, sanık H. M. Ö.'in eylemin başarısız olmasından sonra, Imsık Hava Meydanında tanık F. Ş.'ın ikna etmesi ve yönlendirmesi sonucu diğerlerinden ayrılıp birlik içerisinde saklanması ve sonraki aşamada diğer darbeciler gittikten sonra bu üste bulunan helikopterlerin darbe sırasında tekrar kullanılamaması amacı bataryalarının sökülmesine yardım etmek sureti kullanılamaz hale getirmekten ibaret eyleminde, gönüllü vazgeçmenin koşulları mevcut olmadığından, sanık hakkında TCK'nın 36. maddesinin uygulanması yönünde herhangi bir işlem yapılmamıştır.
4-Amirin emrini yerine getirme:
Anayasayı İhlal suçuna ilişkin genel değerlendirme bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Anayasamızda ve yasalarımızda açıkça konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilemeyeceği, bu emirleri yerine getiren astların sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmesine rağmen, sanıklar üst veya amirlerinin başkomutanları olan Cumhurbaşkanına suikast yönündeki konusu açıkça suç teşkil eden emirlerini yerine getirmiş olmaları nedeni ile olayda hukuku uygunluk nedenlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
5-Duruşma açılan sanıklar yönünden değerlendirme;
a) Sanıklar H. M. Ö.,A. K.,M. G. ve A. Ö. yönünden; ilk derece mahkemesi tarafından, her ne kadar sanıkların eylem öncesinde diğer sanıklar tarafından cumhurbaşkanına suikast amacı ile hareket edildiğini bilmeden eylemlerini icra ettikleri kabul edilerek, sanıkların beraatlerine karar verilmiş ise de; Anayasayı ihlal suçu yönünden yapılan değerlendirmede açıklandığı üzere; sanıkların eyleme başlar iken TCK.nın 309/1.maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçuna bilerek iştirak ettikleri kabul edilerek, sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Yargılamaya konu olayda; ülke genelinde eş zamanlı olarak başlayan darbe teşebbüsü kapsamında, sanıklara Cumhurbaşkanının etkisiz hale getirilmesi amacı ile görev verilmiş olup, sanıkların bu görevlerinin icrası kapsamında Anayasayı ihlal suçunu işlemiş olduklarının kabul edildiği olayda; Anayasayı ihlal suçuna ilişkin genel açıklamalar bölümünde açıklandığı üzere; TCK.nın 309/2.maddesinde Anayasayı ihlal suçunun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı düzenlenmiş olup, Anayasayı ihlal suçuna iştirak eden tüm sanıkların, TCK.nın 309/1. maddesinde düzenlenen suçu işlemek amacı ile işlenen tüm suçlara da iştirak ettiklerinin kabulü gerekli olup, nitekim bu amaçla işlenen kasten öldürme, kasten yaralama, kişi hürriyetini kısıtlama gibi suçlara, helikopter pilotları olan diğer sanıklar D. U.,A. A., Z. G.,Y. E. gibi sanıkların da iştirak ettikleri kabul edilerek cezalandırılmaları cihetine gidilmiştir. Sanıkların bilerek iştirak ettikleri Anayasayı ihlal suçu kapsamında, ayrıca Cumhurbaşkanına suikast suçunu özel olarak bilmeleri suça iştirak açısından zorunlu olmayıp, eylemin Anayasayı ihlal amacı ile yapıldığını bilmeleri sanıklar açısından yeterli olacaktır. TCK.nın 40/1. maddesi gereğince bir suça iştirak eden her sanık, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın, kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. Cumhurbaşkanına suikast suçunun mevcut olay nedeni ile iştirak kastı bakımından değerlendirildiğinde, polis memurları M. Ç. ve N. C. E.’in öldürülmesi suçlarından bir farklılığı bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanına suikast suçu, kasten öldürme suçunun özel bir hali olup, Anayasayı ihlal suçu nedeni ile TCK.nın 309/2. maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde, Anayasayı ihlal suçuna iştirak ettikleri kabul edilen sanıklar H. M. Ö., A. K., M. G. ve A. Ö.’ın diğer sanıklar tarafından gerçekleştirilen Cumhurbaşkanına suikast suçuna da, suçta kullanılan helikopterler ile helikopter ikinci pilotu (sanık H. M. Ö.) ve helikopter teknisyeni (sanıklar A. K.,M. G. ve A. Ö.) olarak görev yaparak, suikast amacı ile gelen timi suikast bölgesine indirmek ve sonrasında havada askıda kalıp daireler çizerek yerde bulunan suikast timine makineli tüfek atışı ile destek verilmesini sağlamak sureti ile, sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işlemeyi kast ettiği Cumhurbaşkanına suikast suçuna, TCK.nın 37/1. maddesi gereğince iştirak ettikleri anlaşıldığından, sanıklar aleyhine yapılan istinaf talebi doğrultusunda ilk derece mahkemesi tarafından sanıkların beraatlerine dair verilen kararların kaldırılarak aşağıdaki hüküm fıkralarında gösterilen gerekçelerle mahkumiyetlerine dair yeniden hüküm kurulmuştur.
b) Sanık C. A. yönünden değerlendirme; ilk derece mahkemesi tarafından, her ne kadar sanığın eylem öncesinde diğer sanıklar tarafından Cumhurbaşkanına suikast amacı ile hareket edildiğini bilmeden, eylemini icra ettiği kabul edilerek, beraatine karar verilmiş ise de; Anayasayı ihlal suçu yönünden yapılan değerlendirmede açıklandığı üzere; sanığın TCK.nın 309/1. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçuna iştirak ettiği kabul edilerek, bu suç yönünden suç kastının bulunduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir.
Yargılamaya konu olayda; ülke genelinde eş zamanlı olarak başlayan darbe teşebbüsü kapsamında, mahkumiyetlerine karar verilen sanık G. Ş. S. ve komutasındaki ÖKK., SAT ve MAK. personelinden oluşan silahlı timin, Cumhurbaşkanına suikast amacı ile görevlendirildiği anlaşılmış olup, bu eyleme katılan sanıkların, görevlerinin icrası kapsamında Anayasayı ihlal suçunu işlemiş olduklarının kabul edildiği olayda; Anayasayı ihlal suçuna ilişkin genel açıklamalar bölümünde açıklandığı üzere; TCK.nın 309/2.maddesinde Anayasayı ihlal suçunun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı düzenlenmiş olup, Anayasayı ihlal suçuna iştirak eden tüm sanıkların, TCK.nın 309/1. maddesinde düzenlenen suçu işlemek amacı ile işlenen diğer suçlara da iştirak ettiklerinin kabulü gereklidir.
Sanık C. A. Anayasayı ihlal suçu yönünden yapılan değerlendirme bölümünde açıklandığı üzere; sanığın Anayasayı ihlal amacı ile yapılan darbe teşebbüsüne, önceden yapılan bir planlamanın parçası olarak komutanı olduğu birliğin, imkanları doğrultusunda suçta kullanılan helikopterlere yakıt ikmal desteği sağlamak sureti ile iştirak ettiği, somut olayda darbe teşebbüsü kapsamında Cumhurbaşkanına suikast amacı ile Marmaris’e indirilen silahlı timin, eylemini icra ettiği sırada, bu silahlı time takip görevi icra eden sanıklardan A. A. yönetimindeki helikoptere yakıt ikmali sağlamak sureti ile sanıklara suçun işlenmesi sırasında yardım ettiği ve ayrıca suça doğrudan katılan suç faillerinin olay yerinden bu helikopter vasıtası ile kaçmasına imkan sağlamayı amaçladığı anlaşılmıştır.
Sanığın Cumhurbaşkanına suikast suçu açısından, fiil üzerinde doğrudan hakimiyet sağlamaması nedeni ile, sanığın sübut bulan eyleminin TCK.nın 39.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekli olup, eyleminin önceden yapılan planlama doğrultusunda, suçun işlendiği sırada, eyleme katılan helikoptere yakıt sağlamak sureti ile gerçekleştirmiş olması dikkate alındığında; sanığın TCK.nın 39/2-a,c maddeleri gereğince suçun işlenmesi sırasında ve suçun işlenmesi tamamlandıktan sonra sanıkların kaçmasına imkan sağlamak sureti ile suça iştirak ettiği anlaşıldığından, sanık aleyhine yapılan istinaf talebi doğrultusunda ilk derece mahkemesi tarafından sanığın beraatine dair verilen kararın kaldırılarak, sanığın sübut bulan fiili nedeni ile aşağıdaki hüküm fıkralarında gösterilen gerekçelerle Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etmek sureti ile iştirak suçundan cezalandırılmasına dair yeniden hüküm kurulmuştur.
3-DİĞER SUÇLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME;
a) Maktuller M. Ç. ve N. C. E. aleyhine yerine getirdikleri kamu görevi nedeni ile kasten öldürme, birden fazla kamu görevlisi aleyhine yerine getirdikleri kamu görevi nedeni ile kasten öldürmeye teşebbüs, mağdur M. B. aleyhine kasten yaralama, birden fazla kişi aleyhine nitelikli kişi hürriyetinin kısıtlama suçları yönünden;
Sanık H. M. Ö. hakkında ilk derece mahkemesi tarafından bu suçlardan mahkumiyet, diğer sanıklar A. K., M. G. ve A. Ö. hakkında ise sanıkların suç kasıtlarının bulunmadığı gerekçesi ile ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiş olup, Anayasayı ihlal suçu yönünden yapılan değerlendirmede açıklandığı üzere; sanıkların TCK.nın 309/1.maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçuna iştirak ettikleri kabul edilerek, bu suç yönünden suç kasıtların bulunduğu kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verilmiştir. Yargılamaya konu olayda; ülke genelinde eş zamanlı olarak başlayan darbe teşebbüsü kapsamında, sanıklara Cumhurbaşkanının etkisiz hale getirilmesi amacı ile görev verilmiş olup, sanıkların bu görevlerinin icrası kapsamında Anayasayı ihlal suçunu işlemiş olduklarının kabul edildiği olayda; Anayasayı ihlal suçuna ilişkin genel açıklamalar bölümünde açıklandığı üzere; TCK.nın 309/2.maddesinde Anayasayı ihlal suçunun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı düzenlenmiş olup, Anayasayı ihlal suçuna iştirak eden tüm sanıkların, TCK.nın 309/1. maddesinde düzenlenen suçu işlemek amacı ile işlenen tüm suçlara da iştirak ettiklerinin kabulü gerekli olup, nitekim bu amaçla işlenen kasten öldürme, kasten yaralama, kişi hürriyetini kısıtlama gibi suçlara, helikopter pilotları olan diğer sanıklar D. U.,A. A., Z. G.,Y. E. ve H. M. Ö.’in iştirak ettikleri kabul edilerek ilk derece mahkemesi tarafından cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Sanıkların bilerek iştirak ettikleri Anayasayı ihlal suçunun işlenmesi amacı ile işlenen ve bu suç ile doğrudan bağlantılı olan kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama, kişi hürriyetini kısıtlama suçlarına da suçta kullanılan helikopterler ile helikopter ikinci pilotu (sanık H. M. Ö.) ve helikopter teknisyeni (sanıklar A. K.,M. G. ve A. Ö.) olarak görev yapmak sureti ile Cumhurbaşkanına suikast amacı ile gelen timi suikast bölgesine indirmek ve sonrasında havada askıda kalıp daireler çizerek yerde bulunan suikast timine makineli tüfek atışı ile destek verilmesini sağlamak sureti ile, sanıkların yerdeki suikast timinin eylemlerine doğrudan katıldıkları ve işlenen fiiller üzerinde hakimiyet kurdukları, bu itibarla bu sanıkların da yerdeki timin işlediği maktuller M. Ç. ve N. C. E.’in kasten öldürülmesi, birden fazla kamu görevlisi aleyhine kasten öldürmeye teşebbüs edilmesi, mağdur M. B. aleyhine kasten yaralama ve birden fazla kişi aleyhine kişi hürriyetinin kısıtlanması suçlarına da TCK.nın 37/1. maddesi gereğince iştirak ettikleri anlaşıldığından, sanık H. M. Ö. yönünden bu suçlar nedeni ile ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararları usul ve yasa hükümlerine uygun bulunduğundan istinaf başvurularının esastan reddine, diğer sanıklar A. K., M. G. ve A. Ö. yönünden ise, sanıklar aleyhine yapılan istinaf talebi doğrultusunda, ilk derece mahkemesi tarafından sanıkların beraatlerine dair verilen kararların kaldırılarak, aşağıdaki hüküm fıkralarında gösterilen gerekçelerle, sanıkların bu suçlardan mahkumiyet kararı verilen diğer sanıklarının eylemlerine TCK.nın 37/1.maddesi gereğince iştirak ettikleri kabul edilerek, diğer sanıkların mahkumiyet gerekçeleri doğrultusunda isnat olunan bu suçlardan sanıkların ayrı ayrı cezalandırılmalarına dair yeniden hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesi hükmünde açıklandığı üzere, birden fazla kamu görevlisi aleyhine kasten öldürmeye teşebbüs suçu nedeni ile sanıkların, mağdur sayısınca 14 kez ayrı ayrı cezalandırılmaları talep edilmiş ise de; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 05/07/2017 tarih ve 2017/1022 - 4656 E/K sayılı kararında belirtildiği üzere, yaşanan silahlı çatışma sırasında hedef alınan kişi sayısının bilinememesi, ya da belirlenememesi durumunda, bir kez adam öldürmeye teşebbüs suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekmektedir. Somut olayda yerdeki sanıkların otelden ayrılmak üzere intikalleri sırasında saat 04:20 civarında birden bire polis ekibiyle karşılaşılmış ve hemen siper alınmak suretiyle kısa bir silahlı çatışma yaşanmıştır. Gece şartları, yaşanan çatışmanın süresi, sanıklarla müştekiler arasındaki mesafe, aradaki fiziki engeller göz önünde bulundurulduğunda, sanıkların bu süre içerisinde kendileriyle çatışmaya giren emniyet personelini sayı olarak bilebilmelerine ya da bunu belirleyebilmelerine imkan bulunmadığı açıktır. Bu itibarla her ne kadar hem iddianamede ve hem de mütalaada sanıkların mağdur (çatışmaya giren polis memuru) sayısınca kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları talep edilmiş ise de; açıklanan nedenlerle sanıkların atılı suçtan bir kez cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir.
b) Mala Zarar Verme, Silahlı Tehdit ve Konut Dokunulmazlığını İhlal suçları yönünden;
Sanıklar H. M. Ö. A. K., M. G. ve A. Ö. hakkında ise mala zarar verme ve silahlı tehdit suçlarından açılan kamu davaları nedeni ile, ilk derece mahkemesi tarafından, mala zarar verme ve silahlı tehdit suçları nedeni ile hüküm kurulmasına yer olmadığına, konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden ise sanıkların beraatine dair karar verildiği anlaşılmış olup, ilk derece mahkemesi kararında, bu suçlar yönünden usul ve yasa hükümlerine aykırı bir husus görülmediğinden, bu suçlar yönünden sanıklar aleyhine yapılan istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
4-YARGILAMA GİDERLERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME;
a) İlk derece mahkemesi hükmünde; yargılamaya konu suçlar bakımından katılan sıfatı bulunmayan Milli Savunma Bakanlığı, Enerji Bakanı Berat Albayrak, Nihat Öztürk, ve Yazıcı Turizm AŞ. lehine ücreti vekalet taktir edilmesi nedeni ile, ilk derece mahkemesi hükmünün 28 numaralı bendinin CMK.nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK.nın 303/1-h maddesi gereğince dairemizce düzeltilerek hukuka aykırılık giderilerek hüküm kurulmuştur.
b) İlk derece mahkemesi hükmünde; yargılama giderleri ile ilgili olarak her bir sanık yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmayarak CMK.nın 324 ve 325.maddelerine aykırı olarak hüküm kurulduğu görülmekle; ilk derece mahkemesi hükmünün 29 numaralı bendinin CMK.nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK.nın 303/1-h maddesi gereğince dairemizce düzeltilerek hukuka aykırılık giderilerek hüküm kurulmuştur.
c) İstinaf aşamasında açılan duruşmanın, sanıklar H. M. Ö. A. K., M. G. ve A. Ö. yönünden açılmış olması nedeni ile, istinaf aşaması için ücreti vekalet kararı bu sanıklar ile sınırlı olarak karar altına alınarak, duruşma açılan suçlar yönünden istinaf duruşmasına gelen katılanlar lehine ücreti vekalet kararı verilerek hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere;
1-a) Katılanlar S. Ç., S. Ç., Y. E. Ç.’in hükmün 6-a , 6-b ve 6-c numaralı bentlerinde verilen maktul M. Ç.’in kasten öldürülmesi dışındaki diğer suçlar yönünden mağdur ve katılan sıfatlarının bulunmaması nedeni ile, 5271 sayılı CMK.nın 279/1-b maddesi gereğince, katılan S. Ç., S. Ç., Y. E. Ç. vekillerinin hükmün 6-a, 6-b ve 6-c numaralı bentlerde verilen hükümler dışındaki diğer hükümler yönünden istinaf taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
b) Katılanlar TC. Başbakanlığının hükmün 2, 3, 5-b, 5-c, 6-b, 7-b, 8-a, 8-b, 9-b, 13, 15, 16, 17, 20-b, ve 21-b numaralı bentlerde verilen hükümlere konu Cumhurbaşkanına suikasta yardım etme sureti ile iştirak etme, mağdur sanıklar aleyhine kasten öldürmeye teşebbüs, iştirak halinde Cumhurbaşkanına suikast, iştirak halinde maktuller M. Ç. ve N. C. E. aleyhine kasten öldürme, müşteki polis memurları aleyhine kasten öldürmeye teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olma, mala zarar verme, silahlı tehdit ve kişi hürriyetini kısıtlama suçları yönünden, mağdur ve katılan sıfatlarının bulunmaması nedeni ile, 5271 sayılı CMK.nın 279/1-b maddesi gereğince, katılan TC.Başbakanlığı vekilinin bu bentlerdeki suçlardan verilen hükümlere ilişkin istinaf taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
c) Katılanlar Milli Savunma Bakanlığının hükmün 2, 4-a, 4-b, 5-b, 5-c, 9-a, 9-b, 13, 14, 15, 16 ve 18 numaralı bentlerde verilen hükümlere konu suçlar yönünden, mağdur ve katılan sıfatlarının bulunmaması nedeni ile, 5271 sayılı CMK.nın 279/1-b maddesi gereğince, katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin bu bentlerdeki suçlardan verilen hükümlere ilişkin istinaf taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
d) Katılanlar Emniyet Genel Müdürlüğünün mahkumiyet kararı verilen tüm suçlar yönünden mağdur ve katılan sıfatının bulunmadığı gibi, sanıkların istinaf taleplerine verilen cevap dilekçesi dışında, yasal süresi içerisinde verilmiş bulunan istinaf dilekçesi de bulunmadığından 5271 sayılı CMK.nın 279/1-b maddesi gereğince, katılan Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin, istinaf taleplerinin tüm suçlar yönünden ayrı ayrı REDDİNE,
2-Sanık H. Y. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikasta Yardım Etme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “2” numaralı bendinde sanığın beraatine dair verilen karar aleyhine, katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vekilleri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
3-Sanık Ş. S. hakkında mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G.'e karşı "Kasten Öldürmeye Teşebbüs" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “3” numaralı bendinde sanığın beraatine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
4-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. haklarında "Anayasayı İhlal", "Yasama Organına Karşı Suç" ve "Hükümete Karşı Suç" suçlarından açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “4-a” numaralı bendinde isnat olunan eylemlerin bir bütün halinde Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanıkların ayrı ayrı mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, katılan TC. Başbakanlığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
5-Sanıklar Y. E., H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K. haklarında "Anayasayı İhlal", "Yasama Organına Karşı Suç" ve "Hükümete Karşı Suç" suçlarından açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “4-b” numaralı bendinde isnat olunan eylemlerin bir bütün halinde Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanıkların ayrı ayrı mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, katılan TC.Başbakanlığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, sanık Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K. yönünden ise CMK.nın 280/2.maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
6-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikast" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “5-a” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından,CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
7-Sanık Y. E. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikast" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “5-b” numaralı bendinde sanığın mahkumiyetine dair verilen karar aleyhine; sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de, ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
8-Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikast" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “5-c” numaralı bendinde sanıkların ayrı ayrı beraatlerine dair verilen karar aleyhine, katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vekilleri ile Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükümlerin KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı ve sabit bulunan "Cumhurbaşkanına Suikast" suçunu iştirak halinde işledikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, eylemlerine uyan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 310/1. maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suç sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak, sanıkların ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezalarının yarı oranında artırılarak, sanıkların ayrı ayrı neticeten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezaların sanıkların gelecekleri üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca cezalarından indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıklar hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanıklar hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
9-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. hakkında "maktul M. Ç. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “6-a” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
10-Sanık Y. E. ve H. M. Ö. hakkında "maktul M. Ç. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “6-b” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, katılanlar S. Ç., S. Ç., Y. E. Ç. vekilleri, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de, ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanık H. M. Ö. yönünden ise, CMK.nın 280/2. maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
11-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. hakkında "maktul M. Ç. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “6-c” numaralı bendinde sanıkların ayrı ayrı beraatlerine dair verilen karar aleyhine, katılanlar S. Ç., S. Ç., Y. E. Ç. vekilleri ile Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı ve sabit bulunan "maktul M. Ç. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-g-h maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suç sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Koşulları bulunmadığından haklarında TCK'nın 266. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezalarının yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezaların sanıkların gelecekleri üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca cezalarından indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıklar hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanıklar hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
12-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. hakkında "maktul N. C. E. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme " suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “7-a” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
13-Sanık Y. E. ve H. M. Ö. hakkında "maktul N. C. E. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “7-b” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de, ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından sanık Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanık H. M. Ö. yönünden ise CMK.nın 280/2 .maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
14-Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K. hakkında "maktul N. C. E. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “7-c” numaralı bendinde sanıkların ayrı ayrı beraatlerine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı bulunan "maktul N. C. E. aleyhine yerine getirdiği kamu görevi nedeni ile kasten öldürme" suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-g-h maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suç sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Koşulları bulunmadığından haklarında TCK'nın 266. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezalarının yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezaların sanıkların gelecekleri üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca cezalarından indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıklar hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanıklar hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
15-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. hakkında "yerine getirdikleri kamu görevi nedeni ile kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan ayrı ayrı 14 kez cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “8-a” numaralı bendinde sanıkların bir kez kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
16-Sanıklar Y. E. ve H. M. Ö. hakkında "yerine getirdikleri kamu görevi nedeni ile kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan ayrı ayrı 14 kez cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “8-b” numaralı bendinde sanıkların bir kez kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile haklarında mahkumiyet kararı verilen tüm sanıklar ve müdafileri tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanık H. M. Ö. yönünden ise CMK.nın 280/2. maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
17-Sanıklar A. Ö.,M. G. ve A. K. hakkında "yerine getirdikleri kamu görevi nedeni ile kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan ayrı ayrı 14 kez cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “8-c” numaralı bendinde sanıkların bir kez kasten öldürmeye teşebbüs suçundan beraatlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar A. Ö.,M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı ve sabit bulunan müştekiler T. A., S. D., Ö. K., Ç. Ş., M. Ö., M. O., O. Ö., Ö .T., İ. E., E. T., A. A., T. B., F. İ. ve Ö. K.'ya karşı "Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Kasten Öldürmeye Teşebbüs Etme" suçundan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-g-h, 35/2. Maddeleri uyarınca 14 kez cezalandırılmaları talebi ile Mahkememize kamu davası açılmış ise de, çatışmaya giren sanıkların gece şartlarında yaşanan çatışma sırasında karşılarındaki emniyet personelini sayı olarak tespit edebilecek durumda bulunmamaları karşısında, eylemin bütün olarak 1 kez "Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Kasten Öldürmeye Teşebbüs Etme" suçunu oluşturduğu ve yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından sanıkların atılı suçu diğer sanıklar ile iştirak halinde işledikleri anlaşılmakla müsnet suçtan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-g-h maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suç sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak sanıkların ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar hakkında koşulları bulunmadığından TCK'nın 266. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezalarının yarı oranında artırılarak ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle eylemin geldiği aşama ve ortaya çıkan tehlikenin büyüklüğü dikkate alınarak cezalarından TCK'nın 35/2. maddesi uyarınca indirim yapılarak sanıkların taktiren ayrı ayrı 18’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezaların sanıkların gelecekleri üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca cezalarından indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı 15’er yıl hapis cezası ile CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıklar hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanıklar hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanıklara verilen hapis cezalarının süresi dikkate alınarak, sanıklar hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
18-Sanık C. A. hakkında "Anayasayı İhlal", "Yasama Organına Karşı Suç" ve "Hükümete Karşı Suç" suçlarından açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “9-a” numaralı bendinde isnat olunan eylemlerin bir bütün halinde Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın mahkumiyetine dair verilen karara karşı, TC. Başbakanlığı vekili ile sanık ve sanık müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/2. maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
19-Sanık C. A. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikast" suçundan açılan kamu davası nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “9-b” numaralı bendinde sanığın beraatine dair verilen karara karşı, katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vekilleri ile Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanık hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanık C. A.’nın üzerine atılı ve sabit bulunan Cumhurbaşkanına suikasta yardım etme" suçunu işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla eylemine uyan TCK'nın 310/1. maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suç sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezasının yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın eyleminin suça yardım etme boyutunda kaldığı anlaşılmakla TCK'nın 39/2-a,c maddesi uyarınca yardımın niteliği ve derecesi göz önünde bulundurularak cezasından indirim yapılmak suretiyle taktiren 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumu, verilen cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduğuna dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca cezalarından taktiren 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle, sanığın neticeten 12 yıl 6 ay hapis cezası ile CEZALANDIRILMASINA,
Sanık hakkında hapis cezasına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanık hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
20-Sanık Ö. C. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikaste Azmettirme” suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “10” numaralı bendinde sanığın mahkumiyetine dair verilen karar karşı, sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
21-Sanık O. K. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikaste Azmettirme” suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “11” numaralı bendinde, sanığın mahkumiyetine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
22-Sanık Ü. C. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikaste Azmettirme” suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “12” numaralı bendinde, sanığın mahkumiyetine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
23-Sanık A. Y. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikasta Yardım Etme” suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “13” numaralı bendinde, sanığın mahkumiyetine dair verilen karara karşı,Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
24-Sanık T. K. hakkında "Cumhurbaşkanına Suikasta Yardım Etme” suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “14” numaralı bendinde, sanığın mahkumiyetine dair verilen karara karşı, sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
25-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Ş. S., T. B., Z. K., H. M. Ö., İ. Y., M. B. İ., A. Ö., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., Z. G., M. G., Y. E., A. K., S. E., M. D., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. haklarında "Mala Zarar Verme" suçundan TCK'nın 151. maddesi uyarınca 19 defa, "Kamu Malına Zarar Verme" suçundan TCK'nın 152/1-a maddesi uyarınca 2 defa (sanık Ş. S. yönünden 3 defa) cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “16” numaralı bendinde, sanıklar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
26-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Ş. S., T. B., Z. K., H. M. Ö., İ. Y., M. B. İ., A. Ö., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., Z. G., M. G., Y. E., A. K., S. E., M. D., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. haklarında "Zincirleme Şekilde Silahla Tehdit" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “17” numaralı bendinde, sanıklar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
27-Sanıklar Ş. S. ve Z. K. hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “18” numaralı bendinde sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
28-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar G. Ş. S., Z. G., M. D., Ş. S., T. B., Z. K., İ. Y., M. B. İ., Y. Ö., E. Ş., H. A., G. G., S. E., M. C., E. B., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S. haklarında "müşteki M. B. aleyhine kasten yaralama” suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “20-a” numaralı bendinde, sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
29-Sanıklar Y. E. ve H. M. Ö. hakkında "müşteki M. B. aleyhine kasten yaralama” suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “20-b” numaralı bendinde, sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, sanıklar ve sanık müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanık H. M. Ö. yönünden ise CMK.nın 280/2. maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
30-Sanıklar A. Ö.,M. G. ve A. K. hakkında müşteki M. B. aleyhine iştirak halinde "nitelikli kasten yaralama" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “20-c” numaralı bendinde, sanıkların beraatlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı ve sabit bulunan müşteki M. B.’ı nitelikli kasten yaralamaya iştirak suçundan eylemlerine uyan, TCK.nın 37/1.maddesi delaleti ile TCK.nın 86/1.maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanıkların kasta dayalı kusurlarının ağırlığı ile güttükleri amaç ve saik göz önünde bulundurularak taktiren alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle taktiren ve teşdiden ayrı ayrı 2’şer yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Suçun "kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle" işlendiği anlaşılmakla TCK'nın 86/3-c maddesi uyarınca cezaları yarı oranında artırılarak, sanıkların ayrı ayrı 3’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Sanıkların iştirak ettikleri kasten yaralama fiili nedeni ile müştekinin vücudunda kemik kırığına neden oldukları anlaşılmakla, TCK'nın 87/3 maddesi uyarınca cezalarının takdiren (kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisi değerlendirilerek) 1/3 oranında artırılarak sanıkların ayrı ayrı 4’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
3713 Sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca cezalarının yarı oranında artırılarak sanıkların ayrı ayrı 6’şar yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, Mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezanın bu sanıkların geleceği üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak cezalarından TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı 5’er yıl hapis cezası ile CEZALANDIRILMALARINA,
Sanık hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanık hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
31-Mağdur sanıklar A. A., D. U. ve H. G. ile sanıklar A. G., A. S., B. S., E. B., E. Y., E. Ş., E. Ç., G. G., G. Ş. S., H. A., İ. Y., İ. Y., M. C., M. D., M. Ö., M. G., M. B. İ., M. D., M. K., M. S. Ö., Ö. F. G., S. Ç., S. E., Ş. S., T. B., Y. Ö., Z. K. ve ZEKİ GÖÇMEN hakkında, müştekiler S. C., E. Y., B. E., O. B., M. Ö., H. Ç., H. E., B. G., Ö. T., S. K., M. A., U. G., D. Y., İ. P., M. Y., K. T. S., N. A., E. K. Y., C. G., M. Ü., S. K., M. B. ve S. T. aleyhine iştirak halinde "Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “21-a” numaralı bendinde, sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
32-Sanıklar Y. E. ve H. M. Ö. hakkında müştekiler S. C., E. Y., B. E., O. B., M. Ö., H. Ç., H. E., B. G., Ö. T., S. K., M. A., U. G., D. Y., İ. P., M. Y., K. T. S., N. A., E. K. Y., C. G., M. Ü., S. K., M. B. ve S. T. aleyhine iştirak halinde "Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “21-b” numaralı bendinde, sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, Y. E. yönünden CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince, sanık H. M. Ö. yönünden ise CMK.nın 280/2. maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
33-Sanıklar A. Ö.,M. G. ve A. K. hakkında müştekiler S. C., E. Y., B. E., O. B., M. Ö., H. Ç., H. E., B. G., Ö. T., S. K., M. A., U. G., D. Y., İ. P., M. Y., K. T. S., N. A., E. K. Y., C. G., M. Ü., S. K., M. B. ve S. T. aleyhine iştirak halinde "nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “21-c” numaralı bendinde, sanıkların beraatlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla; dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 5271 sayılı CMK.nın 280/2. maddesi gereğince incelemeye konu hükmün KALDIRILARAK, sanıklar hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle;
Sanıklar A. Ö., M. G. ve A. K.’ın üzerlerine atılı ve sabit bulunan müştekiler S. C., E. Y., B. E., O. B., M. Ö., H. Ç., H. E., B. G., Ö. T., S. K., M. A., U. G., D. Y., İ. P., M. Y., K. T. S., N. A., E. K. Y., C. G., M. Ü., S. K., M. B. ve S. T. aleyhine iştirak halinde "nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçundan eylemlerine uyan eylemlerine uyan TCK'nın 309/2 ve 37/1 maddeleri delaletiyle 109/2 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi (birden fazla kişiyle birlikte, silahla ve mağdurların yerine getirdiği kamu görevi sebebiyle işlenmiş olması), işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanıkların kasta dayalı kusurlarının ağırlığı ile güttükleri amaç ve saik göz önünde bulundurularak asgari ceza haddinden ayrılmak suretiyle taktiren ve teşdiden ayrı ayrı 4’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Suçun "silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle" işlediği anlaşılmakla TCK'nın 109/3-a,b,c maddesi uyarınca cezalarının bir kat artırılarak ayrı ayrı 8’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Eylemin birden fazla mağdura yönelik olarak zincirleme şekilde işlendiği anlaşılmakla TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle 43/1. maddesi uyarınca mağdur sayısının çokluğu göz önünde bulundurularak cezalarının takdiren alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 1/2 oranında artırılarak ayrı ayrı 12’şer yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Sanıklar hakkında koşulları oluşmadığından TCK'nın 266. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
3713 Sayılı Kanun'un 5/1. maddesi gereğince cezalarının yarı oranında artırılarak mağdur sanıklar ile sanıkların ayrı ayrı neticeten 18’er hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
Sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasında gözlenen olumlu davranışları, Mahkemeye karşı saygılı tutumları, verilen cezanın bu sanıkların geleceği üzerindeki olası etkileriyle işlenen suçtan pişmanlık duyduklarına dair olumlu kanaat hasıl olması göz önünde bulundurularak cezalarından TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle, sanıkların neticeten ayrı ayrı 15’er yıl hapis cezasıyla CEZALANDIRILMALARINA,
Sanık hakkında hapis cezalarına karar verildiğinden, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı da gözetilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nın 53/1-2. maddesi gereğince hak mahrumiyetleri uygulanmasına,
Sanık hakkında başkaca kanuni veya takdiri artırım ve/veya indirim hükmünün uygulanmasına taktiren yer olmadığına,
Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş oldukları tüm sürelerin,5237 sayılı TCK.nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca sanıklar hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5560 ve 5728 sayılı yasalar ile değişik CMK.nın 231/5-6.maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yer olmadığına,
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak, sanık hakkında yasal şartları bulunmadığından 5237 sayılı TCK.nın 50 ve 51.maddeleri gereğince hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
34-Sanıklar A. G., A. S., B. S., E. B., E. Y., E. Ş., E. Ç., G. G., İ. Y., İ. Y., M. D., M. Ö., M. G., M. B. İ., M. K., M. S. Ö., Ö. F. G., S. E., Ş. S., T. B., Y. Ö. ve Z. K.'nun mağdur A. H.'a karşı iştirak halinde üzerlerine atılı bulunan "nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “22-a” numaralı bendinde, sanıkların mahkumiyetlerine dair verilen karara karşı Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanıklar ve müdafileri tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
35-Sanıklar A. Ö., M. G., A. K., A. A., D. U., G. Ş. S., H. G., H. A., H. M. Ö., M. C., M. D., S. Ç., Y. E. ve Z. G. haklarında müşteki A. H.'a karşı "nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal" suçundan cezalandırılmaları talebi ile açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “22-b” numaralı bendinde, sanıkların beraatlerine dair verilen karara karşı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
36-Sanık Z. K.'nun müşteki koruma polisleri M. Ü., M. Y. ve H. E.'na karşı üzerine atılı bulunan 3 ayrı nitelikli yağma suçundan açılan kamu davaları nedeni ile Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “23” numaralı bendinde, sanığın ayrı ayrı üçer kez mahkumiyetine dair verilen karar aleyhine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ile sanık ve müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş ise de; ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,
37-Tutuklu sanıklar A. A., D. U., H. G., G. Ş. S., Ş. S., T. B., Z. K., H. M. Ö., İ. Y., M. B. İ., A. Ö., Y. Ö., A. Y., E. Ş., H. A., T. K., G. G., O. K., Z. G., M. G., Y. E., C. A., Ü. ÇOŞKUN, A. K., S. E., M. D., M. C., E. B., Ö. C., S. Ç., M. S. Ö., Ö. F. G., A. G., E. Ç., İ. Y., M. G., M. D., A. S., M. Ö., E. Y., M. K. ve B. S.'a CMK.nın 100/3-a-2,7,11. maddelerinde belirtilen kasten öldürme, yağma, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar bölümünde düzenlenen suçlar nedeni ile hükmen verilen hapis cezalarının miktarı ve sanıkların tutuklulukta geçirmiş oldukları süreler dikkate alındığında, orantılılık ilkesinin bozulmamış olduğu ve suçun niteliği karşısında Adli Kontrol Tedbirlerinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından, sanıkların ve müdafilerinin tahliye taleplerinin ayrı ayrı REDDİ ile, sanıkların tutukluluk hallerinin DEVAMINA,
Tutukluluk hallerinin devamı kararına karşı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 104/3 ve 105/son maddesi uyarınca 7 gün içinde dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine İTİRAZ kanun yolu açık olduğuna,
Tutuklamanın devamı kararın duruşmada hazır bulunmayan sanıklar yönünden bulundukları Ceza İnfaz Kurumu vasıtası ile TEBLİĞİNE,
Tutuklamanın devamı kararının CMK.nın 107/1.maddesi gereğince tutukluların bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, bulundukları Ceza İnfaz Kurumu vasıtası ile gecikmeksizin haber VERİLMESİNE,
38-Sanıkların istinaf taleplerinin reddine karar verilmiş olması dikkate alınarak, mahkumiyet ilamlarına bağlı olarak Muğla 2.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 04.10.2017 tarih, 2016/277 esas ve 2017/253 karar sayılı ilam ile hükmün “27” numaralı bendinde, adli emanette bulunan eşyalar ile ilgili verilen karar yönünden sanıklar ve müdafileri tarafından asıl hükümlere bağlı olarak istinaf talebinde bulundukları kabul edilmekle, ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanıldığından, CMK.nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
39-Sanıklar ve müdafileri tarafından, sanıklar lehine yapılan istinaf talepleri dikkate alınarak, CMK.nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK.nın 303/1-h maddesi gereğince ilk derece mahkemesi hükmünün “28” numaralı bendinde ücreti vekalete ilişkin bendin tamamının hükümden çıkartılarak, yerine;
“28-a)Katılanlar Recep Tayyip ERDOĞAN, TC.Başbakanlığının duruşmada kendilerini vekil ile temsil ettirdikleri anlaşılmakla, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ayrı ayrı 3.960’ar TL. maktu vekalet ücretinin sanıklar mahkum olan sanıklardan müteselsilen alınarak katılanlara verilmesine,
b) Katılanlar N. E., G. E. ve C. Z.'in duruşmada kendilerini ortak vekille temsil ettirdikleri anlaşılmakla, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.960 TL. maktu vekalet ücretinin mahkum olan sanıklardan müteselsilen tahsili ile, katılanlara eşit oranda verilmesine,
c)Katılanlar S. Ç.,S. Ç.,Y. E. Ç.’in duruşmada kendilerini ortak vekille temsil ettirdikleri anlaşılmakla, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.960 TL. maktu vekalet ücretinin mahkum olan sanıklardan müteselsilen tahsili ile, katılanlara eşit oranda verilmesine,
d)Diğer katılanlar Milli Savunma Bakanlığı, Enerji Bakanı Berat ALBAYRAK, Nihat ÖZTÜRK, Yazıcı Turizm AŞ'nin sanıklara isnat olunan suçlar yönünden mağdur ve katılan sıfatlarının bulunmaması nedeni ile lehlerine ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,”
Bölümünün eklenilmek suretiyle hukuka aykırılığın DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
40-a)Katılanlar Recep Tayyip ERDOĞAN ve TC. Başbakanlığının istinaf aşamasında açılan duruşmada kendilerini vekil ile temsil ettirdikleri anlaşılmakla, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca birden fazla celse duruşma yapılması dikkate alınarak ayrı ayrı 2.180’er TL. maktu vekalet ücretinin sanıklar H. M. Ö., A. Ö., M. G., A. K. ve C. A.’dan müteselsilen tahsili ile katılanlar Recep Tayyip ERDOĞAN ve TC. Başbakanlığı’na ayrı ayrı verilmesine,
b) Katılanlar N. E., G. E., C. Z., S. Ç., S. Ç. ve Y. E. Ç.’in vekillerinin istinaf aşamasında duruşmalara katılmamaları nedeni ile istinaf aşaması için ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
41-Sanıklar ve müdafileri tarafından, sanıklar lehine yapılan istinaf talepleri dikkate alınarak, CMK.nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK.nın 303/1-h maddesi gereğince hükmün “29” numaralı bendinde yargılama giderlerine ilişkin bendin tamamının hükümden çıkartılarak, yerine;
“29-a) Beraat eden sanık H. Y.için yapılan yargılama giderlerinin devlet hazinesi üzerinde bırakılmasına,
b) Mahkum olan sanıklar için yapılan yargılama giderlerinin her bir sanıktan ayrı ayrı tahsil edilmek surete ile;
- Sanık G. Ş. S. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Ş. S. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık E. Ş. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık İ. Y. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. D. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık B. S. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. K. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık E. Y. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. Ö. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. G. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. C. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. S. Ö. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık A. S. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık H. G. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık T. B. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Z. K. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık H. A. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. B. İ. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık S. Ç. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık S. E. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık İ. Y. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık G. G. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık E. Ç. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Abdülhamit Gülerden için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Ö. F. G. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Y. Ö. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık E. B. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık D. U. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık M. D. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Z. G. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık A. A. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Y. E. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık T. K. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık A. Y. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık O. K. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Ö. C. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
- Sanık Ü. C. için aşağıda ayrıntılı dökümü yapılan toplam (1.690,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,”
Bölümünün eklenilmek suretiyle hukuka aykırılığın hukuka aykırılığın DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
42-a) Sanık H. M. Ö. için istinaf ve ilk derece aşamasında yapılan toplam (1.802,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
b) Sanık A. Ö. için istinaf ve ilk derece aşamasında yapılan toplam (1.774,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
c) Sanık A. K. için istinaf ve ilk derece aşamasında yapılan toplam (1.788,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
d) Sanık M. G. için istinaf ve ilk derece aşamasında yapılan toplam (1.788,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
e) Sanık C. A. için istinaf ve ilk derece aşamasında yapılan toplam (1.774,28) TL. yargılama giderinin sanıktan tahsili ile devlet hazinesine irat kaydına,
Dair talebe uygun olarak oybirliği ile verilen karar, iddia makamı ile sanıklar H. M. Ö., A. K. ve M. G.’in segbis sistemi vasıtası ile yüzlerine karşı, sanıklar A. Ö. ve C. A. ile sanık H. M. Ö. müdafii Av. N. S. sanıklar M. G. ve A. K. müdafii Av. S. A., sanık A. Ö. müdafii Av. M. K., sanık C. A. müdafii Av. Ö. K., katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vekilleri Av. S. K. ile Av. M. İ. ve katılan Başbakanlık vekili Av. H. Ç.’ın huzurunda, diğer katılanlar ve vekillerinin yokluğunda, hükmün 25, 26, 27, 29, 34 ve 35 numaralı bölümleri yönünden CMK.nın 286/2-a,d,g maddeleri gereğince kesin surette, hükmün 1-a, 1-b, 1-c ve 1-d numaralı bentlerinde, CMK.nın 276/2.maddesi gereğince istinaf talepleri red edilenler için, yüze karşı hüküm verilenler yönünden hükmün tefhiminden itibaren, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise, hükmün tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde dairemize verilecek dilekçe ile itiraz yolu açık olmak üzere, hükmün diğer bölümleri yönünden ise, yüze karşı hüküm verilenler yönünden tefhiminden itibaren, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde dairemize verilecek dilekçe veya aynı süre içerisinde tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan sanık yönünden ise bulunduğu kurum zabıt katibi veya kurum Müdürlüğü’ne dairemize gönderilmek üzere vereceği dilekçe yada tutturacağı tutanak ile Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere, açıkça okunup usulen anlatıldı. 06.06.2018 (¤¤)