(5237 S. K. m. 314) (3713 S. K. m. 5, 7)
DAVA: Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
KARAR: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Mahkemenin kararında usule ve esasa dair herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanım müdafinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Dair hükmün tebliğinden itibaren on beş günlük süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe veya aynı süre içerisinde tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine (sanığın tutuklu olması halinde bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne veya zabıt katibine) beyanda bulunmak suretiyle, Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 05/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
İZMİR
13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ
E. 2017/38
K. 2017/161
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan açılan kamu davasının TÜRK MİLLETİ ADINA hüküm vermeye yetkili ve görevli İzmir 13.Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan açık yargılaması sonunda;
İDDİA: İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen gün ve Soruşturma, Esas ve İddianame sayılı iddianamesi ile FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirtildikten sonra;
"ŞÜPHELİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE BAĞLANTISI:
Şüpheli R. M. B.'ün terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olduğu yönünde alınan tanık beyanında;
Şüpheli R.'ın muayenesine diş tedavisi için gelip giderken, kendisine toplantıların olduğunu, katılmak isteyip istemediğini sorduğunu, kendisinin kabul ettiğini, kendisi ile Menderes Caddesi üzerinde bulunan lüks evlere toplantılara gittiğini bu toplantılar sırasında Fettullah GÜLEN cemaatine ait toplantılar olduğunu öğrendiğini, toplantılara 15-20 kişi katıldığını, her toplantının farklı evlerde yapıldığını, bu toplantılara 7-8 kez iştirak ettiğini, bir kez de kendi evinde toplantıya katılanları ağırladığını, R. M. B.'ün gelmeden toplantının başlamadığını, toplantılarda sabit 2 kişinin olduğunu, diğerlerinin sürekli olarak değiştiğini, daha sonra R. ile irtibatlarının kesildiğini, beyan ettiği,
Şüpheli R. M. B. hakkında kolluk birimlerince yapılan araştırmada şüphelinin diş hekimi olduğunu, çevrede bulunanların R. M. B.'ü FETÖCÜ olarak bildiklerini, 15 Temmuz'dan sonra şüphelinin Emniyetçe alınma korkusu yaşadığını ve ortalıktan bir müddet kaybolduğunu, son zamanlarda işyerine tekrar gelmeye başladığı yönünde tespitlerin yapıldığı,
Şüpheliye ait ev, işyeri ve aracında yapılan aramalarda;
Bir adet ACER marka alt kısmı yanık olan LXRXL010191480-FBA83400 seri numaralı, SND: 14806442434 numaralı alt kısmında "R. abi" kırmızı yazı olan bilgisayar (laptop), 1 adet IPHONE 5 S marka gri renkli 35567107725-9371 imei numaralı, içinde 0554 983 …. avea sim kart takılı telefon çıkması üzerine el konulmuş, şahsın işyerine yapılan aramada siyah renkli Everest marka bilgisayar kasasında bulunan üzerinde Transcend Solid State Drive, arka yüzünde SS02205 2.5 SATA 3990 240GB TS:240GSS0220S 001317-0855 seri numaralı Hard disk, Tongy CD-R 700MB/80 MİN yazılı CD ile içinde sim kart olmayan Nokia 1200 Model 354873-02-…. imei numaralı cep telefonu, IPHONE 6S marka, MKQJ2TU/A model, 35576407…. imei numaralı cep telefonu ve telefona takılı üzerinde 8990…. 4.G sim card51484…. yazılı sim card'ın bulunduğu, başkaca herhangi bir suç unsuruna ulaşılamadığı, söz konusu dijital materyaller üzerinde incelemenin henüz sonuçlanmadığı, sonuçlandığında raporun Mahkemenize gönderileceği,
668 Sayılı kanun hükmünde kararname 3-(l)/x maddesi gereğince "5271 Sayılı kanunun 128. Maddesi uyarınca İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3356 D.İş sayılı kararıyla şüphelinin mal varlıklarına el konulduğu, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına yazılan yazıya henüz cevap verilmediği, cevap geldiğinde dosyaya eklenmek üzere gönderileceği,
Şüphelinin FETÖ/PDY ile bağlantılı derneklere üyeliğinin bulunmadığı, bağlantılı işyerlerinde Sgk kaydının olmadığı,
Şüphelinin oğlu Ferit B.'ün FETÖ/PDY bağlantılı olması sebebiyle kapatılan Özel Y. Orta Okuluna 2014-2015 ve 2015-2016 yıllarında kapatılana kadar devam ettiği,
Şüphelinin mali hesapları üzerinde aldırılan bilirkişi raporunda 2013-2014-2015 ve 2016 yıllarında FETÖ/PDY ile bağlantılı olması sebebiyle kapatılan G…. Üniversitesine 32.175 TL toplam ödemesinin bulunduğu, yine Ş… Özel Eğitim A.Ş Karşıyaka Özel Y. Orta Okuluna 52.685 TL ödemesinin bulunduğu, şüphelinin 14.02.2014 tarihinde 91 günlük katılım hesabı açılışı yaparak 176,49 gram ( 15.881,00 TL)'lik altın hesabı, 15.07.2016 tarihinde 91 günlük 10.000,28 USD'lik katılım hesabının bulunduğu,
SONUÇ OLARAK;
15.01.2014 tarihinde Ulusal Medya'da yayınlanan Terör Örgütü Elebaşısı Fettullah GÜLEN'e ait 15.12.2013 tarihli bir telefon konuşmasında Fettullah GÜLEN ile konuşan kişinin Banka'nın likitide sorununa dair bilgi vererek örgüt içerisindeki kişiler ile bu kişilerin çevresindekilerin Bankasya'ya yönlendirmesi noktasında Fettullah GÜLEN'den onay aldığı ve akabinde konu görüşmenin medya'da GÜLEN'den "Bankasya'ya para yatırın" talimatı olarak yansıtıldığı, yukarda belirtildiği şekilde şüphelinin söz konusu haberlerin hemen akabinde 14.02.2014 tarihinde BankAsya'da 176,49 gram ( 15.881,00 TL)'lik katılım hesabını açması, şüphelinin darbe girişiminin olduğu gün parasını USD'ye (Amerikan Dolarına) çevirmesi, şüphelinin çocuklarını 17-25 Aralık operasyonlarından sonra FETÖ/PDY'ye ait okullara kaydını yapıp göndermesi, tanık beyanı birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin silahlı terör örgütü olan FETÖ/PDY üyesi olduğu anlaşılmış olmakla;
Şüphelinin yargılamasının mahkemenizce yapılarak eylemine uyan, 3713 Sayılı TMK m. 7 delaletiyle TCK m. 314/2, 3713 Sayılı TMK m. 5/1, TCK m. 58/9, TCK m. 63, TCK m. 53, TCK m. 54, 55 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi" talebiyle kamu davası açılmıştır.
SAVUNMA:
SANIK TEM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNDE ALINAN SAVUNMASINDA ÖZETLE; ".. Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Bölümünden mezun olduğunu, Buca ilçesinde serbest diş hekimliği yaptığını, adına düzenlenmiş pasaportunun olduğunu, 2005 yılında haç ibadetini yerine getirmek ve 2015 yılında Almanya ülkesinde düzenlenen Diş Hekimliği Kongresine katılmak için yurt dışına çıktığını, herhangi bir siyasi parti dernek, sendika . Vakıf ve benzeri bir üyeliğinin olmadığını, bugüne kadar sahte kimlik ve kod kullanmadığını, bugüne kadar sohbet toplantı, derse katılmadığını, herhangi bir gazete, dergi, kitap vb. Aboneliğinin olmadığı " şeklinde beyanda bulunmuştur.
SANIĞIN SULH CEZA HAKİMLİĞİNDE ALINAN SAVUNMASINDA:" Ben bu konuda emniyette ifade vermiştim o ifadem doğrudur aynen tekrar ederim, suçlamayı kabul etmiyorum. Ben bylock programı indirmedim kullanmadım, bu örgüt ile hiçbir alakam yoktur, tanık beyanlarını kabul etmiyorum, iftiradır, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak istiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur
SANIĞIN MAHKEMEMİZDE ALINAN SAVUNMASINDA: "Atılı suçlamayla ilgili olarak daha önce poliste ve sonrasında Sorgu Hakimliğinde ifadeler vermiştim. O ifadelerim de doğrudur, aynen tekrar ederim. 33 senedir serbest diş hekimliği yapıyorum. Bugüne kadar hiç bir adli olaya karışmadım. Hiç bir siyasi partiye ve sendikaya üye değilim. Geçmişte dernek üyeliklerim oldu, onlardan biri Kazak Kültür Derneği'dir. Kazakistan ile herhangi bir bağlantım yoktur, fakat bir hastamın daveti üzerine gidip üye olmuştum. Ayrıca Ege Sağlık Derneğine de yıllar önce üye olmuştum. Tanık N. C.'i tanırım. Kendisi 2003-2004 yıllarında babamın evinde kiracı olarak kalıyordu. Kendisinin diş tedavisini de yapmıştım. Ben dava açıldıktan sonra muayene kayıtlarıma baktırdım. En son 2002 yılında bu şahsın eşinin tedavisini yapmışım. Bu tarihten sonra ne kendisini ne de eşini tedavi etmiş değilim. Kendisini sohbete davet etmiş de değilim. Ben de cemaat sohbetlerine katılmıyorum. Bank Asya'da hesabım olduğu doğrudur. Muayenehanemde pos cihazı bulundurma zorunluluğu getirilmişti. Bank Asya'da komisyon ücreti olmadığından Bank Asya'nın pos cihazım getirtmiştim. Yine oğlumun düğünü sebebiyle alınan takılar bizde kalmıştı, bu takıları Bank Asya'ya yatırmıştık. Bank Asya'ya talimat üzerine para yatırmış değilim. Benim iki çocuğum vardır. Kızım Y. Kolejini bitirdikten sonra Gediz üniversitesine gitti. Diğer çocuğum da Y. Kolejine gidiyordu, Y. Koleji kapanınca B… Kolejine gönderiyoruz. Çocuklarımın okul ödemelerini Bank Asya üzerinden yapıyordum H.. Ö… isimli bayan adına herhangi bir telefon hattı çıkartmış değilim. Bu kişi benim 2000-2005 yılları arasındaki iş ortağımdır. Kendisi de diş hekimidir. 2005 yılından sonra benden ayrılıp kendi muayenehanesini açtı. Bu şahısta Bylock çıkmış ise benimle bir alakası yoktur aleyhime olan hususları kabul etmiyorum Mahkumiyetime karar verilir ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ve kabul ediyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK NEJDET C. KOLLUKTA VERDİĞİ İFADESİNDE,
2003-2004 Yılları arasında R. B.'ün babasının evinde kiracı olarak kaldığını, sanığın Menderes caddesi No. 125 Sayılı yerde diş doktoru olduğu, dişlerinden rahatsız olduğu için sanığın babasının sanık R.'ı kendisine tavsiye etiğini, aynı yerde bulunan muayenehanesine gittiğini, muayenehaneye gittiği sırada kendisinin toplantıları olduğunu, katılmak isteyip istemediğini sorduğunu, kabul ettiğini ve Menderes caddesi üzerindeki lüks evlere toplantılara gittiğini, bu toplantılar sırasında Fethullah Gülen cemaatine ait toplantılar olduğunu öğrendiğini, toplantılara 15-20 kişi katıldığını, her toplantının farklı evlerde yapıldığını, kendisinin 7-8 kez iştirak ettiğini, bir kez de kendi evinde ağırladığını, katıldığı toplantılarda R. B.'ün gelmeden toplantının başlamadığını, toplantılarda sabit iki kişinin olduğunu, diğer şahısların sürekli değiştiğini, toplantılardan birinde sabit gelen iki kişinin nerede çalıştığını sorduğunu, adliyede çalıştıklarını öğrendiğini, bir sene R. B.'ün babasının evinde kaldığını, daha sonra evi değiştirince kendisi ile irtibatının kalmadığını, katılmış olduğu toplantılarda kendisinden hiç para talep edilmediğini, ancak Z. Gazetesine abone olun diye ikazda bulunulduğunu, R. B.'ün halen aynı yerde diş doktorluğu yaptığını, aktif olarak bu işin içinde olduğunu düşündüğünü, zira tam olarak adresini bilmediği, kendi evine yakın evlerine gittiğinde, babası emekli birisi olmasına rağmen iki apartmanlarının olduğunu, apartmanların 4-5 daireli, aşırı derecede lüks ve kamera sistemli olduğunu gördüğünü beyan etmiştir.
TANIK NEJDET C. MAHKEMEMİZDE VERDİĞİ İFADESİNDE: "Ben konuyla ilgili olarak daha önce poliste ifade vermiştim. O ifadem doğrudur. Aynen tekrar ederim. Sanık R. M. B.'ü tanırım. Daha önce ben bu şahsın anne ve babasına ait evde kiracı olarak kaldım. Sanığın diş hekimi olduğunu anne ve babası olduğunu söylemişti. Ben de muayenehanesine bir kere gittim, ama muayene olmadım. Sonrasında sanığın anne ve babası bana sohbetler olduğunu söylediler, katılıp katılmayacağımı sordular, ben de katılabileceğimi söyledim. Bunun üzerine sanık R. M. B. beni evden alıp birlikte Menderes Caddesi üzerindeki bir eve sohbete götürdü. Evde yaklaşık 15 kişi vardı. Hepsi erkekti. Bu evde Fethullah Gülen'in kitapları okundu, Fethullah Gülen'den bahsedildi. Sohbeti R. ile birlikte iki kişi daha birlikte verdiler. Yani bu 15 kişiden 3'ü sohbet veriyordu, 12'si dinliyordu. Sohbet verenlerden biri de sanık R. M. B. idi. Sonrasında ikinci sohbeti bu kez benim evimde yaptık. Bu söylediğim olaylar yaklaşık 13-14 yıl önceydi, yani 2002-2003-2004 yıllarında oldu. Benim evimdeki sohbete 12 veya 13 kişi geldi. Bu sohbeti sadece sanık R. M. B. verdi. Geriye kalan herkes dinleyiciydi. Sonrasında ben oradan taşındım. Bu kişi ve ailesi tamamen bu yapının mensubuydular. Ben söylediğim bu tarihten sonra yani 2003-2004 yıllarından sonra bu kişi ile bir daha hiç görüşmedim. Kendisiyle bir daha hiç konuşmadım. 2004 yılından sonra Fethullah Gülen cemaati içerisinde sohbetlere devam edip etmediği konusunda herhangi bir bilgim, görgüm veya duyumum yoktur. Ancak sonrasında ailesini gördüm, ailesinin bu yapının içerisinde olduğunu biliyorum Beni sohbete ilk olarak davet eden sanık R.'tır. Beni kendisiyle ailesi tanıştırdı. Yoksa beni sohbete davet eden kişi anne ve babası değildir, yukarıdaki beyanımı bu şekilde düzeltiyorum " şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLER:
-Sanık savunması,
-Tanık beyanı,
-İl Dernekler Müdürlüğü'nün 09/02/2017 tarih ve 41330036-470-E.7573 Sayılı yazısında özetle; sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olan Özgürlük ve Demokrasi Platformuna üye olan Ahıska Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği'ne üye olduğu ve daha sonra dernek yönetim kurulu yedek üyeliğine seçildiği, derneğin 15/07/2016 tarihinde fesih edildiği; ayrıca Dernekler Bilgi Sistemi üzerinde yapılan incelemede, iltisaklı olduğu şüphesiyle denetim amaçlı evrakları istenen ancak dernek yöneticileri tarafından evrakları teslim edilmeyen Ege Sağlık Derneğinin kurucu üyesi olduğu, daha sonra yönetim kurulu asil üyeliğine, sonra da yönetim kurulu saymanlığına seçildiği, derneğin 26/03/2016 tarihinde fesih edildiği bildirilmiştir.
-Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından sanığın mal varlığı üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 10/02/2014 tarih ve 2017/MAR. 19-7/7 Sayılı "Mali Analiz Raporu" nda özetle; sanığın Asya Katılım Bankası'nda Türk Lirası ve Amerikan Doları cinsinden hesaplarının bulunduğu; 2011 yılında sanığın Asya Katılım Bankası'ndaki hesabına İ. H. K. isimli kişi tarafından 1.500 TL para havalesi yapıldığı, bu kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu şüphesiyle soruşturma yapıldığı; ayrıca sanık tarafından Asya Katılım Bankası aracılığıyla B. U. isimli kişiye 2014 yılında 5.000 TL havale gönderildiği, B. U. hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı kişilerce kurulan VESKON (Uluslararası Vefa Sağlık Konfederasyonu) çatısı altındaki sağlık federasyonlarında görevli şahıslarla irtibatlı olduğundan doktorlar/sağlıkçılar imamı olabileceği iddiasıyla soruşturma yapıldığı bildirilmiştir.
-İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 11/05/2017 tarihli "Export İnceleme Tespit ve Değerlendirme Raporu" nda; yapılan arama neticesinde sanıktan ele geçirilen Iphone A1457 (5S) marka cep telefonunun incelenmesinde, ASYABES tarafından 13/10/2016 tarihinde saat 07:37:03'de gönderilen; "Asya Emeklilik Müşteri Numaranız:329204 Güvenlik Kodunuz:211DOD36" şeklinde mesaj bulunduğu; Nokia GSM 1200 (RH-99) marka ve model cep telefonunda ise 26/09/2013 tarih ve 15:50:28 tarihinde IŞIK YAYIN'dan gelen "hayatın getirdiği sorular cevap buluyor. Fethullah Gülen Hocaefendinin yeni eseri KENDİ RUHUMUZU ARARKEN çıktı." şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
-Bilirkişi M… A… P… tarafından düzenlenen 16/01/2017 tarihli raporun sonuç kısmında özetle; sanığın 2013,2014,2015 ve 2016 yıllarında G… Üniversitesi'ne 32.175 TL; Ş… Özel Eğitim A.Ş. Özel Karşıyaka Y. Ort. Okulu'na 52.685 TL okul ödemesi yaptığı; Bank Asya'da açılan katılım hesabına 14/02/2014 tarihinde 15.881 TL karşılığında 176,46 gr altın ve 15/07/2016 tarihinde 10.000,28 USD yatırdığının belirlendiği bildirilmiştir.
-Sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA:
FETÖ/PDY'nin Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal düzenini değiştirmek amacıyla kurulmuş olan silahlı bir terör örgütü olduğu, örgütün liderinin Fethullah Gülen olduğu, örgüt içerisinde hücre tipi yapılanmanın bulunduğu, yine terör örgütünün Türkiye Cumhuriyetinin kurumları ve coğrafi yapısı dikkate alınarak teşkilatlanma şeması içerisinde olduğu, söz konusu terör örgütünün 15 Temmuz 2016 tarihindeki silahlı darbeye teşebbüs eylemini gerçekleştirdiği,
Tanık N. C.'in beyanı, sanığın oğlunun 2014-2015, 2015-2016 eğitim öğretim dönemlerinde Y. Kolejine göndermesi, İl Denekler Müdürlüğünün yazısında sanığın FETÖ ile iltisaklı olduğu düşünülen ancak belgeleri verilmediği için incelemesi yapılamayan ve bu sebeple KHK konusu yapılmayan Ege Sağlık Derneğinin kurucu üyesi olması, Fethullah Gülen ile bir örgüt üyesinin 15 Aralık 2013 tarihinde Bank Asya'nın finansal durumunu telefonla konuşarak örgüt üyelerinin bankaya para yatırmak suretiyle finansal durumun düzeltilmesiyle ilgili yapmış oldukları konuşmanın 14/01/2014 tarihinde ulusal medyaya 'Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırın çağrısı' üzerine örgüt üyelerinin Bank Asya'ya para yatırmaya başladığı, sanığın da 14/02/2014 tarihinde 15.881 TL karşılığında 176,49 gram altın aldığı, yine sanığın 15/07/2016 tarihinde parasını USD'ye çevirmesi, yine siber inceleme raporunda sanığa Işıkevlerinden yeni çıkan kitaplarla ilgili olarak bilgilendirme mesajları gelmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olduğu anlaşılmış olmakla,
Sanığın eylemine uyan TCK.nun 314/2, 3713 Sayılı TMK.nun 5/1, TCK.nun 53/1, 58/9 maddeleri uyarınca CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın tutuklulukta ve gözaltında geçer sürelerinin TCK.nun 63. Maddesi uyarınca MAHSUBUNA,
Dijital materyallerinin incelemesi sonucu oluşturulan kopyaların dosyada delil olarak saklanmasına,
MASAK raporu içeriği dikkate alınarak soruşturma aşamasında sanığın malvarlığına ve hak ve alacaklarına konulan tedbirin KALDIRILMASINA,
Sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçun CMK.nun 100/3. Maddesine belirtilen suçlardan olması dikkate alınarak TUTUKLANMASINA karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Yukarıda yazılı iddianame ile açılan dava üzerine, mahkememizce yapılan yargılama sürecinde, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, mahkememizce edinilen vicdani kanaate göre;
Öncelikle sanığın üyesi olduğu kabul edilen FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne dair değerlendirme yapmak ve bu yapılanmanın silahlı terör örgütü olup olmadığının tespitini yapmak gerekirse;
Fetullah Gülen tarafından 1966 yılında çevresinde bulunan arkadaşları ile dini motifleri istismar etmek suretiyle kurulan örgütün faaliyetlerini öğrenciler ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırarak, teyp ve video kasetlerine çekilen konuşmaları ve sohbet toplantıları aracılığıyla görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubu ile birlikte kendi adıyla anılan, "cemaat", "hizmet hareketi" diye de adlandırmıştır. Örgüt özellikle 1990'lı yılların başından itibaren yurt dışına da açılmaya başlayıp zaman içerisinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelmiştir.
1970'li yıllardan günümüze kadar uygulamış olduğu örgütlenme yöntemleri, taktik ve stratejiler bütüncül bir bakış açısıyla incelendiğinde, FETÖ/PDY örgütünün, kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını istismar ederek "Himmet" adı altında topladığı maddi kaynaklar ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseselerinde kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencileri, özetle insan kaynağını, ekonomik ve siyasi gücünü, örgüt ideolojisi doğrultusunda kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasal kurumlarında (yasama, yürütme, yargı erklerini) kadrolaşmayı ve aynı zamanda Uluslar arası platformlarda da etkin bir güç haline gelmeyi hedeflemiştir.
Bu kapsamda örgütün; tabanında bulunan insanların dini duygularını kullanarak kaynak ve meşruiyet devşirmeye çalıştığı, öğrenci seçme ekipleri ile köy ve semtlerden topladığı gençleri, bünyesindeki vakıf, ışık evleri, okul ve dershaneleri marifetiyle ideolojisi doğrultusunda yetiştirerek insan gücü elde ettiği, devlet modeline paralel bir örgütlenme ile gizlice başta siyaset, mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızdığı, yurt, okul, dershane ve ışık evlerinde, beyin yıkama metotları ile sorgulamayan, düşünmeyen, mutlak itaati esas alan yapıya bağlı insan tipi yetiştirdiği, dinler arası diyalog adı altında, diğer dinlerin temsilcileri ile görüşerek, kendisini İslam adına muhatap göstermeye çalıştığı, şirket birlikleri ve konfederasyonlar kurarak kendisine bağlı bir zenginler kulübü oluşturmaya ve böylelikle ulusal ve uluslararası ticarette söz sahibi olmaya çalıştığı, ÖSS, YDS, DGS, ALES, YÖS, ÜDS, KPDS, TUS, KPSS, askeri okullara giriş sınavı, polislik sınavı, hâkim adaylığı sınavı başta olmak üzere birçok sınav sorularını hukuka aykırı yollarla ele geçirip sınav öncesi yandaşlarına vererek kendi mensuplarının eğitim kurumlarına veya kamu kurumlarına yerleştirilmesini sağladığı, ürettiği sahte belge ve delillerle, örgüt mensubu olmayan kişiler hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmasını sağlayarak bu kişilerin haksız şekilde Devlet kadrolarından tasfiye edilerek yerlerine kendi örgüt elemanlarının yerleştirilmesini sağladığı tespit edilmiş, bu gibi yöntem ve araçlarla örgüt nihai amacına ulaşmaya çalışmıştır.
FETÖ Örgütü; 'coğrafi', 'sektörel' ya da 'kurumsal' anlamda, "imam " olarak ifade edilen sorumlulardan oluşan bir çalışma ve hiyerarşik düzene sahiptir. Ast-üst ilişkisi, askeri bir hiyerarşiden daha sistemlidir.
Mensuplarınca "Kâinat İmamı" ve "Mehdi" olarak kabul edilen terörist başı Fetullah GÜLEN'in liderliğini yaptığı örgütün yurtdışı yapılanmasını, kıta imamları ve onlara bağlı ülke imamları oluşturmaktadır. Her kıta imamının altında sorumlu ülke imamları bulunmakta, kıta ve ülke imamlarının koordinesinde o ülkenin alt yapı çalışması yapılmakta ve örgütün o ülke üzerindeki politikası belirlenmektedir.
Örgütün yurt içi yapılanması ise, Türkiye imamı, bölge (eyalet) imamları, il imamları, küçük il bölge imamları (sadece büyük şehirlerde), ilçe imamları, semt imamları, mahalle imamları, ev imamları (abileri), talebe imamları, serrehberler, belletmenler şeklinde hiyerarşik bir yapı izlemekte ve örgüt tabanına yayılmaktadır. Türkiye'den sorumlu imama, beş bölge imamı, ona da bu beş bölgeyi oluşturan şehirlerden sorumlu imamlar bağlıdır. Her şehir, büyüklüğüne göre alt bölgelere, bölgeler semtlere bölünmüş olup her semte ayrı bir imam atanmaktadır. Semt imamlarının altında ise o semte bağlı ışık evlerinin imamları yer almaktadır.
Her bir ilçe imamı, sorumluluğu altındaki ilçede, "sohbet toplantısı" olarak adlandırdıkları toplantıya katılan esnaf, memur vb. listesini, bunların irtibat bilgilerini, anılanlardan ne kadar himmet alındığını, kendilerine bağlılık derecesini, ne iş yaptığını, sohbetlerdeki tutum ve davranışlarını, ilçede örgüte bağlı menkul ve gayrimenkul listesini tutmakta, ilçeye yeni atanan kamu kurum/kuruluş yetkililerinin tutum davranışlarını takip etmekte, kendilerinden olan ve olmayanları belirlemekte, kişisel zaafları dahil şahıslar hakkında biyografik bilgi formları tutmaktadır.
Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının bilgileri de örgüt tarafından güncel olarak arşivlenmektedir.
FETÖ/PDY, "abilik" ve "ablalık" müessesi sayesinde temas kurduğu öğrencilerin aileleri hakkında da bilgi toplayarak; ailelerin dini, siyasi, ekonomik, etnik köken vb. durumlarını kayıt altına almaktadır.
Bu kapsamda ışık evlerinden, mahalle, ilçe, il, bölge ve Türkiye geneline, yurt dışında ise yine örgütün faaliyet gösterdiği her bir yerleşim yerine ve alanına kadar, örgüt hafızası niteliğinde arşivleri ile her bir sorumlunun, sorumluluğu altındaki birime ya da alana dair tutuğu ve bir üstüne gönderdiği kayıtları/arşivi vardır.
Sözde lider Fetullah Gülen'in 1999 yılı içerisinde ABD'ye gitmesinden sonra Türkiye'deki faaliyetlere dair sorumluluk Türkiye imamına geçmiştir. Ülke içerisindeki faaliyetler ülke imamına bağlı olarak yürütülmekte ve yapılan faaliyetler kurye aracılığıyla ya da doğrudan irtibata geçilerek Gülen'e aktarılıp onayı istenmektedir. Özel hizmet birimi imamları, tayin heyeti, yargı imamı, medya imamları, Türkiye mütevelli heyeti, kıta imamları, bölge imamları ve akademik kadro imamı doğrudan Türkiye imamına bağlıdır.
Öncelikle, tüm meslek grupları içinde örgüt mensubu kişiler yönünden silsile şeklinde ayrı bir hiyerarşik yapı bulunduran, bir meslek grubu içinde yer alan örgüt üyesinin, diğer bir meslek grubunda yer alan örgüt üyesini tanımadığı, bir örgüt mensubunun en fazla üç veya dört kişiyle irtibat kurduğu hücre tipi yapının benimsendiği bu örgüt için, örgütün tüm üyeleri arasında haberleşme ağı ve bağlantısının aranması abesle iştigalden öteye gidemeyecektir.
Kamuda (Bakanlıklar ve taşra teşkilatları, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, vb.) ve özel sektörde (Hukuk büroları, bilişim şirketleri, muhasebe firmaları vb.) faaliyet gösteren kurumlar için de örgüt tarafından imamlar atanmaktadır.
Örgüt mensupları tarafından haberleşmede kullanılan yöntemler: Ru be ru (yüz yüze), kurye kullanmak, cep telefonu, özel not, internet ağı, sosyal medya, basın yayın organları aracılığıyla genel açıklamadır. Birinci derecede iletişim şekli ru be ru (yüz yüze) şeklindedir. Buna göre, acil durumlarda görüşülmesi gereken bir kişi veya konu varsa mutlaka yüz yüze gerçekleştirilmekte, mecbur kalınmadıkça telefonla görüşme yapılmamaktadır.
Mobil veri ile iletişime imkân tanıyan Skype, Tango, Bylock, Line, Eagle, Kakaotalk, Whatsapp vb. programlar da düşük maliyetli olması ve mesajlaşmaların şifrelemek suretiyle korunması sebebiyle sık tercih edilen haberleşme yöntem ve araçlarıdır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmekte, özellikle örgütün lideri Gülen ile haberleşmede çoğunlukla bu yöntem kullanılmakta, talimat almak yahut faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla ABD'nin Pensilvanya Eyaletine gidilerek yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat kendisinden alınmaktadır.
Örgütün önemli bir ayağını toplumun çeşitli kesimlerinden özellikle de kırsal bölgelerden şehirlere gelen fakir aile çocukları oluşturmaktadır. Örgütün okul ve dershanelere yönelmesinin temel amacı örgüte öncülük edebilecek ve zamanla kadrolarında yer alabilecek zeki kişileri yetiştirmektir. Bu kapsamda, ortaokul ve lise döneminden başlayarak örgütün eleman kazanmak amacıyla piknik, yemek adı altında toplantılar düzenlemekte, bu toplantılarda öğrenciler örgüte bağlı etüt merkezlerine ve dershanelere yönlendirilmekte ve söz konusu yerlerde öğrencilerden sorumlu örgüt mensupları bulunmaktadır. Örgütle teması sağlanan öğrenciler, ağabeylerin veya ablaların sorumlu oldukları evlere dağıtılmaktadır. Her öğrenciye kod adı verilmektedir. Mülki idare, emniyet, TSK ve yargı gibi stratejik kurumlar için hazırlanacak öğrenciler, daha özel şartlarda seçilip, özel şartlarda hazırlanmaktadır. Bunlara hücre tipi yapılanma modeli uygulanmakta; askeri okullara, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ne sokulacak öğrenciler, kesinlikle kendi dershanelerine gerçek isimleri ile kayıt edilmemektedir. Bu öğrencilere sınav sorulan önceden verilerek ezberletilmekte ve bu husus örgüt jargonunda "Fetih okutmak" olarak adlandırılmaktadır.
Üniversite döneminde, öğrencilerin örgüt mensuplarınca yurtlarına veya ışık evi olarak adlandırılan örgüt evlerine yerleştirilmekte, bazı örgüt mensupları ise Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda kalarak örgüte öğrenci kazandırmaya çalışmaktadır. Ev ve yurtlarda kalan öğrencilerden sorumlu olan ve kod isim kullanarak örgütün gizlilik kuralına riayet eden abi veya ablaların asıl görevi, öğrencilerin örgütle bağının kuvvetlendirilmesi ve takibidir.
Örgütün himmet yolu ile sağladığı gelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütün sohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarak katılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatlara sorgusuz itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerek mütevelli heyeti üyesi yapılmakladır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban ve himmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır.
İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelli heyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar esnasında dini duygular istismar edilerek himmet, zekât, kurban ve öğrenci bursu adı altında toplanan paraların artırılması sağlanmakta, toplanan paraların karşılığının Cennet ile mükâfatlandırılma olacağı
vurgulanmaktadır.
Örgütün Gelir Kaynakları;
a-) Usulsüzce Kamu Kaynaklarından Elde Edilen Gelirler;
b-) İş Adamlarından Sağlanan Gelirler;
c-) STK'lardan Sağlanan Gelirler;
ç) Gönüllülük Esaslı Sağlanan Gelirler;
d-) Eğitim Faaliyetleri Gelirleridir.
Örgütün, insanları beş farklı dereceye tabi tutarak sınıflandırdığı, bunlardan beş birlik olarak adlandırılan birinci sınıfı örgüte düşmanca davranan ve aleyhine mücadele eden kişilerin; beş ikilik olarak adlandırılan ikinci sınıfı düşman görülmemekle birlikte örgüte ilgi duymayan kişilerin; beş üçlük olarak adlandırılan üçüncü sınıfı hiçbir yardım ve katkıda bulunmaksızın örgütü seven kişilerin; beş dörtlük olarak adlandırılan dördüncü sınıfı doğrudan örgütün bir ferdi olmamakla birlikte örgüte her türlü yardımı yapan ve destekleyen kişilerin; beş beşlik olarak adlandırılan beşinci sınıfı örgüte mensup olup her şeyi ile kendisini örgüte adamış ve örgütü sorgulamayan kişilerin oluşturduğu belirlenmiştir.
Örgüt içerisinde Fetullah Gülen'in verdiği kararı sorgulama anlamına gelecek her düşünce, eylem ve tavır kuvvetle ezilmekte, liderin ve ona bağlı diğer yöneticilerin tüm talimatları aklın da ötesinde kutsiyet kazandırılarak uygulanmaktadır. Fetullah Gülen başta olmak üzere örgüt yöneticileri, halka hitap ederken büyük bir tevazu sergilerken, örgüt içerisinde mutlak bir otorite ile hareket etmekte olup, örgüt içerisinde ödül ve ceza sistemi uygulanmaktadır.
Örgüt mensuplarının iş ve özel hayatlarındaki bütün kararlarını, örgütün tasarrufuna bırakmış olmalarının altında yatan sebeplerden en önemlisi, bağlı oldukları imamların ve örgütün sözde lideri Fetullah Gülen'in hata yapmayacağına olan inançlarıdır. Hatta örgüt mensuplarının evlilikleri dahi çoğu zaman bağlı bulundukları imamların izin ve talimatları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Evlilik kararı veren örgüt mensubu bu durumu kendisinden sorumlu imama iletmekte, müstakbel eşini yine örgüte bağlı olan bayanların resimlerinin bulunduğu bir katalogdan seçmektedir. Böylelikle hem mensupların örgüte bağlılığı artırılmakta hem de örgütten ayrılma durumunda ayrılan kişilerin eş ve çocukları örgüt talimatı ile kendisinden uzaklaştırılarak baskı oluşturulmaktadır.
Örgütün sözde lideri Fetullah Gülen'in "Ne olursanız olun makam şöhret başınızı döndürmesin. 'Sıfır' olun. Olun ki büyük rakamlarda büyük yerlerde kullanılasınız." şeklindeki sözleri, örgüt mensuplarının fonksiyonel değerini ifade etmekte olup Gülen'e göre bireysel olarak hiçbir anlam ifade etmeyen fertler, örgüt bünyesindeki faaliyetleri ile değer kazanmaktadır.
Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ/PDY'nin, dini değerleri zamana ve şartlara göre kendi idealleri doğrultusunda yorumlaması, ülkesi ve devleti ile barışık olmak yerine devleti kendisine hasım olarak görmesi, açık ve şeffaf olmak yerine bir istihbarat örgütü gibi" kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanılması, yönetim kadrosunun faaliyetleri yurt dışından idare etmesi ve hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasadışı yöntemi kullanması, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de gerçekleştirebilecek tarzda yapılandığını göstermektedir. Nitekim 15 Temmuz silahlı darbe ve işgal girişimi sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptığı açıklamada da belirtildiği üzere, "emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden, dini görünümlü eğitim faaliyetlerini bir güç ve çıkar ağına dönüştürerek dünyevî, siyasî ve ekonomik bir yapı oluşturan, sözde dini söylemlerinde, İslâm'ın temel bilgi kaynaklarından çok, rüyalar, gizemli hikâyeler barındıran kendisine bağlı medyanın aracılığı ile sık sık Peygamber Efendimizin de katıldığı belirtilen sohbet, vaaz ve konferanslar yoluyla İslam dininin tahrifine tevessül eden, kendini gizleme, olduğundan farklı görünme, ikiyüzlü davranma, çift dilli konuşma, takiyye gereği helal-haram gözetmeme, kod adı kullanma, bulunduğu ortamda inandığından farklı yaşama, yalan söyleme, tecessüste bulunma, mahremiyeti ihlal etme, şantaj yapma, kayırmacılık, kötü emeller için örgütlü dayanışma gibi yöntemler kullanması sebebiyle gayr-i İslâmî ve gayr-i ahlaki özellik taşıyan, dinler arası diyalog adına din mühendisliği yapan ve kelime-i tevhidi parçalayan bu yönü ile İslam dinine zarar veren sahte bir mehdi hareketi olduğu" belirtilmiştir.
Fetullah Gülen'in 1970'lerin sonunda başlattığı uzun vadeli projenin ilk halkasını eğitim oluştururken, tedrisattan geçenler başta Emniyet, Yargı, TSK ve Mülkiye olmak üzere, devletin önemli kademelerine yerleştirilmiş, bir kısmı ise "işadamı" olmaya aday gösterilmiştir. Örgüt bir yandan eğitimle kadro yetiştirip, bir yandan da diğer alanlarda etkinliğini artırmıştır.
Fetullah Gülen ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş; bu nedenle, mevcut sistemi yıkmak yerine, devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir.
FETÖ/PDY, yurt içinde ve yurt dışında çok miktarda vakıf, dernek, özel okul, şirket, dershane, öğrenci yurdu, yayın organı, gazete, TV istasyonu, faizsiz finans kurumu, sigorta şirketi ve radyo istasyonunu denetim altında bulundurarak; amacına uygun planlı, programlı ve gizli olarak faaliyetlerini yürütmüştür.
"Hizmet ve eğitim hareketi" olarak görünmesine rağmen, FETÖ/PDY'nin paralel kadrolaşma hedefinin "Askeri" ve "Stratejik" birimlere yöneldiği; gücün, stratejik bilginin ve paranın olduğu her yerde örgütlendiği" görülmektedir.
Örgütün, devlet yapılanması içerisinde en güçlü olduğu alanların başında, güçlü bir istihbarat ağına sahip olması gelmektedir. Örgütün sözde liderinin kamuoyuna yansıyan bazı konuşmalarında, örgütün hedeflerine ulaşması için gerçekleştirilen faaliyetlere dair olarak örgüt mensuplarına aktardığı talimatlara göre, düşmanlardan bir adım önde olmak için istihbarat en önemli unsurdur, gerekli büyüklüğe, olgunluğa ve uygun şartlara ulaşmadan saldırıya geçilmemelidir, yeterli güce ulaşana kadar ılımlı gözükmeli ve alttan alınmalıdır, harekete geçmeden önce plânlama yapılmalı, plânsız hiçbir iş yapılmamalıdır, strateji ve taktikler kimseye söylenmemelidir, hatta bazı strateji ve taktikleri işin başında bulunan tek insan bilmelidir, nihai hedefe ulaşmak için her yol mubahtır. Bu kapsamda, kamu kurumlarında çalışan örgüt mensupları elde ettikleri bilgileri örgüte aktarmakta ve toplanan bütün bilgiler yukarda birleştirilerek, büyük bir havuz oluşturulmaktadır. Örgüt, hedeflerine ulaşmak için bu havuzdaki bilgi ve belgeleri, örgüt lideri Fethullah Gülen'in de bilgisi ve onayı ile amaca uygun hale getirerek hasım cephedeki kişi ve kurumlar aleyhinde kullanmaktadır. "Fuatavni " isimli twitter kullanıcısı bu konunun somut örneğidir. Süreç, önce olayın kendilerine yakın medyaya sızdırılması ve kamuoyu oluşturulması ile başlamaktadır. FETÖ/PDY; Mülkiye, MİT, TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenerek, "güvenlik bürokrasisi" ve "istihbarat" alanında bir ağ oluşturma yoluna gitmiştir. Bu kurumların yanı sıra, bu yapının paralel bir örgütlenmeye giderek istihbarat ağına katmaya çalıştığı kurumlar arasında "TÜBİTAK", "BTK" ve "TİB" gibi kurumlara özel önem verilmiş, TÜBİTAK'da yer alan "Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi"ndeki kadroları sayesinde, devletin üst düzey siyasileri ve bürokratlarınca kullanılan kriptolu telefonların dinlendiği ortaya çıkmıştır.
Örgütün genel itibariyle tüm devlet birimlerinde özellikle devletin savunma mekanizmasını üstlenen Adalet, Emniyet ve Silahlı Kuvvetlerde örgütlenme yoluna gittiği, burada devletin hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir hiyerarşik yapı oluşturdukları, bu örgütün lideri olan Fetullah Gülen'in yapmış olduğu konuşmalardan anlaşıldığı üzere Türkiye
Cumhuriyeti'nin sosyal, ekonomik, askeri ve idari mekanizmasına yön veren kadroların, sızmak veya satın alınmak gibi gayrimeşru suretle, ele geçirilerek etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığı açığa çıkmıştır.
Yargı teşkilatı irdelenecek olursa; 1990 yıllarından itibaren örgüt evlerinde yetişen elemanların Hakim ve Savcılığa yönlendirilmeye başlandığı, 2010 Anayasa değişikliğine kadar Hakim ve Savcılar üzerinde etkisi olan Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde, Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde yoğun bir kadro oluşumuna gidildiği, müfettişler aracılığı ile örgüt elemanı olan Hakim Savcılara yüksek not verilerek emsalleri ile aralarında fark yaratıldığı, yine Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığı ile Hakim Savcılar hakkındaki şikayetin istenildiği şekilde sonuçlandırıldığı, ayrıca Personel Genel Müdürlüğü aracılığı ile dönemin HSYK üyelerinin düşünce yapısına uygun olarak üyeler ile örgüt elemanlarının irtibatı sağlanarak unvanlı atamaların yapıldığı, 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve CMK m.250 ile kurulan Özel Yetkili Mahkeme Hakim ve Savcılarının özellikle örgüt üyeleri arasından gizlilik esasına uyularak atanmalarının sağlandığı, Emniyet ve Yargıya yerleştirdikleri örgüt üyeleri ile ülkenin yargı sistemini tamamen kendisine hizmet eder hale getirdiği, adeta devlet içinde paralel bir yargı ve polis teşkilatı kurduğu, bu kurumları ile iş adamların sahte soruşturmalar ile sindirildiği, askerler ve bürokratların tutuklandığı, insanların özel görüntüleri ve konuşmalarının usulsüz olarak elde edildiği ve örgütün medya kanallarında servis edilerek bir korku imparatorluğu kurulduğu, yerelde bu örgüte mensup kişi ve kurumlar aleyhine, terör suçu dışında her hangi bir soruşturma ve koğuşturma yürütme girişiminde bulunulmasında dahi, örgütün sorumluları tarafından hiyerarşik düzene uygun bir şekilde bu durum üstlere iletilerek, bizzat bu yargı mensuplarının uydurma şikayet ve soruşturmalarla karşı karşıya bırakıldığı, aslında kamunun tüm alanlarında örgüte dokunan ya da dokunmaya teşebbüs edenlerin, bu yapının devlet içindeki gizli gücünün devreye girmesiyle adli ve idari soruşturmalara, haksız tayin ve görev değişikliklerine sebebiyet verildiği bilinen bir gerçektir.
FETÖ/PDY mensubu olmayan kamu çalışanlarına haksız yere birtakım idari cezalar verilmesi ya da davalar açmak suretiyle önemli görevlere gelmelerinin engellenmesi, sicillerinin bozularak yükselmelerinin önüne geçilmesi, yükselme sınavlarında kopya çekilmesi, şahıslar hakkındaki soruşturma dosyalarının ve ses kayıtlarının dava sonuçlanmadan algı operasyonları yaratmak amacıyla kamuoyuna el altından sızdırılması, Devletin gizli bilgi ve belgelerinin yayınlanması, Devletin imkânlarını kullanmak suretiyle FETÖ/PDY lehine istifade etmek üzere bilgi, belge ve görüntü temin edilmeye çalışılması, Devletin gizli arşivlerinde bulunması gereken bilgi ve belgelerin ilgili kurum dışına çıkartılması, FETÖ/PDY'nin "Altın Nesil" adıyla yetiştirip kamu kurum/kuruluşlarına yerleştirdiği mensuplarının bazı eylemleri olarak ilk etapta akla gelmektedir. Örgüt, bu eylemlerle, kendisinden olmayanların önünü kesmiştir. FETÖ/PDY mensubu olmak, bazı kurum ve kuruluşlar içerisinde üst düzey görevlere gelebilmek için asli şart haline gelmiş olup, örgüte biat eden ve verilecek her türlü görevi yerine getirmeyi kabul eden şahıslar, en üst görevlere çıkartılmışlar, bu şekilde önünde durulamaz, durdurulamaz bir korku imparatorluğu oluşturmuşlardır.
Örgütün çok büyük bir camiaya sahip olduğu düşüncesi ile artık önlerinde kimsenin duramayacağı fikrine kapıldığı, yaşadıkları özgüven patlamasının neticesi olarak 2007 yılından beridir devletin güvenliğinin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde kendilerine muhalif olan subayları pasivize edebilmek ve yerlerine kendi yetiştirdikleri kadroları getirebilmek için kendi uydurdukları deliller ile operasyon yaptıkları, bu şekilde yüzlerce subayın hayatını kararttıkları anlaşılmıştır. Yargı organlarının hukukun sınırlarını aşarak yaptığı uygulamaların kişi mağduriyetlerine yol açtığı, kişileri intihara sürüklediği, bazı mağdurların cezaevinde hastalığa yakalandığı veya intihar ettiği, uzun tutukluluk ve yöntemi hukuki olmayan davaların kişilerde psikolojik çöküntüye, depresyona yol açtığı, savunması hukuka uygun şekilde alınmayan ve yaptığı savunmaya itibar edilmeyen, iftiraya uğrayan, sahte delil oluşturulup hakkında adli soruşturma yapılan insanların üzerinde kamu gücünün cebren kullanıldığı, Devletin kamu gücünü kendi çıkarma kullanan örgütün hukuku, amacına araç haline getirdiği, emrindeki Hakim ve Savcıların hukuka ve vicdanına göre karar vermek yerine örgüt ahilerinden, yöneticilerinden gelen emirleri uyguladığı, örgüt hiyarerşisinin devlet hiyerarşisini gölgeleyip kaldırdığı, kamu yararı yerine örgütün yararının gözetildiği görülmektedir.
Fetullahcı Terör Örgütü emrindeki yargı, emniyet askeriye mensuplarını kullanarak kişilerden himmet toplamış, örgütün taleplerine karşı gelen kişiler bir suç veya terör örgütü ile ilişkili gösterilmiş ve örgüt elindeki silahlı kamu gücünü kullanarak tutuklamalar yapmıştır. Örgüt ekonomik kaynak toplamak için iş adamlarını takibe almıştır. Hedefine aldığı iş adamları hakkında bilgi ve belge toplamış, elinde bulunan bilgileri şantaj olarak kullanmış, takipler ve usulsüz dinlemeler sırasında elde edilen bilgiler kullanılıp sahte delillerle soruşturmalar yaptırılarak kişiler hapse attırılmış, kumpas ve şantaja boyun eğen iş adamları haraca bağlanmıştır.
2014 HSYK seçimlerinde birbirinden bağımsız görünen adayların ve yargı teşkilatında hiç tanınmayan bazı adayların bile 4500 civarında oy aldığı, bağımsız görünen adayların tanıtım broşürlerinin aynı merkezden postaya verildiği görülmüştür. Öte yandan örgüte mensup, örgüt yararına soruşturma ve kovuşturma yapan hakim ve savcıların yurt dışına kaçırıldığı ve orada örgütün desteği olmadan barınmalarının mümkün olmadığı açık bir gerçektir.
Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü, yüksek yargıdaki değişimle örgütün elindeki bu silahın etki alanının zirve yaptığı, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim-savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personeli hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığı, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiği, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK'nın etkisiz hale getirildiği, böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği anlaşılmaktadır.
Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın hükümeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği ve FETÖ/PDY mensuplarının bu olayda örgüt amaçları için görevli MİT mensuplarına silah çekerek silah kullandıkları belirlenmiştir.
Bir terör örgütünün varlığının kabul edilebilmesi için, örgütlü bağlılık, üyeler arasında görev bölüşümü, kod isimleri, bir hiyerarşi ve bu örgütün ideolojisini savunan insanların olması gerekir. FETÖ/PDY mensuplarının hücresel şekilde birbirleriyle bağlantıları, kendi aralarında bir rapor, talimat alışverişi bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru talimat verilmekte, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları kazanma faaliyetleri bulunmakta, yeni çocuk ve gençler örgüte alınmakta, eğitilip, yetiştirilerek bu örgütün kadrolarına ilave edilmektedir. Örgütün eğitim malzemeleri, kitabı, bildirisi, ideolojisini anlatan belgeler, evraklar, dokümanları, ordu ve emniyet içerisinde teşkilatlanmış silahlı gücü bulunmaktadır. FETÖ/PDY de diğer terör örgütleri gibi bir inanca dayanmaktadır. Fetullahçı Terör Örgütü, üyelerinin uğrunda zorluklarına katlanabildiği, fedakârlıkta bulunduğu, amacına yönelik bir şeyler yapabildiği, bir inanç, bir ideoloji sistemidir. Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı olması ve bu silahları kullanma yetkisinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri eğilimini göstermesi açısından çok önemlidir. H. S.'ın çevresinde kümelenen Haşhaşilerin, yaklaşık bin yıl kadar önce afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren bir terör örgütü olarak ortaya çıkmalarında olduğu gibi, FETÖ/PDY üyeleri de mutlak itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile hareket ederek yukarda örnekleri de verildiği ve en son Rusya Büyükelçisinin öldürülmesi olayında görüldüğü üzere devlet içinde suikast benzeri hareketlere başvurmuştur.
Tüm bu açıklamalar ışığında; Aşağıda değinilecek 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce de; mahiyeti gereği silahlı olarak Emniyet, Jandarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde devletin hiyerarşisinden ayrı bir hiyerarşi kurarak ve bu hiyerarşiye sıkı bağlılıkla hareket eden bu örgütün, "terör örgütü ile mücadele" adı altında yetkilerini görevlerinin gereklerine aykırı kullanmak suretiyle amaca ulaşmak için toplum üzerinde baskı, korkutma, sindirme ve yıldırma yöntemi kullanarak işlemler yaptığı ve bu işlemleri kendisine bağlı medyada yayınlamak suretiyle korkutma ve sindirme politikasının ülke geneline yayılmasını sağladığı, bu itibarla örgütün hem manevi cebir ve şiddet kullanmak suretiyle hem de MİT tırlarının durdurulması olayında olduğu gibi doğrudan silahlı cebir ve şiddet kullanarak ve ele geçirmeye çalıştığı kurumların silah kullanma yetkisi olan emniyet ve askeri kurumlar olması, cebir ve şiddet kullanımına dair güncel tehdidin de bulunması göz önüne alındığında terör örgütünün "yönteme yönelik" özelliğini gösterdiği; silahlı darbe girişimi ile bu özelliğin tartışılmaz bir şekilde netleştiği,
Örgütün amacının 3713 Sayılı Kanun'un 1. maddesinde düzenlendiği üzere Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya ele geçirmek, Devletin iç ve dış güvenliğini bozmak olduğu, devlet hiyerarşisinde daha üst konumda olan kişinin memuru olan kişiden veya memuriyetle hiçbir bağlantısı olmayan dolayısıyla hiyerarşik yapıda bulunmayan kişilerden alınan emirlerin uygulanması hususunun Devlet otoritesini zaafa uğratma amacı olduğu ve devletin içerisinde ayrı ve sert bir hiyerarşi oluşturularak gerçekleştirilen bu eylemlerin örgütteki "hiyerarşik yapıyı" açıkça ortaya koyduğu,
Devlet kurumlarına hakkı olmadığı halde kopya çekmek ve bunun gibi hukuka aykırı yollarla, girmek ve makam sahibi olmak amacıyla o makamda bulunan kişilerin hukuksuz olarak özel hayatının gizliliğini ihlal etmek ve gerekirse iftira atmak ve delil oluşturmak suretiyle kendilerine yarayacağını düşündükleri makamı ele geçirme hususunun Devleti ele geçirme amacı olduğu; MİT tırlarının durdurulması olayında Türkiye Cumhuriyeti Devletini terör örgütlerine yardım eden bir ülke olarak gösterme çalışmasında olmaları halinin Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürme ve Devletin iç ve dış güvenliğini bozma amacı olduğu dolayısıyla terör örgütü tanımının "amaç" unsurunu da taşıdığı;
Örgütün üye sayısı, yukarda açıklandığı üzere terör örgütünün maddi desteğini legal çalışmalardan sağlayabileceği hususu nazara alındığında sermaye şirketleri göz önüne alınmak suretiyle ekonomik gücü, yine yukarda açıklandığı üzere devlet kademelerinde ve özellikle silahlı birimler olan Emniyet ve Silahlı Kuvvetler birimlerine yerleşmeye çalışması ve yerleşmesi nazara alındığında araç ve gereç yönünden de amaç suçları işlemeye elverişli olarak terör örgütünün "elverişlilik" unsurunu da taşıdığı;
Örgütün kurulum aşamasından günümüze kadar yapmış olduğu devletin askeri ve stratejik olarak etkin kurumlarına örgüt yöneticisinin tabiriyle sızma suretiyle (soruların çalınması, önemli makamlarda bulunan kişilerin hukuka aykırı şekilde şantaj ve tehditle uzaklaştırılması, görev verilirken kişinin liyakatinden ziyade örgüte yakınlığının gözetilmesi gibi) devleti ele geçirmeye yönelik faaliyetler özellikle 2008 yılı ve sonrasın da örgüt elemanlarının devletin etkin olduğunu düşündükleri birimlerde yoğun şekilde kadrolaşmaya gitmesi nazara alındığında "süreklilik" unsurunun da gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Sıkı ve hiyerarşik yapılanmanın, yukarda açıklandığı üzere en tepeden aşağıya doğru merkezi, sıkı ve menfaate dayalı olduğu, ayrıca cep telefonlarının dahi dışarıda bırakıldığı toplantıların yapılıyor olması ve bu toplantılara katılabilecek kişilerin önceden belirlenerek başka kişilerin toplantıya katılımının engellenmesi nazara alındığında faaliyetlerin gizlilik içerisinde ve örtülü bir biçimde yürütüldüğü, bu itibarla yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY yapılanmasının yukarıdaki açıklamalar ışığında terör örgütünün bütün unsurlarını taşıdığı hususunda bir şüphe bulunmamaktadır.
Bu aşamada değerlendirilecek diğer bir husus örgütün silahlı olup olmadığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin terör örgütlerine yardım ettiği algısı oluşturmak amacı ile 1 Ocak 2014 tarihinde Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde 19 Ocak 2014 tarihinde Adana'nın Ceyhan ilçesinde MİT'e ait yardım tırlarının aranması eylemlerinin Fetullahcı Terör Örgütü içerisinde yer aldığı tespit edilen kişiler tarafından gerçekleştirildiği, bu kapsamda sözde "Kudüs ordusu terör örgütü soruşturması" kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanının Başdanışmanları olmak üzere üst düzey devlet yetkililerinin resmi ve özel telefonlarının dinlenildiği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğini veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından gizli kalması gereken görüşmelerin kayıt altına alındığı, MİT tırlarının durdurulması eylemi öncesi ve sonrasında örgüt güdümündeki yazar ve basın yayın kuruluşları aracılığı ile kamuoyu oluşturma girişiminde bulunulduğu, her iki ihbarın da isimsiz sahte isimlerle yapıldığı, daha sonra her iki ihbarı yapan kişinin jandarma istihbarat görevlisi olduğunun anlaşıldığı, 17-25 Aralık girişiminden sonra devlet kurumundaki özellikle Emniyet teşkilatından bir çok atamanın yapılarak örgüt elamanlarının tasfiye edildiği, bunu göz önünde bulunduran örgütün, ihbara konu tırların emniyet bölgelerinden geçmesine rağmen ihbarın ısrarla jandarma ihbar hattına yapıldığı, tırların durdurulmasında il emniyet müdürlüklerinin bilgisi olmadığı, jandarma birimlerinin ihbarla ilgili diğer birimlere paylaşımda bulunmadığı, 19 Ocak 2014'te Ankara'dan Ceyhan'a kadar tırlara müdahale edilmemesinin belli bir amaca yönelik olduğu, belirli plan dahilinde sürecin yürütüldüğü, Adana Ceyhan'da MİT tırlarının durdurulduğu, MİT mensupları ile jandarma mensupları arasında arbede yaşandığı, MİT personelinin silah kullanılarak darp edildiği, bu hususun basına da yansıdığı, görüldüğü üzere örgüt elemanlarının devlet hiyerarşisinden ayrı olarak silah kullanmak sureti ile örgütün amaçlarını gerçekleştirdiği;
15/07/2016 günü hain darbe girişimi ile, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülkenin muhtelif yerlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanan, aralarında generaller ve amirallerin de bulunduğu subay, astsubay, uzman er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler aracılığıyla, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve Anayasal düzeni değiştirmek amacı ile eyleme geçtiği, bu kapsamda; saat 22:00 sularında İstanbul'da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin silahlı terör örgütü üyeleri tarafından tank ve paletli zırhlı araçlar ile trafiğe kapatıldığı, İstanbul Yeşilköy Atatürk Havai Limanı’nın tanklar vasıtasıyla şevki sağlanan örgüt üyesi askerler tarafından ele geçirilerek, 22:15 itibariyle havalimanına giriş ve çıkışların kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilerek tüm yurt içi ve yurt dışı uçuşların durdurulduğu, F-16 savaş jetleri ile havalimanı üzerinde alçak uçuş yapılarak yolcu uçaklarının iniş ve kalkış yapmalarının engellendiği, yine aynı saatlerde Sabiha Gökçen Havalimanı'nın ele geçirilmesi maksadıyla benzer bir girişimde bulunulduğu, Vatan Caddesi'nin giriş ve çıkışı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, Kuleli Askeri Lisesi başta olmak üzere stratejik öneme sahip karakollar, limanlar, köprüler ve meydanlarda, örgüt mensubu askerlerin tank ve zırhlı araçlar ile hâkimiyet kurmaya çalıştıkları, savaş jetleri ile ses hızını aşacak şekilde alçak uçuş yapan ve zaman zaman ses bombası atan örgüt mensubu askerlerin, korku ve paniğe sevk ederek halkın meydanlara çıkmasını engellemeye çalıştığı, milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü'nde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlar ile ateş açıldığı, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirmesine sebebiyet verildiği,
Eş zamanlı olarak Ankara'da milli egemenliğin oluştuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinde F-16 savaş jetlerinin alçak uçuş yapmaya başladıkları, ağır silahlarla donatılmış helikopterlerin onlara eşlik ettiği, Meclis'te temsili bulunan tüm siyasi parti milletvekillerinin, demokrasiye ve Meclis'e sahip çıkmak üzere TBMM Genel Kurul Salonu'nda toplanmaları üzerine, Meclis ana binasının bulunduğu yerleşkenin bombalandığı, sokağa inerek, demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan vatandaşların üzerine helikopterlerden ateş açıldığı, çok sayıda vatandaşın şehit edildiği ve yaralandığı, Yenimahalle ilçesinde bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı binasına kobra tipi iki helikopterden ateş açılarak saldırıda bulunulduğu, Gölbaşı ilçesinde bulunan Polis Özel Harekât Eğitim Merkezi binasının tank ve savaş uçaklarının yoğun bombardımanına maruz kaldığı, saldırılar esnasında 47 özel harekât polisinin şehit düştüğü, halkın meydanlara çıkmasını engellemek amacıyla savaş uçakları ile sürekli sorti yapıldığı, TBMM, MİT ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü başta olmak üzere kamu binaları önünde, cadde ve meydanlarda toplanan vatandaşlara karşı uzun namlulu silahlar ile saldırıldığı, kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden silahsız ve savunmasız halkın üzerine rastgele ateş açıldığı, bu suretle ülke genelinde gerçekleşen çatışmalar sonucu 246 kişinin şehit olduğu, 2.194 kişinin de yaralandığı tespit edilmiştir.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından 19/07/2016 günü saat 13:00'da yapılan basın açıklamasında, terör örgütünce başlatılan darbe girişiminin 17/07/016 saat 16:00 itibariyle tüm yurt genelinde bastırıldığı, kalkışmayı yapanların FETÖ/PDY mensubu olduğuna yönelik birçok itirafçı subay ifadesinin bulunduğu anlaşılmakla, darbe girişiminden önce de; devletin silahlı unsurları olan emniyet ve askeriye içindeki mensuplarınca, devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla hareket eden, bu amaçla devletin silahlı imkanlarını kullanan, silahlı güce idari hiyararşi dışında emir ve talimat alarak paralel devlet yapılanmaları aracılığı ile hükmeden ve darbe girişiminde de olduğu gibi bu gücü kullanma imkan ve iradesine sahip olan FETÖ/PDY terör örgütünün yukarda anlatılanlar ışığında " silahlı terör örgütü" olduğu hususunda kuşku yoktur.
Tek başına darbe girişimi dahi bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunun delilidir ve söz konusu darbe girişiminin bir gecede ya da kısa bir süre önce kararlaştırılan bir olgu olmasının mümkün olmaması, öncesinde yukarda açıklandığı üzere yıllar süren, gizli, terör yöntemleri ile büyüyen, bünyesinde silahı barındıran bir yapının varlığını gerektirmesi karşısında 15 Temmuz öncesi için de bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu göstermeye yeterlidir.
Bu değerlendirmeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanık, beyanına göre 33 yıldır serbest diş hekimi olarak çalışmaktadır.
Tanık N. C. beyanında özetle; 2002-2003-2004 yıllarında sanığın kendisini sohbete davet ettiğini 7-8 kez bu toplantılara iştirak ettiğini, bu toplantı da Z. Gazetesi'ne abone olunması hususunda ikazda bulunulduğunu, sanık gelmeden toplantının başlamadığını ve sohbeti sanığın verdiğini, sohbetlerde terör örgütünün lideri olan Fethullah Gülen'den bahsedildiğini ifade etmiştir.
MASAK'ın yukarda anılan raporunda sanığın, hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili soruşturma yürütülen B. U. ve İ. H. K. ile para transferi olduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda anılan "Export İnceleme Tespit ve Değerlendirme Raporu" ile sanığa, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olan Asya Emeklilik ve Işık Yayınlarından mesajlar geldiği tespit edilmiştir.
Sanığın mahkememizdeki ifadesine göre, kızı ve oğlu FETÖ/PDY terör örgütüne ait olan Y. Koleji'nde, ayrıca kızı G… Üniversitesi'nde öğrenim görmüştür.
Terör örgütü lideri Fethullah Gülen ile bir örgüt üyesinin 15 Aralık 2013 tarihinde Bank Asya'nın finansal durumunu telefonla konuşarak örgüt üyelerinin bankaya para yatırmak suretiyle finansal durumun düzeltilmesiyle ilgili yapmış oldukları konuşmanın 14/01/2014 tarihinde ulusal medyaya 'Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırın çağrısı' olarak yansımasından sonra, ayrıntıları yukarda anılan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere; sanığın, Bank Asya'da açılan katılım hesabına 14/02/2014 tarihinde 15.881 TL karşılığında 176,46 gr altın ve 15/07/2016 tarihinde 10.000,28 USD yatırdığının belirlendiği ve bu şekilde örgüt liderinin yapmış olduğu çağrıya uyduğu tespit edilmiştir.
Sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olan Özgürlük ve Demokrasi Platformu'na üye olan Ahıska Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği'ne üye olduğu ve daha sonra dernek yönetim kurulu yedek üyeliğine seçildiği ayrıca iltisaklı olduğu şüphesiyle denetim amaçlı evrakları istenen ancak dernek yöneticileri tarafından evrakları teslim edilmeyen Ege Sağlık Derneğinin kurucu üyesi olduğu, daha sonra yönetim kurulu asil üyeliğine, sonra da yönetim kurulu saymanlığına seçildiği tespit edilmiştir.
Yukarıda anlatılan deliller ve mahkememizce yapılan değerlendirmeler sonucunda; sanığın çocuklarını FETÖ/PDY terör örgütüne ait Y. Koleji ve G… Üniversitesine kayıt ettirmesi, yine terör örgütü liderinin yukarda anılan çağrısına uyarak çağrıdan hemen sonra 176,46 gr altın alarak altın hesabına yatırması ve yine döviz hesabına 10.000,28 USD yatırması, terör örgütü ile iltisaklı olan Ahıska Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği'ne ve Ege Sağlık Derneği'ne üye olması, sonrasında bu derneklerde yönetici olması, cep telefonlarında bulunduğu tespit edilen ve yukarda anılan mesaj içerikleri, Tanık N. C.'in, sanığın kendisini sohbete davet ettiğine ve sohbeti bizzat sanığın verdiğine dair beyanı, MASAK raporunda para transferi yapıldığı belirlenen kişilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları şüphesiyle haklarında devam eden soruşturmaların bulunması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu anlaşılmış, sanığın inkara yönelik olan savunmasına yukarda açıklandığı üzere itibar edilmemiştir.
Sanığın uzun yıllardır terör örgütünün içinde bulunması, sohbet verecek seviyede olması da dikkate alınarak, cezası tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın sabıkasız geçmişi, oğlunun ve kızının Y. Kolejine gittiğini, kızının Y. Kolejinden sonra G… Üniversitesine gittiğini söyleyerek yargılamaya katkıda bulunmuş olması, duruşmadaki tutum ve davranışları, cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak sanık hakkında TCK.nun 62. Maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
SONUÇ: Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere;
1-) Sanık R. M. B.'ün üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçu sabit görülmekle, eylemine uyan TCK'nun 314/2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, failin güttüğü amaç ve saik, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fethullah Gülen'in yaptığı Bank Asya'ya para yatırılmasına dair çağrıdan sonra Bank Asya'daki katılım hesabına para yatırmış olması, tanık beyanına göre sanığın örgüt içerisinde sohbet verecek seviyede olması ve çocuklarını örgütün okuluna göndermiş olması dikkate alındığında tehlikenin ağırlığı ve kastın yoğunluğu hususları göz önüne alınarak taktiren ve teşdiden 5 YIL 4 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-) Sanığın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1. maddesi gereğince yarı oranında artırılarak sanığın 7 YIL 12 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-) Sanığın sabıkasız geçmişi, oğlunun ve kızının Y. Kolejine gittiğini, kızının Y. Kolejinden sonra G.. Üniversitesine gittiğini söyleyerek yargılamaya katkıda bulunmuş olması, duruşmadaki tutum ve davranışları, cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak sanık hakkında TCK.nun 62. Maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 6 YIL 8 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
4-) Sanık hakkında şartları oluşmadığından tayin olunan cezasından başkaca kanuni artırım veya indirim maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
5-) Sanık kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezası almış bulunduğundan verilen hapis cezasının sonucu olarak; Anayasa Mahkemesi'nin 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 Karar sayılı kısmi iptal kararındaki hususlar gözetilerek, hakkında 5237 Sayılı TCK'nun 53/1-2-3 maddelerinin tatbikine,
6-) TCK'nun 58/9 maddesi gereğince; sanığın terör örgütü mensubu olması göz önüne alınarak hükmolunan cezanın, MÜKERRİRLERE ÖZGÜ CEZA REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNE ve ayrıca sanık hakkında cezanın infazından sonra DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ UYGULANMASINA,
7-) TCK'nun 63. maddesi gereğince; sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürenin cezasından MAHSUBUNA,
8-) Sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, hükmolunan ceza miktarı, tutukluluk ve gözaltında geçirdiği süre ve tutuklamanın bir tedbir oluşu dikkate alındığında sanığın hükmen tutuklanması yönündeki Cumhuriyet Savcısının TALEBİNİN REDDİNE,
Sanık hakkında mahkememizce daha önce konulan YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞININ DEVAMINA,
9-) 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 16/1 maddesi gereğince; kesinleşecek kararın soruşturmada görev alan kolluk birimlerine gönderilmesine,
10- Adli Emanetin 2017/6698 sırasında kayıtlı bulunan TEM-C-2016-015511 seri numaralı delil poşeti içerisinde olduğu bildirilen 1 adet, WD marka WD1002FBYS-18W8B0 model WMATV4587124 Seri numaralı 1000 GB kapasiteli harddiskin delil mahiyetinde olması sebebiyle DOSYADA DELİL OLARAK SAKLANMASINA,
18/10/2016 tarihli arama sonucu el koyulan incelemesi biten Materyal asıllarının karar kesinleştiğinde sanığa İADESİNE,
11- İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin 25/10/2016 tarih ve 2016/3356 değişik iş sayılı kararı ile sanığın malvarlığı üzerine koyulan tedbirin karar kesinleştiğinde KALDIRILMASINA,
12- Dijital materyallerin kopyalandığı harddisk ücreti 354,00 TL, bilirkişi ücreti 300 TL, 2 adet tebligat gideri 22,00 TL, 3 posta ücreti 17,20 TL olmak üzere toplam 693,20 TL'nin sanıktan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
Dair, sanık R. M. B.'ün yokluğunda, sanık müdafii Av. R. Ö.'nun yüzüne karşı, iddia makamında C. Savcısı O. S. (….) huzurunda mütalaaya uygun olarak verilen karara karşı tefhim tarihinden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere mahkeme katibine beyanda bulunmak sureti ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere oybirliği ile alenen verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 05.07.2017 (¤¤)