T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/286
KARAR NO: 2024/1060
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/02/2018 (Dava) - 21/12/2021 (Karar)
NUMARASI: 2018/251 Esas - 2021/1172 Karar
DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesi Kaynaklı)
BAM KARAR TARİHİ: 03/07/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 03/07/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/251 Esas-2021/1172 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 23.02.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere acentelik sözleşmesi imzalandığını ve müvekkili şirketin 23.02.2015 - 23.01.2018 tarihleri arasında davalı sigorta şirketinin yetkili acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin basiretli tacir sıfatına uygun çalışmalarını sürdürdüğünü, günden güne kesmiş olduğu poliçe sayısını artırdığını, davalının yükselişine katkı sağladığını, müvekkili şirkete kesmiş olduğu poliçe türüne göre komisyon ödendiğini, ancak davalının hiçbir sebep belirtmeksizin acentelik sözleşmesini feshettiğini bildirdiğini ve 23.01.2018 tarihli noter ihtarnamesi gönderdiğini, TTK'nın 121/4.maddesi uyarınca davalının müvekkilinin fesihten kaynaklanan zararlarını karşılamak zorunda olduğunu, davalının adeta yangından mal kaçırırcasına elektronik ekranı kapatmasının basiretli tacir sıfatı ile bağdaşmadığı gibi Medeni Kanun'un 2 ve 3.maddelerine de aykırılık teşkil ettiğini, üretim listesi ve aldığı komisyonun müvekkili şirket kayıtlarında mevcut olduğunu, ayrıca davalıya hiçbir borcu bulunmadığını, kanun koyucunun 5684 sayılı Sigortacılık Yasası'nın 23/16. maddesi ile acenteler lehine düzenleme yoluna gittiğini, bu madde ile de yetinmediğini ve 01.07.2012 tarihli 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122.maddesinde yer alan düzenlemeyi pekiştirdiğini, acente tarafından yeni müşteri kazandırılmış olması ve sözleşme devam etseydi acentenin, işletmeye kazandırdığı yeni müşteriler dolayısıyla ücret alacak olmasından dolayı, sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle acentenin bu ücretleri yitireceğini, her güçlü ve tanınmış markanın da yeni müşteriler edinmesinin ancak gayretle olacağını belirterek, HMK'nın 107.maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının, haksız fesih nedeniyle 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 20.000,00 TL manevi tazminatın ticari faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tazminat taleplerinin haksız ve mesnetsiz olup tamamının reddi gerektiğini, Acentelik Yönetmeliği’nin 15/3. maddesinde belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her birinin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebileceği düzenlemesi ile acentelik sözleşmesinin ne şekilde fesih edileceğinin açıklandığını, davacı taraf ile müvekkili şirket arasında akdedilmiş bulunan acentelik sözleşmesinin Sigorta Acenteleri Yönetmeliği'ne uygun olarak düzenlendiğini, sözleşmenin 10.2.4 maddesinin de; sözleşmenin sayılan hallerde ve bu hallerle sınırlı olmamak kaydıyla müvekkili tarafından her zaman haklı sebeplerle fesih edilebileceği şeklinde olduğunu, müvekkilinin sözleşmeyi derhal feshetme hak ve yetkisine haiz olduğunu, Acentelik Sözleşmesi’nin 11.maddesinde "denkleştirme istemi" başlığı altında, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu madde 23/16 ve 6102 sayılı TTK madde 122 çerçevesinde düzenlenen denkleştirme tazminatının da hangi hallerde ödeneceğinin düzenleme altına alındığını, sayılan düzenlemeler ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 121.maddesinde yer alan belirsiz bir süre için yapılan acentelik sözleşmesini taraflardan her birinin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla fesih edebileceğine dair düzenleme çerçevesinde, müvekkili şirketçe acentelik sözleşmesinin Kadıköy 19.Noterliği'nin 17.10.2017 tarihli ihtarnamesi ile feshedildiğini ve verilen sürenin sonunda acentelik yetkilerinin de Kadıköy 19.Noterliği'nin 23.01.2018 tarihli Fesih İhbar-Azilnamesi ile alınmış olup, davacı tarafın tazminat taleplerinin yasal düzenlemeler uyarınca reddi gerektiğini, davacının maddi tazminat talep etme hakkı bulunmadığını, yine sözleşme feshi ihbar süresi bildirilerek fesih edildiği için davacı tarafın denkleştirme tazminatı adı altında tazminat talep etme hakkının da bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafın, müvekkili şirkete kendi acentelik portföyünden önemli menfaatler sağladığını ispatlamakla mükellef olduğunu, talep edebileceği tazminat miktarının ise müvekkili şirketin acentenin portföyü sayesinde elde edeceği menfaat miktarı kadar olabileceğini, davacı tarafın tüzel kişi olarak faaliyet gösterdiğini, bu nedenle bir manevi zararı olmadığını, kaldı ki acentelik sözleşmesinin 11.3.maddesindeki; “...'dan işbu sözleşme ve mevzuat çerçevesinde denkleştirme tazminatı dışında manevi tazminat, kar kaybı dahil ve bununla sınırlı olmamak üzere hiçbir nam altında talep hakkına sahip olmadığı” şeklindeki düzenlemesi gereği de davacı tarafın manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, "...Yapılan yargılama sırasında her ne kadar talimatla alınan kök raporda taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra yenilenen poliçelerle ilgili olarak dosya içerisinde belge ve bilgi bulunmadığı belirtilerek bu konuda bir değerlendirme yapılmadığı belirtilmiş ise de, davacı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde HMK 278/4.maddesi gereğince yerinde inceleme yapılmak suretiyle taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra yenilenen poliçeler ve dosya kapsamındaki belgeler değerlendirilmek ve karşılaştırılmak suretiyle davacı tarafça talep edilen tazminat isteminin yerinde olup olmadığı konusunda ek rapor düzenlenmesinin istenildiği, düzenlenen 05.10.2021 havale tarihli ek raporda; davacı şirket tarafından ibraz edilen acentenin portföyünün tamamının trafik ve ferdi kaza poliçesinden oluştuğunun görüldüğü, davalı şirketin sözleşmenin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin ticari defterlerinin incelendiği, denkleştirme tazminatının ön koşulunun 'sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra müvekkil, acentenin bulunduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa' durumunun varlığı olduğu, davalı şirket ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde sözleşmenin fesih tarihi olan 23.01.2018 tarihinden sonra yenilenmiş bir poliçenin bulunmadığı, ancak davacı şirketin portföy tazminatı talebinin mahkemece haklı görülmesi halinde talep edebileceği portföy tazminatının 125.672,65 TL olarak hesaplandığı, dosya içerisinde bulunan 04.11.2019 tarihli raporda her ne kadar portföy tazminatı olarak 282,66 TL hesaplanmış ise de, mali açıdan bu farklılığın nedeninin davacı şirketin ticari defterlerinde yer alan poliçe tutarlarının davalı şirketin ticari defterlerinde yer alan tutarlardan farklı olmasından kaynaklandığı, davacı şirketin ticari defterlerinde poliçe komisyon tutarlarının daha düşük olarak tespit edildiği, ancak taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 12.6.maddesi kapsamında davalı ticari defterlerinin delil olarak kabul edilmesinin kararlaştırıldığı, taraflarınca yapılan hesaplamada davalı şirketin davacı şirket ile olan son 3 yıllık toplam ödenen komisyonun 3 yıllık ortalaması alınmak suretiyle hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplamanın TTK 122.maddesinin 2.fıkrasında yer alan açıklama kapsamında davalı şirketin davacı şirkete 3 yıllık ödemiş olduğu komisyon primlerinin ortalaması alınmak suretiyle 1 yıllık elde edeceği portföy tazminatının hesaplandığı, portföy tazminatı talebinin öncelikli şartlarından birinin sözleşmenin sigorta şirketince haklı bir nedenle feshedilmemiş olması ve sigorta şirketinin menfaatinin devamının sağlanması olduğu, üretim yetersizliği hususunda takdir mahkemeye ait olmak üzere fesihten sonra hiçbir poliçenin yenilenmediğinin tespit edilmesi karşısında davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği sonuç ve kanaatine varıldığının bildirildiği, her ne kadar davalı sigorta şirketi tarafından davacıya keşide edilen 23.01.2018 tarihli ihtarnamesinde üretim yetersizliği nedeniyle 23.01.2018 tarihi itibariyle feshedildiği davacı tarafa bildirilmiş ise de, işbu fesih ihtarnamesinde fesih sebebi olarak ileri sürülen üretim yetersizliğinin gerçekleştiğine dair dosyada bir delil bulunmadığı gibi fesih ihtarnamesinden önce davalı sigorta şirketi tarafından davacıya üretim yetersizliğinin mevcut olduğuna dair gönderilmiş herhangi bir uyarı yazısının da dosya içerisinde bulunmadığı, bu nedenle taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshinin haklı bir nedene dayanmadığı kanaatine varıldığı, ancak TTK 121/1.maddesi ile; 'Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini taraflardan her birinin 3 ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebileceği' nin hüküm altına alındığı, davacı tarafça davalıya keşide edilen 17.10.2017 tarihli ihtarname ile acentelik sözleşmesinin bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 aylık sürenin sonunda herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın feshedilmiş olduğunun davacı tarafa bildirildiği, feshin tek taraflı bir irade beyanı olduğu düşünüldüğünde esasında davalı sigorta şirketi tarafından davacıya keşide edilen 23.01.2018 tarihli 'Fesih İhbarı ve Azilname' başlıklı ihtarnameden önce 17.10.2017 tarihli ihtarname ile TTK 121/1.maddesi gereğince ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 ayın sonunda hüküm ifade etmek üzere taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği yönündeki irade beyanının davacıya bildirildiği, bu kapsamda davacının, davalıdan TTK 122.maddesi gereğince 'koşulları oluşmuş ise' portföy tazminatı talep edebileceği sonuç ve kanaatine varıldığı, TTK 122.maddesi ile acentelik sözleşmesinin feshi halinde denkleştirme tazminatı talep edilebilmesinin koşullarının tek tek sayılmış olup, en önemli koşullarından birinin de taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra davalı sigorta şirketinin davacı acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyor olması olduğu, mahkemece yapılan yargılama sırasında davalı sigorta şirketine ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yaptırılan ve talimatla alınan ek raporda, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshinden sonra davacı şirket tarafından davalıya kazandırılan müşterilerle ilgili olarak yenilenmiş bir poliçenin bulunmadığının tespit edilmiş olması karşısında TTK 122.maddesi gereğince koşulları oluşmadığından davacının denkleştirme tazminatı isteminin yerinde görülmediği ve reddine karar verme gereği doğduğu, ayrıca davacı tarafça dava dilekçesinde her ne kadar denkleştirme tazminatının yanı sıra fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla TTK 121.maddesi gereğince 1.000 TL maddi tazminatın ve 20.000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesi talep edilmiş ise de, TTK 121/4.maddesi gereğince haklı bir sebep olmadan veya 3 aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğu yönünde yasal düzenlemenin bulunduğu, davalı sigorta şirketi tarafından TTK 121/1.maddesi gereğince davacı şirkete keşide edilen Kadıköy 19.Noterliği'nin 17.10.2017 tarihli ihtarname ile 3 aylık sürenin sonundan itibaren taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği davacı tarafa bildirildiği gibi, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalı tarafça feshedilmiş olması nedeniyle TTK 121/4.maddesi gereğince davacı tarafça başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle bir zararın doğduğuna dair bir delilin de dosya kapsamında bulunmadığı, ayrıca alınan bilirkişi raporlarında da bu yönde bir tespitin mevcut olmadığı, manevi tazminat da talep edilmiş ise de davacı tarafın bu yöndeki iddiasını kanıtlayacak derecede kanaat uyandıracak bir delil dosyaya sunulmadığından davacı tarafın dava dilekçesindeki diğer maddi ve manevi tazminat istemleri de yerinde görülmediğinden; DAVANIN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili tarafından, "....Yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporlarının tamamının hakkaniyete aykırı olup kabulünün mümkün olmadığını, denkleştirme tazminatının ruhunun anlaşılamadığını, hakkaniyetin gözetilmediğini, mahkeme ve bilirkişilerin gözlerinden kaçırdıkları bir husus bulunduğunu, ... Sigorta A.Ş o dönemde kapanma aşamasına girmiş olduğu için birçok noktada üretimlerini ve acenteliklerini azalttığını, dolayısıyla piyasaya böyle bir bilgi veren sigorta şirketinden hiçbir müşterinin poliçe tanzim ettirmek istemediğini, o dönemde müşterilerin birçoğunun da müvekkiliyle devam etmediğini, kayıtların araştırıldığını, ancak müvekkilinin bu şekilde bir ekranı olmadığı için tespit etmesinin oldukça zor olduğunu, kısacası aktif olarak tercih edilmemesinin portföyden değil, davalı şirketin tasfiye durumundan kaynaklandığını, işbu dilekçe ekinde müvekkili tarafından kesilen poliçelerin ... Sigorta A.Ş. tarafından yenilenmeye devam edildiği veya tamamen ... Sigorta'dan sonra başka acentelere geçilerek tamamen kaybedildiğine ilişkin onlarca poliçe örneği sunulduğunu, bilirkişiler tarafından bir poliçeye üstün körü bakılarak poliçe yenilenmemiş/portföy kaybı yaşanmamış denilmiş ise de, o poliçelerin müvekkilinden yenilendiğinin de tespit edilemediğini, müvekkilinin ekranı olmamasına rağmen haricen SBM merkezinden yaptığı araştırmalara göre birçok müşterisinin davalı şirket nedeniyle müvekkiliyle çalışmayı bıraktığını, bilirkişilerin eksik inceleme yapmış olduklarının ortada olup, müvekkilinin talepleri ve tüm poliçeler üzerinde inceleme yapılması gerekmekte iken, aksi yönde rapor tesisinin mümkün olmadığını, bilirkişilerce yapılamayan tespit ve hesaplamalarda tam bir kanıya varılmaması durumunda, davalının acentelik sözleşmesini haksız ve mesnetsiz olarak feshettiği sabit iken, mahkemece en azından takdiri indirim yapılması gerekmekte iken, aksi yönde kanaat oluşmasına itiraz ettiklerini, 2015 yılında komisyon gider belgesinin 215.470,90 TL, poliçe liste tutarının 1.562.323,72, 2016 yılında komisyon gider belgesinin 134.856,82, poliçe liste tutarının 1.091.306,52, 2017 yılında komisyon gider belgesinin 31.057,31, poliçe liste tutarının 228.871,57 olduğunu, yıllık poliçe tutarlarının doğrusunun belirtilen bu tutarlar olduğunu, ayrıca yapılan hesaplama yöntemi hiçbir şekilde kabul edilmediği gibi sigortacılık sisteminde bu tarz bir hesaplama yöntemi de bulunmadığını, yapılan hesaplamanın denkleştirmenin özüne aykırılık teşkil ettiğini, yıllık komisyon toplamının sözleşme süresine bölünerek yıllık ortalaması bulunup mahkemenin gerekli görürse hakkaniyet indirimi yaparak ayrıca faiz de vermeyebileceğini, ancak yapılan hesaplamaya göre her adımda indirim ve uygulamada olmayan bir hesap yapıldığını ve hiçbir şekilde gerekçelendirilmediğini (Yargıtay 11. HD 2015/14094 E-2017/2215 K), acentelik sözleşmesinin feshinden sonra, müvekkilinin portföyüne ait bir çok poliçesi davalı tarafından yenilenmiş olup, buna ilişkin görüntülerin dosyaya sunulduğunu, yine hiç olmazsa haksız fesihten kaynaklı 3 aylık kazanç kaybının hesaplanarak müvekkili şirkete verilmesi gerekmekte iken, mahkemece bu taleplerinin de reddedilerek hakkaniyete aykırı bir hüküm kurulduğunu, genel olarak portföy tazminatının; acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden davalının hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığı olduğunu, sözleşme hiç kurulmamış gibi davacının davalıya kazandırdığı portföy değerlendirilmeksizin hüküm kurulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, acentelik sözleşmesinin tek taraflı feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı ve maddi/manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; taraflar arasında belirsiz süreli acentelik sözleşmesi olduğuna ve davacının, davalı şirket sigorta acentesi olarak 23.02.2015-23.01.2018 tarihleri arasında faaliyet gösterdiğine dair ihtilaf bulunmadığı, ihtilafın davalı şirketçe 3 ay öncesinden 17.10.2017 tarihinde gönderilen sözleşmenin sonlandırılacağına dair ihtar ve akabinde 23.01.2018 tarihli fesih ihbarı uyarınca davacının davalıdan tazminat talep edip edemeyeceği ve miktarına ilişkin hususlarda olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 6102 sayılı Kanun'un 122. maddesi ve 5684 sayılı Kanun'un 23. maddesi denkleştirme tazminatına ilişkin düzenlemeleri içermekte olup, 6102 sayılı Kanun'un "Denkleştirme istemi" başlıklı 122. maddesinde; "(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermekte olup anılan bu hükümde denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraf beyanlarından, davalı tarafça acentelik ilişkisinin herhangi haklı bir nedenle sona erdirilmiş olmadığı, 3 yıla yakın süren sözleşmenin davalı tarafça 3 ay öncesinde bildirimde bulunularak feshedildiği anlaşılmakta olup, yukarıda belirtilen koşulların bulunması halinde davacının denkleştirme tazminatı talep edebileceği açık olmakla birlikte, somut uyuşmazlık bakımından bu koşulların ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmüş, bu kapsamda mahkeme kararının denetlenmesinde; mahkemece, taraf defter ve delillerinin incelenmesi suretiyle farklı iki heyetten kök ve ek raporlar alındığı, bilirkişilerce davalı şirket merkezinde yerinde inceleme de yapmak suretiyle acentelik ilişkisi kapsamındaki poliçelerin her iki taraf kayıtlarından araştırıldığı, sözleşmenin feshinden sonra aynı sigortalılarla davalının sigorta ilişkisini sürdürdüğüne/poliçelerin yenilendiğine dair hiçbir belge bulunmadığının belirlendiği, buna göre davalı sigorta şirketinin, acentenin portföyü sayesinde "önemli menfaatler" elde etmesi koşulunun gerçekleşmediğinin, davacının bunun aksini ispatlayamadığının görüldüğü, hakkaniyet ölçüsüne göre de mevcut deliller kapsamında davacı yararına tazminata hükmedilmesi olanağının bulunmadığı, nitekim davacı tarafın da istinaf dilekçesi içeriğinde, davalının tasfiye sürecine girip acenteliklerini azalttığı, bundan dolayı müşterilerin sigorta sözleşmelerini yenilemek istemedikleri yönündeki kendi beyanıyla bu hususu esasen teyit etmekte olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin usul ve yasaya uygun mahkeme kararına yönelik itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.
Davacı tarafça maddi ve manevi tazminat da talep edilmiş ise de, davalının TTK 121.maddeye uygun şekilde 3 ay öncesinden haber vermek suretiyle sözleşmenin feshi yoluna gittiği, buna göre davacının tamamlayamadığı işlerine dair bir delil sunmadığı, davalı tarafça ekranlarının kapatıldığı iddiasına dair de davalıya davacı tarafça bu hususta gönderilen herhangi bir ihtar vs. sunulmadığından bu iddianın ve kapatma tarihinin ispatlanamadığı, davacı acente şirketinin manevi tazminat talep etme koşullarının da somut olayda bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece bu yöndeki taleplerin reddinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacı vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/251 Esas - 2021/1172 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 346,90-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 03/07/2024