T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/2017
KARAR NO : 2025/1042
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/05/2018 (Dava) - 16/09/2022 (Karar)
NUMARASI : 2018/567 Esas - 2022/651 Karar
DAVA : Alacak
BAM KARAR TARİHİ : 08/07/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 08/07/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/567 Esas-2022/651 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile .... A.Ş arasında imzalanan 26/09/2014 tarihli genel kredi sözleşmesi ile adı geçen firmaya kredi açılıp kullandırıldığını, işbu kredi sözleşmesine dava dışı ... Ltd. Şti. ile yine bu şirketin de ortağı olan davalılar ... ve ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imza attıklarını, kredi borcunu ödemede temerrüde düşen borçlulara Torbalı 3. Noterliğinin 27/04/2017 tarihli ihtarnamesinin tebliğ edilmiş olmasına rağmen borçlular tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını ve borçluların temerrüde düştüklerini, müvekkili bankanın alacaklarının tahsilini teminen borçluların kredi borcunun ödenmesi amacıyla keşide ettikleri 18/03/2015 düzenleme tarihli, 27/04/2017 vade tarihli 2.000.000,00 TL bedeli senedin de ödenmemesi nedeniyle davalı borçlular hakkında ihtiyati haciz kararı alınarak İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2017/11490 sayılı dosyası üzerinden bu senede dayalı yasal takip işlemleri başlatıldığını, icra işlemlerinin devam ettiğini, borçlular yönünden takiplerinin itiraza uğramaksızın kesinleştiğini, adreslerine menkul haczine çıkıldığını, ancak adreslerini terk ettiklerinin tespit edildiğini, müvekkili banka borçlusu olan .... A.Ş ile diğer davalı.... A.Ş arasında fiili ve organik bağ bulunduğunu, borçluların mal kaçırmak için muvazaalı olarak ve nam-ı müstear kullanarak faaliyetlerini kanuna karşı hile yaparak bu firma üzerinden devam ettirdiklerini, borçlu davalı.... firmasının adresine 05/09/2017 tarihinde hacze gidildiğini, ancak haciz mahallinde ..... Şirketinin kapandığı ve yerinde ... şirketinin olduğu, hatta bu şirketin yeni kurulduğu bilgisinin edinildiğini, haciz işlemlerine devam edilemediğini, müvekkili bankaca yapılan istihbarat çalışması neticesinde .... şirketinin 10.000,00 TL sermaye ile 25/01/2017 tarihinde... tarafından kurulduğu, kurulan bu firmanın sadece isim değiştirdiği, aynı yerde aynı işle ve aynı işçiler-yöneticiler ile faaliyetine devam ettiği bilgisinin edinildiğini, yani ...tarafından kurulan ... firmasının, ...ve ... tarafından kurulmuş olan... firmasının devamı niteliğinde olduğunu, ...., .... ve ...'in yakın arkadaş olduklarını, davalı ...firmasının ortaklarının davalı .... ve ... olup, ticaret sicil kayıtlarından da görüleceği üzere davalı borçluların sürekli şirket kurup şirket kapattıklarını, aynı zamanda haciz mahallinde tespit ettikleri ve şuan .... firması tarafından faaliyet gösterilen fabrikanın, daha önce .... firması mülkiyetinde olduğunun, fabrikayı kısa süre önce elinden çıkardığının ve bu fabrikayı .... firmasının kiraladığının tespit edildiğini, kaldı ki .... firması sahibi ... ...'in 07/09/2016 tarihine kadar öğrenim kredisi yatırıp öğrenci olduğunun da tespit edildiğini, dolayısıyla Ocak 2017'de firma kurarak fabrika kiralaması ve üretime başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, yine ... firmasında finans müdürü olarak görev yapan ...'un, üretim müdürü olarak görev yapan ...'ın ve Ar-Ge sorumlusu olarak görev yapan...'nün görevlerinde hiçbir değişiklik yapılmadan .... firmasında da aynı mevkilerde aynı ünvanlarda görev yapmaya başladıklarını, tüm bu hususların firmalar arasındaki organik bağı ispatladığını, bu tür hile-muvazaa içeren işlemleri kanunun himaye etmediğini, ayrıca .... firmasına ait malvarlığının devredilerek firmalar arası menkul ve gayrimenkullerin çalışanlar marifetiyle alacaklıdan kaçırılmaya çalışıldığını, yine borçlu firmanın hak ve alacakları üzerinde haciz tehdidi olmaksızın diğer davalı... firması üzerinden aynı konuda faaliyet göstermeye devam ettiğinin yapılan incelemede görüleceğini, sadece davalı borçlu firmaya ait taşınmazların değil, davalı borçlular ... . adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, .... Mahallesi,... Ada, ..Parsel, .. Cilt, ... Sayfa, .. nolu bağımsız bölüm mesken niteliğindeki taşınmazın ....'e 10.000,00 TL'ye satıldığının, ... adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi,.... Mahallesi, ...Ada, ... Parsel, ... Cilt, ... sayfa, ...nolu bağımsız bölüm mesken niteliğindeki taşınmazın yine ....'e 2.500,00 TL'ye gerçek değerinden çok düşük miktarda diğer davalı ....firması sahib...'e devredildiğinin istihbar edildiğini, kısacası davalıların, namı müstear şirket ve inançlı şerikleri eliyle hukuk sistemini ve müesseseleri, suiniyetli tasarruflarıyla kalkan olarak kullandıklarını, "perdeyi kaldırma teorisi" olarak adlandırılan teoride ayrılık ilkesinin kötüye kullanıldığı her durumda tüzel kişiliğin nazara alınmadığını, yani yokmuş gibi hareket edildiğini ve ayrı kişilikler savunmasından yararlanmak isteyenlere izin verilmediğini, nam-ı müstear halinde muvazaa hükümlerinin uygulandığını, muvazaanın müeyyidesinin ise butlan olduğunu, kanuna karşı hilede tarafların, hukuk düzeninin yasakladığı hukuki veya ekonomik bir sonucu elde etmek için yapılması hukuken caiz başka bir işlem yaptıklarını, bu haller karşısında yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmadığını, öte yandan davalılar arasındaki ticari ilişkinin danışıklı olmadığı kabul edilse dahi yapılan işlemler ticari işletmenin devri niteliğinde bulunduğundan İİK'nın 44. ve BK'nın 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından yine sorumlu olunduğunu belirterek, davalı ... Ltd. Şti’nin tüm malvarlığının .... Tic. A.Ş firmasına aidiyetinin tespitine ve bu bağlamda; muvazaa sebebi ile... firmasının “.....” adresinde kain menkulleri üzerinde Borçlar Kanunu ve İİK'nın ilgili maddeleri gereğince müvekkili banka yönünden cebri icra yapabilme yetkisinin verilmesine, davalı ... Firmasının tespit edilecek diğer malları yönünden Marka Sicil Müdürlüğüne, Trafik Tescil Müdürlüklerine, Tapu Sicil Müdürlüklerine, bankalara müzekkereler yazılarak sahiplerinin ... Tic. A.Ş'ye ait olduğunun ve buna göre kayıtlarının düzeltilmesinin hüküm altına alınmasına, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde tapu ve/veya sicil kaydının tashihine gerek olmaksızın, Borçlar Kanunu ve İİK'nın ilgili maddeleri gereğince müvekkili bankaya menkul ve gayrimenkuller üzerinde cebri icra yapabilme yetkisinin verilmesine, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla kredi borçlularının müvekkili bankaya olan borçlarından şimdilik 150.000,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalılar.... A.Ş, .... ve ....vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde olmayıp reddi gerektiğini, davacı alacaklı bankanın Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/183 Esasında kayıtlı dosyada tasarrufun iptali davası açtığını, her iki davanın tarafları, konusu aynı olduğundan öncelikle her iki davanın birleştirilmesi talepleri bulunduğunu, davacının alacak miktarının belli olduğunu, takibe koymuş olduğu senedin 2.000.000,00 TL bedelli olduğunu, ancak senedin davacı bankanın alacaklı olduğunu iddia ettiği miktar üzerinden, yani 1.075,045,12 TL üzerinden takibe koyulduğunu, davacının hesap kat ihtarlarında alacaklı olduğu miktarı açıkça ifade ettiğini, davacı banka için belirsiz alacak bulunmadığından, davanın fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak yargılama sırasında bedeli arttırılabilmek üzere açılmasının mümkün olmadığını, davanın miktarının 150.000,00 TL olduğunu ve bedelin arttırılmasına muvafakatlerinin bulunmadığını, genel kredi sözleşmesi ile ilgili olarak; verilen çekin, senet ödeme vasıtası gibi evrakların, müşteri çek senetlerinin zaman içinde birçoğunun ödendiğini, davacı bankanın alacaklı olduğunu belirttiği rakamın çok altında bir alacağı olduğunu, davacı bankanın dayandığı hukuki nedenler birden çok olup, hangi hukuki nedene dayandığını açıkça ifade etme zorunluluğu bulunduğunu,.... A.Ş Menderes/İzmir adresinde faaliyetine devam ederken ekonomik zorluklar nedeni ile borçlarını ödeyemez duruma geldiğini ve faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığını, ... Ltd. Şti. ile organik bağlantısı olduğuna, muvazaalı işlem yapıldığına ve danışıklı işlem yapıldığına dair davacı ifadelerinin doğru olmadığını, davadışı alacaklı firmaların, kişi, kurum, kuruluşların alacaklarını tahsil amaçlı olarak harekete geçtiklerini ve bunun neticesinde ...'nın mal varlığının ve faaliyetlerini devam ettirebilme yeteneğinin yok olduğunu, ... Ltd. Şti. tarafından yapılan işlemlerin ... adına yapıldığı tezinin hayata geçirilebilecek durumda olmadığını, ...'nın yeniden hayata dönme şansının bulunmadığını, borca batık durumda olduğunu, ...'nın sahibi olduğu birçok taşınmazın el değiştirdiğini, ortaklarının sahibi olduğu birçok taşınmazın da el değiştirdiğini, yapılan işlemler gerçek alışverişler olup, ...'nın mal varlığına geri dönmelerinin mümkün olmadığını, bankanın söylediğinin aksine, mal varlığının ....'ye geçmediğini, .... Ltd. Şti'nin bildikleri kadarıyla tek kusurunun, ...'nın eski fabrika binasında iş yaşamına başlamış olması olduğunu,....'den alacaklı olan davadışı firmaya,....'nın fabrika binasının alacaklarına karşılık olarak devredildiğini, bununla da yetinilmeyip,...'nın ... Bankasına olan borçlarının fabrika binasını devralan bu davadışı şirket tarafından ödendiğini, bu fabrika binasının yine bildikleri kadarıyla... tarafından şu andaki mal sahibinden kiralandığını, ... firmasının ticari faaliyetlerini bağımsız olarak sürdürdüğünü, yani .... ile herhangi bir bağı olmadan, yardım talep etmeden, destek almadan faaliyetlerine devam ettiğini, davacı bankanın ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ayrıca takibe geçtiğini, bu takipte alacaklı ... Bankası, borçlu ... A.Ş. olup İzmir 12. İcra Müdürlüğü’nün 2017/9021 sayılı dosyasında kayıtlı olarak 10.08.2015 tarihli ipoteğin takibe konu edildiğini, davacı bankanın işbu takipte talep ettiği bedelin limit ipoteğinden dolayı 500.000,00 TL olduğunu, davacı bankanın ayrıca kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yaptığını, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibin veya ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin iptalinin gerektiğini, zira davacının birden fazla hukuki nedene dayalı olarak takip yapamayacağını, mükerrerlik itirazında bulunduklarını beyanla, davanın reddine, dosyaların birleştirilmesine, hukuka aykırı mükerrer icra takipleri nedeniyle davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Şti. beyan dilekçesinde özetle; davacının tamamen varsayımlara dayanan iddialarını kabul etmelerinin mümkün olmadığını, fabrikalarının şu anki yerinde eskiden ... firmasının olması ve bu firmanın davacıyla arasındaki borç ilişkisi nedeniyle bu denli haksız bir sürecin içine girdiklerini, ... firmasıyla aralarındaki tek ilişkinin eskiden onların kullandığı fabrikayı şuan kendilerinin kullanmaları olduğunu, bu firma ile aralarında organik bağ olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını, ...'nın faaliyetlerine .... adı altında devam etmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını,... firmasının mal varlığının şirketlerine geçmiş olduğu yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu, ... taşınmazları el değiştirmiş olup şu anki sahiplerini bilmelerinin mümkün olmadığını, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği tutarın belli olduğunu, bu nedenle belirsiz alacak davası açılamayacağını, firmalarında ....ile bağlantılı olan kişilerin çalıştığı iddiası ve davacı vekili tarafından bu kişilere verilmiş olan ünvanların da doğru olmadığını, davacının davasını hangi hukuki nedene dayandırdığının belli olmadığını ve bunların somutlaştırılması gerektiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece; "....Bankacı bilirkişinin 02.05.2019 tarihinde sunduğu raporunda; davacı banka ile davalı... Tic. A.Ş. arasında 26.09.2014 düzenleme tarihli 800.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşme limitinin 18.03.2015 tarihinde 2.000,000,00-TL' ye yükseltildiği, ..., .... ve...şirketinin 2.200.000,00-TL kefalet limiti ile müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmeyi imzaladıkları, davalı ... şirketinin sözleşmede kefalet imzasının bulunmadığı, bu şirketin İzmir 21. Noterliğinin 16.01.2017 tarihli onaylama sözleşmesi ile kurulduğu, yetkilisinin ... olduğu, sözleşmeye istinaden davalı asıl borçlu şirkete nakdi krediler kullandırıldığı, kredi ödemelerinin aksaması üzerine hesabın kat edilerek ihtarname gönderildiği, bankanın kredilerinin riske girmesi üzerine 18.03.2015 düzenleme tarihli 27.04.2017 vade tarihli 2.000.000,00-TL bedelli senedi protesto ederek, İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2017/11490 sayılı kambiyo senedine özgü takibe giriştiği, 13.07.2017 takip tarihi itibarı ile banka alacağının 1.075.045,12-TL asıl alacak, 440,00-TL ihtiyati haciz gideri olmak üzere 1.075.485,12-TL olduğu, 09.05.2018 dava tarihi itibarı ile banka alacağının toplam 1.271.795,54-TL olduğu, banka alacağından ....Tic. A.Ş.'nin asıl borçlu sıfatıyla, davalılar ... ile ...'in tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile müşterek borçlu müteselsil sıfatı ile sorumlu olduğu, davacı bankanın talebinin 150.000,00-TL olması sebebi ile taleple bağlı kalınması gerektiği, ... şirketi ile .... şirketi arasındaki organik bağ iddialarının uzmanlık alanı dışında olması sebebi ile takdirin mahkemeye ait olduğunu ortaya koyduğu, Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/183 Esas sayılı dosyasının Uyap üzerinden gönderilen örneğinin incelenmesinde;.... Bankası tarafından ....,..., ..., ... aleyhine açılan tasarrufun iptali davası olduğu; '1-Davanın kabulü ile; davacı alacaklının İzmir 28 İcra Müd 2017/12076 sayılı takip dosyasındaki alacakları ve ferileri karşılar şekilde; .... ili, .... ilçesi, .... köyü ... ada .... parseldeki tarlanının 21/12/2016 tarihinde davalı .... tarafından davalı .... 'e yapılan satış işlemine yönelik tasarrufun iptaline,.... ili ... ilçesi, .... mah, .... ada ....parsel ....kat ...nolu bağımsız bölümün davalı ...'in 21/12/2016 tarihinde ...'ya yapmış olduğu satış işlemine yönelik tasarrufun iptaline, .... ili .... ilçesi, .... mah, .... ada ... parsel ... kat... nolu bağımsız bölümün davalı ...'in 23/12/2016 tarihinde ....'e yapmış olduğu satış işlemine yönelik tasarrufun iptaline, davacı alacaklıya bu tasarruflarda cebri icra yetkisi verilmesine' şeklinde karar verildiği, bu kararın kesinleştiğinin anlaşıldığı, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün gönderdiği kayıtların incelenmesinde; ... Ltd. Şti 'nin İzmir 21. Noterliğinin 16.01.2017 tarihli sözleşmesi ile kurulup 25.01.2017 tarihinde sicile tescil edildiği, tek ortağının ve temsilcisinin .... olduğu, ... A.Ş. 'nin 14.02.2017 tarihi itibarı ile ortaklarının .... ve ... olduğu, bilirkişi ...'in 23.08.2019 tarihli raporunda; davalı şirketlerin aynı ticari alanda faaliyet gösterdikleri,.... firmasının ortağı ve yetkililerinin bir takım şahsi taşınmazlarını .... şirketi sahibi olan ....'e piyasa rayiç bedellerinin çok altında fiyatlarda birbirlerine yakın tarihlerde tapuda satış yaptıkları, bu konudaki davanın devam ettiği, davalı şirket ortakları arasında özel bir arkadaşlık olup olmadığı konusunda yeterli bilgi bulunmadığından tespit yapılamadığı, dava dilekçesinde ismi geçen çalışanlar ..., ..., ...'nün .... şirketinin SGK'lı olarak çalıştığının göründüğü, ancak dosyadaki kayıtlar yetersiz olduğundan, bu kişilerin önceden .... firması çalışanı olduğunun tespit edilemediği, geriye dönük olarak SGK kayıtlarının incelenmesi gerektiği, her iki davalı şirket aynı alanda ticari faaliyet göstermiş ise de, her iki şirketin ticari kayıtlarının incelenerek, ... firmasının kuruluşundan itibaren ticaret yaptığı üçüncü kişilerin büyük bölümünün... firmasının müşterisi olup olmadığı, aynı sözleşmesinin devamı mahiyetinde işler yapıp yapmadığı, .... firmasının taahhütlerini üstlenip üstlenmediği hususlarının konusunda uzman bir mali müşavir tarafından incelenip tespit edilebileceğini ortaya koyduğu, bilirkişi tarafından eksik bulunan SGK kayıtları, araç kayıtlarının celp olunduğu, mali müşavir bilirkişi ... de görevlendirilerek, bilirkişiler .... ve ...'den aldırılan 10.11.2020 tarihli raporda;..... Şti.'nin ticari defterlerini sunmadığından inceleme yapılamadığı,.... Ltd. Şti'nin İl Sosyal Güvenlik Müdürlüğüne işe başlama müracaat tarihinin 01.02.2017 olduğu, çalışanlardan ...'nün 07.07.2011 tarihinde ...A.Ş. iş yerinde işe başladığı, 31.12.2016 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, 06.09.2017 tarihinde .... Şirketinde işe başladığı, 21.09.2019 tarihinde işten çıkışının yapıldığının tespit edildiği, çalışanlardan ...'un SGK hizmet dökümünün incelenmesinde; 13.05.2014 tarihinde ... A.Ş.'de işe başladığı, 2017 tarihinde işten çıkışının yapılıp 06.09.2017 tarihinde .... Ltd. Şti.'nde işe başladığı, en son 2019/10 bordrosuna göre halen çalışıyor olduğunun görüldüğü, ...'ın SGK hizmet dökümünün incelenmesinde; 01.02.2007 tarihinde .... Tic. A.Ş.'de işe başladığı, 05.06.2012 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, 06.06.2012 tarihinde .... Ltd. Şti.'nde işe başladığı, 31.08.2012 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, 01.09.2012 tarihinde ...Tic. A.Ş.'de işe başladığı, 31.12.2016 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, 07.02.2017 tarihinde ... iş yerinde işe başladığı, 16.07.2017 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, 06.09.2017 tarihinde ...Şirketinde işe başladığı, 2019/10 bordrosuna göre halen çalışıyor göründüğü, ...'ın önceden... firmasına ortak olduğu, ortaklıktan ayrıldığı, 2017 yılında davalılar .... şirketi,..., ... aleyhine icra takipleri yapıldığı, ... şirketinin 16.01.2017 tarihinde ... tarafından ....Tic. A.Ş. ile aynı adreste kurulduğu, faaliyet alanlarının aynı olduğu,.... A.Ş.'nin 23.02.2017 tarihinde adresinin değiştirildiği,...Ltd. Şti.'nin kurucusu, tek ortağı ve yetkilisinin ... olup, evlilik sebebi ile soyadının... olarak değiştiği, davalılar ... ve .... ile aynı soyadını aldığından sıhri hısımlık ilişkisi olabileceği, tüm bu durumlar ve tespitler değerlendirildiğinde, her iki davalı şirket arasında organik bağ kurulduğu kanaatine varıldığı, davalı ....şirket defterleri üzerinde inceleme yapılamadığı hususlarını ortaya koydukları,... şirketinin ortağı ...in 30.09.2018 tarihinde ... ile evlendiğinin, Uyaptan çıkartılan nüfus kaydından anlaşıldığı, davacı vekilinin 27.11.2020 tarihli dilekçesinde 150.000,00-TL olan taleplerini ıslah ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.075.485,12-TL' nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ettiği, toplanan tüm deliller karşısında, davalılar ... ve ... yönünden yapılan değerlendirmede; davacı bankanın, kefaletleri nedeni ile bu davalılara karşı alacağın tahsili için İzmir 28. İcra Dairesinin 2017/11490 sayılı takibine giriştiği, bu takibin konusunun 2.000.000,00-TL bedelli bono olmasına rağmen, takibe konu alacak olarak dava konusu krediden kaynaklanan 1.075.485,12-TL alacağın tahsilinin talep edildiği, bu takibin kesinleştiği, dolayısı ile bu takipte bu davalılara karşı haciz, satış vs.takip tahsil işlemlerinin yapılmasına engel bir hal bulunmadığı, bu davalılar hakkında takip yapılabilmesi için mahkeme kararına gerek olmadığı, bu yönü ile bu davalılar aleyhine işbu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığı, davalı ... Şirketine bu davalıların kendi mallarını kaçırdığı ileri sürülmediğinden, bu davalıların ... şirketi aleyhine açılan davada zorunlu dava arkadaşlığının da söz konusu olmadığı dikkate alındığında, sonuç olarak bu davalılara karşı işbu alacak davasının açılmasında hukuki yarar bulunmadığından, aleyhlerine açılan davanın HMK 114/1-h ve HMK 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine karar vermek gerektiği, davalılar .... Ltd. Şti. ile ... Tic. A.Ş. yönünden yapılan değerlendirmede; .... Şirketine ait malların.... şirketine kaçırıldığının ispat edilemediği, .... işçileri ...., ....,....'nün ... Şirketinde işten ayrıldıktan uzun süre sonra (yaklaşık 8 ay) .... şirketinde çalışmaya başladıkları, bunlardan ...'ın .... şirketinden çıktıktan sonra başka iş yerinde de çalıştığı, daha sonra ... şirketinde çalışmaya başladığı, ... şirketinin faaliyet gösterdiği fabrika binasının üçüncü şahıslarca satın alındığı, ...'nin aynı adreste kiracı olarak faaliyet göstermesinin iddiaları ispatlamaya yeterli olmadığı, ....'nin ... Şirketine devredilen mal varlığının ispatlanamadığı, dolayısı ile ... şirketi ile... şirketi arasında organik bağ olduğu ve... şirketinin ....şirketi adına faaliyet gösterdiği iddialarının sübuta ermediği kanaatine varıldığı, bilirkişi görüşüne iştirak edilmediği, bu davalılar aleyhine açılan ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği, .... ve ....'in bir kısım taşınmazlarının ...'e devri hususu, bu davadaki iddialardan biri ise de; bu davada ... davalı konumunda olmadığı gibi, ... ortakları ... ve ....'in taşınmazlarının ...'e devredilmesinin Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/183 Esas sayılı davasının konusu olduğu, bu durumun ayrı bir tüzel kişiliğe sahip... şirketinin mal varlığının ... şirketine devri olarak kabul edilemeyeceği, bu konudaki iddiaların ... şirketinin dava konusu borçtan sorumlu tutulmasını gerektirir yasal dayanak ve neden oluşturmadığı sonucuna ulaşılmakla; davalılar .... ... ve .... aleyhine açılan davanın HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN HMK 114/1-h ve HMK 115/2 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, davalılar .... A.Ş ile ... Şti. aleyhindeki İSPATLANAMAYAN DAVANIN REDDİNE...." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili tarafından; "...Müvekkili banka borçlusu .... A.Ş ile davalı ... Ltd. Şti. arasında fiili ve organik bağ bulunması ve mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak ve nam-ı müstear kullanarak davalı firma üzerinden faaliyetini devam ettirmekte olması sebebiyle işbu davanın açılmış olup yargılama neticesinde davanın reddine dair hüküm kurulduğunu, işbu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluklarının hasıl olduğunu, yargılama sırasında bilirkişi raporu alınarak davalarının haklılığının bilirkişi raporu ile de ispatlandığını, nitekim bilirkişi raporunun ve toplanan delillerin alacaklarını ispatladığına ilişkin, ilk derece mahkemesi kararında muhalefet şerhi bulunmakta olup, bilirkişi raporu ve toplanan deliller dikkat alınmaksızın davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, davalılarca, hukukun yasakladığı bir sonucu elde etmek veya bir yükümlülükten kurtulmak amacıyla tüzel kişi ayrılığının arkasına gizlenilerek yasanın dolanılmasının TMK‘nın 2.maddesine aykırı olduğunu ve bu gibi eylemlerin bir çoğunun aynı zamanda kanuna karşı hile teşkil ettiğini, bankanın kredi borçlusu... A.Ş'den tahsil edemediği alacağına diğer davalı şirket ve gerçek kişi ortağının malvarlığına gitmek suretiyle kavuşmasının hedeflendiğini ve davanın bu mihvalde değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiğini, ayrıca, davalılar... ve ... hakkındaki davada hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle ret kararının da hatalı olduğunu, nitekim takiplerin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla açılmış olup, davaya sebebiyet veren iki firmanın işlemlerinin işbu davalılar tarafından gerçekleştirildiğini, dolayısıyla, alacaklılardan mal kaçırmak kaydıyla işlemleri gerçekleştiren .. ve ... hakkında da davanın kabulü gerektiğini, sunulu deliller ve bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere....Ltd. Şti'nin 10.000,00 TL sermaye ile 25.01.2017 tarihinde ...(...ile evlenen) tarafından kurulmuş olup, ....(....) tarafından kurulan.... firmasının, .... ve... tarafından kurulan.... Firmasının devamı niteliğinde olduğunu, ...in, davanın açıldığı tarih itibariyle.....'in kız arkadaşı olup bugün ise ....ile evli olduğunu, olayda müvekkili banka alacağının muaccel olduğu aşikar olup davalı borçlunun da mallarını gizlemeye, kaçırmaya çalıştığının açıkça ortada olduğunu, hukuki değerlendirmelerini Yargıtay içtihatları ve doktrin görüşler ışığı altında ayrı ayrı ‘nam-ı müstear’ (perdeyi kaldırma teorisi) ve kanuna karşı hile ile ayrı ayrı muvazaa sebebi ile butlana dayandırdıklarını, tüzel kişiyi oluşturan kişiler (meselâ, şirket ortakları), tüzel kişilik kurumunu amacından saptırarak kötüye kullandıklarında ve yükümlülüklerinden tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak kurtulmaya çalışırlarsa, bundan zarar gören üçüncü kişilerin (meselâ, şirketin alacaklıları) tüzel kişilik zırhını aşarak doğrudan doğruya tüzel kişiyi oluşturan ortaklara veya üyelere uzanabileceklerini ve onların sorumluluğuna gidebileceklerini, bu halde ortakların ‘sözleşmenin tarafı şirkettir ve borçtan da şirket tüzel kişiliği sorumludur; tüzel kişilik ise ayrı ve bağımsız bir şahsiyet, müstakil bir hak süjesidir; sözleşmeye biz taraf olmadığımıza göre, bu sözleşmeden kaynaklanan borçlardan da biz sorumlu tutulamayız’ şeklindeki savunmalarının, MK m. 2’de ifadesini bulan dürüstlük kuralına aykırı sayılacağını ve hakkın kötüye kullanılması anlamını taşıyacağını, bu esasın sadece doktriner bir yaklaşım, bilimsel bir teori olmaktan çıktığını ve Türk Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından da kabul edilen bir ilke halini aldığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 02.11.2000 tarih ve 5828/7383 sayılı kararında bundan daha önemlisi, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2006 tarih ve 2005/8774 Esas-2006/5232 Karar sayılı kararında bunun vurgulandığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin kararı onarken; ‘(...) tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalıların sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına...’ ifadesine yer verdiğini, ayrılık ilkesinin kötüye kullanıldığı her durumda, tüzel kişiliğin nazara alınmadığını, yani yokmuş gibi harekete edildiğini ve ayrı kişilikler savunmasından yararlanmak isteyenlere izin verilmediğini, nam-ı müstear halinde muvazaa hükümlerinin uygulandığını, nam-ı müstear davalarında nam-ı müstearın tarafı olmayan üçüncü şahısların –gizli kişinin alacaklıları- her türlü delille ispat edebileceklerinin Yargıtay’da ve doktrinde de aynen kabul gördüğünü, kanuna karşı hilede; tarafların, hukuk düzeninin yasakladığı hukuki veya ekonomik bir sonucu elde etmek için, yapılması hukuken caiz başka bir işlem yaptıklarını, kanuna karşı hilenin, hukuka aykırılığın bir çeşidi olduğunu, ayrılık ilkesinin kötüye kullanıldığı her durumda tüzel kişiliğin dikkate alınmadığını, yokmuş gibi hareket edildiğini, öte yandan; davalılar arasındaki ticari ilişkinin danışıklı olmadığı kabul edilse dahi, yapılan işlemler 'ticari işletmenin devri' niteliğinde bulunduğundan İİK' nın 44. ve B.K'nın 179.maddelerinin uygulanması gerektiğinin açık olduğunu, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi devralan davacının da B.K'nın 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu olduğunu, müvekkili bankanın borçlusu ... A.Ş ile... Ltd. Şti arasında fiili ve organik bağ bulunmakta olup borçluların mal kaçırmak için muvazaalı olarak nam-ı müstear kullanarak faaliyetlerini kanuna karşı hile yaparak bu firma üzerinden devam ettirdiklerini, ticaret sicil kayıtlarından da görüleceği üzere davalı borçluların sürekli şirket kurup şirket kapattıklarını, aynı zamanda fabrikanın, daha önce ... firmasının mülkiyetinde olduğunun, fabrikayı kısa süre önce elinden çıkardığının ve bu fabrikayı... firmasının kiraladığının tespit edildiğini, aynı adreste, aynı iş, aynı çalışanlar ile işletme faaliyetlerine devam eden firmanın bu şekilde bir devralma yaparak hiçbir değişiklik olmadan... Şti.'nin devamı gibi aynı iş kolundaki faaliyetlerine devam etmesinin (üstelik 10.000,00 TL’lik bir sermaye ile kurulan bir şirket olarak) dikkat çektiğini, dolayısıyla ... firmasının asıl faaliyetlerini ... Şti. üzerinden yürüttüğünün açıkça ortada olduğunu, kaldı ki ... Firması sahibi ....’in 07.09.2016 tarihine kadar öğrenim kredisi yatırdığı-öğrenci olduğu tespit edilmiş olup Ocak 2017’de firma kurarak fabrika kiralaması ve üretime başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, yine .... firmasında; finans müdürü olarak görev yapan ...’un, üretim müdürü olarak görev yapan ...’ın ve Ar-Ge sorumlusu olarak görev yapan...’nün görevlerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ... firmasında da aynı mevkilerde aynı ünvanlarda görev yaptıklarını, düzenlenen 30.04.2019 tarihli bilirkişi raporu ile alacaklarının varlığının talep edilebilirliği, 10.11.2020 tarihli bilirkişi raporu ile de davalı.... . Ltd. Şti'nin diğer davalı ... Tic A.Ş ile aralarında organik bağ bulunduğu sonucuna varıldığını, sunulan SGK kayıtları, ticaret sicil kayıtları ve bilirkişi raporları davanın haklılığını ispatlar nitelikte olduğundan açık kanun hükümleri ve emsal Yargıtay kararlarına aykırı olarak davanın reddi kararı usule ve yasaya aykırı olmakla, bu kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı banka alacağının müteselsil kefillerden ve asıl borçlu davalı şirket ile muvazaalı şekilde organik bağ içinde olduğu ileri sürülen diğer davalı şirketten tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; yerel mahkemece de isabetli şekilde belirtildiği üzere; davacı/alacaklı banka tarafından açılan eldeki eda davası niteliğindeki alacak davasının açıldığı tarih itibariyle, davalı/borçlular (.....Ltd.Şti dışındaki) hakkında dava konusu alacağa ilişkin icra takibi başlatılmış ve bu takip kesinleşmiştir. Dolayısıyla, davacı/alacaklı için, takip yapılmış olan bu davalı/borçlular hakkında haciz isteme yetkisi doğmuştur. Bu yolla alacağına kavuşabilecek olan davacı/alacaklının, aynı amaca yönelik olarak, ayrıca eda davası niteliğinde alacak davasını açmasında, hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu yöndeki mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır (Bu yönde bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/11-143 E.- 2010/196 K., 11. HD 2023/339 E. - 2024/4792 K).
2-Davacı bankanın, eldeki davayı davalılar.... AŞ ile ... Ltd.Şti bakımından dayandırdığı organik bağ, muvazaa, kanuna karşı hile iddiaları bakımından ise; takip borçlusu.... A.Ş'nin malvarlığının diğer davalı ... Şti'ye devri ile bu şirketin tüzel kişiliği altında aynı çalışanlarla, aynı iş kolunda ve aynı yerde, aynı müşteri çevresiyle faaliyetine devam ettiği iddiasının, bahse konu icra takibinden bağımsız bir hukuki nedene dayandırılmış olup, yargılamayı gerektirdiği açıktır.
3-Mahkemece, bu hususta bilirkişi raporları alındığı, raporlara göre her iki şirket arasında organik bağ bulunduğu ve birinin diğerinin devamı niteliğinde kurulduğu görüşüne varılmış olduğu görülmekle birlikte, mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle bilirkişi raporlarından ayrılmak suretiyle davanın bu iki davalı yönünden ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
4-Bilindiği üzere, temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkisinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.
5-Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.
6-Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde "Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi"nin uygulanmasının mümkün olabileceği kabul edilmektedir.
7- Buna göre “ Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi ” ana kuralın istisnası olarak, ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur (Tüm bu hususlarda bknz. Yargıtay 11. HD 2017/2384 E. - 2019/2653 K).
8-Buna göre somut uyuşmazlıkta; davalı iki şirketin yetkilileri ve ortaklarının farklı olduğu, kuruluşlarının farklı olduğu, bununla birlikte ortaklar arasında yakın ilişki bulunmakta olduğu ve nitekim 30.09.2018'de davalı ... ile diğer şirketin yetkilisi olan ...'in evlendiğinin anlaşıldığı, davalı ... firmasının diğer davalı ... firmasının 3.kişiye satıp devrettiği fabrika binasında 25.01.2017 tarihinde faaliyete başlayıp kiracı konumunda olduğu, bahse konu fabrikanın bulunduğu taşınmaz daha öncesinde .... firmasının ise de, 3.kişiye satıldığı, ardından farklı 3.kişiler arasında el değiştirdiği, son malikinin bahse konu taşınmazı davalı ...firmasına kiraya verdiğinin görüldüğü, her iki şirketin araçlarının geçmişe dönük devir kayıtlarının il emniyet müdürlüğünden gelen yazılar ile incelendiği ve aralarında bir araç devrinin olmadığının anlaşıldığı, bununla birlikte davalı ... firması ortakları ile diğer davalı ... firması yetkilisi olan .... arasında şahsen taşınmaz malvarlığı devrine konu işlemler bulunduğu, nitekim tasarrufun iptali davasına da konu olduğu anlaşılmakla birlikte, şirket tüzel kişiliklerinin taraf olduğu eldeki bu davada "her iki şirket arasında" herhangi bir malvarlığı devrine dair somut bir delil sunulamadığı, bu kapsamda her iki davalı arasında hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak şekilde muvazaalı bir ilişkinin söz konusu olduğuna dair bir kayda rastlanmadığı, her iki davalının bu yönde işlem yaptıklarına dair başkaca da bir yazılı delilin dosya kapsamı arasında bulunmadığı, kaldı ki organik bağın da tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli olmadığı, zira bu kurumun istisnai olduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu, ancak işbu davada organik bağ iddia edilen şirketin ortak ve yetkililerine dava yöneltilmeyip sadece şirket tüzel kişilikleri bünyesinde dava açıldığı, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı halinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve davacı bankanın da zaten bazı taşınmazlar için tasarrufun iptali davası açtığının görüldüğü, yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu da gözetildiğinde, davalı .... Şti' nin diğer davalı....Şti'nin borcundan sorumluluğunu gerektirir somut bir durumun dava konusu olayda mevcut olmadığına dair mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacı vekilinin İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/567 Esas - 2022/651 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avanstan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi., 08/07/2025