T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/14
KARAR NO : 2025/968
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/10/2018 (Dava) - 11/10/2022 (Karar)
NUMARASI : 2018/1160 Esas - 2022/813 Karar
DAVA : Maddi Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle)
BAM KARAR TARİHİ : 19/06/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/06/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/10/2022 tarihli 2018/1160 Esas ve 2022/813 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 08/07/2011 tarihinde müvekkilinin yolcu konumunda olduğu dava dışı ..... yönetimindeki ..... plakalı kamyonetin dava dışı sürücü .... yönetimindeki .... plakalı araçla çarpıştığını, kazada müvekkilinin yaralandığını, tedavisinin Çankırı Devlet ve Kurşunlu İlçe Hastaneleri’nde yapıldığını, kazanın oluşunda davalı şirket nezdinde ZMMS poliçesi bulunan .... plakalı araç sürücüsünün asli ve tek kusurlu olduğunu, raporu aldırıldığında müvekkilinin geçici ve sürekli iş göremezliğinin açığa kavuşacağını, müvekkili adına 10/08/2018 tarihinde başvuru yapmalarına rağmen dava tarihine kadar ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 100,00 TL’si geçici iş göremezlik ve 100,00 TL’si sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 200,00 TL maddi tazminatın başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili 20/06/2022 tarihli değer artırım dilekçesi ile; geçici iş göremezlik bedelini 1.000-TL olarak; sürekli iş göremezlik bedelini de 199.000-TL olarak artırdıklarını belirterek, 200.000,00-TL’nin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, bu yönüyle hukuki yararın bulunmadığını, müvekkiline usulüne uygun olarak bir başvurunun yapılmadığını, sunulması zorunlu olan belgelerin sunulmadığını, davanın HMK’nın 61. maddesi uyarınca dava dışı sigortalı .....’e ve araç sürücüsü ......’a ihbar edilmesi gerektiğini, kazanın 08/07/2011 tarihinde gerçekleştiğini, 2 ve 10 yıllık zaman aşımı sürelerinin dolduğunu, kusur oranının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden rapor alınması gerektiğini, davacının kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle müterafık kusurunun olduğunu, % 50’den az olmamak üzere müterafık kusur indiriminin yapılması gerektiğini, yine davacının iş göremezliğinin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’ndan raporunun aldırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin temerrütünün bulunmadığını, bu nedenle dava tarihinden itibaren faiz yürütülebileceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, ''...sigortalı ..... plakalı araç sürücüsü ......'ın 08/07/2011 tarihinde tam kusurlu olarak sebebiyet verdiği kaza sonucunda dava dışı ... yönetimindeki ..... plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının % 14.1 kalıcı iş göremezliğinin ve 1,5 ay süre ile geçici iş göremezliğinin oluştuğu; geçici iş göremezlik zararının TBK'da kazanç kaybı olarak nitelendirildiği, yani; geçici iş göremezlik zararının çalışamama nedeniyle oluşan zarar olduğu, davacının asgari ücretle çalıştığı, benimsenen rapora göre davacının, davalıdan isteyebileceği geçici iş göremezlik tazminat tutarının 1.033,23 TL olduğu, sürekli iş göremezlik tazminatı tutarının da 202.651,85-TL olduğu; davalı sigorta şirketinin poliçe teminat limitinin 200.000,00 TL olduğu, nitekim; davacı tarafça da bedel artırım dilekçesi ile 100,00 TL geçici iş göremezlik, 200.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı isteğinde bulunulduğu, davalı vekili her ne kadar cevap dilekçesinde "davacının emniyet kemerinin takılı olmadığını" ileri sürmüş ise de; bu konuda ispat yükünün davalı tarafta olduğu ancak davalı tarafça ispatlanamadığı, ceza dosyası içeriğinde de davacının kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olmadığı yönünde herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, müterafik kusur indirimi yapılması koşullarının bulunmadığı, bedel artırım dilekçesi ile istenen zararın davalı sigorta şirketinin poliçe teminat limiti içerisinde kaldığı...'' gerekçesiyle; ''...Davanın KABULÜ ile; 1.000,00-TL’si geçici iş göremezlik tazminatı ve 199.000,00 TL’si sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 200.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine...'' şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafça müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvuru yapılmadığını, bu nedenle kararın kaldırılarak başvurunun usulden dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, sigorta şirketlerine yapılan başvuruların geçerli kabul edilebilmesi için gerçek zararın tespitine yarar ve gerekli görülen tüm belge ve bilgileri de sigorta şirketlerine göndermiş olmaları gerektiğini, istenilen bilgi ve belgelerin tam olması şartıyla başvurunun geçerli kabul edilip değerlendirmeye alındığını, davacı tarafından müvekkili şirkete yapılan başvuru esnasında, Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine uygun olarak ilgili bölüm doktorları heyetince düzenlenen, tam teşekküllü devlet hastanesi veya üniversite hastanesinden alınmış, özürlülük oranını gösteren engelli sağlık kurulu heyet raporu sunulmadığını, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki menfaati bulunmadığını, huzurdaki davaya konu edilen taleplerin tümünün davanın açıldığı tarih itibariyle zamanaşımına uğradığını, dava konusu taleplerin dayanağı olan kazanın 08.07.2011 tarihinde gerçekleştiğini, buna göre ZMMS Genel Şartlar C.8 "Motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmü gereğince, dava konusu taleplerin tümünün huzurdaki davanın açıldığı 11.10.2018 tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığını, davanın bu nedenle esastan reddi gerektiğini, karara esas alınan maluliyet raporunun mevzuata aykırı olduğunu, maluliyet oranın tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp 3. İhtisas Kurumuna gönderilmesi ve maluliyet raporunun özürlülük ölçütü, sınıflandırması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkında yönetmeliğe uygun olarak hazırlanması gerektiğini, yargılama yapılırken kusur raporu alınmadığını, ceza dosyasında mevcut kusur raporunun hükme esas alındığını, ceza yargılamasında temin edilen raporların bağlayıcı sayılarak hukuk yargılamasına esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay kararında da kabul edildiği üzere, mahkemece kusur oranının tespiti yasa hükmü gereği olduğundan ve müvekkili şirketin sorumluluğu sigortalıdan fazla olamayacağından kusur oranının tespiti için dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Kurumuna gönderilmesi gerektiğini, davacının, kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle kazanın sonuçlarının ağırlaşmasında müterafik kusuru bulunduğunu, davacının müterafik kusuru dolayısıyla tazminattan %50’den aşağı olmamak üzere indirim yapılması gerekirken davacının müterafik kusur durumu raporlarda ve kararda tartışılmadan hüküm tesis edildiğini, hükme esas alınan maluliyet raporunda yer alan arazlar ile somut olay arasında illiyet bağı bulunmadığını, alınan raporun kaza tarihinde geçerli yönetmeliğe göre hazırlanmadığını, hükme esas alınan aktüerya bilirkişi hesaplama raporunun kabulünün mümkün olmadığını, prograsif rant hesaplama yöntemi kullanılmasının kabul edilemeyeceğini, TRH 2010 %1,8 teknik faize göre hesaplama yapılması gerektiğini, TRH mortalite tablosu %1,8 teknik faize aktüeryal yönteme göre yapılan hesaplamada kişinin yaşam olasılıkları göz önünde bulundurulurken (aktüeryal yöntem), PMF ve TRH mortalite tablosu %0 teknik faiz prograsif rant yöntemi esas alınarak hazırlanan rapora göre yapılan hesaplamada kişinin yaşam olasılıklarının göz önünde bulundurulmadığını ve tazminat hesabının her yıl %10 arttırılmak ve %10 iskonto edilmek suretiyle hesaplandığını, söz konusu kazanın davacı bakımından iş kazası niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin bir sorumluluğu bulunmadığını, zira söz konusu talebin SGK'ya yöneltilebileceğini, SGK tarafından karşılanması beklenen bakıcı, tedavi ve geçici iş göremezlik giderlerinin müvekkilinden talep olunmasında hukuka uyarlık bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece tazminata hükmedilmesi durumunda müvekkili şirketin sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanununun 85/1 ve Trafik Poliçesi Genel Şartlarının 1. maddesi gereğince sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının dava tarihinden itibaren yasal faiz oranını aşan her türlü talebinin reddi gerektiğini, mahkemece hükmedilen harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, tehiri icra talebinin kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, trafik kazasına dayalı bedensel zarar nedeni ile geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
1-Dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuruyu düzenleyen 2918 sayılı KTK’nın 97. maddesinde “sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması” gerektiği belirtilmiş, dosya kapsamına göre davacı tarafından dava açılmadan önce dilekçe ile tazminat istemli yaptığı başvurusu sigorta şirketine tebliğ edildiği halde davacıya ödeme yapılmadığı, bu durumda başvuru dava şartının bulunduğu anlaşılmıştır.
2-2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesi; "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmünü; 109/2. maddesi ise; "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmünü havidir.6098 sayılı TBK’nın 72. maddesi; “(1) Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” hükmünü havidir.
Kaza tarihinde yürürlükte olan yasal düzenlemeler uyarınca olayda 8 yıllık ceza zaman aşımı süresi kaza tarihi nazara alındığında dava tarihi itibarı ile henüz dolmadığından, davalı vekilinin bu yöndeki itirazının reddine karar verilmiştir.
3-6100 sayılı HMK’nin belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesinde; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Davacı, dava dilekçesinde zararın ilerde bilirkişi incelemesi sonucu belli olacağı belirterek ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak talepte bulunmuştur. Dava ile talep edilen zararın miktarı ancak dosya kapsamında alınacak raporlar ile tespit edilebilecek niteliktedir. Bu sebeple davacı tarafın, dava tarihinde uğranıldığı iddia olunan zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebileceği söylenemez. Buradan hareketle işbu dava ile talep edilen tazminat/alacak miktarı belirsiz alacak niteliğinde olup, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki menfaati bulunduğundan, belirsiz alacak davası açması usul ve yasaya uygundur.
4-Davalı vekili, hükme esas alınan maluliyet raporunun mevzuata aykırı olduğunu, maluliyet oranın tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp 3. İhtisas Kurumuna gönderilmesi ve maluliyet raporunun özürlülük ölçütü, sınıflandırması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkında yönetmeliğe uygun olarak hazırlanması gerektiği yönünde itiraz edilmiş ise de;
Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde,zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013-01.06.2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015-20.02.2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
Eldeki dosyada; hükme esas alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 08/02/2021 tarihli raporda kaza tarihinde yürürlükte olan 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre maluliyet tespit edilmiş olup, işbu rapor kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe göre hazırlandığı için hüküm kurmaya elverişli olmakla davalının itirazının reddi gerekmiştir.
5-Davalı vekili, yargılama yapılırken kusur raporu alınmadığı, ceza dosyasında mevcut kusur raporunun hükme esas alındığı, ceza yargılamasında temin edilen raporların bağlayıcı sayılamayacağı, kusur oranının tespiti için dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Kurumuna gönderilmesi gerektiği yönünden itiraz etmiş ise de; Mahkemece, Kurşunlu Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/14 Esas sayılı dosyasında, kaza mahallinde keşif yapılarak trafik uzmanı bilirkişiden rapor alınmış olması, yine dosya kapsamında Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden alınan raporda ..... plakalı sigortalı araç sürücüsü .....’ın, asli ve tam kusurlu olduğu, karşı sürücü ...’ın ise kusursuz olduğu belirlenmiş olması, yapılan yargılama sonucunda sigortalı araç sürücüsü ......’ın, “taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek” suçu nedeniyle cezalandırılmasına dair kararın temyiz incelemesi sonucu Yargıtayca onanarak kesinleşmiş olması nazara alınarak, dosya kapsamında kusur raporunun alınmadığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre Dairemizce de yapılan kusur yönünden yapılan kabulün yerinde olduğu; öte yandan, kaza sonrasında tutulan kaza tespit tutanağında sigortalı araç sürücüsü kusurlu kabul edildiği halde karşı araç sürücüsüne kusur izafe edilmediği, bu durumda hükme esas alınan rapor ile uyumlu olduğu anlaşılmakla, davalının bu yöne ilişkin itirazının reddi gerektiği anlaşılmıştır.
6-Davalı vekili, davacının, kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle kazanın sonuçlarının ağırlaşmasında müterafik kusuru bulunduğunu, davacının müterafik kusuru dolayısıyla tazminattan %50’den aşağı olmamak üzere indirim yapılması gerekirken davacının müterafik kusur durumu raporlarda ve kararda tartışılmadan hüküm tesis edildiği yönünden itiraz etmiş ise de; Mahkemece kararda talep edilen hususta yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmış olduğu, dosya kapsamına göre müterafik kusur indirimi şartlarının bulunmadığı, kaldı ki yerleşik uygulamaya göre müterafik kusur indirimi oranının en fazla %20 olacağı, bu durumda davalının bu yöne ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
7-Davalı vekili tazminat hesaplamasının, TRH 2010 yaşam tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak yapılması gerektiği yönünde aktüer rapor yönünden itiraz etmiş ise de; bilirkişi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi ile hesaplama yapılmasının usul ve yasaya uygun olduğu, hükme esas alınan raporun denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli olduğu, bu yöne ilişkin itirazın reddi gerektiği anlaşılmıştır.
8-Davalı vekili, müvekkili şirketin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin bir sorumluluğu bulunmadığı, kazanın iş kazası olduğu, zira söz konusu talebin SGK'ya yöneltilebileceği, bakıcı, tedavi ve geçici iş göremezlik giderlerinin müvekkilinden talep edilemeyeceği yönünden itiraz edilmiş ise de, davalı sigorta şirketi vekilinin geçici işgöremezlik tazminatından SGK'nın sorumlu olduğu ve müvekkili sigorta şirketinin bir sorumluluğunun kalmadığına dair istinaf itirazının da reddi gerekmiştir. Bilindiği üzere, 6111 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98. maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nca karşılanacak sağlık hizmeti bedellerinin neler olduğu açıklanıp sınırlandırılmıştır. KTK'nın 98.maddesi gereği SGK Başkanlığı'nın sorumlu olduğu sağlık giderleri, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan tıbbi tedaviye ilişkin sağlık hizmet bedellerinden ibarettir. SGK'nın hangi sağlık giderlerinden sorumlu olduğu kanunla belirlenmiş olup, normlar hiyerarşisinde daha altta olan genel şartlar ile kanun kapsamının değiştirilip genişletilemeyeceği aşikardır. Açıklanan maddi ve hukuki vakıalar karşısında; Anayasa Mahkemesinin KTK 90/İ maddesinin iptali de göz önüne alındığında TBK'nın 54. maddesi ile KTK'nın 98. maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kazadaki yaralanmadan kaynaklanan geçici işgöremezlik zararından sorumluluk, zarara neden olanlar ile bu kişilerin sorumluluğunu poliçe ile üstlenen sigorta şirketine ait olduğundan, davacı için hesap edilen geçici işgöremezlik tazminatının sigorta şirketi aleyhine de hüküm altına alınmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır (Bu yönde bknz. Yargıtay 4. HD 2021/2511 E.- 2021/2452 K).
9-Davalı vekilince, Mahkemece tazminata hükmedilmesi durumunda müvekkili şirketin sorumluluğunun Karayolları Trafik Kanunu’nun 85/1. Maddesi gereği sadece poliçe limiti ile sınırlı olduğu hususu göz önünde bulundurularak fazlaya ilişkin talebin reddi gerektiği yönünde itiraz edilmiş ise de; davacının talebini 200.000,00- TL olarak ıslah etmiş olduğu, davalı tarafından düzenlenen ZMMS poliçesinde sakatlanma ve ölüm durumunda kişi başı poliçe limitinin 200.000,00 TL olarak belirlenmiş olduğu, Mahkemece gerekçeli kararda poliçe limiti ve talep edilen tazminat tutarının teminat limiti içerisinde kaldığı yönünden değerlendirme yapıldığı anlaşılmakla, davalının bu yöne ilişkin itirazının reddi gerekmiştir.
10-Davalı vekili, müvekkili sigorta şirketine usulüne uygun şekilde yapılan bir başvuru mevcut olmadığından temerrüt koşullarının oluşmadığı, böyle bir başvuru olmadığı takdirde dava tarihinde muaccel hale geldiğinden bu tarihler öncesinde müvekkil sigorta şirketi açısından faiz sorumluluğunun da bulunmadığı yönünde karara itiraz etmiş ise de; davacı tarafından tazminat istemli yapılan başvurunun davalıya tebliğ edilmesine rağmen tazminat ödemesi yapmayarak davalının 18/09/2018 tarihli cevabi yazı ile davacıdan eksik evrak tamamlanması talebinde bulunduğu, bu şekilde temerrüt koşullarının oluştuğu anlaşılmış ise de, Mahkemece dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiğine göre davalının itirazının dosya kapsamına uygun olmadığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/10/2022 tarihli 2018/1160 Esas ve 2022/813 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 13.662,00-TL istinaf karar harcından peşin alınan 3.416,00-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 10.246,00-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),
3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde 04/06/2025 tarihli 32920 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan 7550 Sayılı Yasanın 20. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’ nın Ek-1. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca ve HMK’ nın 361. ve 362. maddeleri uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi’ ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak oy birliğiyle karar verildi. 19/06/2025