T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/2019
KARAR NO : 2025/906
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/04/2019 (Dava) - 06/06/2022 (Karar)
NUMARASI : 2019/849 Esas - 2022/495 Karar
DAVA : Ticari Şirket Ortaklığından Çıkarılma ve Ayrılma Akçesi
BAM KARAR TARİHİ : 11/06/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 11/06/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/849 Esas-2022/495 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın uzun yıllardır asansör tedarik, bakım ve onarım sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalının da %25 payla ortağı olduğunu, davalının şirket ortaklığının gerektirdiği özen ve sorumluluklarını yerine getirmekten sürekli kaçındığını, şirketin itibarına zarar veren davranışlar sergilediğini, haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılması gerektiğini, davalının, müvekkili şirket ile ortaklığının devamının çekilmez bir hal aldığını, davalının şirkette en fazla 3-4 saat vakit geçirdiğini ve şirkete ait araçlardan birini veya şirket ortaklarına ait bir aracı alarak şirketten ayrıldığını, kendisine bildirilen asansör arızaları dışında işyerine tekrar dönmediğini, ortaklık vecibesi olan işleri yerine getirmediğini, son 6 aydır ise kesintisiz olarak işyerine gelmediğini, şirket çalışanlarıyla çeşitli bahaneler üreterek tartışma ortamı yarattığını, şirket çalışanlarının bakım, arıza ve montaj çalışmalarını yapmasına engel olup, şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu, şirket çalışanlarına; “bu şartlarda çalışılır mı?” şeklinde kışkırtıcı söylemlerde bulunduğunu, diğer şirket ortaklarının defalarca uyarılarına rağmen şirkete ait veya şirket ortaklarına ait aracı, telefonları, bilgisayarı taşınabilir bellekleri özel kullanımına aldığını, geri teslim etmeyip kaybettiğini söylediğini, şirket ortaklarından birinin üzerine tescil edilmiş olan aracın 2 anahtarını birden alarak şirket işlerinde kullanılmasına engel olduğunu, kavga edilecek boyutta tartışmalar çıkardığını, bu davranışların ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesine sebep olduğunu, diğer şirket ortaklarına şahsi hakaretlerde bulunduğunu ve tehditler savurduğunu, davalının diğer ortaklarla hem sözlü hem de yaralamalı tartışmalara girdiğini, böyle bir kavga neticesinde (03/09/2018 tarihli) ortak ...'un ayağının kırılmasına sebep olduğunu, şirket merkezindeki komşuların ve esnafların da tanık olduklarını, davalının müvekkili şirket nezdinde çalışanlara, kasıtlı olarak yanlış talimatlar verip, yanlış projelerle firmanın zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalının oğlu ...’un müvekkili şirket nezdinde çalışan olduğunu, davalının, oğlu ... ile çalışanlara yanlış yönlendirme yaparak, şirketin işlerliğini sağlayacak akışı engelleyerek işlerin uzamasına sebebiyet vererek müşteri kayıplarına yol açtığını, ayrıca oğlunu kayırdığını ve çalışanlar arasında ayrımcılığa sebep olduğunu, davalının yetki aşımıyla müvekkili şirketin ticari ünvanını kullanarak müşteriler ile yetkisiz sözleşmeler yaptığının da tespit edildiğini, uyarıldığında tartışma çıkardığını, yapılan konuşmalarda kendisinin farklı olduğunu beyanla, mühendis olması sebebiyle ayrıcalık talep ettiğini, diğer ortakların kendisi ile eşit seviyede olmadığını, her işi kendisinin planlayıp organize etmesi gerektiğini ifade ettiğini, şirkete yeni işler almayacağını, alınmayan bu işleri kendi yeni şirketine alacağını ifade ettiğini, davalının, müvekkili şirkette ortaklığı devam ederken, kendisine oğullarıyla birlikte “....” adında yeni bir şirket kurduğunu ve müvekkili şirketin kardeş şirketi, bağlı şirketi olduğu şeklinde yanıltıcı bilgi vererek müvekkili şirketin eski veya yeni aday müşterileri, kendi kurmuş olduğu yeni şirkete yönlendirme gayretine girdiğini, davalının rekabet yasağı ve şirketin menfaatlerini zedeleyecek şekilde fiili olarak 4,5-5 aydır yeni kurduğu ... adlı şirketin TTK’ya aykırı olarak ....Asansör'e bağlı, alt şirket izlenimi yaratmaya çalıştığını, müvekkili şirkete ait olan GSM ve sabit telefon numaralarını yine oğulları ile kurmuş olduğu yeni şirket için kullandığını, TTK’nın 613/II.maddesinde, bağlılık yükümlülüğü kapsamında ortakların, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunmasının kesin bir şekilde yasaklandığını, müvekkili şirketin, davalı haricinde diğer 3 ortağının, davalının bu hal ve davranışları sebebiyle 08/04/2019 tarihli Genel Kurul Kararı ile davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin karar aldığını, davalının hal ve davranışları ile sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, şirket yönetiminde ve hesaplarında usulsüzlükler yaptığını, güven ilişkisine zarar verecek eylemlere giriştiğini, temel borç ve edimlerini yerine getirmediğini, şirketin adını ve itibarını zedeleyen davranışlarda bulunduğunu, çalışanlar ve müşteriler ile olan ilişkisinin ortaklığı kötü etkilediği ve yükümlülüklerini yerine getirmediği sabit olmakla, ortaklığın çekilmez hal aldığını, ortağın şahsında veya davranışında ortaya çıkan sebepler, ortaklığın amacına ulaşmasını imkansızlaştırıyor veya önemli ölçüde engelliyorsa ve diğer ortaklar tarafından ortaklık ilişkisine devam edilmesi çekilmez hale gelmiş ise haklı sebebin varlığının kabul edileceğini belirterek, davalı ortak ...'in haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde gerçeklerin eksik ve taraflı olarak yazıldığını, şirketin bir aile ortaklığı şeklinde 1990 yılında her türlü elektrik işini yapmak amacıyla 3 ortak tarafından kurulduğunu, bu ortaklardan birisinin de müvekkili olduğunu, 1993 yılında, makine mühendisi müvekkilinin kendi çabası ve teşviki ile Serbest Mühendis Müşavir (SMM) belgesi alması ile asansör sektöründe hizmet vermeye başladığını, müvekkilinin bu süreç içerisinde sigortalı çalışan olarak çalıştığı halde herhangi bir ücret almadığını, sadece şirketin payı oranında kâr payına katıldığını, alınan araç ve ekipmanlar incelendiğinde müvekkilinin katkısının ve emeğinin ortaya çıkacağını, şirkete yaptığı ödemeleri dahi geri alamadığını, müvekkilinin kendi mesleğinden olan arkadaş çevresi ile şirketi büyütüp tanınır hale getirdiğini, 2013 yılından sonra, ortaklar arasındaki kimi uyuşmazlıkların şirketin işleyişini etkilediğini, diğer 3 ortağın birleşip müvekkilini ortaklıktan çıkarmaya çalıştığını, ancak mali durumlarının yeterli olmadığını, bu dönemde müvekkilinin Güzelbahçe'deki arsasını ve ... plakalı .... markalı aracını şirkete tahsis ederek, borç yaparak şirketin tüm (%100) hisselerini aldığını, bu süreçten sonra şirketin tekrar kâr yapmaya başladığını, 2014 yılında diğer ortakların işsiz kalması ile müvekkilinin, eşinin teşvikiyle eşinin kardeşlerini tekrardan ortak yaptığını ve toplam 4 ortak ile (%25 paylı) yola devam edildiğini,...plakalı aracın diğer ortaklardan biri tarafından kendi üzerine kayıt yapıldığını, aslen bu aracın şirketin sermayesi olduğunu, kayıtlar istenildiğinde haklılığın kanıtlanacağını, 2014 yılında, diğer ortaklar tekrar ortak olduklarında, müvekkiline Mühendis SMM Belgesi ücretinin (bu ücretin ilgili oda tarafından her yıl asgari ücret şeklinde belirlendiği) ödeneceği taahhüdünde bulunduklarını, bu belgenin bulunmaması halinde asansör bakım tamir gibi işlerin yapılmasının hukuken imkansız olduğunu, bu ücret alacağına ilişkin (2013-2018 yıllarına ilişkin) dava açma haklarını saklı tuttuklarını, müvekkilinin zaman zaman SMM ücretini talep ettiğini, ancak diğer ortaklar tarafından bu talebin görmemezlikten gelindiğini, bunun üzerine müvekkilinin şirkete 31/12/2018 tarihli ihtarını göndererek ödeme talep ettiğini, bu ücretin ödenmemesi üzerine müvekkilinin aşağıdaki sebeplerin de etkisiyle işyerine artık gidemediğini, 2018 yılının ortalarından itibaren ortaklar arasında kavgaya varacak şekilde anlaşmazlıklar baş göstermeye başladığını, davacı şirket sorumlusunun, ayağının kırılması olayını müvekkiline yüklemiş ise de bunun doğru olmadığını, ayağının kırılmasının sebebinin basamaktan atlama şeklinde olduğunu, tam aksine 13/12/2018 tarihinde şirket yetkilisi ve muhasebeden sorumlu ortakların müvekkilini darp edip, ayak bileğini kırdıklarını, buna ilişkin hastane raporlarını dosyaya sunacağını, ayrıca ilgili hastaneden istenmesi halinde gerçeğin ortaya çıkacağını, bu süre zarfında diğer ortaklarca müvekkiline ait işyerinde bulunan şahsi eşyaların, telefonların, bilgisayarın, bilgisayarındaki ve masasındaki tüm teknik rapor ve evrakların, USB belleğin alındığını, tüm aile bireylerinin telefon hattının şirket adına olduğunu, bu durumun bile şirket ortağı tarafından kötüye kullanılmasının, dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı düşüncesinde olduklarını, sözleşmelerin şirket lehine sözleşmeler olup, şirketin para kazanmasının yöntemlerinden biri olduğunu, bu sebeple davacının bu lehine olan durumları bile gündeme getirmesinin, davayı ne kadar zorlama sebeplere dayandırdığını kanıtladığını, olayda olgular değerlendirilirken, aile ortaklığı hususunun göz önünde bulundurulması gerektiğini, araçların hor kullandığı yönündeki iddianın, müvekkilinin şirket için yaptığı fedakarlıklarla çeliştiğini, şirket için evini bile satan bir kişinin şirkete zarar vermesinin mantığa aykırı olduğunu, şirkete ait olan bir eşyanın kullanımdan kaynaklı olarak zarar görebileceğini, ancak bunu kasti bir eylem gibi göstermenin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan bir tutum olduğunu, böbrek ve bel hastası olan davadışı yöneticinin, tedavi gördüğü için çoğu zaman işe gelemediğini, müvekkilinin bu durumu problem dahi etmediğini, iş yerinde herkesin örf adet niteliğine bürünmüş uygulamalarının bulunduğunu, müvekkilinin ortak ve sorumlu olarak çalışanlara talimat vermesinin kaçınılmaz olduğunu, bu talimatların şirkete zarar verdiği, ya da işçiler ile iyi geçinmediği, şirket çalışanlarına yanlış talimat verdiği şeklinde yorumlanmasının kabul edilemez soyut bir iddia olduğunu, kurulan yeni şirket ...şirketi ile ilgili iddialar bakımından; müvekkilinin bu şirketin %25 ortağı olduğunu, davacı şirket yöneticisinin kız kardeşi ve yeğenleri tarafından kurulduğunu, yasa ile getirilen katı kısıtlamalar ve yükümlülüklerin şirket müdür ve yöneticileri için olduğunu, dava dilekçesinde TTK’nın 245.maddesine atıf yapıldığını, bu maddede sayılan durumların müvekkili yönünden geçerli olmadığının yargılamada ortaya çıkacağını, müvekkilinin idare ve temsil yetkisi olmadığı gibi bahse konu şirketteki fiili konumunun iş sözleşmesi kapsamında olduğunu, lakin kendisinin SMM belgesi karşılığında ücretli çalışan olup, iş akdini de feshettiğini, şirketle fiili bir bağının kalmadığını, sadece şirkette %25 oranında payı bulunduğunu, bugünki tarih itibariyle müvekkilinin 6 aydır davacı şirketten kar payını alamadığını, buna ilişkin dava hakkını saklı tuttuğunu, davacının, şirkete ait müşterileri yeni kurulan şirkete aktardığı şeklindeki iddiasının ise hukukilikten uzak olduğunu, müvekkilinin yıllardır mühendislik yaptığını, belirli bir çevresi olan müvekkilinin yeni müşteriler bulmasının tamamen şahsi bir yeteneği ve tercihi olduğunu, Anayasa gereğince herkesin ticaret yapma özgürlüğünün (sözleşme özgürlüğü) bulunduğunu, Türk Ticaret Yasası'nın 641.maddesi gereğince, mahkemenin davayı kabul etmesi halinde, müvekkilinin ayrılma akçesinin ödenmesi gerektiğini, buna mahkemenin kendiliğinden hüküm ile beraber karar vermesi gerektiğini, bu sebeple davacı şirketin gerçek malvarlığı değerinin tespit edilmesi ve dava tarihi itibariyle faizi ile hüküm altına alınması gerektiğini, bu taleplerinin karşı dava ya da ek dava gerekmeksizin, işbu davanın yapışık hükmü niteliğinde olduğunu, yargılama süresi boyunca şirketin ve müvekkilinin zarar görmemesi, diğer ortakların şirketin malvarlığını kaçırmaması için mahkemenin denetçi ataması gerektiğini, incelendiğinde müvekkilinin şirket için yapmış olduğu fedakarlıkların ortaya çıkacağını beyanla, davanın reddine, kabul anlamına gelmemesi şartıyla, davanın kabul edilmesi halinde müvekkiline ait %25'lik hisseye denk gelen ayrılma akçesinin müvekkiline ödenmesine, şirketin bu süreçte zarar görmemesi için denetçi atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece; "...Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; TTK 638/2. maddesi gereğince davalının davacı şirketten ayrılmasını gerektirir haklı sebeplerin mevcut olup olmadığının tespiti noktalarında toplandığı, dava konusu şirketin 09/01/1993 tarihinde TMMOB Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi'ne ilk tescil kaydının yapıldığı, 1993-2018 yılları arasında serbest müşavirlik mühendislik hizmetlerini yerine getirdiği, ancak 2019 yılında yenileme işlemi yapılmadığından davalının 2019 yılında aktif SMMH olarak çalışmadığı, davaya konu işletmenin Özkaynak Değeri 591.989,81 TL şeklinde olduğunu, şirket sermayesi 400 paya ayrıldığından her bir pay değerinin 1479,97 TL şeklinde olduğunu, bu değerler göz önüne alındığında ortaklıktan çıkarılmak istenen davalının payı 100 hisse olduğundan davalıya düşen işletme değer dağılımının 1479,97 x 100=147.979,00 TL olduğu, davalının, davacı şirket olan ... Ltd. Şti.'nin %25 payla ortağı olduğu, şirket ortaklarının mevcut haliyle bir araya gelemedikleri, dava öncesi 08/08/2019 tarihinde şirket genel kurulunca alınan ortaklıktan çıkarılma hususunda kararın varlığı, davacı şirketin dört ortaklı limited şirket olup davalı tarafından ortaklık gereklerinin yerine getirilemediği, bu durumun TTK 638/2. maddede yer alan ortaklıktan çıkma talebine yönelik haklı sebeplerin yasal koşullarının işbu davada gerçekleştiği sonuç ve kanaatine varılmakla; DAVANIN KABULÜNE, davalının ortaklıktan çıkarılmasına, ortaklıktan çıkarılan davalının 147.970,00 TL hisseyle ayrılmasına, davalının TTK 641/1. maddesindeki haklarının saklı tutulmasına...." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN; "...Davalı lehine hükmedilen hisse bedeli değeri olan 147.970,00 TL yönünden istinaf kanun yoluna başvurma zarureti doğduğunu, dosyada 31/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda davalının talep etmiş olduğu ayrılma akçesi bedelinin 69.825,00 TL, daha sonra alınan 29/09/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda 59.107,00 TL olarak tespit edildiğini, mahkeme kararı gereğince bilirkişi heyetine şirket sermayesinden anlayan finans bilirkişisinin eklenmesi ile INA yöntemi kullanılarak 10/12/2021 tarihli bilirkişi raporu ile hisse bedelinin 147.970,00 TL olarak hesaplandığını, tarafların itirazları neticesinde dosyanın tekrar aynı bilirkişi heyetine tevdi edildiğini ve son alınan ek rapor ile de söz konusu rakamda herhangi bir değişiklik olmadığını, müvekkili şirket emek odaklı bir şirket olup sermaye odaklı olmadığını, finans uzmanı tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda kullanılan İNA (indirgenmiş nakit akımları) yöntemi ile işletmenin gelecekte nakit yaratma kabiliyetinin dikkate alınarak firma değerinin tespit edilmesi yoluna gidildiğini, söz konusu yöntem ile müvekkili şirketin özkaynak değerinin 591.989,81 TL olarak hesaplandığını, kullanılan yöntemin gelecekte firmanın olması muhtemel kazancı ve değerini hesapladığını, şirket ortağının ayrılma akçesinin şirketin sermayesinin gerçek reel değeri belirlenerek hesaplanması gerektiğini, 31/03/2021 ve 04/10/2021 tarihli bilirkişi raporlarında ise şirketin mevcut varlıklarının değerlendirildiğini, davalı ortağa ayrılma akçesi ile şirkete getirmiş olduğu sermayesinin gerçek değerinin ödenmesi gerektiğini, davalı ortağın gelecekte yoksun kalacağı kazancı ayrılma akçesi ile tazmin etmesi gibi bir hususun söz konusu olamayacağını, kullanılan hesaplama yöntemini kabul etmemekle birlikte; gelecekte olması muhtemel kazanç hesabında 2017 ile 2020 yıllarına ait değerlerden ziyade farklı değişkenlerin; ülkemizin şartları, piyasanın durumu, hali hazır durumu ile olması muhtemel durumu, mal girdi çıktı fiyatlarındaki değişimler vs. gibi hususların gözetilmesi gerektiğini, davalı ortağın müvekkili şirkete 2018 yılından itibaren herhangi bir katkısı bulunmamakta olup 08/04/2019 tarihinde şirket ortaklığından çıkarılması ile ilgili hukuki süreç başlatılmasına karar verildiğini, davalının, müvekkili şirketin müşterilerini aynı iş alanında kendi kurmuş olduğu .... şirketine yönlendirdiğini, müvekkili şirkete karşı bağlılık ve sadakat yükümlülüğünü ciddi anlamda ihlal ettiğini, 08/10/2020 tarihli bilirkişi raporunda müvekkilinin portföyünden haksız şekilde edindiği müşterilerin tek tek belirtildiğini, müvekkili şirketin 2018 yılında 21.014,86 TL zararı söz konusu iken davalı ortağın haksız eylemi ile bu zararın 126.261,31 TL’ye yükseldiğini, işbu zararın tazmini için İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/390 Esas sayılı dosyası ile ortaklık sorumluluğuna aykırı hareket etmesi sebebi ile dava açıldığını, davalı ortağın şirkete vermiş olduğu zarar gözetilmeksizin bilirkişi raporunda INA yöntemi ile ayrılma akçesinin hesabının yapılmasının hakkaniyete de aykırı olduğunu, zira müvekkili şirketin fahiş miktarda ayrılma akçesi ödemek durumunda bırakılmasının davalının ortaklıktan çıkarılmasını haklı sebeple talep eden müvekkili şirketin ciddi anlamda mağduriyetine sebebiyet vereceğini, TTK’nın 642.maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere ayrılan ortağa yapılacak ödemenin şirkete ve alacaklılara zarar vermemesi, menfaatler dengesinin kurulması gerektiğini, kanun koyucunun çıkarılan ortağın payının kullanılabilir kaynaklardan ödenmesini uygun bulduğunu, bilirkişi raporunda kullanılabilir öz sermayenin şirketin serbest yani bir amaca bağlanmamış yedekleri ve zararları dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini, ayrıca ayrılma akçesinin miktarının ödenmesinin ayrı bir tespit davasına konu edilmesi gerektiğini, zira ayrılma akçesinin muaccel olması için şirket ortağının ortaklıktan çıkarılmasının kesinleşmesi gerektiğini, ayrılma akçesinin ödenmesinin ‘sermayenin korunması’ ilkesine zarar vermemesi için TTK’nın 642/1.maddesinde ödeme bedelinin başlıca üç kaynaktan elde edilmesinin öngörüldüğünü, buna göre ayrılma akçesi; şirket kullanılabilir bir öz kaynak üzerinde tasarruf ediyorsa, ayrılan kişinin esas sermaye payları devredilebiliyorsa ve esas sermaye ilgili hükümlere göre azaltılmışsa ayrılma ile muaccel olacağını, bu sebeple ayrılma akçesi işbu davanın konusu olmayıp, davalının çıkarılma kararının kesinleşmesi akabinde ayrı bir davaya konu etmesi gerektiğini, şirketin piyasa değerine davalı ortağın herhangi bir katkısı olmadığının dinlenen tanıklar ve toplanan deliller ile sabit olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte getirmiş olduğu sermayesinin günümüze uyarlanması ile reel değerinin tespiti gerektiğini, müvekkilinin öz sermayesi olmayan küçük ölçekli ve emek odaklı bir şirket olduğunu, davalı ortağın şirkete gelmediğini, son 4 yıldır şirketin işleyişine bir katkısı bulunmadığını, diğer ortakların şirkette bilfiil çalışmakta olup birinin hastalanması ile dahi şirkette işleyişin yavaşladığını, dolayısıyla diğer ortakların emeklerini de ortaya koyduğunu, müvekkili şirket için salt rakamlar üzerinden ülke gerçeklerinden uzak analizlerle hisse değeri belirlenmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin davalının ortaklıktan çıkarılması yönündeki kanaatine katılmakla birlikte, davalı lehine belirlenen hisse pay bedelinin oldukça fahiş olduğunu..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
KATILMA YOLUYLA DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN; "...Şirketin kuruluşunun müvekkilinin emeği, tecrübesi ve sermayesi sayesinde olduğunu, akrabalık ilişkisi ile mülkiyet hakkı arasında bir çatışma çıktığını, son zamanlarda şirketin diğer ortaklarının (üç kardeş) kötü niyetle müvekkilini bedelsiz bir şekilde çıkarma yollarına giriştiklerini, iş yerinden sürekli olarak dışlanan müvekkilinin mesleki faaliyetlere girişmesine engel olunamayacağını, yıllardır davacı şirketten kar payını ve ücretini alamayan müvekkilinin geçinmesinin öncelikli ve zorunlu ihtiyaç olduğunu, şirket ortağının çıkarılması gibi durumlarda, ayrılma akçesinin verilmesine veya şirketin ekonomik değerinin tespitine yönelik hesaplama yöntemleri bulunduğunu, bu yöntemlerin; (a) Net Aktif Değer (Varlık Değeri) Yöntemi, (b) Karlılık (Kazanç) Değeri Yöntemi ve bunların birleşmesinden oluşan (c) Karma Yöntem olmak üzere 3 başlık altında toplandığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2016/6258 Esas-2018/58 Karar sayılı kararında da; '..mahkemece Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın ayrılma payının karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değerinin belirlenmesine göre hesaplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.' şeklinde belirtildiğini, çağdaş hesaplama yöntemi olan kazanç değeri yönteminin bugün tercih edilen yöntemlerden olduğunu, bu yöntem ile şirketin sadece kaydi değerleri değil, ayrıca işletme başarısı, good-will, potansiyel karlılık gibi manevi değerlerinin de hesaba katıldığını, bu anlamda davacının sadece demirbaşları esas alan kaydi değerler üzerinden ayrılma akçesi ödenmesi şeklindeki talebinin hem hakkaniyet ilkesine hem de mülkiyet hakkı ilkesine aykırı olduğunu, davanın açılış tarihinde tahmin ettiklerine göre piyasa değeri 700.000,00 TL olan davacı şirketin, varlığının yanında işletme değeri, potansiyeli ve good-will, isim ve marka değerinin de hesaba katılması gerektiğini, en adil çözümün karma yöntem olduğunu, müvekkilinin çıkarılması ihtimaline binaen gelecekteki kar payından mahrum kalacağını da unutmamak gerektiğini, davacı şirketin kurumsallaşmış ve en az 240 tane müşterisi bulunan bir firma olduğunu, mahkemenin aslen tespit etmiş olduğu rakamın da enflasyonun %80'lerde olduğu bir dönemde kıymetini yitirdiğini, 1 yıl önce tespit edilen 147 binlik ayrılma akçesinin erimekte olduğunu göz önünde bulundurmak gerektiğini, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak (%80 enflasyon) ilk derece mahkemesince belirlenen ayrılma akçesinin arttırılmasını ve karar tarihine yakın bir tarihte bilirkişi raporu ile günün koşullarına uyarlanmasını arz ve talep ettiklerini, aksi durumun mülkiyet hakkının ihlali şeklinde değerlendirildiğini, kısacası ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı yetersiz olsa da ayrılma akçesinde esas alınan hesaplama yönteminin en doğru, adil ve çağdaş bir metot olduğunu, müvekkili yıllardır davacı şirketten kar payını alamadığı gibi şirketin işleyişinden de bihaber olduğunu, ilk derece mahkemesinde talep ettikleri denetçi atanması şeklindeki taleplerinin de dikkate alınmadığını, istinaf mahkemesinden ayrılma akçesini artırmasını talep ettiklerini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, haklı nedenlerle davalı ortağın davacı limited şirket ortaklığından çıkarılması istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı her iki taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; somut uyuşmazlık bakımından TTK 616/1-h maddesi uyarınca dava şartı niteliğinde bulunan şirket GK kararının (08.04.2019 tarihli) alındığı anlaşılmakta olup, aile şirketi olan davacı şirketin diğer ortakları ile davalı arasında güven ortamının kalktığı, ortaklığın birlikte devamının çekilmez hale geldiği, ortaklar arasında kişisel ve grupsal ayrışmaların ve çıkarların oluştuğu, fiziksel şiddete varan tartışma ortamının hasıl olduğu anlaşılmakla, ortaklıktan çıkarma hususunda haklı nedenin oluştuğuna dair mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, kaldı ki davalının haklı nedenle davacı şirket ortaklığından çıkarılması hususunda tarafların da herhangi bir istinaf itirazı bulunmadığı, uyuşmazlığın; davacı şirket tarafından davalıya ödemesine karar verilen ayrılma akçesine yönelik olduğu görülmektedir.
2-Öncelikle, mahkemece kurulan hükmün müphem ve infazda sorun yaratacak nitelikte olduğu görülmekle, HMK 297.madde kapsamında kararın kaldırılması gerekmiştir. Zira, hükümde hangi şirketteki ne miktarda ortaklıktan çıkarılma olacağı, çıkarılan ortağın payların ne olacağı gibi hususlar belirgin olmadığı gibi, ayrıca TTK 641.madde uyarınca ortağın ayrılma akçesi ayrılma tarihinde muaccel olacağından, bu tarihin ayrılma mahkeme kararı ile meydana geldiğinde hükmün kesinleştiği tarih olacağı ve faiz bakımından da ancak bu tarihten itibaren faiz uygulanabileceği de gözetilerek usule uygun şekilde hüküm tesis edilmesi gerekir.
3-İstinaf kapsamının ayrılma akçesine yönelik olduğu dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; bilindiği üzere, ayrılma payı, ayrılmayla ortaklık ilişkisinin kesilmesi ve ortağın ortaklıktaki katılımının sona ermesi sebebiyle, payının karşılığı olarak ortaklık mal varlığından payına düşen kısma ilişkin alacak hakkını ifade eder. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır (6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. maddeleri). Ayrılma payının gerçek değer üzerinden belirlenmesi limited ortaklıklarda geçerli eşit işlem ilkesinin özel bir uygulaması niteliğindedir. Gerçek değer, iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirlenir. İlk olarak, işletmenin değerinin hesaplanması gerekir. Bu ilk aşama geçildikten sonra, ayrılan ortağın ortaklıktaki payının nominal değeri esas alınarak ayrılma payı hesaplanır. Ayrılma payının gerçek değeri hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerekir. İşletmenin gerçek değeri; şirketin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler, açık ve gizli yedekleri, depo malları ve müşteri çevresi, bulunduğu bölge sahip olduğu şöhret gibi goodwill faktörleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Yani işletmenin tümüyle satılması halinde şirketi almak için ödenecek değer, yaşayan şirket değeri olarak şirketin gerçek değerini yansıtacaktır. Ayrıca ayrılma akçesi karar tarihine en yakın tarihe göre hesaplanacaktır (Yargıtay 11.HD 2021/8100 E. - 2022/9536 K., 2014/18653 E-2015/8544 K., 2015/4748 E.-2015/11693 K...). Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; mahkemece alınan bilirkişi raporlarına taraflarca ayrıntılı gerekçelerle itiraz edildiği görülmekle, tüm bu itirazları karşılayacak şekilde ve son güncel duruma göre hesaplama yapılmak suretiyle -içinde diğer uzmanlıklara ilaveten davacı şirket faaliyet konusunda sektör bilirkişinin de yer aldığı- farklı bir bilirkişi heyetinden, şirket defterleri, müşteri portföyü ve tüm mali kayıtları da incelenerek, şirketin özvarlığının ve işletme olarak değerinin yaşayan şirket değeri, şirketin gelecek dönemdeki kazanç ve riskleri gibi faktörler de dikkate alınarak usulünce belirlenmesi ve davalı ortağın payının gerçek değerinin hesaplanması için de kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE; İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/849 Esas - 2022/495 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin SAİR İSTİNAF İTİRAZLARININ REDDİNE,
4-İSTİNAF AŞAMASINDA;
a-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının istek halinde davacı tarafa iadesine,
b-Davalı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının istek halinde davalı tarafa iadesine,
5-İstinaf aşamasında taraflarca karşılanan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/06/2025