T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1391
KARAR NO : 2025/699
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/02/2017 (Dava) - 03/03/2022 (Karar)
NUMARASI : 2017/191 Esas - 2022/197 Karar
DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat (Tek Satıcılık Sözleşmesi Kaynaklı)
BAM KARAR TARİHİ : 07/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 07/05/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/191 Esas- 2022/197 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında ilk defa 01/03/2006 yılında "Endüstriyel Ürünler Distribütörlük Sözleşmesi" akdedildiğini, bu sözleşme ilişkisi gereğince müvekkilinin Ege Bölgesinde madeni yağ ürünlerinin satışı, dağıtımı ve satış sonrası hizmeti alanında münhasıran yetkili distribütörü olarak faaliyetine başladığını, kesintisiz devam eden distribütörlük sözleşmelerinin, sözleşme süresi bitimlerinde tekrarlanarak en sonuncusu 01/01/2013 tarihli olan sözleşmenin imzalandığını, uzun zamandır sorunsuz devam eden bu ilişkinin ... A.Ş tarafından özellikle 2016 yılı içinde tek taraflı fiyat belirlemeleri, sistemde olan fiyatlardan daha yüksek rakamların müvekkiline fatura edilmesi, satışı mümkün olmayan ürünlerin müvekkiline gönderilerek iade işlemlerinin yapılmaktan kaçınılması gibi nedenlerle sıkıntılı bir sürece girdiğini, ... A.Ş tarafından müvekkilinin münhasır yetkisini ihlal edici şekilde Ege Bölgesindeki müşterilere doğrudan satışların yapılması neticesinde tek satıcılık sözleşmesinin ... tarafından ihlal edildiğini, müvekkiline zarar verici tek taraflı fiyat belirlemelerinin giderilmesi, sistemde olmayan zamlı ürünlerin faturalandırılması, sipariş edilmeyen malların iade alınması ve en önemlisi Ege Bölgesinde doğrudan satış yapılmasından kaçınılması talebiyle müvekkili tarafından davalıya ihtarname keşide edilmek zorunda kalındığını, ayrıca sipariş edilen mallar davalı şirket tarafından müvekkiline ısrarla gönderilmeyerek basiretli tacir sıfatına aykırı davranıldığını, müvekkilinin, sağlayıcının distribütörlük sözleşmesine uygun davranmasını beklerken 18/01/2017 tarihi itibariyle tekel bölgelerindeki müşterilerinden, ... A.Ş tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdirildiği, artık siparişlerin müvekkiline değil, bizzat davalıya yapılması gerektiği yönünde mailler atıldığı bilgisinin geldiğini, bunun üzerine davalıya böyle bir açıklama yapılmasına son verilmesine ilişkin ihtarname gönderildiğini, bu ihtarnamelerden sonra ... tarafından taraflar arasındaki Endüstriyel Ürünler Distribütörlük Sözleşmesinin feshedildiğini, işbu feshe ilişkin davalının haksız olduğu ve tüm zararların karşılanması gerektiği de 27/01/2017 tarihli ihtar ile bildirilmiş ise de, davalının 31/01/2017 tarihli cevabi ihtarını göndererek davacının taleplerinin yersiz olduğunu beyan ettiğini, davalının fesih ihtarnamesinde tek fesih gerekçesi olarak başka madeni yağ üreticilerinden ürün temini ve satımının gösterildiğini, bu fesih ihtarnamesinden öncesinde müvekkilline hiçbir uyarı, ihtar, bildirim vs. gelmediğini, bu ihtarnamede de somut bir fesih nedeni ve fesih öneli bulunmadığını, feshin tamamen keyfi olduğunu, neredeyse sıfırdan oldukça geniş bir müşteri portföyü oluşturan davacının, sözleşmenin 5, 6 ve 11.maddelerinde düzenlenen ancak geçersiz olan rekabet yasağı yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle sözleşmesinin feshinin haksız olduğunu, somut olayın Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyet Tebliğinin 2/1, 3/d ve özellikle 5.maddeleri gereğince muafiyet dışında olduğunu, bayinin rekabet etme yükümlülüğüne ilişkin süresel sınırın daha iyi anlaşılması için yayımlanan kılavuzda belirsiz süreli sayılan veya belirli süreli olup 5 yılı aşan sözleşmelerdeki rekabet yasağı hükümlerinin geçersiz olduğunun açıkça vurgulandığını, taraflar arasındaki ilk sözleşmenin 01/03/2006 yılında yapıldığını, bu sözleşmenin eki niteliğinde "Taahhütname ve Kefaletname" adlı belgenin 1.maddesinin rekabet yasağını düzenlediğini, ikinci sözleşmenin 2008 yılında yapıldığını, üçüncü sözleşmenin 01/01/2012 yılında yapıldığını, bu sözleşmenin 11.maddesinin rekabet yasağını düzenlediğini, son sözleşmenin 2013 yılında yapıldığını, bu sözleşmenin 11.maddesinin rekabet yasağını düzenlediğini, görüldüğü gibi taraflar arasında oldukça benzer koşulları taşıyan, rekabet yasağı maddesi birebir aynı olan 2006-2013 yılları arasında sözleşmeler yapıldığını, aynı maddelerle bittikçe yenilenen, bazen süresi dolmadan yenilenen bu sözleşmelerle taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiğini, belirsiz süreli sözleşmelerdeki rekabet yasağı sınırlamalarının muafiyet dışı olduğunun, yani bu rekabet yasağı hükümlerinin geçersiz olduğunun gerek kanunda gerek kılavuzda belirtildiğini, yine sözleşmeler belirli süre kabul edilse dahi, süre başlangıcında ilk anlaşmanın yapıldığı tarihin esas alınması gerektiğini, çünkü kanun koyucunun en fazla 5 yıllık bir rekabet yasağına izin verdiğini, 2006 yılından 2016 yılına kadar devam eden rekabet yasağının geçersiz sayılması gerektiğinin açık olduğunu, bu nedenle ... A.Ş'nin geçersiz olan rekabet etme yasağı düzenlemesine dayanarak sözleşmeyi feshetmesinin, geçersiz bir sözleşme maddesine dayanması nedeniyle haksız fesih niteliği taşıyacağını, kaldı ki müvekkilinin, ... A.Ş'nin bilgisi ve rızası dışında herhangi bir madeni yağ satımının da söz konusu olmadığını, müvekkilinin satışları içinde oldukça küçük bir yüzdeye karşılık gelen muadil mal satışının ... tarafından 2013 yılından beri bilindiğini, ... A.Ş tarafından kendi bünyesi içinde yaptırılan özel inceleme raporları ile de bildirildiğini, şirket tarafından yapılan fiyat dengesizliklerine bayice tahammül edilebilmesi için ... A.Ş'nin muadil mal satımına izin verdiğini, yapılan satış içinde oldukça küçük bir yüzdeye ait (%2 civarında) muadil mal satımından 2013 yılından beri haberdar olan ... A.Ş'nin bu duruma sessiz kaldığını, bu somut durum karşısında 2017 yılında rakip mal satışı gerekçesiyle sözleşmenin feshinin, fesih gerekçesi yaratma çabasından başka bir şey olmadığını, müvekkilinin ... A.Ş'nin bilgisi dışında sözleşme ihlali oluşturacak hiçbir fiili bulunmadığını, aksine ... A.Ş'nin müvekkilinin münhasır bölgesindeki önemli müşterilere doğrudan büyük miktarda mal satışı yaparak ve fiyat politikasında kasıtlı farklılıklar yaratarak sözleşmeye aykırı şekilde müvekkiline zarar verici faaliyetler gerçekleştirdiğini, üreticinin en önemli yükümlülüklerinden birinin, tek satıcının sözleşme bölgesinde satış yapmama yükümlülüğü olduğunu, tek satıcılık sözleşmesi ile tek satıcıya belli bir tekel bölgesi tanıyan üreticinin, bu bölgede kendisi doğrudan veya yeni bayiler aracılığıyla satış yapamayacağını, sözleşmede münhasır dağıtım hakkı verildiği hallerde, üreticinin tek satıcının bölgesinde faaliyette bulunamayacağını, ancak ... A.Ş'nin, müvekkilinin münhasır satım yetkisi olan Ege Bölgesindeki en büyük müşterilere defalarca doğrudan mal satımı yaptığını, hatta bu müşterilere müvekkili bayiye verdiği fiyatın altında mal satımı gerçekleştirdiğini, 10 yıldır kesintisiz devam eden bu sözleşmede, ... A.Ş tarafından gerek başka ürün satımı sebebiyle, gerekse başkaca bir gerekçeyle sözleşmenin ihlal edildiğine ilişkin distribütör müvekkiline hiçbir sözlü, yazılı, yasal uyarıda bulunulmadığını, MK'nın 2.maddesi gereğince beklenen aykırılığın giderilmesi için ek süre verilmesi şöyle dursun, fesih öneline uyulmadan yapılan bu fesih nedeniyle müvekkilinin ağır maddi kayıp yaşadığını, ticari itibarının zedelendiğini, kanun koyucunun; ana firmaların haksız olarak feshettikleri acentelik sözleşmeleri sonrasında acentelerin portföyüne el koyduklarını ve bu sayede haksız kazanç elde ettiklerini görerek acenteler lehine düzenleme yoluna gittiğini, 6102 sayılı TTK'nın 122.maddesi ile bu düzenlemesini pekiştirdiğini belirterek, davacı ile davalı arasında akdedilen distribütörlük sözleşmesinin haksız sebebe dayalı olarak tek taraflı fesih edilmesi sebebiyle HMK'nın 107.maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, fesih öneline uyulmaksızın yapılan fesih nedeniyle 3 aylık fesih önel tazminatı olarak şimdilik 2.000,00 TL'nin, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin uğradığı maddi tazminat olarak 1.000,00 TL ve manevi olarak 30.000,00 TL'nin, amorti edilmeyen yatırımları karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL'nin ayrı ayrı dava tarihi itibariyle avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; amorti edilmeyen yatırımlara ilişkin olarak kısmi dava ve/veya belirsiz alacak davası açılamayacağını, zira yapıldığı iddia olunan yatırımın değerinin sabit olduğunu, davacının tazminat taleplerinin haksız olduğunu, davacının müvekkili şirket ile 5 (beş) yıl süreli 01/01/2013 başlangıç tarihli "Endüstriyel Ürünler Distribütörlük Sözleşmesi" akdettiğini, işbu sözleşme ile ...'tan veya ...'un göstereceği yerden satın alacağı ürünleri münhasır dağıtım sistemi esasları dahilinde ürünlerin niteliğini değiştirmeden kullanmayı, satmayı, bulundurmayı, teşhir etmeyi, başka şekilde satmamayı, bulundurmamayı, üretmemeyi, teşhir etmemeyi ve ...'un standartlarına ve sirkülerine uymayı kabul ve taahhüt ettiğini, ancak sözleşmenin 18/01/2017 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, zira davacının sözleşmeye aykırı olarak başka madeni yağ üreticilerinden sözleşmeye konu endüstriyel ürünlerden satın alarak pazarladığının ve kendi nam ve hesabına sözleşmeye konu endüstriyel ürünleri ürettirip sattığının tespit edildiğini, bunun Medeni Kanun'un 2.maddesindeki dürüst davranma ilkesine aykırı olduğu gibi, sözleşmenin "münhasırlık" başlıklı 3.maddesine, "distribütörün yükümlülükleri" başlıklı 5.maddesine, "rekabet etmeme" başlıklı 6.maddesine ve "haksız rekabet" başlıklı 11.maddesine de aykırılık teşkil ettiğini, güven ilişkisini temelinden sarsan bu eylemlerin sözleşmenin müvekkili şirket açısından devamını çekilemez hale getirdiğini, kaldı ki davacı iddialarının aksine, bu fesih işleminin bir anda ortaya çıkmış bir olgu olmadığını, benzer eylemlerin ilk olarak ... Denetim Grubu Başkanlığı tarafından düzenlenen 29/08/2014 tarihli özel inceleme raporu ile ortaya çıktığını, anılan raporda; "... A.Ş'nin piyasadan farklı rakip ürün tedarik ederek ... ürünü gibi isimlendirerek satmasına yönelik ihbar" ın doğru bulunduğunu ve akabinde davacı firmanın kurucu/ana ortağı ...'a esasen bu eylemlerinin sözleşmenin feshedilmesi için yeter sebep teşkil ettiği belirtilerek uyarıldığını ve bunlara son vermesinin talep edildiğini, yaklaşık 2 yıl boyunca davacının benzer eylemleri yaptığının tespit edilemediğini, ancak akabinde bu eylemlerin tekrar ettiğinin belirlenmesi üzerine, 2016 yılının son günlerinde ve 2017 yılı Ocak ayında davacı firma ziyaret edilerek iyi niyet çerçevesinde görüşmelere başlandığını, karşılıklı fesih protokolü imzalanmasının önerildiğini, ancak başlangıçta olumlu olarak seyreden bu müzakerelerin, davacının aşırı ve dayanaksız talepler ileri sürmesi üzerine sonladırıldığını ve tek taraflı feshin gerçekleştirildiğini, bu meyanda firma yetkililerinin yanı sıra davacı firmanın vekili ile de yazışma ve görüşmeler yapıldığını, hiçbir uyarı ve görüşme olmadan fesih yoluna gidildiği iddiasının, diğer iddialar gibi doğru olmadığını, yine bir duyum üzerine harekete geçen müvekkili şirket yetkililerinin davacının sözleşme konusu ürünlere muadil olarak ürettirdiği ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... adlı ürünlerin markalarını dahi kendi adına tescil ettirdiğini öğrendiğini, bu markaların davacı tarafından tescil ettirilmiş ve tamamının sözleşme konusu ürünlere muadil kullanılmak için tasarlandığını, ne yazık ki bu ürünlerin müşterilere ... ürünlerine muadil ve alternatif ürün olarak sunulup pazarlandığını, müvekkili şirketin bu durumu kabullenmesi iddiasının kabul edilemeyeceğinin açık ve tartışmasız olduğunu, ekte davacının müşterilere sattığı ... ürününe ilişkin 3 adet faturayı sunduklarını, davacının sözleşme ile altına imza atmış olduğu ana yükümlülüklerinden olan rakip ürün satmama yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve bu nedenle de müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak feshettiğini, hiç kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddiasında bulunamayacağını, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2010/6106 Esas-2010/12370 sayılı kararında bu durumun açıkça belirtildiğini, davacı sözleşmenin feshine sebebiyet verdiği için müvekkili şirketin sözleşmenin feshi nedeniyle uğradığı zararı tazmin, cezai şartları tahsil ve dava haklarını saklı tuttuğunu beyan ettiklerini, distribütörlük sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından birden fazla haklı ve geçerli sebebe bağlı olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshine sebebiyet veren bizzat davacı firma yetkililerinin sözleşmeye aykırı eylem ve tutumları olduğunu, Yargıtay'ın tüzel kişilerin tazminat talebinde bulunabilmeleri için değerlerinin saldırıya uğraması koşulunu getirdiğini, müvekkilinin sözleşmeden doğan hakkını kullanmasının saldırı olarak değerlendirilemeyeceğini, fesih sürecinde davacının itibarını ve güvenirliğini zedeleyici hiçbir davranışta bulunmadığını, zaten 11 ay sonra süresi sona erecek olan sözleşmeyi davacının sebebiyet verdiği sebeplerle feshettiğini, müvekkilinin fesih akabinde bölgedeki müşterilere gönderdiği yazı ve e-posta mesajında; "Bölge Distribütörü ... A.Ş ile sözleşmenin sonlandığını, yeni distribütör atandığı takdirde bilgi verileceğini, bu süreçte her konuda bölge sorumlusuna ulaşılabileceğini" zikretmekle yetindiğini, fesih ihtarnamesinin 18/01/2017 tarihinde keşide edildiğini ve gönderildiği tarih itibariyle sona ereceği ihtarnamede açık bir şekilde belirtilmiş olup müşterilere yazılan mektup ve e-postaların tarihinin 19/01/2017 olduğunu, davacı tarafın bayilik sözleşmesinin devamı inancıyla ciddi yatırımlar yaptığına dair iddialarının dayanaksız olduğunu, öncelikle ihtilafa konu sözleşmenin süresi zaten 31/12/2018 tarihinde sonlanacak iken sadece 1 yıldan daha az bir süre önce davacıdan kaynaklanan haklı ve geçerli sebeplerle feshedildiğini, davacının her halükarda iddia ettiği bu yatırımların belirli bir süre için yapıldığının bilinç ve farkında olduğunu, kaldı ki, davacı firmanın halihazırda madeni yağ işi ile iştigal ettiğini, bunların doğrudan kendisi ya da satış yaptığı sair firmalar tarafından kullanılıyor olmasının olağan ve kaçınılmaz olduğunu, müvekkili şirketin bu nevi yatırımlar için davacıyı hiçbir şekilde zorlamadığını ve yönlendirmediğini, bu tür yatırımların ticari hayatın gereklerinden olup satışlar nedeniyle amorti edilmiş olmasının muhtemel olduğunu, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin "Rekabet Etmeme Yükümlüğü" başlığını taşıyan 5.maddesinin birinci fıkrasında; "Alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan rekabet etmeme yükümlülüğü"nün grup muafiyetinden yararlanamayacağı"nın hükmü bağlandığını, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; "Rekabet etmeme yükümlülüğünün yukarıda belirtilen süreyi aşacak şekilde zımnen yenilenebileceğinin kararlaştırılması halinde, rekabet etmeme yükümlülüğü belirsiz süreli sayılır" hükmüne yer verildiğini, buna göre davacının da belirttiği gibi şayet bir sözleşme belirsiz süreli akdedilmişse ya da süreli olmakla birlikte otomatik yenileme varsa bu durumda söz konusu sözleşmedeki rekabet yasağı hükümlerinin geçersiz kabul edileceğini, nitekim bu hususun 2002/2 sayılı tebliğin açıklayıcı kılavuzunda örneklerle somut bir şekilde izah edildiğini, dolayısıyla taraflar arasında ne belirsiz süreli bir sözleşme ne de otomatik yenilemeye tabi bir sözleşme bulunduğunu, taraflar açık iradeleriyle sözleşmeyi yeniledikleri için yenilenen her sözleşmede rekabet yasağının bulunmasının, söz konusu sözleşmeyi belirsiz süreli sözleşme haline getirmediğini, bu nedenle davacının sözleşmelerin geçersiz olduğuna dair iddiasının rekabet hukukuna ilişkin yukarıda verilmiş olan düzenlemeler karşısında bir geçerliliğinin bulunmadığını, bilindiği üzere portföy tazminatının esas itibariyle acentelik sözleşmeleri kapsamında talep edilebilen bir tazminat türü olduğunu, TTK'nın; "Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanır" hükmü nedeniyle acentelik sözleşmeleri dışında da uygulanabileceğinin kural olarak kabul edildiğini, öncelikle hakkaniyete uygun olma koşulunun gerçekleşmemiş olduğunun dikkate alınması gerektiğini, zira davacının müvekkili şirkete müşteri kazandırdığına ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, nitekim davacının, müşteri kazanmak adına ekstra bir çaba sarf etmediğini, ... markasının satış grafiğinin müvekkili şirketin ticari politikaları doğrultusunda yurt genelinde artması dolayısıyla bundan faydalandığını, davacı tarafından oluşturulan bir müşteri portföyü bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere, kendi oluşturduğunu iddia ettiği müşteri portföyünü ve müvekkili şirketin bundan hatırı sayılır bir kazanç sağladığını, bundan sonra da bu müşterilerden kazanç sağlamaya devam edeceğini kanıtlaması gerektiğini, şartların oluşmadığının açık olduğunu, şöyle ki, TTK'nın 122.maddesinin üçüncü fıkrasına göre; "müvekkilin feshi haklı olarak gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi fesih etmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle fesih edilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz", yani öncelikle acentenin kendi kusuru ile sözleşmenin sona ermesine sebep olmaması gerektiğini, burada zikredilmesi gereken bir konunun da davacının pazar payı iddiasını destekleyen bir veri olmaması olduğunu, müvekkili şirketin yalnızca davacının faaliyette bulunduğu bölgede değil, her bölgede aynı başarıya sahip olduğunu, kaldı ki, satış grafiği ve/veya pazar payının hiçbir şekilde sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket edilmesini gerektirmeyeceği gibi, yapılan eylemlere göz yumulmasını da gerektirmediğini, davacının müvekkili şirketin sözleşmeye aykırı davrandığı iddiası ile öne sürdüğü hususlar bu davanın konusunu teşkil etmediği gibi, bunlara ilişkin maddi taleplere dava dilekçesinde yer de verilmediğini, ancak bunlar hakkında kısaca cevap verme gereği duyulduğunu; davacı ile müvekkili şirket arasında belli dönemlerde fiyat değişikliği yapılmasının normal ve ticari hayatın gereği olduğunu, ithal ürünlerdeki girdilerin ve rafineri fiyatlarındaki değişimlerin fiyatlara yansıtılmasının kaçınılmaz olduğunu, aynı şekilde yeni geliştirilen ürünlerin denenmesi ve satış koşullarının araştırılması amacıyla distribütörlere cüz'i oranda mal sevkiyatının yapılmasının da ticaretin gereği olduğunu, müvekkili şirketin davranışlarının münhasırlığa aykırılık teşkil etmediğini, müvekkili tarafından dava dilekçesinde belirtilen bazı firmalara yapılan satışların pasif satış kapsamında olduğunu, ayrıca bazı satışların yine sözleşme ile belirlenen münhasır müşterilere uzun süredir yapılan satışlar olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen bazı firmalara mal satışını bizzat davacının sonlandırarak kendi isteği ile bu müşterileri müvekkiline yönlendirdiğini, davacı firma kurucusu/ana ortağı ...'ın müvekkiline gönderdiği 24/12/2016 tarihli e-postasında ... ve ... şirketlerini müvekkili şirkete devrettiklerini bizzat beyan ettiğini, yine davacı firma yetkilisi ... tarafından müvekkili şirkete gönderilen 28/12/2016 tarihli e-posta mesajında ... firmasını taşımalarının zor göründüğünü ve bu firmanın müvekkili şirkete devrinin yapılmasını beklediklerini açıkça ifade ettikleri halde, bunu ne şekilde sözleşmeye aykırılık olarak niteleyebildiklerini anlamanın mümkün olmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, "....Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; taraflar arasında ilk olarak 01/03/2006 tarihinde 'Endüstriyel Ürünler Distribütörlük Sözleşmesi' nin imza altına alındığı, sözleşme gereğince davacının Ege Bölgesi'nde madeni yağ ürünlerinin satışı, dağıtımı ve satış sonrası hizmeti alanında münhasıran yetkili distribütör olarak faaliyetine başladığı, söz konusu sözleşmeden sonra taraflar arasında 2008 yılında ikinci sözleşmenin, 01/01/2012 tarihinde üçüncü sözleşmenin ve 01/01/2013 tarihinde de son sözleşmenin imzalandığı, son sözleşmenin 15.1 maddesinde; sözleşmenin 5 yıl süre için akdedilmiş olup 01/01/2018 tarihinde sona ereceğinin düzenlendiği, ayrıca 15.2 maddesinde de; 'Ancak sözleşme süresinin 5 yıl olması taraflardan birinin ana yükümlülüklerinden birini yerine getirmemesi nedeniyle diğer tarafın anlaşmaya derhal son verme hakkını etkilemez' düzenlemesinin bulunduğu, sözleşmenin davalı tarafça, davacının sözleşmeye aykırı olarak başka madeni yağ üreticilerinden sözleşmeye konu endüstriyel ürünlerden satın alarak pazarladığı ve kendi nam ve hesabına sözleşmeye konu endüstriyel ürünleri ürettirdiği ve sattığının tespit edildiğinden bahisle Üsküdar 17. Noterliği' nin 18.01.2017 tarihli ihtarnamesi ile feshedildiği, davacı tarafça; distribitörlük sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiği, belirsiz süreli sözleşmelerdeki rekabet yasağı sınırlamalarının muafiyet dışı olduğu, belirli süre kabul edilse dahi süre başlangıcında ilk anlaşmanın yapıldığı tarihin esas alınması gerektiği ve 2006 yılından 2016 yılına kadar devam eden rekabet yasağının geçersiz sayılması gerektiğinden geçersiz olan rekabet etme yasağı düzenlemesine dayanarak davalının sözleşmeyi feshetmesinin haksız fesih nitelik taşıyacağ, ayrıca davalının bilgisi ve rızası dışında herhangi bir madeni yağ satımlarının da söz konusu olmadığından bahisle, haksız fesih sonucu oluşan maddi ve manevi zararının giderilmesinin talep edildiği, davacı tarafça davalının 18.11.2017 tarihli ihtarnamesinde ihlal edildiğini ileri sürdüğü sözleşme hükümlerinin rekabeti aşırı sınırlayan hükümler olarak RKHK 4 ve 56. maddelerine aykırılık teşkil ettiği ve geçersiz olduğunun Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği' nin 2/1, 3/d ve özellikle 5. maddeleri gereğince muafiyet dışı olduğunun iddia edildiği, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği'nin 'Rekabet Etmeme Yükümlülüğü' başlığını taşıyan 5. maddesinin 1. fıkrasında; alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi 5 yılı aşan rekabet yükümlülüğünün grup muafiyetinden yararlanamayacağının hükme bağlandığı, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; 'Rekabet etmeme yükümlülüğünün yukarıda belirtilen süreyi aşacak şekilde zımnen yenilenebileceğinin kararlaştırılması halinde rekabet etmeme yükümlülüğü belirsiz süreli sayılır' hükmüne yer verildiği, bu hükümlere göre bir sözleşme belirsiz süreli akdedilmiş ise ya da süreli olmakla birlikte otomatik olarak yenileme varsa bu durumda sözleşmedeki rekabet yasağı hükümlerinin geçersiz kabul edileceği, bu hususun 2002/2 sayılı tebliğin açıklayıcı kılavuzunda örneklerle izah edildiği, kılavuzun 35. paragrafında; 'Ancak süresi 5 yılı aşmayan veya 5 yıldan sonraki uzatmanın her iki tarafın açık iradesi ile mümkün olduğu ve alıcının 5 yıllık süre sonunda rekabet etmeme şartına son vermesini engelleyen herhangi bir durumun bulunmadığı hallerde rekabet etmeme yükümlülüğü grup muafiyetinden yararlanacaktır, rekabet etmeme yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeleri bir örnek yardımı ile açıklamakta fayda vardır, alıcıya anlaşma geçerli olduğu sürece rekabet etmeme yükümlülüğü getiren ve taraflardan herhangi biri belli bir süre önceden itiraz etmedikçe her yıl yenilenmiş kabul edilen 1 yıllık bir dağıtım anlaşması belirsiz süreli olarak kabul edilecektir, ancak bu anlaşmanın her yıl yenilenebilmesi için tarafların açıkça iradelerini birbirlerine bildirmeleri zorunlu ise anlaşma belirsiz süreli sayılmayacaktır, başka deyişle belirli bir süre içerisinde taraflar bu anlaşmayı devam ettirmek istediklerini birbirlerine açıkça bildirmedikçe anlaşmanın uzamadığını kabul eden bir düzenlemeye dayanan rekabet etmeme yükümlülüğü belirsiz süreli kabul edilmeyecektir' açıklamasına yer verildiği, dava konusu edilen sözleşme bakımından davacı ile davalı arasındaki ilk sözleşmenin 01/03/2006 tarihinde yapıldığı ve sözleşmenin 2008-2012 ve 2013 yıllarında yenilendiği, taraflar arasında ne belirsiz süreli bir sözleşme ne de otomatik yenilemeye tabi bir sözleşme bulunmadığı, tarafların açık iradeleri ile sözleşme yenilendiği için yenilenen her sözleşmede rekabet yasağının bulunmasının söz konusu sözleşmeyi belirsiz süreli sözleşme haline getirmediği, sözleşmenin belirsiz süreli sayılmayıp grup muafiyetinin uygulanacağı, taraflar arasında imza altına alınan sözleşmenin Rekabet Etmeme Yükümlülüğü başlıklı 6. maddesinde; 'Distribütör iş bu sözleşmenin süresi boyunca ... haricinde başka bir madeni yağ firmasına ait rakip malların teşhiri, pazarlanması veya satışına yönelik olarak iş bu sözleşmenin konusu ile örtüşen başkaca bir faaliyet ile iştigal etmeyeceğinin kabul ve taahhüt eder' düzenlemesinin bulunduğu, davacı tarafın; davalının bilgisi ve rızası dışında herhangi bir madeni yağ satımının söz konusu olmadığı ve satışlar içinde oldukça küçük bir yüzdeye karşılık gelen muadil mal satışının yapıldığının davalı tarafından 2013 yılından beri bilindiği belirtilerek zımnen diğer firma mallarının satışının kabul edildiği şeklindeki iddiasının aksine, 2016 yılı için diğer firmalardan alınan mal yüzdesinin %10,69 olup bu oranın yüksek bir oran olduğu ve davacı tarafça sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği, sözleşmenin 'Hükümlere Uymamanın Sonuçları ve Haklı Nedenlerle Fesih' başlıklı 17. maddesinde; '1-Sözleşmede belirtilen istisnai durumlar saklı kalmak kaydı ile distribitör bu sözleşmede yer alan yükümlülüklerini ihlal ederse ... kendi takdiri hakkında olmak üzere; a) İhlali usulüne uygun bir şekilde distribütöre bildirip açıkça belirtilen düzeltmeleri yapması için distribütöre makul bir süre verebilir veya b)İhlali usulüne uygun bir şekilde distribütöre bildirip sözleşmeye uymasını ve ... takdirinde olmak üzere belli bir ceza tazminatı ödemesini isteyebilir veya c) Distribütöre derhal bildirimde bulunularak sözleşmeyi haklı bir nedenle feshedebilir ayrıca ... uğradığı ve uğrayacağı tüm zararları distribitörden talep etmek ve distribitörden almış bulunduğu teminatları hiç bir ihbar ve ihtara gerek olmaksızın irat kaydetmek hakkına haizdir' düzenlemesinin bulunduğu, bu düzenleme gereğince davalı tarafın derhal bildirimde bulunularak sözleşmeyi haklı bir nedenle feshedebileceği, davalı tarafça söz konusu hüküm doğrultusunda sözleşmenin feshedildiği, bu hususlar göz önüne alındığında yapılan feshin davacı iddiası aksine haklı fesih niteliğinde bulunduğu, feshin haklı olması ve davacının taleplerinin ancak feshin haksız olması halinde istenebileceği hususu göz önüne alındığında, davacının maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, davacının manevi tazminat talebi yönünden de feshin haksız olduğuna dayanılarak talepte bulunulduğu, dava dilekçesinde bunun dışında fesih sebebiyle ne şekilde manevi zarara uğrandığı ve kişilik haklarının nasıl zedelendiğine ilişkin herhangi bir açıklama getirilmediği gibi davalının hangi eyleminin manevi zarara sebebiyet verdiğinin açıkça belirtilmediği, tüm bu hususlar göz önüne alındığında ve feshin haklı fesih olduğu değerlendirildiğinde manevi tazminat talebinin de reddi gerektiği anlaşılmakla; DAVANIN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili tarafından; "...Mahkeme tarafından uzunca bir gerekçe hazırlanmış gibi gözükmekte ise de kopyalama-yapıştırma yöntemiyle oluşturulmuş, neden-sonuç ilişkileri gösterilmeden feshin haklı olduğu ileri sürülerek, hangi nedenle haklı olduğu yönünde de gerekçe oluşturacak ve illiyet bağını gösterecek bir açıklamaya yer verilmediğini, ilk bilirkişi heyetinden alınan rapor ile sonradan alınan ikinci bilirkişi heyet raporu arasında farklılık bulunduğunu, ilk raporda feshin haklı olduğu yönünde ibarelere yer verilmiş iken, ikinci bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan kök rapor ve ek raporlarda feshin haklı nedene dayanmadığının belirtildiğini ve hatta bunun üzerine mahkemece de feshin haklı nedene dayanmadığı sonucuna varacak şekilde tazminat hesapları yönünden ikinci heyet raporunu hazırlayan bilirkişilerden ek raporlar aldırıldığını, çelişki giderilmeden ve ne sebeple ilk rapora itibar edildiği de tartışılmadan davanın reddinin hukuki dinlenme haklarına aykırılık oluşturduğunu, dosyadaki Prof. Doktor ... tarafından hazırlanan hukuki uzman görüşünde de açıklandığı gibi, taraflar arasında 2006 yılından beri aynı içeriklerde art arda sözleşmeler yapıldığını, bu haliyle taraflar arasında belirsiz bir sözleşmenin bulunduğunun kabulü gerektiğini, 5 yıl aşıldıktan sonra öngörülen rekabet etmeme yükümlülüğünün dikey muafiyet hükümlerinden yararlanamayacağının belirtildiğini, devamla müvekkili davacı şirket ile davalı arasında düzenlenen sözleşmenin 17.maddesi gereğince davalı şirketin fesih alternatifini kullanmayı tercih etmesi durumunda bu hususta derhal bildirimde bulunması gerektiğinin belirtildiğini, oysa davalı şirketin, farklı şirkete ait malların satıldığını 2014 yılı Ağustos ayında öğrenmiş olduğunu bizzat beyan etmesine rağmen, müvekkiline karşı fesih hakkını kullanmak istediğine dair herhangi bir bildirimde bulunmayıp, tespitten iki buçuk yıl sonra yine herhangi bir önel ve bildirimde bulunmadan sözleşmeyi feshetmesinin Medeni Kanunun 2.maddesinde vücut bulan dürüstlük ve iyi niyet kuralına aykırı olduğunu, aynı raporda müvekkili şirketin aksine asıl davalı şirketin, davacının tekel bölgesinde doğrudan satış yapmak suretiyle sözleşmeye aykırı davranmış olduğu ve bu nedenle haklı nedenle fesihten zaten söz edilemeyeceğinin belirtildiğini, hukuki uzman raporunun bir delil olduğunu, niçin bu delile itibar edilmediğinin kararda gösterilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin feshini gerektirecek rekabet sayılacak eyleminin de söz konusu olmadığını, zaten mahkeme gerekçesinde de böyle bir nedenin tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konmadığını, kaldı ki, sözleşmeye göre olası bir akde aykırılık durumunda da asıl satıcının sözleşmeyi fesih hakkını kullanmadan önce karşı tarafa bu konuda ihbarda bulunacağı açıkça düzenlenmiş iken, somut olayda böyle bir ihbarın da bulunmadığını, her türlü uyarının tacirler arasında resmi şekil şartına bağlı olduğunun tartışmasız olduğunu, uyumlu ve başarılı bir tek satıcılık sözleşmesinin devam ettiğini ve müvekkilinin çeşitli ödüller de aldığını, 2015 yılından itibaren sözleşme şartları ağırlaştırılarak adeta müvekkiline mobbing uygulanarak diğer bir deyimle haklı fesih şartlarını oluşturma amacıyla ifası zor bir sözleşme haline getirildiğini, buna rağmen müvekkilinin başarılı çalışmalar gerçekleştirdiğini, davalı haklı neden yaratamayınca da nedensiz olarak sözleşmeyi feshettiğini, ancak, davalı firmanın fahiş fiyat belirlemeleri, firmalarla akdedilen fiyatların da üstünde olacak şekilde ödeme faturaları göndermesi ve bu da yetmiyormuş gibi yine münhasır bölgede davalı firmanın büyük alıcılarla doğrudan satış yapmak suretiyle akde aykırı davranmasının, müvekkilinin dayanma gücünü kırıcı işlemlerde bulunmasının defter ve kayıtlarla sabit olduğunu, örneğin, davalının, müvekkili firmaya belirlemiş olduğu fiyatların çok altında fiyatlarla doğrudan satışlar gerçekleştirdiğini, davalının davranışları akde aykırılık oluşturduğu gibi Medeni Kanunun 2.maddesine de aykırı olduğunu, davalı tarafın haksız rekabete konu ettiği tek eylemin; bizzat davalı ... tarafından düzenlenen 29.08.2014 tarihli özel inceleme raporunda davalı dışında başka firmanın madeni yağının satıldığına dair tespit olup, ileri sürülen satışların miktar itibari ile çok düşük ve ayrıca davalının üretiminde bulunmayan ürünler olduğunu, kaldı ki bu tespit raporundan sonra 2017 yılına kadar da var olduğu ileri sürülen tüm bu hususlarla ilgili olarak müvekkiline herhangi bir ihbarda ve uyarıda bulunulmadığını, sessiz kalınmak suretiyle ve de yabancı menşeili satılan bu ürünlerin davalının ürettiği ürünlerle aynı mahiyette bulunmaması dolayısıyla bizzat davalı tarafından da kabul edilerek yapılan işlemlere karşı çıkılmadığını, kaldı ki, bu ürünlerin tedarik edilmesi hem müvekkili şirketin ve hem de asıl satıcı davalı firmanın satış politikası olmakla ve müşteri kaptırmamak çabasının sonucu olduğunu, ayrıca, Menemen 2.Noterliğinin 08.02.2017 tarihli düzenlenme şeklindeki tutanağında da belirtildiği üzere raf ömrü 6 ay olmasına rağmen 42 adet madeni yağı müvekkili şirkete ayıplı satarak sözleşme ve MK.2'de yer alan iyi niyet kaidelerini davalının ihlal ettiğini, Ağustos 2014 tarihli davalının denetçilerinin hazırlamış olduğu özel rapordan dört yıl geçtikten sonra bir fesih nedeni olarak dayanılmış olmasının da iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturduğunu, hakkın kötüye kullanılmaya çalışıldığının ortada olduğunu, gerekçeli kararın 7.ve 8.sayfalarında; ‘müvekkilinin sözleşmeye aykırı olarak başkaca madeni yağ üreticilerinden sözleşmeye konu sözleşmeye konu endüstriyel ürünlerden satın alarak pazarladığı ve kendi nam ve hesabına sözleşmeye konu endüstriyel ürünleri ürettirdiği ve sattığının tespit edildiğinden bahisle sözleşmeyi ihlal ettiği ve bu kapsamda feshin haklı olduğu’ yönünde son derece hatalı değerlendirmelerde bulunulduğunu, akdedilen sözleşmenin (17.1.) maddesindeki hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshetmek istemesi durumunda, derhal müvekkili şirkete bildirimde bulunmak zorunluluğu bulunduğunu, somut olayda ise sözleşmede öngörülen fesih usulüne uyulmaksızın, hem usulsüz hem haksız bir şekilde sözleşmenin sona erdirildiğini, ısrarlı şekilde izah etmeye çalıştıkları üzere, feshin gerekçesi itibarıyla da haksız olduğunu, zira müvekkili hiçbir şekilde sözleşme ihlalinde bulunmamış olup, cevap dilekçesinde; ‘...davacı iddialarının aksine bu fesih bir anda ortaya çıkmış bir olgu değildir. Benzer eylemler ilk olarak ... tarafından düzenlenen 29.08.2014 tarihli Özel İnceleme Raporu ile ortaya çıkmıştır’ şeklindeki ifadelerle, sözde ihlalden, 28.09.2014 tarihli Özel İnceleme Raporu ile haberdar olduklarını açıkça ikrar ettiklerini, bu beyanların mahkeme içi ikrar mahiyetinde ve müvekkili lehine kesin delil olduğunu, burada önem taşıyan hususun; davalının var olduğunu ileri sürdüğü sözde eylemden sonra, aradan geçen uzunca zaman sessiz kalması, sözleşme kapsamında derhal fesih bildiriminde bulunmaması ve müvekkiline herhangi bir uyarı ya da bildirimde de bulunması olduğunu, sessiz kalarak kanuni veya akdi bir hakkını kullanmayacağı güvenini yaratan birinin uzun süre sonra hakkını kullanmaya çalışmasının MK 2' deki dürüstlük kuralını ve çelişkili davranma yasağını ihlal edeceğinin şüphesiz olduğunu, olayda davalının aradan (4) yıl geçmesine rağmen müvekkilinin davalının fahiş fiyat politikalarına itirazı sonrasında birdenbire sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, kötü niyetli şekilde fesih gerekçesi yaratma gayesinden başka bir amaç taşımadığını, fesih bildiriminin Yargıtay kararları ışığında açıkça hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini, müvekkilinin verilen hedefleri her dönemde geçtiği, bilirkişilerce denkleştirme tazminatı hesaplaması yapıldığını, aynı şekilde bilirkişi kurulu tarafından müvekkilinin kar mahrumiyeti taleplerinin yerinde olduğuna dair son derece hukuka uygun tespitler yapılmış ise de mahkemece bu tespitlerin de nazara alınmadığını, davalı şirket tarafından 18.01.2017 tarihinde haksız ve süresinden evvel gerçekleştirilen fesih işlemi nedeniyle müvekkilinin ciddi zarara uğradığını, haksız fesih işlemi ve öncesindeki kötü niyetli eylemler nedeniyle davalı şirket tarafından adeta müvekkili şirketin ticari hayattan silinmek ve iflasa sürüklenmek istendiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, tek satıcılık sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 01.02.2006 tarihinden beri süregelen ticari ilişki olduğu, taraflar arasındaki son sözleşmenin 01.01.2013 tarihli "endüstriyel ürünler distribitörlük sözleşmesi" olduğu, sözleşmenin 15.maddesine göre 5 yıl süreli olup, sözleşme süresi sonunda yenileneceğine dair bir hüküm barındırmadığı gibi önceki sözleşmeler ile bağlantı da kurulmaksızın bağımsız akdedilen bir sözleşme niteliğinde bulunduğu, Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği 5/1. maddesi uyarınca belirtilen nitelikte belirsiz süreli bir sözleşme kapsamına girmediği, sözleşmenin 3.maddesindeki münhasır satış faaliyetine dair hüküm uyarınca hukuki ilişkinin tek satıcılık mahiyetinde olduğu, nitekim tarafların da bu husustaki beyanlarının aynı doğrultuda olduğunun görüldüğü, sözleşmenin 6.maddesinde rekabet yasağının düzenlendiği, kaldı ki rekabet yasağının tek satıcılık sözleşmesinin zaten unsurlarından olduğu, davalı tarafça 18.01.2017 tarihli ihtar ile davacının sözleşmeye uygun davranmadığı, rakip ürünler sattığı gerekçesiyle sözleşmenin feshedildiği, davacı tarafça bu feshin haksız olduğu ileri sürülerek, davalının 2014 tarihinde davacının farklı muadil ürünler sattığını özel araştırma raporu ile öğrendiği halde bu duruma sessiz kaldığı ve zımnen izin verdiğinin iddia edildiği, davalının ise tüm bu iddiaları reddettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere tek satıcılık sözleşmesi, üretici/sağlayıcı ile distribütör (dağıtıcı) arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde ve öyle bir sözleşmedir ki, sağlayıcı yani üretici, mallarının tamamını ya da bir kısmını belli bir bölgede satmak üzere bedeli mukabilinde distribütöre göndermeyi, distribütör de üreticinin ya da sağlayıcının dağıtım ağına dahil olarak sözleşme kapsamındaki mal veya hizmetleri kendi adına ya da hesabına satıp bu mal veya hizmetlerin sürümünü arttırıcı faaliyetlerde bulunmayı üstlenir. Bilindiği üzere tek satıcılık ve bayiilik sözleşmeleri kanunda düzenlenmeyen atipik sözleşmelerdendir. O nedenle bu sözleşmeler kendine özgü (sui generis) yapısı olan sözleşmelerdir. Dolayısıyla bu sözleşmelere Türk Borçlar Kanununun genel hükümleri ile niteliğine uygun düştüğü ölçüde acentelik, vekalet, adi ortaklık, satış ve hizmet sözleşmesi hükümleri uygulanabilmektedir. Tek satıcının yükümlülüklerini açıklamak gerekirse, tek satıcılık sözleşmelerinde tek satıcının asgari alım, sürümü arttırmak için faaliyette bulunma, bilgi verme, müşteri hizmetlerini yerine getirme, yapımcının menfaatlerini koruma, sır saklama, rekabet yasağı gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davalı taraf, davacının başka madeni yağ üreticilerinden ürün temin edip sattığı gerekçesiyle taraflar arasındaki sözleşmeyi, sözleşmenin 17/c maddesine dayanarak feshetmiş olup, buna dayanak olarak da davacının bu ürünleri sattığına dair feshe yakın tarihli faturaları, teklif form ve yazışmalarını, fotoğrafları, davacının bu ürünlere dair kendi üzerine aldığı markaları ileri sürdüğü, davacı tarafın bizzat kendi beyanlarında da davalının ürünlerinden başkaca ürünler sattığının kabul edilmekte olduğu, ancak bunun pazar payının %3-4'lük cüzi bir dilimine denk geldiğinin belirtildiği görülmekle, tek satıcı sıfatına sahip olan davacının, davalının ürünlerinden farklı ürünler de sattığı hususu sabittir. Davacı, 2014 yılında davalının bu durumu öğrendiğini ve müşteri portföyünü korumak adına zımnen izin verdiğini, uzunca süre susup 2017 yılında buna dayalı fesih hakkını kullandığını ileri sürmüş olup, taraflar arasındaki sözleşmenin 17.maddesindeki davalının haklı nedenle fesih hakkına dair hükümler incelendiğinde; davacının sözleşmeye aykırı davranışı halinde davalının derhal sözleşmeyi feshetme hakkı bulunduğu gibi, bunun yanında diğer seçimlik haklar olarak davacıyı öncelikle uyarma yoluna gitme hakkının da olduğunun görüldüğü, nitekim davacı tarafa 2014 tarihli özel inceleme raporunun gönderildiğinin davacı tarafça da beyan edildiği ve bu raporun da bizzat davacı tarafça dosyaya sunulduğu, buna göre, davalının öncelikle uyarma hakkını kullandığı, devam eden 2 yıllık süreçte davacının rakip ürünleri satmaya devam ettiğine ve/veya davalının bunu bildiğine dair bir delilin dosyada bulunmadığı, davalı tarafın bu husustaki beyanında; uyarı sonrasındaki 2 yıllık süreçte davacının rekabet yasağına aykırı bir davranışının görülmediğinin belirtildiği, ancak feshe yakın tarihlerde yeniden bu yönde eylemlerinin tespit edilmesi üzerine tarafların karşılıklı fesih protokolü hazırlığına giriştiklerinin, koşullarda anlaşamamaları üzerine de davalının noter kanalıyla sözleşmeyi tek taraflı fesih yoluna gittiğinin davalı tarafça beyan edildiği, dosyadaki tarafların ve vekillerinin mail yazışmalarının da bu hususları teyit etmekte olduğu, sonuç olarak, taraflar arasındaki sözleşmedeki rekabet yasağının geçerli olduğu, davacının bu yükümlülüğüne aykırı davrandığı, davalının sözleşmedeki fesih yetkisini kullandığı, sözleşmenin sonlanmasına kendi kusuru ile sebebiyet veren davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacı vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/191 Esas - 2022/197 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avanstan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 07/05/2025