T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1227
KARAR NO : 2024/1865
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/03/2021 (Dava) - 12/05/2022 (Karar)
NUMARASI : 2021/198 Esas - 2022/373 Karar
DAVA : İtirazın İptali
BAM KARAR TARİHİ : 11/12/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 11/12/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/198 Esas-2022/373 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı/borçlu ... Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri gereğince adı geçen borçluya ticari krediler kullandırıldığını, davalı/borçlu ...'ın ise genel kredi sözleşmelerini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, kefalete ilişkin beyan ve imzaların dilekçe ekinde sunulan genel kredi sözleşmeleri ile sabit olduğunu, kefil ...'ın genel kredi sözleşmeleri imzalandığı tarihte davalı/borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi olup söz konusu hususun sunulan Ticaret Sicil kayıtları ve imza sirkülerinden anlaşılmakta olduğunu, davalı/borçlunun borçlarını vadesinde ödememesi üzerine borçlu ve kefile Gebze 3. Noterliğinin 24/01/2020 tarihli hesap kat ihtarnamesinin tebliğ edildiğini, davalı/borçluların borçlarını hesap kat ihtarnamesinde belirtilen vadede ödemeyerek temerrüde düştüklerini, akabinde aleyhlerine İzmir 21. İcra Dairesi'nin 2020/6981 sayılı icra dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, itirazları neticesinde icra takibinin durduğunu, itirazlarının yalnızca alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla yapıldığını, icra takibinde istenen alacağın imzalanan genel kredi sözleşmelerine uygun olduğunu, banka kayıtlarında yapılacak bilirkişi incelemesinde alacaklarının sübut bulacağını, kredi sözleşmesi hükümlerine uygun olarak talep ettikleri faiz oranlarının usul ve yasaya uygun olduğunu, zira; genel kredi sözleşmesinin 2.7.1.maddesi gereğince borcun muaccel olması durumunda temerrüt tarihinden borcun tamamen tasfiye edildiği tarihe kadar banka tarafından uygulanan en yüksek kredi faiz oranının 2 katı faiz talep edilebildiğini belirterek, İzmir 21. İcra Dairesi'nin 2020/6981 sayılı dosyasında davalı/borçluların itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; karşı yan ... A.Ş ile müvekkili ... Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti'nin asli taraf, diğer müvekkilinin kefil olduğu kredi garanti fonu teminatlı kredi sözleşmesi düzenlendiğini, Kredilerin Sınıflandırılması Ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4. ve 5. maddeleri kapsamında kredilerin donuk alacak sınıflandırılması için 90 gün gecikme süresi öngörüldüğünü, hatta bu sürenin ülkemizin de içinde bulunduğu pandemi süreci neticesinde 180 güne, ardından son BDDK kararı ile de 270 güne çıkarıldığını, ancak davacı bankaca kısa süreli gecikme ile hesabın kat edilmesinin bankacılık mevzuatına uymayarak kötü niyetli olduğunu, davacı bankaca müvekkili şirketin kredi hesabının kat edilmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde yer alan; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" hükmüne açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili şirketçe davacı bankaya davaya konu kredi sözleşmesi ile ilgili yapılandırma talebinde bulunulduğunu, ancak davacı banka tarafından yukarıda atıf yapılan mevzuat ve yapılandırma talebi göz ardı edilerek kötü niyetli olarak davaya konu icra takibinin başlatıldığını, müvekkili şirketin kullanmış olduğu ticari kredi, taksitli ödemeyi içermekle birlikte müvekkili şirketin taksitlerini zamanında ödediğini, bu tarihe kadar sözleşmenin müvekkili şirkete yüklediği tüm edimlerin vadesinde yerine getirilmesine rağmen kısa süreli gecikme neticesinde davacı bankaca müvekkili şirketin kredi hesabının kat edilmesi kötü niyet ihtiva etmekle birlikte bankacılık uygulamaları anlamında da hataya sebebiyet verdiğini, kısa süreli gecikme ile kat işleminin yapılması ve yine 7 gün gibi kısa bir sürede tüm gelecek vadeli ödemelerin yapılmasının istenmesinin de hayatın olağan akışına uygun olmadığını, hesabın kat edildiğine dair davacı bankaca gönderildiği iddia edilen ihtarnamenin mevzuat hükümlerine aykırı bir şekilde usulüne uygun olarak müvekkillerine gönderilmediğini, şahıs müvekkilinin borçtan müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu iddialarının hukuka aykırı olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 583.maddesinde kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının açıkça sayıldığını, işbu amir hüküm gereğince kefaletin gerçekleşebilmesi için gerekli olan şartların sağlanmadığını, yine şahıs müvekkili evli olup kredi sözleşmesinin incelenmesinde kefil olabilmeleri için eşlerinin yazılı rızalarının alınmadığının açık olduğunu, yalnızca kefalette eş rızası eksik olmayıp diğer müteselsil kefaletin yasal unsurlarının da oluşmadığını, davacının icra takibi ile talep ettiği alacağını kabul anlamına gelmemek kaydıyla işbu borcun zamanaşımına uğradığını, muaccel hale gelmeyen edimlerin icra takibi ile talep edildiğini, yine uygulanan faiz oranları ve faiz başlangıç tarihlerinin de hukuka aykırı olduğunu beyanla, davanın reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı aleyhine takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, ".....Davacı ... ile davalı şirket arasında toplam 1.000.000,00-TL bedelli kredi sözleşmesi düzenlendiği, davalı ...'ın kredi borcundan dolayı kefil olduğu, kefaletin şekil şartlarını taşıdığı ve bu suretle geçerli olduğu, davalı ...'ın borçlu şirketin yetkilisi olması nedeniyle eş rızasının ayrıca bulunmasına gerek olmadığı ve böylece geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulduğunun anlaşıldığı, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde; davalı şirket ile davalı şirketin yetkilisinin adresinin aynı adres olarak bildirildiği ve tebligatların bildirilen adrese çıkarıldığı, böylece temerrüdün oluştuğunun anlaşıldığı, bilirkişice hazırlanan raporun denetlendiği ve bilirkişi raporunun dosya kapsamı ile uyumlu olup, denetime ve hüküm kurmaya elverişliği olduğu anlaşılmakla, sonuç olarak; DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE, davalıların İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2020/6981 sayılı dosyasından yapılan icra takibine itirazının kısmen iptali ile, 16.523,67-TL asıl alacak, 3.295,79-TL işlemiş akdi ve temerrüt faizi, 164,78-TL faizin %5 gider vergisi, 468,53-TL ihtar masrafı olmak üzere toplam 20.452,77-TL üzerinden devamına, asıl alacağa yıllık %49,44 oranında temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK madde 67 gereğince hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında hesaplanan 4.090,55-TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine...." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili tarafından, "...Müvekkili şirketin taksitleri zamanında ödediğini, bu tarihe kadar tüm edimleri vadesinde yerine getirmesine rağmen kısa süreli gecikme neticesinde davacı bankaca müvekkili şirketin kredi hesabının kat edilmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde yer alan; 'Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz' hükmüne açıkça aykırılık teşkil ettiğini, kısa süreli gecikme ile kat işleminin yapılması ve yine 7 gün gibi kısa bir sürede tüm gelecek vadeli ödemelerin muaccel hale geldiğinden bahisle ödenmesi yönündeki ihtarın iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gibi hayatın olağan akışına da uygun olmadığını, davacı bankaca gönderildiği iddia edilen ihtarnamenin mevzuat hükümlerine aykırı bir şekilde usulüne uygun olarak müvekkillerine gönderilmediğini, bilirkişi raporunun ve mahkemenin tespit ve değerlendirmelerinin hukuka aykırı olduğunu, 04/03/2020 tarihinde temerrüde düşüldüğüne dair bilirkişi değerlendirmesinin öncelikle hukuki değerlendirme niteliği taşıyarak görev aşımı olduğunu, müvekkili ...'a yapılan ihtarname tebliğinin usulsüz olduğunu, 25/02/2020 tarihinde daimi çalışanına tebliğ edildiği belirtilmişse de müvekkilinin herhangi bir çalışanının bulunmadığını, müvekkili gerçek kişi olup tüzel kişiye özgü tebliğ işlemi yapıldığını, müvekkilinin şirket yetkilisi olmasının tüzel kişilere özgü tebliğ işleminin yapılmasına sebep olamayacağını, aynı şekilde müvekkili şirket ... adına çıkarılan ihtarname tebligatının da daimi çalışana tebliğ edildiği noterlikçe şerh edilmiş ise de Tebligat Kanunu ve yönetmeliğinin açık hükümlerine göre işbu tebligatın da usulüne uygun olmadığını, tebligatı alan şahsın şirket yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak almaya yetkilendirilmiş, evrak müdürü gibi çalışan olup olmadığı tespit ve şerh edilmeden bu işlerle görevlendirilmiş başka bir çalışan olup olmadığı araştırılmadan doğrudan tebligat yapılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, mahkemece müvekkillerinin 04/03/2020 tarihinde temerrüde düştüklerine dair tespitin kat ihtarnamelerinin usulsüz olması nedeniyle hatalı olduğunu, bu durumun faiz başlangıç ve faiz oranları hususunda önem arz ettiğini, kararın kaldırılması gerektiğini, şahıs müvekkilinin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu iddialarının hukuka aykırı olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 583.maddesinde kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının açıkça sayıldığını, amir hüküm gereğince kefaletin gerçekleşebilmesi için gerekli olan şartların sağlanmadığını, yine müvekkili evli olup kredi sözleşmesinin incelenmesinde kefil olabilmeleri için eşlerinin yazılı rızalarının alınmadığının açık olduğunu, bu nedenle geçersiz kefalet delaletiyle müvekkilinin icra takibine konu borçtan sorumlu tutulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yalnızca kefalette eş rızası eksik olmayıp diğer müteselsil kefaletin yasal unsurlarının da oluşmadığını, bu nedenlerle borçtan sorumlu tutulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı banka ile kredi borçlusu davalı şirket arasında iki adet genel kredi sözleşmesi yapıldığı (29.01.2013 ve 13.06.2014 tarihli) anlaşılmakta olup, 13.06.2014 tarihli sözleşmede davalı kefil ...'ın imzasının bulunduğu, diğer sözleşmeye dair sunulan surette ise anılan davalının imzasının bulunmadığı görülmekte olup, öncelikle, takibe konu kredinin hangi GKS kapsamında kullandırıldığının alınan bilirkişi raporunda net olarak ortaya konulmamış olması yerinde görülmediğinden, kararın kaldırılması gerekmiştir.
Ayrıca, dosyaya sunulan ödeme planının incelenmesinde; davanın dayanağı olan icra takibine konu edilen taksitli ticari kredinin 05.12.2019 ve 05.01.2020 tarihli ilk 2 taksidinin ödendiği, 05.02.2020 tarihli taksitten itibaren ödenmediğinin yazılı olduğu, bu tarih itibariyle ödeme planında belirtilen 16.523,67-TL borcun da takipte hesap edilen asıl alacak ile uyumlu bulunduğu, bununla birlikte banka tarafından hesap kat tarihinin 24.01.2020 olup, bu tarih itibariyle ödenmemiş kredi borcu olduğuna dair dosyaya herhangi bir delil sunulmamış olup, sunulan ödeme planına göre hesap kat tarihinde davalılarca kredi ödemesinin aksatıldığına dair bir veri bulunmadığı, TMK 2.madde uyarınca hesabın haksız olarak kat edilip tüm taksitlerin muaccel hale getirilmesinin hatalı olduğuna dair davalı taraf itirazlarının mahkemece ve bilirkişi raporunda karşılanıp değerlendirilmemiş de olduğu anlaşılmakla, bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi de verilerek tüm banka kayıtları incelenerek hesap kattının usule uygun olup olmadığının saptanması suretiyle ek rapor alınarak, yapılan takip hakkında sonucuna göre bir değerlendirme yapılması için de kararın kaldırılması gerekmiştir.
Yine, kabule göre de, sunulan noter tebliğ belgelerinde davalılardan ...' a hesap kat ihtarı tebliğine dair çıkan tebligatın tüzel kişi imiş gibi "daimi çalışanına" tebliğ edilmiş olduğu, anılan şahsın gerçek şahıs olmasına göre, tebligatın belirtilen adreste bizzat kendisine ya da mernis adresine yapılmamış olması dikkate alınarak, ayrıca her iki davalı bakımından da, ilgili tebliğ mazbatası getirtilip incelenerek hangi daimi çalışan tarafından tebliğ alındığı, asıl yetkilinin orada olup olmadığına dair şerhe dair hususlar başta olmak üzere, TK 10. ve 17.maddeler de gözetilerek temerrüt olgusunun değerlendirilmesi gerekmektedir (Bu yönde bknz. Yargıtay 12.HD 2020/2060 E.-2021/163 K. - Yargıtay 11. HD 2006/421 E.-2007/3853 K).
Davalılar vekilinin, TBK 583.maddeye dair ileri sürdüğü itirazların ise; davalı ...'ın borçlu şirket ortağı ve yetkilisi olduğuna dair ticaret sicil kayıtlarına ve kefalet tarihine göre yerinde olmadığı anlaşılmakla, reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalılar vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalılar vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/198 Esas - 2022/373 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davalılar vekilinin SAİR İSTİNAF İTİRAZLARININ REDDİNE,
4-İSTİNAF AŞAMASINDA; davalılar tarafından yatırılan 349,28 TL istinaf karar harcının istek halinde davalılara iadesine,
5-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/12/2024