(5271 S. K. m. 232, 237, 238, 260, 273, 279, 280) (6284 S. K. m. 20) (5237 S. K. m. 21, 22, 61, 62, 89, 194)
İstinaf yoluna tabi karara karşı, süresi içerisinde, başvuru hakkına sahip bulunan tarafından yapılan istinaf talebinin CMK. nun 279/1 maddesi gereğince reddi nedenleri bulunmadığı anlaşıldığından, CMK. nun 280 maddesi gereğince dosyanın esasının incelenmesine başlandı. Dosya içerisinde bulunan iddianame, duruşma tutanakları, gerekçeli karar, dosyaya sunulmuş tüm deliller, belge ve bilgiler ile istinaf dilekçesi içeriği incelendi, duruşma yapılmasına gerek görülmeksizin dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
A) Mağdurlar S. ve H.'ye karşı sağlık için tehlikeli madde verme eylemi yönünden yapılan incelemede;
Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı CMK. ya göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların istinaf yoluna başvurabilecekleri,
6284 sayılı kanunun 20/2 maddesinin "Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir." hükmüne haiz olduğu,
Dosya kapsamındaki suçun sağlık için tehlikeli madde temin etmeyi düzenleyen TCK.nın 194/1 maddesine ilişkin olduğu, bu suçun mağdur çocuklara karşı şiddet veya şiddet tehlikesi içermediği, dolayısıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu suça katılma ve gerektiğinde istinaf etme yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin 31/05/2017 tarihli celsesinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının katılmasına ilişkin kararının CMK.nın 237 ve 238 maddeleri gereğince kaldırılmasına, katılma sıfatı kalmadığından yapılan istinaf başvurusunun CMK.nın 260/1, 273/1-4 , 279/1-b maddeleri gereğince REDDİNE,
Kararın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içerisinde, dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine bulunulacak beyanla veyahut bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderilecek dilekçeyle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine İTİRAZ yolu açık,
B) Maktulün ölümü eylemi yönünden yapılan incelemede;
Dosya kapsamındaki maddi deliller incelendiğinde;
03/11/2016 tarihli trafik kazası tespit tutanağında; sanığın 2,02 promil alkollü şekilde 10 ZA 0.. plaka sayılı aracı ile Bigadiç Gelin Sokağını takiben Yeni Sanayi Caddesi istikametinden Atatürk Caddesi istikametine seyri esnasında yıldırım büfe önüne geldiği sırada, direksiyon hakimiyetini kaybederek, yolun sonunda bulunan kanal çitlerine ve çitlerin yanında bulunan maktule aracın ön kısmı ile çarpması neticesinde, kazanın meydana geldiğinin belirtildiği,
03/11/2016 tarihli tutanakta; trafik ekiplerinden kaçan ve kaza yapan aracın Hürriyet Caddesi Ardıç Sokak kavşağında yaya kaldırımına çarparak durduğunun belirtildiği,
05/11/2016 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; maktulün kafa kemiklerinde kırık ve beyin kanaması neticesi gelişen komplikasyonlar sonucunda öldüğünün belirtildiği,
04/11/2016 tarihli CD çözüm tutanağında; "E.. ticaret" isimli işyerinin güvenlik kameralarının incelenmesinde, 1 nolu güvenlik kamerasının 03/11/2016 günü saat 23:14:23'de bir aracın sağ - sol yaparak geldiği, kordon boyu caddesi bitiminde bulunan kanal üzerindeki korkuluklar yanında duran bir şahsa çarptığı, çarptığı şahıs ve demir korkulukları birlikte motor kaputu üzerinde götürdüğü, saat 23:14:27'de kameranın görüş açısından çıktığı; 2 nolu güvenlik kamerasında saat 23:14:25'te aracın sağ ön kısmında şahsın ve korkuluğun olduğu, sürüklendikleri, aracın dört eylül kavşağından ters yöne giderek Balıkesir istikametine döndüğü esnada kaput üzerinde bulunan şahsı orta refüje doğru savurduğu, saat 23:14:29'da kamera görüşünden çıkarak hızla uzaklaştığı,
Bilirkişi S. D. tarafından verilen 15/04/2017 tarihli raporda; olay sırasında sanığın polis kontrol noktasından yakalanmamak için kaçtığı, sanığın 02,02 promil alkollü olduğu, yolun sağında bulunan yaya kaldırımına çıkarak maktule aracı ile çarptığı ve maktulü aracın ön cam ve tavan kısmında yaklaşık 50 metre sürükledikten sonra maktulü araçtan düşürerek kaçmaya devam ettiği, kazanın yerleşim yeri içerisinde meydana geldiği, yeterli görüş mesafesinin olduğu, havanın yağışsız ve yol üzerinin kuru olduğu, yol üzerinde yatay trafik işaretlemeleri ve yol çizgilerinin bulunduğu, yolun eğimsiz ve düz olduğu, olay saati itibariyle yeterince sokak aydınlatmasının bulunduğu, sanığın yüksek hızda aracı ile seyrettiği, yaya kaldırımına çıkarak kazayı meydana getirdiği, kaza esnasında zikzaklar çizdiği ve %100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Maddi deliller ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, olay günü yasal düzeyin çok üzerinde ve 02,02 promil olacak şekilde alkol alan sanığın, 10 ZA 0.. plaka sayılı aracı ile seyir halinde iken, trafik polis memurları O. P. ve Z. Ç.'ın sanığın aracının arka stop lambalarının yanmaması, aracın camlarının koyu filmle kaplı olması, plakasında problem olması nedeniyle trafik kontrolü amaçlı aracı durdurulmak istedikleri, sanığın aracını durdurmayarak trafik kontrolünden kaçarak hızlı bir şekilde şehir içinde araç sürmeye başladığı, Bigadiç Gelin Sokağını takiben Yeni Sanayi Caddesi istikametinden Atatürk Caddesi istikametine seyri esnasında yıldırım büfe önüne geldiği, olay mahallinde bulunan iş yerine ait güvenlik kamera görüntüsünün dairemizce yapılan incelenmesi ve dosyadaki gerek bilirkişi gerekse CD inceleme tutanağı içeriğine göre, sanığın devamlı zikzaklar çizerek hızlı bir şekilde araç kullandığı, kullandığı yerde geliş gidiş şeklinde araçların seyir halinde olduğu, yine yayaların karşıdan karşıya geçer şekilde oldukları, kaza anında sanığın zikzak çizerek kordon boyu caddesi bitiminde bulunan kanal üzerinde korkuluğun yakınına geldiği, korkulukların yol ile yaya geçiş kısmını birbirinden ayırıcı nitelikte olduğu, sanığın aracı ile yapmış olduğu zikzak neticesinde, bu korkuluğa doğru gelmeye başladığı, bunu gören maktulün korkuluğun üstüne tırmandığı, sanığın aracı ile yaya kaldırımı ile yolu ayıran korkuluğa hem de korkuluğun üzerine tırmanan maktule çarptığı, korkuluğun parçalandığı ve bir kısmının sanığın aracının kaput üstüne geldiği, bu esnada maktulün de aracın kaputu üstüne geldiği, bu anda maktulün aracın kaput kısmı üzerinde ve ayakta durur şekilde olduğu, ancak sanığın maktule ve korkuluğa çarpıp bir parçasını kırıp aldığı halde hızını azaltmadığı, tam tersine hızlı bir şekilde yoluna devam ettiği, yolun devamında bulunan çok sayıda giriş olan ana kavşağa kontrolsüz ve hızlı bir şekilde giriş yaptığı, hatta kavşağı terk ederken gerekli zorunlu yön levhasına uymayıp tersten olacak şekilde kavşağı terk ettiği, kavşağı terk edeceği sırada da sola olacak şekilde sertçe direksiyon kırdığı, bu kırmaya bağlı olarak maktulün ve korkuluğun aracın kaputu üzerinden sertçe savrularak yere düştükleri, aracın Hürriyet Caddesi Ardıç Sokak kavşağında yaya kaldırımına çarparak stop ettiği, trafik polis memurlarının sanığın yanına geldiğinde, sanığın trafik polis memurlarına söverek bağırdığı ve akabinde yakalandığı anlaşılmıştır.
Yukarıda oluşumu belirtilen olayda, sanığın eylemini olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi işlediği hususunun tespiti gereklidir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Türk Ceza Kanununda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulmuştur. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Doğrudan kasıtta ise öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır. Gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.
Bu bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın sevk ve idaresindeki araçla polis kontrolünden kaçmaya başladığı, yasal limitlerin çok üzerinde aşırı derecede alkollü olduğu, devamlı zikzaklar çizdiği, şehir içerisinde gerek gelen giden araçlar olduğu gerekse karşıdan karşıya geçenler olduğu halde yasal limitlerin çok üzerinde hızlı bir şekilde araç kullanmaya devam ettiği, yol ile yaya kaldırımı ayıran bariyerler olduğu halde bu bariyerlerin üzerine zikzak çizerek geldiği, aracını hiçbir şekilde yavaşlatmadığı, önce bariyerlere arkasından bu bariyerin üzerine çıkarak kendini korumaya çalışan maktule çarptığı, buna rağmen hiçbir şekilde fren yapmadığı, tam tersi çok süratlı bir şekilde araç kullanmaya devam ettiği, hatta çoklu araç girişine müsait olan kavşağı kontrolsüz bir şekilde ve süratlı bir şekilde giriş yaptığı, kaputun üzerine aldığı maktul ve korkuluklarla birlikte seyrine devam ettiği, bilirkişi raporuna göre bu seyrin yaklaşık 50 metre olduğu, sanığın kavşağın içerisinde işaret levhasına uymayarak ters yönde kavşağı terk etmek için ani şekilde sola doğru manevra yaptığı, bu manevraya bağlı olarak kaputta bulunan maktul ve korkulukların merkezkaç kuvveti nedeniyle ters tarafa doğru savrularak yere düştükleri, sanığın yine de durmayarak hızlı bir şekilde yoluna devam ettiği, Hürriyet Caddesi Ardıç Sokak kavşağında yine yaya kaldırımına çarpması sonucunda aracını stop ettirdiği görülmüştür.
Sanığın son anda da olsa hiçbir şekilde frene basmamış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını gösterme eylemini yerine getirmediği, tam tersine gaza basarak maktulü araç üzerinde taşıyarak, savurarak sertçe yere düşmesine sebebiyet verdiği, Dairemizce izlenen güvenlik kamerası görüntülerine göre, kazanın ilk aşamasında, maktulün korkuluklar üzerine tırmanması nedeniyle aracın kaputu yüksekliğine eriştiği ve kaputun üzerinde ayakta duracak şekilde olduğu, sanığın bu aşamada kontrollü bir şekilde araca fren yapıp durdurmuş olması halinde, maktule minimum şekilde zarar verecek ve ölmesini engelleyebilecek pozisyonda olduğu, ancak sanığın öngördüğü neticeyi istediği, maktulü ısrarla araç kaputu üzerinde 50 metre olacak şekilde taşıdığı, sertçe direksiyon kırarak maktulün merkezkaç kuvveti ile sertçe yere düşmesine ve kafasını çarpmasına neden olduğu, ölüm neticesinin meydana gelmemesi için çaba sarf etmediği anlaşılmıştır. Buna göre sanığın eylemi İlk Derece Mahkemesinde kabulünde olduğu üzere, olası kast altında kasten öldürme suçu kapsamında kaldığı kabul edilmiştir.
(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/108 esas 2017/311 karar sayılı aynı yöndeki ilamında; “…..1- Sanığın yaralama suçunu olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi işlediği:
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için; kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir kavramları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesi;
"1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek, birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanununda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanununda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanununun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüleri ise yargısal kararlar ve öğretideki görüşlerden yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek mümkündür: Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arzeden kararlarında bu hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, sevk ve idaresindeki LPG tankeri ile çevre yolunda seyir halinde iken ışık kontrollü kavşağa geldiğinde, kendi seyir yönüne kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşağın henüz boş olmasından faydalanarak karşıya geçmeye çalıştığı, ancak kendi yönlerindeki araçlara yeşil ışık yanması nedeniyle, aynı kavşağa giren katılanların bulunduğu aracı görmesi üzerine frene bastığı, kaza tespit tutanağında belirtildiği şekilde çarpma noktasından önce başlayan toplam 19 metre uzunluğundaki fren izine rağmen katılanların içerisinde bulunduğu aracın sağ kısmına çarparak her iki katılanın yaralanmasına neden olduğu, bu şekilde sanığın en temel trafik kurallarından olan kırmızı ışıkta durma kuralını ihlal etmesi sonucu yaralamaların meydana geldiği sabittir.
Sanık kavşağa yaklaşmadan önce kırmızı ışık yanmış, sanığın istikametindeki araçlar durmuş, sanık kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşaktan geçebileceğini düşünmüş ancak katılanların bulunduğu aracın kavşağa girdiğini görmesi ile frene basmasına rağmen katılanların yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasına neden olmuştur. Sanığın son anda frene basmış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını göstermektedir. Sanık neticeyi öngörmüş, ancak öngördüğü bu neticeyi istememiş, hatta neticenin meydana gelmemesi için çaba sarf etmiştir.
Somut olayda, ışıklı işaret cihazlarıyla donatılan kavşağa gelirken kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yandığını görmesine karşın boş olan kavşaktan geçmeye çalışan sanığın, neticeyi öngörmesinin gerekmesi nedeniyle, tam kusurlu olduğu ve bilinçli taksirle hareket ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın eylemi "bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma" suçunu oluşturacağından, bu uyuşmazlık yönünden direnme gerekçesi isabetlidir.........
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1-Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.2013 gün ve 68-273 sayılı direnme hükmünün,
a) Sanığın eyleminin bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğuna ilişkin suç nitelendirmesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
b) Sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan 5237 sayılı TCK'nun 89/4, 22/3 ve 62 maddeleri uyarınca belirlenen 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının; kısa süreli hapis cezası olmadığı ve sabit görülen suç bilinçli taksirle işlenmiş olduğundan hükmolunan uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, adli para cezasına çevrilmesi isabetsizliğinden ise BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle karar verildi. …..” şeklinde belirtilmiştir.)
Ancak;
03/11/2016 tarihindeki bir günlük gözaltı süresinin, CMK.nın 232/2d maddesi gereğince ilk derece mahkemesi karar başlığında hiç yazılmamasının, mahallinde düzeltilebilir eksiklik olduğu,
Belirtilen eleştiri dışında, kamu davasına konu duruşmanın kanuna uygun biçimde yürütüldüğü, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ileri sürülen iddia ve savunmalar ile ikame edilen delillerin denetimi sağlayacak biçimde ve eksiksiz olarak sergilenerek tespit edildiği, yargılama sonucunda dosyaya yansıyan tüm deliller ve bilgilerin gerekçeli kararda yöntemince tartışılarak ulaşılan vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı ve bu suretle kabul edilen eylemin kanunda öngörülen suç tipine uygun olarak nitelendirilerek hüküm kurulduğu, TCK.nın 61/1 maddesinde belirtilen hususların göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezanın belirlendiği, olası kast hükümlerinin uygulanmasının dosya kapsamında toplanan delillerle uyumlu olduğu,
Katılan Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin sanığın mağdurlar S. ve H.'ye karşı sağlık için tehlikeli madde temini suçunun oluştuğuna ve diğer istemlerine; Cumhuriyet Savcısının sanığın eyleminin bilinçli taksir olduğuna ve diğer istemlerine; sanık müdafiilerinin olası kast hükümlerinin gerçekleşmediğine, eylemin bilinçli taksir ile oluştuğuna ve diğer istemlerine ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı kabul edilerek, CMK'nun 280/1-a maddesi gereğince İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
C)Mağdurlar S. ve H.'ye karşı sağlık için tehlikeli madde verme eylemi yönünden verilen kararın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içerisinde, dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine bulunulacak beyanla veyahut bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderilecek dilekçeyle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine İTİRAZ yolu açık,
Maktulün olası kast altında öldürme eylemi yönünden verilen kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde, dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine bulunulacak beyanla veyahut bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderilecek dilekçeyle, Yargıtay ilgili Ceza Dairesine temyiz yolu açık olarak, oybirliği ile, 26.09.2017 tarihinde karar verildi. (¤¤)