(5271 S. K. m. 230, 279, 280, 289) (5237 S. K. m. 35) (6284 S. K. m. 20) (1412 S. K. m. 326) (1. CD. 18.01.2016 T. 2015/4827 E. 2016/91 K.)
İstinaf yoluna tabi karara karşı, süresi içerisinde, başvuru hakkına sahip bulunan tarafından yapılan istinaf talebinin CMK. nun 279/1 maddesi gereğince reddi nedenleri bulunmadığı anlaşıldığından, CMK. nun 280 maddesi gereğince dosyanın esasının incelenmesine başlandı. Dosya içerisinde bulunan iddianame, duruşma tutanakları, gerekçeli karar, dosyaya sunulmuş tüm deliller, belge ve bilgiler ile istinaf dilekçesi içeriği incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
22.30 olan suç saatinin ilk derece mahkemesi karar başlığında hiç yazılmaması mahallinde düzeltilebilir eksiklik olduğu,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan her türlü ceza davasına 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20/2 maddesi hükmü gereğince katılabileceğinden, suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğa karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan açılan kamu davasına katılma hakkı olan ilgili bakanlığa davanın ihbarı gerektiği,
Uşak Devlet Hastanesinin 19/07/2016 tarih 2381 sayılı raporunda, beyin cerrahı uzmanı tarafından verilen rapor kısmında 3 hafta sonra EMG kontrolü gerektiği, kalp damar cerrahı tarafından verilen rapor kısmında, ileri bir merkezde doppler incelemesi yapılarak, rapor verilmesi gerektiği belirtildiği halde bunlar yapılmadan, Uşak Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 25/07/2016 tarih 570 sayılı raporu içeriğinde de bu eksikliklere değinildiği halde, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği şekilde belirtilen rapora itibar edildiği, mağdur üzerinde yaşamı tehlikeye düşürecek bir durum olup olmadığı, uzuv zaafı veya tatili olup olmadığı hususunda rapor alınmadan, suça sürüklenen çocuk hakkında teşebbüs hükmü uygulanırken asgari hadden ceza tayin yoluna gidildiği, oysa ki yerleşik Yargıtay içtihatlarında hiç isabet olmaması hallerinde asgari hadde yaklaşılması gerektiği, isabet olduğu hallerde yaralanmanın niteliği, atış sayısı vb. kriterler dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesi gerektiği, mahkemenin hükmü ve gerekçesinde, teşebbüs uygulamasında neden alt sınırdan ceza verildiği hususunda atış sayısı, yaralanma miktarı da gözetilecek şekilde açıklayıcı gerekçe bulunmadan soyut ibareler yazıldığı,
(Benzer yönde Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2015/4827 esas 2016/91 karar sayılı ilamında; “…..b) Sanığın, aracın şoför mahallinde bulunan mağdur A. D.'e yönelik pompalı tüfekle ateş etmesine rağmen mağdurun isabet almaması karşısında teşebbüs nedeniyle 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören TCK'nun 35. maddesi uyarınca yapılan uygulama sırasında, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirilerek altı sınıra yakın bir ceza tayini yerine yazılı şekilde 12 yıl ceza belirlenmesi, yasaya aykırı, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, CMUK'nun 326/son maddesi saklı kalmak kaydıyla hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye kısmen aykırı olarak BOZULMASINA, 18/01/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.…..” şeklinde belirtilmiştir.)
Anlaşıldığından, kararın CMK.nın 230. maddesinde belirtilen yeterli gerekçeyi içermemesi ve sanığın savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle CMK. nın 289/1-gh maddesince kararın hukuka aykırı olduğu kabul edilerek, CMK.nın 280/1-b maddesi uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kesin olmak üzere 02.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)