(5271 S. K. m. 216, 230, 237, 238, 279, 280, 289) (5237 S. K. m. 53, 54, 58, 63, 220, 314) (3713 S. K. m. 5) (6136 S. K. m. 13)
İstinaf yoluna tabi karara karşı, süresi içerisinde, başvuru hakkına sahip bulunan tarafından yapılan istinaf talebinin CMK. nun 279/1 maddesi gereğince reddi nedenleri bulunmadığı anlaşıldığından, CMK. nun 280 maddesi gereğince dosyanın esasının incelenmesine başlandı. Dosya içerisinde bulunan iddianame, duruşma tutanakları, gerekçeli karar, dosyaya sunulmuş tüm deliller, belge ve bilgiler ile istinaf dilekçesi içeriği incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Mağdurun 04/02/2016 tarihinde havale edilen dilekçesi ve aynı günlü duruşmada, sanık O.. hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği halde, 14/11/2016 tarihli celsede, mağdurun şikayetçi olduğu beyanı dikkate alınarak, CMK'nın 237/1, 238 maddelerine aykırı olarak katılmasına karar verilmesi ve karar başlığında mağdurun katılan sıfatı ile gösterilmesi,
Katılma kararının kanuna aykırı olması nedenleriyle, sanıklar tarafından verilen istinaf dilekçelerinin karar başlığında katılan olarak gösterilen mağdura tebliğ edilmemesinin hukuki eksiklik olmadığı,
Hükmün verildiği celsedeki, C.Savcısının "08/10/2015 tarihli celsede verdiğimiz mütalaamızı aynen tekrar ederiz dedi." şeklindeki beyanının mütalaa olmadığı, CMK.nın 216 maddesi gereğince hüküm verilirken yeniden mütalaa verilmesi, eğer önceki mütaalanın aynısı verilecekse en azından önceki mütalaanın hüküm verildiği celsede okunması gerektiği, bu haliyle savunma hakkını kısıtlayacak şekilde sanıklara C. Savcısı mütalaasının verilmemesi, (Benzer yönde Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/2249 esas 2015/5093 karar sayılı ilamında; “…..İddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkumiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan ve 2008/106 E. - 2008/357 K. sayılı dosyanın 23.09.2008 tarihli duruşmasında “yasadışı PKK terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan sanık H. K.'ın üzerine atılı suçtan mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden müsnet suçtan beraatine” şeklindeki mütalaada bulunduğu da gözetildiğinde, “biz daha önce Mahkemenin 2008/106 esas sayılı dava dosyasında 23.09.2008 tarihli 4 nolu celsede vermiş olduğumuz esas hakkındaki mütalaamızı aynen tekrar ediyoruz, TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 53, 54, 58/9, 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur” şeklindeki sözlerin esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmadığından, Cumhuriyet savcısının usulüne uygun şekilde esas hakkındaki görüşü alınmadan veya önceki mütalaa mahkemece okunup zapta geçirilmeden hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 216. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 17.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …..” şeklinde belirtilmiştir.)
Tanık B. (A.) Y. ve tanık A. Y.'in dinlendiği 16/04/2015 tarihli celsede beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesine çalışılmadığı, çelişkinin giderilmesi, giderilemediği takdirde hangi tanığın beyanına neden üstünlük tanındığının gerekçeli kararda tartışılması gerektiği, (Benzer yönde Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2015/20206 esas 2016/17729 karar sayılı ilamında; “…..Sanığın aşamalardaki beyanlarında atılı suçlamayı kabul etmediği, tanıklar C. A., D. K., B. Y.’ın tartışma olduğunu ancak hakaret veya tehdit niteliğinde sözler duymadıklarını ifade ettikleri, tanık S. G.’in de beyanında, sanığın hakaret ettiğini ve sizi sürdürürüm şeklinde sözler söylediğini belirtmesi karşısında, tanıkların beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi, giderilemediği takdirde bu beyanlar yöntemince irdelenerek, hangi beyana hangi nedenle üstünlük tanındığı açıklanıp tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,........ HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken aleyhe temyiz olmadığından, 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17/11/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.…..” şeklinde belirtilmiştir.)
Sanık K.. ile olayın tarafsız tanığı A.. Y..'in aynı şekildeki beyanlarında, olay sırasında sanık K..'nın kahvehane içerisinde birisiyle birlikte oturduğunu beyan ettikleri hususu dikkate alındığında, bu kişinin sanık K.. ile tanık A..'den kimliğinin tespit edilmesi, gerektiğinde bu konuda kolluk araştırması yapılması ile bu kişinin tanık sıfatı ile dinlenerek, sanık K.. ile tanık A..'in beyanlarının değerlendirilmesi gerektiği,
Olayın 25/11/2014 tarihinde gerçekleştiği, tanık B.. (A..) Y..'ın ilk kez 19/01/2015 tarihinde ve olaydan yaklaşık 2 ay sonra C. Savcısı tarafından dinlendiği, bu kişinin gerçekten olay mahallinde olup olmadığı hususunun mağdurun 26/11/2014 tarihli kolluk ifadesi içeriğine göre tereddütlü olduğu görüldüğünden, gerektiğinde tanık B..'in cep telefonunun baz istasyonu araştırması yapılarak, gerçekten olay tarihinde olay yerinde olup olmadığının tespiti gerektiği,
25/11/2014 tarihli araştırma tutanağında, olay mahallinden 1 adet 7,65 mm çaplı kovanın bulunduğu, İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 04/12/2014 tarih 06094 sayılı raporunda, suça konu kovanın sanıktan teslim alınan tabancadan atıldığının belirlendiği, İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 05/12/2014 tarih 24607 sayılı raporunda, mağdurdan temin edilen kot pantolon üzerinde ateşli silah artığı bulunduğunun tespit edildiği, İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 29/06/2015 tarih 10181 sayılı raporunda, mağdurda bir adet ateşli silah yaralanması bulunduğunun belirtildiği, bu maddi bulgular ve sanık O..'ın beyanlarına göre, sanık O..'ın mağdura yönelik atış artığı bırakacak kadar yakın mesafeden bir el ateş edildiğinin maddi vakıa olarak tespit edildiği, mağdurun olayı sıcağı sıcağına 26/11/2014 tarihinde "...karakedi apo ve kopra S.. lakaplı Abdullah ve S.. ile R.. isimli arkadaşlarımla..." şeklinde yer ve zaman uyumlu ve yanında bulunanları açıkça belirtir şekilde beyanı olduğu, bu beyanında tanık B..'den hiç bahsetmediği, oysa mahkeme kararı gerekçesinde mağdurun beyanını sağlıklı bir şekilde olmadığından bahisle, bu beyanına itibar edilmediğinin belirtildiği, mağdurun beyanın aşamalar itibariyle birbiriyle tamamen çelişkili olduğu ve maddi bulgularla da uyuşmadığı, zira kendisine 10-15 el ateş edildiğini beyan ettiği, gerek elde edilen silahın alabileceği mermi sayısı, gerek mağdurda atış artığı bırakacak tarzda yakın atış olacak şekilde 1 el ateşli silah yaralaması olması, olay mahallinde bir adet kovanın bulunması, mağdurdan elde edilen kot pantolonda bir adet delik olması, ayrıca bu kadar yakın mesafeden ateş etme imkanı bulunan kişinin 10-15 el ateş ettiğinde mağdurda defalarca isabet imkanı olabileceğinin hayatın olağan akışı gereği olduğu hususları birlikte dikkate alındığında, mağdurun maddi vakıalarla örtüşmeyen ve aşamalar itibariyle çelişkili beyanlarına neden itibar edildiğinin gerekçeli kararda yeterince tartışılmadığı,
Olaydan yaklaşık 2 ay sonra dinlenen tanık B..'in aşamalar itibariyle verdiği ifadenin birbiriyle çelişkili, yine mağdurun beyanı ile de karşılaştırıldığında çelişkili olduğu halde, neden beyanlarına itibar edildiğinin gerekçeli kararda yeterince tartışılmadığı,
Yine mağdurun 05/01/2015 tarihli Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinde, olay günü babaannesinin evine gittiğini beyan ettiği, oysa ki tanık B..'in 19/01/2015 tarihinde C. Savcısına verdiği ifadesinde, dayılarına yemeğe gittiklerini beyan ettikleri, beyanlarının çelişkili olduğu, ayrıca olayın olduğu mıntıkanın yapısı, saat 20:00 civarları gibi geceden sayılan bir vakitte, esnaflık yaptığı belirtilen bir kimsenin gezmeye giderken yanında 10.000 TL gibi yüksek bir parayı bulundurmasının hayatın olağan akışının aykırı olduğunun da gerekçeli kararda tartışılmadığı ve yağma suçundan hüküm kurulduğu,
Gerek sanık K.., gerekse tarafsız tanık A..in beyanlarına göre, olay sırasında sanık K..'nın kahvehanenin içerisinde olduğunu beyan etmeleri hususu dikkate alındığında, bu sanığın müsnet suçlara katıldığının hangi delillere dayandırıldığının gerekçeli kararda yeterince tartışılmadığı,
Sanık O..'ın beyanı dikkate alındığında, hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin gerekçeli kararda tartışılmadığı,
Mağdurun olayın sıcağı sıcağına 26/11/2014 tarihinde "...karakedi apo ve kopra S.. lakaplı Abdullah ve S.. ile R.. isimli arkadaşlarımla..." şeklindeki beyanda geçen kişilerin mağdurdan sorularak, açık kimlik bilgilerinin tespit edilip tanık sıfatı ile dinlenmedikleri,
6136 sayılı kanunun 13/1 maddesinin adli para cezası açısından azami olarak 100 gün şeklinde belirlendiği halde, hüküm kurulurken adli para cezasının 120 günden başlatıldığı,
Anlaşıldığından, kararın CMK.nın 230. maddesinde belirtilen yeterli gerekçeyi içermemesi ve sanıkların savunma haklarının kısıtlanması nedenleriyle CMK. nın 289/1-gh maddesince kararın hukuka aykırı olduğu kabul edilerek, CMK.nın 280/1-b maddesi uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dairemizin bozma kararı dikkate alındığında, sanık K.. hakkında İlk Derece Mahkemesince çıkartılan yakalama emrinin kaldırılmasına,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kesin olmak üzere 30.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)