T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1544
KARAR NO : 2025/1676
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2021/895 Esas 2022/62 Karar
KARAR TARİHİ : 26/01/2022
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 29/09/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 29/09/2025
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a bendi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 17.01.2019 tarihinde İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde müvekkile ait olan ve dava dışı..... sevk ve idaresindeki......plakalı otobüs ile davalı şirkete ait olan ve diğer davalı .... sevk ve idaresindeki ... . plakalı kamyonet arasında yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kaza tespit tutanağı ve olayın meydana geliş şeklinden çok açık şekilde anlaşılacağı üzere, kazanın meydana gelmesinde ..... plakalı aracın sürücüsü davalı .... asli ve tam kusurlu olduğunu, bu kaza sebebiyle davacıya ait ..... plakalı otobüs hasara uğramış aracın 41 gün serviste kaldığını, bu 41 günlük süre boyunca otobüsün serviste onarım görmesi sebebiyle davacının 41 gün boyunca aracı işletememiş ve bu sebeple kazanç kaybı oluştuğunu, davalı ......asli ve tam kusurlu olarak kazaya sebebiyet vermesi, diğer davalı ..... A.Ş. ise kazaya sebebiyet veren .... plakalı aracın işleteni (sahibi) olması nedeniyle Karayolları Trafik Kanununun 85 ve 91. maddeleri ile Türk Borçlar Kanunu 49 vd. maddeleri gereği davacının kazanç kaybı zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; maddi hasarlı trafik kazası 17.01.2019 tarihinde İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde meydana geldiğini, bu sebeple zamanaşımına uğradığını, kaza tarihi olan 17.01.2019 tarihi dikkate alındığında davacının işbu davasını derdest eylediği tarih olan 02.12.2021 tarih itibariyle davacının talep ettiği alacağı 2 yıllık süreyi doldurarak zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça Kemalpaşa 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/116E. Sayılı dosyasında, görevli ve yetkili Mahkemenin İzmir Ticaret Mahkemeleri olması sebebiyle 17/03/2021 tarihinde görevsizlik kararı verilmiş ve karar 15/06/2021 tarihinde kesinleştiğini, Kemalpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesince HMK m.20 kapsamında süresinde herhangi bir talep olmamasına rağmen dosya zuhulen görevli ve yetkili İzmir 4.Ticaret Mahkemesine tevzi edilmiş ise de bu kez de arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebiyle dava şartı yokluğundan davacı tarafın davasının reddine karar verildiğini, dava dilekçesinde davacının otobüs ile yolcu taşımacılığı yaparak ticari faaliyette bulunduğu belirtilmiş ise de yaptığı işe ve bu işten elde ettiği gelire dair herhangi somut bir veriye yer verilmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
Tüm dosya kapsamı.
İDM KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; taraflar arasında haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine dair uyuşmazlık bulunduğu, aksi kanunlarda belirtilmediği sürece malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, uyuşmazlığın 6102 sayılı yasanın mutlak ticari dava olarak nitelendirdiği bir uyuşmazlık konusunda olmadığı, ayrıca tarafların ticari işletmelerinden kaynaklı bir uyuşmazlığın olmadığı, bu bağlamda uyuşmazlığın nispi ticari dava olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığı, 6102 sayılı yasanın göreve ilişkin sınırı çizerken ticari iş kavramından hareket etmediği, ticari işletme kavramından hareket edildiği, haksız fiil sonrası kazanç kaybı olsa ve bu kayıp ticari dahi olsa tarafların ticari işletmelerinden kaynaklı bir uyuşmazlık olmadığından görevli mahkemenin somut olayda İzmir Asliye Hukuk Mahkemeleri olması sebebi ile hem mahkeme dosyası hem de birleşen dosya yönünden görevsizlik nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlıkta hem davacı hem de davalı şirketin tacir oldukları hususunda ihtilaf bulunmadığını, ayrıca müvekkile ait aracın (otobüsün) yolcu taşıma faaliyeti, davalı tarafa ait aracın (tırın) da şirketin faaliyet alanı kapsamında yük taşımacılığı yaptığı sırada davaya konu kazanın gerçekleştiğini ve müvekkilin zararının da bu kazadan kaynaklandığını beyan ederek; istinaf dilekçelerinin kabulü ile İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.01.2022 tarihli 2021/895 E., 2022/62 K. sayılı görevsizlik Kararının kaldırılmasına, yargılamaya İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam olunmasına, istinaf giderlerinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
İSTİNAFA CEVAP :
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça da ilk derece mahkemesinin bu görevsizlik kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek öncelikle Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret mahkemeleri arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi gerektiğini beyan ederek; olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine yetkili ve görevli mahkemenin belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
G E R E K Ç E
Uyuşmazlık, maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklanan kazanç kaybı bedeline yönelik maddi tazminat isteğine ilişkindir.
İDM'nce yukarıda özetlenen gerekçelerle mahkemenin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğuna karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bilindiği üzere, sürücünün trafik kazasının oluşmasında kusurlu bulunması durumunda zarar gören 6098 Sayılı TBK'nun 49.maddesi gereğince sürücüye, 2918 Sayılı Kanunun 85. maddesi gereğince motorlu araç işletenine ve motorlu aracın zorunlu trafik sigortacısına karşı dava açabilir. Aynı Kanunun 50 inci maddesi uyarınca zarar verenin kusurunu ve zararını ispat etmesi halinde maddi zararlarını da isteyebilir.
Eldeki dava, 6102 Sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2012 tarihinden sonra 02/12/2021 tarihinde açılmıştır.
6102 Sayılı TTK'nun 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin taraflarının ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin; ödünç para verme işlerine ilişkin uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nun 4. Maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İİK'nun 154 ve devamı maddeleri gereğince ticari dava sayılır. Buna karşılık, 4. Madde uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari dava sıfatını kaybedecektir.
Diğer taraftan 6102 Sayılı TTK'nun 19/2. Fıkrası gereğince; taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 Sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5. Maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri aralarındaki ilişki artık iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisi haline dönüşmüştür. Göreve ilişkin düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğundan her aşamada re'sen gözetilmelidir.
Bu kuralın tek istisnası; 6335 Sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5/4. Fıkrasında düzenlenmiş olup, buna göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerinde açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, asliye ticaret mahkemesinin görevsizlik kararının verilmesini gerektirmeyecektir.
6102 Sayılı TTK'nun 12.maddesinde; bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret sicilde tescil ederek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlatmamış olsa bile tacir sayılır.
Anılan kanunun 11.maddesinde "ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak kararnamede gösterilir.",
15.maddesinde de "ister gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddesinin 2.fıkrasında çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.
5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesinde "Esnaf ve sanatkâr tanımı yapılmıştır.
Bir kimsenin Vergi Usul Kanununa göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline yada odaya kayıtlı olmamakta tacir olmanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi vergi mükellefi olup olmamakta tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt kabul edilemez. (Yargıtay 3.HD'nin 2018/4288 E- 2018/8854 K sayılı 20/09/2018 tarihli kararı)
Türk Ticaret Kanun'un gerek 11.gerekse 15.maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 207/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı şöyledir;
"Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı 1.maddesinde; 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;
a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri,
Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b)213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır."şeklindedir.
Yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu kararında tacir ile esnaf arasındaki sınırın belirlenmesinde gözetilecek değerler yönünden 213 sayılı Vergi Usul Kanun'un 177.maddesine atıfta bulunulmuştur.
Somut olayda; davalı araç işleteninin Anonim Şirket ünvanını taşıyan sermaye şirketi olarak tacir olduğu tartışmasızdır. Ancak , davacı kendisine ait ve kazaya karışan ..... plakalı otobüs ile yolcu taşımacılığı yaptığı, davacının vergi ve defter kayıtları, davacı tarafından sunulan fatura, koçanlar , incelemeye konu edilen kaza tarihini de kapsar şekilde davacının gelir beyanı ve davacı adına kayıtlı başkaca kamyon/araç kayıtlarının varlığı itibariyle davacının tacir yada esnaf mı olduğu hususunda araştırma yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere, Vergi Usul Kanuna göre bir kimsenin esnaf sayılması, Ticaret Kanunu yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmeyeceği gibi ticaret siciline ya da odaya kayıtlı olmamasının, tacir olmadığına kesin kanıt sayılmayacaktır. Davacının ticari olarak nitelediği kamyonu nedeniyle Türk Ticaret Kanunu ve Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Hakkında Kanunun yukarıda belirtilen ilgili hükümleri ile yapılan atıf uyarınca Vergi Usul Kanunu 177.maddesindeki sınırları aşan miktarda gelirinin bulunup bulunmadığının tespiti ile davacının tacir sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gerektiğinden, bu yolda araştırma yapılmaksızın, davacının gerçek kişi tacir olup olmadığı belirlenmeden ve gerçek kişi tacir olması durumunda, tacirler arasındaki haksız fiilden kaynaklanan davada Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olacağı hususu gözetilmeksizin davanın asliye hukuk mahkemesi göreli olduğundan bahisle dava şartı bakımından usulden reddine ilişkin karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre ; ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin (somut olayda olduğu gibi davacının tacir olup olmadığı araştırılmaksızın ve sonucuna göre görev hususu gözetilmeksizin yazılı olduğu üzere görev bakımından dava şartı yokluğu nedeniyle karar verilmiş olması) toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan HMK madde 355 hükmü uyarınca resen istinaf sebebi kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. Fıkra (a-3) ve (a-6) bentleri gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK un 355 inci maddesi uyarınca resen KABULÜNE,
2-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/895 Esas 2022/62 Karar sayılı, 26/01/2022 tarihli kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1 fıkra (a-3) ve (a-6) bendleri gereğince ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacının peşin yatırdığı 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde iadesine, 220,70 TL istinaf yoluna başvuru harcının mahsubu ile Hazineye gelir kaydına,
5-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği ve harç tahsil / iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 353. Maddesi (1-a) bendi uyarınca 29/09/2025 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.