(5237 S. K. m. 86, 150) (5271 S. K. m. 230)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Katılan vekili Av. A. S.'nın 21/12/2016 tarihli sanıklar F. G. ve M. C. G. hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik yaptığı itiraz hakkında bir karar verilmediği görüldüğünden mahallinde mahkemesince talep hakkında bir karar verilebileceği anlaşılmıştır.
2-Cumhuriyet Savcısı C. B.'nun 16/12/2016 tarihli süre tutum dilekçesi, istinaf başvuru dilekçesi niteliğinin yanında İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik itiraz olarak da değerlendirilmiş ve itiraz yerinde görülmeyerek sanık F. müdafiinin itirazı ile beraber değerlendirilerek İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş ve İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/01/2017 tarih ve 2016/1045 D.İş sayılı kararı ile itirazların reddine karar verilmiş olup, Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusu içeriği itibariyle itiraz niteliğinde olmamasına karşın, İzmir 12. Ağır Ceza mahkemesince Cumhuriyet Savcısının da itirazının reddine karar verildikten sonra mahkemece verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları kesinleştirilerek tali karar fişi düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, Cumhuriyet Savcısı C. B.'nun 13/03/2017 tarihli istinaf dilekçesinde sanıklar M. C. ve F.'nin TCK'nun 150/1 delaletiyle 86/2 maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine beraatlerine karar verilmesi yönündeki talebinin istinafen incelenmesinin mümkün bulunmadığı, ancak kanun yararına bozma başvurusunun konusunu oluşturabileceği görülmüştür.
3-Sanıklardan M. P. hakkında TCK'nun 150/1 maddesi yollamasıyla TCK'nun 86/2. Maddesi uyarınca doğrudan verilen kesin nitelikteki 2.000,00 TL Adli Para cezasına yönelik olarak da Cumhuriyet Savcısı C. B. tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş ise de, dilekçede sanık M. P.'ın beraatine karar verilmesi gerektiğinin iddia olunması, katılan vekili Av. A. S.'nın da istinaf başvurusunu yalnızca beraat eden sanıklar E. ve N. aleyhine yapmış olduğunun anlaşılması karşısında ve ayrıca Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunda suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak şekilde bir yaptırım içermesi gerektiği yönünde aleyhe istinaf başvurusu da bulunmamış olduğundan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/03/2016 tarih ve 2014/13-528 esas 2016/152 karar sayılı ilamında belirtildiği şekilde yasa yolunun açık olmadığı sonucuna varılmıştır.
4-İddianamede sanıklar M. P.ve F. G. hakkında hakaret suçundan kamu davası açıldığı halde, bu suç yönünden bir karar verilmemiş olduğu görülmekte ise de, mahkemenin hüküm tesis etmeme gerekçesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından zaman aşımı süresi içerisinde her zaman bir karar verilebileceği düşünülmüştür.
5-Sanıklar M. P.ve F. G. hakkında 19/04/2012 tarihinde işledikleri iddia olunan birden fazla kişi ile tehdit suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 26/06/2012 tarih ve 2012/57289 soruşturma numaralı kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasına karşın iddianame düzenlendiği, gerekçeli kararda bu hususa değinilmekle beraber hüküm fıkrasında dava açılan anılan suçla ilgili bir hüküm tesis edilmediği anlaşılmıştır.
6-Yukarıdaki bentlerde yapılan açıklamalar ışığında istinafa konu olan hükümlerin sanıklar F., M. C. ve M. hakkında hürriyeti ihlal suçundan verilen ceza kararları ile sanıklar N. ve E. hakkındaki beraat hükümleri olduğu anlaşılmaktadır.
7-Mahkeme gerekçeli kararı incelendiğinde, iddianame ve esas hakkındaki mütalaanın özetlendiği, katılan beyanı, sanık savunmaları ve tanık ifadelerine yer verildiği akabinde değerlendirme, hukuki ve vicdani sonuç kısmında katılanın güveni kötüye kullanmak suçundan Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/1662 esas sayılı dava dosyasında mahkumiyetine karar verildiği belirtilmiş ve "Şirket yetkilileri tarafından katılandan yakıt bedelini ödemesi istenildiği, ancak katılanın bu bedeli ödemediği ve ödememekte ısrar ettiği, bunun üzerine şirket sahibi sanık F. G.in şirket çalışanları sanıklar M. P.ve M. C. G. ile birlikte katılanı zorla araca bindirdikleri, birlikte Doğanlar semtinde bulunan garaja götürdükleri, yaklaşık bir saat burada beklettikleri, sanık M.nın burada iken katılana silah doğrulttuğu ve önüne boş senet bırakarak imzalamasını istediği, keza sanık F. G.in orda bulunan ve kendi adamları olduğu tespit edilen sanıklar M. ve M. C.'a senedi imzalatmaları hususunda talimat verdiği, katılanın iddiasına göre bu sırada sanıklar F. ve M.'nın katılana hitaben "Bizimle kimse uğraşamaz, Mit'te biziz, Hakim, Savcı da, Jitem de biziz, bizim elimizden seni kimse kurtaramaz" şeklinde beyanda bulundukları ve bu konuşma sırasında sanıkların katılana senedi imzalamaları için baskı yaptıkları, sarfedilen sözler içinde tahrik edici cümlelerin bulunduğu ve adı geçen sanıklar tarafından bu sırada katılanın dövüldüğü, olay sonrası temin edilen rapora göre katılanın btm ile giderilebilir şekilde yaralandığının belirlendiği, zorla alınan bu senedin daha sonradan 7000 TL olarak doldurulup icra takibine konulduğu,
Katılanın beyanlarından hareketle sanık F.'nin yanında çalışan sanıklar E. Ü. ve N. A. haklarında da söz konusu eylemlere katıldıkları iddiasıyla kamu davası açılmış ise de; katılanın bu sanıklar yönünden şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin teşhis ve beyanlarının bulunmadığı gibi bu sanıkların diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiklerine dair cezalandırılmalarına yetecek şüpheden arınmış kesin ve inandırıcı en ufak bir kanıt elde edilemediği için bu sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanık M. C. G.'ün savunmasının, senedin düzenlendiği tarih ve ödeme tarihlerinde katılanın yurt dışında olduğunun kanıtlanması ile boşa çıktığı ve bu sanığın gerçek dışı beyanlarda bulunarak savunma yaptığının bu suretle kanıtlandığı, diğer taraftan sanıklardan F.nin talimatı ile eylemin sanıklar M. C. ve M. tarafından gerçekleştirildiği yönünde katılanın beyan ve teşhisi, ayrıca katılanın olay anında yaralandığına dair doktor raporu karşısında sanıklar F. ve M.'nın savunmalarının da gerçeklikten uzak olduğu kanaatine varıldığı, dolayısıyla adı geçen sanıklar yönünden eyleme katıldıkları hususunda mahkememizde herhangi bir kuşku kalmadığı,
Sanıklar F., M. ve N.’ın eylemlerinin yağma olarak değerlendirilmesi olanağının bulunmadığı, zira; katılanın Gebze 2. ASCM'nin mahkumiyet kararıyla da tespitli olduğu üzere sanık F.'ye ait şirketin tırından mazotu alması nedeniyle ortada bir alacak durumunun mevcut olduğu, sanık F. ve adamları olan M. ile M. C.'ın bu alacağı tahsil amacıyla eylemde bulundukları, dolayısıyla; sanıklar M., M. C. ve F.'nin senet imzalatma eylemlerinin TCK'nun 150/1 maddesi delaletiyle 86/2 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, tehditle ilgili olarak katılanın şikayeti üzerine takipsizlik kararı verildiği için 150/1 maddesi delaletiyle 106/1 maddesinin değerlendirmeye tabi tutulmadığı, keza; sanıklar F., M. ve M. C.'ın senet imzalattıkları sırada söz ve davranışlarla katılana karşı sergiledikleri tutumlar bir bütün halinde alacağı tahsil etmeye yönelik davranışlar olarak değerlendirildiği ve bu bağlamda katılanın raporu ile kasten yaralama eylemi sabit olduğundan adı geçen sanıkların eylemleri bir bütün halinde 150/1 maddesi delaletiyle 86/2 maddesi kapsamında değerlendirildiğinden ayrıca hakaret suçundan hüküm tesis edilmesine gerek görülmediği,
Sanıklar M. C., M. ve F.'nin katılanı araca iradesi dışında bindirerek tır parkına götürdükleri ve orda bir süre alıkoydukları sabit olduğundan sanıkların eylemleri ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma olarak değerlendirildiğinden adı geçen sanıklar hakkında ayrıca TCK'nun 109/2. Maddesine göre uygulama yapılması gerektiği,
Sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan tesis edilen hüküm yönünden, katılanın bu suçtan kaynaklanan somut maddi zararının bulunmaması ve sanıklardan F. ile M. C.'ın daha önceden işledikleri kasıtlı bir suç nedeniyle sabıka kayıtlarının olmaması nedeniyle koşulları oluştuğu için bu sanıklar yönünden CMK'nun 231. Maddesinin uygulanması gerektiği, ancak; sanık M.'nın daha önceden işlediği kasıtlı bir suç nedeniyle sabıka kaydı bulunduğu için bu sanık yönünden koşulları oluşmadığından aynı maddenin uygulanması olanağının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış, bu düşünce ve gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." ifadeleri ile hükmün gerekçesi izah edilmiştir.
Alıntılanan gerekçeli kararda sanıklar M., M. C. ve F.'nin eylemlerini ne şekilde gerçekleştirdiklerinin kabul edildiği belirtilmiş, sanıklar E. ve N.'ın eylemlerinin sübut bulmadığı açıklanmış ve yağma suçunun niçin TCK'nun 150/1. Maddesi kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
Gerekçeli kararda katılanın sanıklar F., M. ve M. C. 'ın zorla bir araca bindirdikleri belirtilmiş ise de, dosyada bu yönde bir bilgi olmadığı gibi katılanın anlatımlarının da farklı olduğu görülmektedir.
Katılanın aşamalardaki beyanları ile katılana ait cep telefonu hattının getirtilen HTS kayıtlarının uyumlu olup olmadığı, hükümde belirtilmediği gibi sanık E.'ın kullandığı 0532 352 .. .., 0536 732 .. ..; sanık F.nin kullandığı 0533 270 .. ..; sanık M. C.'ın kullandığı 0537 294 .. ..; sanık N.'ın kullandığı 0532 498 .. ..; ve sanık M.'nın kullandığı iddia edilen 0533 930 .. .., 0535 033 .. ..ve 0535 303 .. .. telefon hatları ile K. Y. isimli kişi adına kayıtlı fiilen kimin tarafından kullanıldığı saptanmamış olan 0533 037 47 .. numaralı telefon hattının suç tarihlerinde birbirleriyle olan iletişimlerinin ve baz istasyonu bilgilerinin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından istenmediği ve dolayısıyla kayıtlar üzerinde bilirkişiye incelemesinin yalnızca katılana ait HTS kayıtları ile sınırlı kaldığı, katılan vekilinin de bu yönde taleplerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
8-Yukarıda yazılı sanıklar F. G. ve M. P. hakkındaki 19/04/2012 tarihli tehdit suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın akıbetinin sorulup araştırılmadığı anlaşılmıştır.
9-CMK'nun 230. Maddesinde hükmün gerekçesinde "iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi..." hususlarının belirtileceği açıklanmaktadır.
Katılanın iddiasını destekler mahiyette 22/04/2012 tarihinde alınmış adli rapor, aynı tarihte sanıklardan N. ile telefon görüşmesi yaptığının, baz istasyonları verisine göre iddia ettiği suç saatlerinde Buca istikametinden Bornova istikametine kullandığını belirttiği telefonun sinyal verdiğinin anlaşılması, katılanın kullandığı telefon hattı ile 19/04/2012 günü saat 13:09'da 155 polis hattının aranarak 159 saniye görüşüldüğü ve yine 22/04/2012 tarihinde saat 20:43'te 155 polis imdat hattının aranarak 57 saniye görüşme yapıldığının görülmesi karşısında, yukarıda belirtildiği şekilde hangi nedenlerle sanıklara ait telefon hatlarıyla Kamil Yılmaz adına kayıtlı telefon hattının birbirleriyle olan irtibatlarının ortaya çıkartılması amacıyla HTS kayıtlarının getirtilip bilirkişi raporu alınmadığının açıklanmaması,
Sanık F.'nin suçlamayı hiç kabul etmemesi, katılanın iddiasına göre ise, Doğanlar semtinde bulunan iş yerine getirtildikten sonra F.'nin olay yerine geldiğini belirtmesine karşın gerekçeli kararda katılanın sanıklar F., M. P. ve M. C. G. tarafından zorla araca bindirildiğinin belirtilmesi,
Sanıklar M. P., F. G. ve M. C. G.'ün eylemlerinin alacağı tahsil amacıyla kasten yaralama olarak nitelendirilmesine karşın ve katılanın beyanları uyarınca eyleminin sübut bulduğunun kabul edilmesine karşın TCK'nun 150. Maddesi delaletiyle 106/1, 106/2-a maddelerinden hangi nedenlerle hüküm tesis edilmediğinin CMK'nun 230. Maddesinde yazılı olduğu şekilde gerekçelendirilmemesi,
Sanıklar M. P., F. G. ve M. C. G.'ün eylemlerinin yukarıda açıklandığı şekilde TCK'nun 150. Maddesi yollamasıyla TCK'nun 86/2. Maddesi kapsamına girdiği belirtilmiş olmasına karşın sanıklardan F. dışındakilerin alacaklarının neler olduğunun açıklanmaması,
Katılanın suçlandığı 880 litre yakıtın bedelinin suçun vasfının tayini açısından suç tarihi itibariyle 7.000,00 TL edip etmediğinin tartışılmaması,
Bu kapsamda yukarıda belirtilen hususların ve hangi delillerin lehe ya da aleyhe olduğunun tartışılıp açıklanmadan, sanıklar hakkında beraat ve mahkumiyet kararı verilmesi, hükmün gerekçeyi içermemesi niteliğinde kabul edilmiştir.
Kabule göre de;
10-Sanıklar M., F. ve M. C. hakkında TCK'nun 109/3-a maddesinin uygulama yerinin bulunup bulunmadığının belirtilmemesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Açıklanan nedenler doğrultusunda;
A- Her ne kadar yukarıda yapılan açıklamalar ışığında ve toplanacak kanıtlar uyarınca suç vasfının değişme ihtimali bulunmakta ise de; Cumhuriyet Savcısı C. B.'nun sanıklar F. G., M. C. G. ve M. P. hakkında TCK'nın 150/1 maddesi delaletiyle TCK'nun 86/2 maddesi uyarınca kurulan hükümlerin istinaf incelemesine tabi olmaması nedeniyle İSTİNAF BAŞVURUSUNUN CMK'NUN 279/1-b MADDESİ UYARINCA REDDİNE,
B-Katılan vekili Av. A. S.'nın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar yaptığı itirazın İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince KARARA BAĞLANMASINA,
C-Sanıklar E. Ü. ve N. A. hakkında atılı suçlardan verilen beraat kararları ile sanıklar M. C. G., M. P. ve F. G. hakkında hürriyeti tahdit suçundan verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin olarak ise yukarıda (9) nolu bentte belirtilen hususun hükmün gerekçeyi içermemesi niteliğinde olduğu, bu nedenle istinaf başvurusunda bulunan sanıklar müdafileri, katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısının istinaf nedenleri ile CMK'nın 289/1-g, 280/1-b maddeleri uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
(A) bendinde belirtilen istinaf başvurusunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde Dairemize hitaben yazılacak dilekçe ya da Zabıt Katibine zapta geçirilmek üzere yapılacak sözlü beyan ile Dairemizde İTİRAZ yolu açık olmak üzere,
(B) bendinde belirtilen bozma kararının ise KESİN olmak üzere 02.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)