Yerel mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 21/06/2016 tarih 2016/1106 Esas sayılı iddianamesiyle sanığın 01/06/2015 tarihinde Aliağa ilçesi Nemrut Körfezi'nde faaliyet gösteren Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş.'ne ait iskelede Sahil Güvenlik Komutanlığı'na ait SG uçağıyla yapılan denetimde limana bağlı bulunan gemiden kaynaklı deniz kirliliğinin tespit edildiği, çevre kirliliğine sebebiyet veren geminin yük boşalttığı limanın müdürü olduğu gerekçesi ile sanığın kasten çevre kirliliğine neden olmak suçundan cezalandırılması için kamu davası açıldığı, sanığın savunmasında; olay tarihinde Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi Anonim Şirketi liman müdürü olduğunu, olaydan herhangi bir şekilde haberinin olmadığını, ne şekilde meydana geldiğini bilmediğini, bilirkişi raporunu kabul etmediğini, bilirkişi raporu ve iddianameye kaynak teşkil eden videonun çekimi sırasında hurda tahliyesi yapılmadığını, denizcilik kuralları gereği limana yanaşan bir geminin denize herhangi bir şekilde kirli su boşaltamadığını, bilirkişi raporunda bahsi geçen geminin denize kirli su boşalttığı anlaşıldığını, bu olayın tamamen geminin ve kaptanlarının sorumluluğunda olduğunu, liman müdürü olarak bu olaya ilişkin herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, bu olayı görmediğini, görmüş olsaydı müdahale edeceğini, suçlamayı kabul etmediğini söylediği, İlk Derece Mahkemesince sanığın suçun işlendiği yerin idarecisi olduğu, çevre mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna göre; geminin üst yüzeyinin ve geminin yanaşık olduğu liman kıyı bandının denizde oluşan kirlilikle aynı renkte olduğu, bu durumun sanığın kirliliğin sintine boşaltımı nedeni ile olduğu yönündeki iddia ve savunmasını çürüttüğü, zira geminin altından denize boşaltılan kirliliğin aynı zamanda geminin güvertesini ve kıyıyı etkilediğinin mantıken kabul edilemeyeceği, geminin deniz dahil tüm çevresini aynı anda kirletmesinin iddia edildiği gibi hurda tahliyesinde hurda tozlarının denize verilmiş olması veya engellenmemesi, gemiden hurda boşaltımı sırasında oluşan tozun engellenmesi için gerekli önlemlerin alınmaması nedeni ile olduğu bilimsel, görsel kanıtlar ve vicdani kanaatle sabit olunduğu, sanığın çevre ve deniz kirliliği oluşumuna engel olacak önlemleri almayarak çevrenin kasten kirletilmesi suçunu işlediği sabit görülerek kirliliğin ve sanığın kastının derecesi dikkate alınarak takdiren alt sınırdan hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Bir çok Yargıtay kararında ayrıntılarıyla açıklandığı üzere suların kirletilmesinin önlenmesi ile ilgili düzenlemeler şöyledir. 2872 Sayılı Kanun'un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentlerinde, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlenmiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır.
Çevre Kanununa Göre Verilecek İdari Para Cezalarında İhlalin Tespiti Ve Ceza Verilmesi İle Tahsili Hakkında Yönetmeliğin 10.maddesinin 5.fıkrasında: “Çevre mevzuatı ihlalinin belirlenmesi için fotoğraf, kamera ve diğer teknik cihazlardan yararlanılması veya numune alınması işlemi; ilgililerin olay mahallinden ayrılması, olayın kendine özgü mahiyeti gibi fiili imkansızlıklar nedeniyle yapılamadığı durumlarda Çevre Denetim Tutanağının veya Tespit Tutanağının düzenlenmesi ihlalin tespiti için yeterlidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği 2872 Sayılı Çevre Kanunu'nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir.
Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır.
Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre, fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır.
Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık; “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir.
Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza Yönetmeliğin 16/a-b bentlerinde arıtılsa dahi atıksular ile her türlü atık ve artığın içme ve kullanma sularına deşarjına izin verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. 21. maddesinde de, içme ve kullanma suyu temini dışındaki amaçlarla yapılmış göllere, göletlere ve set çekmek suretiyle biriktirilmiş sulara arıtılmamış evsel ve endüstriyel nitelikli atıksuların verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendinde ise “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” yasaklanmıştır.
Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur; Yönetmeliğin 21/1. maddesinde sözü edilen içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj izni, arıtılmış olma koşuluna bağlanmıştır. Atıksuyun arıtılmış su olduğunu kabul etmek için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesiyle ekinde 16 grup halinde belirlenerek tablolar halinde gösterilen sektör kapsamındaki tesis tipi için kabul edilen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj edilme koşulunu sağladığından bahsedilemez.
Özetle; içme ve kullanma sularına arıtılmış olsa dahi her türlü atık ve artığın deşarjı yasaklanmış, içme ve kullanma dışındaki sulara deşarj, arıtılmış olma koşuluna bağlanmış, atıksuyun arıtılmış olma ölçütü de, atıksuyun oluşum kaynağı dikkate alınarak Yönetmeliğin ekindeki sektörlere göre limit değerlerle ifade edilmiştir.
Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir.
Dosya kapsamına göre; kirliliğin 01/06/2015 tarihinde havadan çekilen görüntü ile belirlendiği, denizden numune alınıp incelenmediği, istinaf incelemesi sırasında izlenen CD'deki görüntüler ile İlk Derece Mahkemesince rapor alınan bilirkişinin tespitlerinin uyuşmadığı, görüntülerin bilirkişinin raporunda belirtiği netlikte olmadığı, karaya yanaşan geminin deniz tarafında suda bir bulanıklık bulunduğu, ancak bu bulanıklığın nedeninin görüntülerden anlaşılamadığı, geminin güvertesinde sudaki bulanıklıkla aynı renkte bir kirlenme olduğunun da sabit olmadığı, İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce idari yaptırımın limanın sahibi olan Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş.'ne uygulandığı, İlk Derece Mahkemesince eylemden şirket yetkilisi değil de, beyanına göre 19/08/2014 ile 18/06/2015 tarihleri arasında söz konusu limanda müdür olarak çalışan sanığın neden sorumlu olduğu açıklanmadan sanığın mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce limanın sahibi olan Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş.'ne uygulanan idari yaptırım ile ilgili açılan iptal davası üzerine İzmir 5 İdare Mahkemesi'nin 08/09/2016 tarih ve 2016/10 Esas, 2016/964 Sayılı kararında da suların kirletilmesi ile ilgili mevzuat ayrıntılarıyla açıklandıktan sonra; davacı şirketin işletmeciliğini yaptığı limandaki yük gemisinden yük tahliyesi esnasında tozların oluşturduğu hava kirliliğinin deniz yüzeyine çökerek kirliliğe neden olmasının, 2872 Sayılı Kanun'un 20/ı maddesinin son fıkrasındaki sulara atık boşaltma eylemi kapsamında yer almadığı açık olduğu gibi yük gemisinden kaynaklanan kirliliğin tespiti sonrasında davacı limanın salt işletmecisi olması nedeniyle denize atık boşaltmak suretiyle söz konusu kirliliği oluşturduğu kabul edilerek, atık boşaltma fiilinin sorumlusu olarak nitelendirilemeyeceği hususu da dikkate alındığında, davacı adına para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılarak idari yaptırım kararı iptal edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince çevrenin kasten kirletilmesi suçlarının zarar göreni, dolayısıyla davaya katılma hakkı Çevre Bakanlığına ait olduğu halde, Kültür Bakanlığının katılan olarak kabulüne karar verildiği görülmüştür.
TCK'nın 181/1 maddesinde çevrenin kasten kirletilmesi suçu, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten vermek olarak tanımlanmıştır. Dava konusu olayda kirliliğin 01/06/2015 tarihinde havadan çekilen görüntü ile belirlendiği, denizden numune alınıp incelenmediği, dolayısıyla görüntüde yer alan sudaki bulanıklığın "çevreye zarar verecek" nitelikte olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmediği, olayın üzerinden geçen zaman ve olay yerinin liman olması nedeniyle başka boşaltma işlemleri sırasında kirlilikler oluşma ihtimali nedeniyle dava konusu olayın sonuçlarıyla ilgili somut bir tespit yapılamayacağı gibi olayın sorumluluğunun sanığa ait olduğunun da sabit olmadığı anlaşıldığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın beraatına karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
SONUÇ: Bu durumun 05/08/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 Sayılı yasa ile CMK'nun 280/1 maddesinde yapılan değişiklik kapsamında CMK'nun 303/a maddesi uyarınca "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate karar verilebilecek hal" kapsamında olduğu anlaşılmakla CMK'nun 280/1-a maddesi uyarınca Dairemizce düzeltilebilecek hukuka aykırılık olduğu tespit edilmekle;
Aliağa 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/06/2017 tarih 2016/670 Esas - 2017/538 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının tamamen karardan çıkarılarak yerine;
"1-) Sanık İ. Y. hakkında Çevreyi Kasten Kirletmek suçundan TCK'nın 181/1.maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığa isnat olunan suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığından CMK'nın 223/2.e maddesi uyarınca BERAATİNE "
2-) Sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 1.980 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanığa verilmesine,
3-)Yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına"
şeklinde düzeltilmesi suretiyle; HÜKMÜN CMK 280/1-a MADDESİ UYARINCA DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dair; CMK'nun 286/1.maddesi uyarınca tebliğden tarihinden itibaren 15 gün içinde Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle, ceza evinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe göndererek temyiz yoluna başvurabileceği, temyiz etmemesi halinde kararın kesinleşeceği ihtarı ile Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere TEMYİZ yolu açık olmak üzere 06.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)