(5271 S. K. m. 135, 138, 230, 280, 234, 289) (5237 S. K. m. 38)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvuran sanık İ. K. müdafii istinaf talepli dilekçesinde; mahkemenin kararının dinleme, tape kayıtlarına dayandırıldığını, yasal olarak kabul edilmesine ve hükme dayanak yapılmasına rağmen söz konusu dinleme kayıtlarının yasal olmadığını, zira suç tarihi itibariyle yağma suçunun CMK 135 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmadığından ve müvekkili sanık hakkında verilmiş bir dinleme kararı olmadığı için tesadüfen elde edilmiş delil olarak kabul edilebilecek iletişimin tespiti tutanaklarının CMK 138/2 maddesinin açık hükmü karşısında, yasal delil olarak kabulünün mümkün olmadığını, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/135 Esas sayılı dosyasıyla kamu davası açılan olayın soruşturması aşamasında sanık S. S.hakkında başka suçlar nedeniyle iletişimin tespiti tedbiri uygulanması sırasında bu kişinin müvekkili İ. K. ve Sezai isminde başka bir arkadaşı ile yaptığı, aslında doğrudan bu yağma olayının varlığına kanıt sayılamayacak bir takım görüşmelerinin tespit edilip bu evrak tefrik edilerek yine Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/7420 Soruşturma nosuna kaydı yapılarak sanıklar hakkında üzerlerine atılı yağma suçunun CMK 135 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmadığı gerekçesiyle 2009/4678 Karar nolu takipsizlik kararının verildiğini, bu iletişimin tespiti tutanaklarının Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesince delil kabul edilip, hükme dayanak yapılmış olmasının aynı delilin ceza yargılamasında da kullanılabileceği anlamına gelmediğini, hukuk hakimi kararlarının ceza hakimini de bağlayacağına ilişkin CMK'da bir düzenleme olmadığı gibi ceza ve hukuk yargılamasının farklı usullere tabi olduğunu, hukuk düzeni esaslarına uygun olarak delil elde edilmesi ve değerlendirilmesi işlemine getirilen sınırlamaların delil yasakları olarak nitelendirildiğini, bir bulgu ve delilin hukuka aykırı elde edilmiş olması halinde artık onun tek başına veya başka delillerle desteklenmek suretiyle yargılamada kullanılabilmesi veya böyle bir bulgu veya delilin tüm dosya kapsamı ile uyumlu olmasından bahisle tamamlayıcı delil olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, resen tespit edilecek hususlar da dikkate alınmak suretiyle kararın müvekkili lehine ortadan kaldırılmasını, TCK'nın ilgili maddelerinin tatbiki suretiyle beraatine karar verilmesini talep ettiğini bildirmiş, sanık S. S.müdafii ise; yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın hukuka aykırı olduğunu, suçun yasal unsurlarının oluşmadığını, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösterir, her türlü şüpheden uzak delilin dosya içerisinde bulunmadığını, katılanın aşamalardaki beyanlarının çelişkili olduğunu, bunun da olayın kurgulandığını gösterdiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraate karar verilmesi gerekirken aksi yönde karar verildiğini, alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin de hukuka aykırılık teşkil ettiğini, bildirilen ve resen tespit edilecek diğer nedenlere dayalı olarak kararın kaldırılarak yeniden karar verilmesini talep ettiklerini bildirdiği görülmüş olmakla;
Başvuruların ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurularının reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Suç tarihinin 15/10/2005 olmasına rağmen karar başlığında 23/11/2005 olarak gösterildiği anlaşılmış ise de, bu hususun mahkemesince düzeltilmesinin mümkün bulunduğu,
Katılanın olay tarihi ve bir kısım ayrıntılarla ilgili aşamalarda çelişkili ifadeleri bulunmakla birlikte nedenlerinin aşamalarda katılan vekili tarafından izah edilmeye çalışıldığı, bu kapsamda olay gününe dair katılan tarafından somut olgulardan söz edilerek özel hastane odasında birden fazla kişi tarafından içlerinden birinin kendisine bıçak tehdidiyle senet imzalattıklarını öne sürdüğü, ifadelerinin tutarlılığı bakımından öncelikle bahsettiği somut olguların gerçekliğinin araştırılması gerektiği halde bu yönde herhangi bir araştırmaya girişilmediği, katılanın sanık S.'un yanında bulunduğu sırada her iki sanık arasında telefon görüşmesi olduğundan söz ettiği, sanık S. S.'in kullandığı bildirilen … .., … .. nolu hatlarla sanık İ. K. tarafından kullanılan … .. nolu hatlar arasında, katılanın belirttiği şekilde, olay tarihinde görüşmeler olup olmadığı, hangi baz istasyonlarından sinyal alındığını gösterir kayıtların Bilgi Teknolojileri Kurumundan istenerek tetkiki gerektiği,
Senedin imzalanması sırasında hastanede olmadığı belirtilen, katılan tarafından dahi bu yönde bir iddia ortaya atılmayan sanık İ. K.'ın eyleminin TCK 38 maddesi kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediğinin kararda değerlendirilmediği,
Kovuşturma sürecinde sadece olayın geçtiği yerde yatarak tedavi gördüğü anlaşılan sanık İ. K.'ın oğlu tanık T.'ın beyanına başvurulduğu, sanık İ. K.'ın olay tarihi öncesinde katılan ile dargın olmadıklarını, katılanın kendisinden borç para istediğini beyan ettiği, katılan aksi yönde beyanda bulunmasına rağmen savunma kapsamında sanık İ. K. tarafından 31/01/2006 tarihli Cumhuriyet Savcılığınca alınan ifadesi sırasında bildirilen O. Ö.'ün tanık olarak beyanına başvurulmadığı, yine soruşturma aşamasında sanığın beyanlarını destekler mahiyette ifade veren tanık H. Ö.'un beyanının alınmadığının anlaşıldığı,
Dosyada bulunan hukuk mahkemesindeki davaya etkili görünen ve istinafa konu yargılamada da delil olarak kabul edilen şüpheli İ. K. hakkında elde edilen bilgi ve deliller kapsamında iletişim kayıtlarının değerlendirilmesi niteliğindeki tutanak dışında görüşmelerin tam olarak çözümünü içeren tape kayıtlarına ulaşılmaya çalışıldığı, ancak sonuçsuz kaldığı, bu kapsamda tape içeriklerinin dosyada bulunup değerlendirilmesi gerekirken İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/2370 Soruşturma sayılı dosyasıyla ilgili olarak iletişim tespiti kararlarının hangi şüpheliler hakkında, hangi kararla alındığının dosya kapsamından anlaşılamadığı,
Sanıkların savunmalarının alınması sırasında soruşturma aşamasındaki beyanlarına atıf yaptıkları, bunun dışında ayrıntılı olarak herhangi bir hususun sorulmadığı, sanık S. S.'in katılan tarafından isminin ilk kez hangi tarihte öğrenildiği konusunda netlik bulunmadığı, katılanın 27/08/2012 tarihli ifadesinden önce sanık S. S.'in 07/05/2013 tarihli sunduğu dilekçede 2009 yılında görüşmeleri olduğundan söz ettiği dikkate alındığında bu şekilde bir görüşmelerinin olup olmadığının sorulup araştırılmadığı,
Telekominikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi sırasında yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki "Tesadüfen elde edilen deliller" CMK 135/8 maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Suç tarihine göre Ceza Muhakemesi Kanunu'nun telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Yağma suçu bakımından 21/02/2014 tarihli 6526 Sayılı Yasa Değişikliği öncesi CMK 135 maddesi kapsamında iletişimin tespiti ve dinlenmesi ve kayda alınması mümkün bulunmadığı, CMK 138/2 maddesi uyarınca tesadüfen elde edilen delil olarak kabulü ve hükme dayanak teşkil edip edemeyeceği yönlerinin hukuksal değerlendirmesinin kararda işlenmediği, katılanın soyut beyanları dışında, beyanı destekler nitelikteki hükme dayanak gösterilen iletişimin tespiti kayıtlarının ve tesadüfen elde edilen delil niteliğinin tartışılması, hükme dayanak teşkil edip edemeyeceğinin açıklanması gerekirken yasal ve yeterli gerekçenin ortaya konulmadığı,
Hükmün CMK'nın 230 uncu maddesi gereğince belirtilen hususlara ilişkin yasal ve yeterli gerekçeyi içermemesi ve eksik soruşturma ve kovuşturma yapılması,
Hukuka aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanıklar müdafilerinin istinaf nedenleri yerinde görüldüğünden, CMK'nın 289/1-g, 280/1-b maddeleri uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
CMK 284/1 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 20.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)